Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 06 Mayıs 2015 - 19:49
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 15:07
Maslenitsa ve Nevruz Bayramları Arasındaki ilişki

Maslenitsa ve Nevruz Bayramları Arasındaki ilişki

Yüzyıllardır birbirlerine yakın coğrafyalarda içiçe yaşamakta olan Ruslar ve Türkler, tarihin her döneminde sosyal, siyasal, kültürel, ticari, askerî ve insanî ilişki içinde bulunmuşlardır. Bu iki millete mensup halklar arasında kimi zaman dostluk, kardeşlik, barış ve dayanışma; kimi zaman da kin, nefret, savaş ve düşmanlık egemen olmuştur. Ancak bütün bunlara rağmen Asyalı bu iki millet arasındaki irtibat hiçbir zaman kesilmemiştir. Ruslar’la Türkler (Türk boyları) arasındaki ilişki, Napolyon’a: “Hangi Rus’un birkaç göbek altını kazırsanız Tatar (Türk) çıkar” sözünü söyletecek kadar ciddî boyuttadır .

Dünya üzerinde yaşayan ve birbirleriyle sürekli temas durumunda olan toplumların medeniyetleri bakımından birbirlerini etkilemeleri, birbirlerinden şu veya bu biçimde ödünçleme yapmaları tabiidir. Bu tür etkileşimleri, ilerleme yolunda edinilen kazanımlar gibi görmek gerekir. Dünya medeniyeti, bu tür etkileşimler içinde kendini yenilemiştir. Toplumlar, bu ödünçlemeleri yaparken onları yeni yaratıcılıkları için kullanmışlar ise, ardından yeni terkipler ortaya koymakta gecikmemişlerdir.

Benzer doğa koşullarının, mevsimlerin, mevsim değişikliklerinin birbirleriyle sıkı ilişki içinde yaşayan insanlarda (geniş anlamda milletlerde) benzer algı, tepki ve davranışların oluşmasına neden olması kadar da doğal bir şey yoktur. Ruslar ve diğer Slavyen Halklar tarafından kutlanan Maslenitsa bayramı ile Türkler ve diğer Asyalı milletler (Çinliler, Japonlar, Koreliler, Farslar...) tarafından da kutlanan Nevruz (Yangı Kün / Yeni Gün, Ulusun Ulu Günü. Cılgayak) bayramları hiç kuşkusuz ki, birbirlerine yakın coğrafyalarda ve aynı doğa koşullarında yaşayan insanların benzer algı, tepki ve davranışlarının ürünüdür. Bu bayramları kutlayanların birbirlerinden etkilenmemeleri, birbirlerinden bir şeyler almamaları da mümkün değildir. Nitekim:

  1. Tarihleri ve kutlanış biçimleri arasında farklılıklar bulunmuş olsa da Maslenitsa ve Nevruz bayramlarının her ikisi de “ilkbaharın gelişi” ve “kışın uğurlanışı” ile ilgilidir. Mevsim değişikliklerinin toprak, hava, su, hayvan ve insan üzerinde derin etkisi olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanları fizyolojik, psikolojik ve kültürel açıdan en fazla etkileyen mevsim ilkbahardır. Zira ilkbahar, üremenin, yeşermenin, çoğalmanın başlangıcı; canlılığın, enerjinin artmasıdır. Hatta bu mevsim doğum ile özdeşleştirilir. Tıpkı yeni doğan varlığın sevinci gibi, baharın gelişi de insanlarda coşku yaratır. Bu coşku insanın beden dilini de harekete geçirir ve çeşitli oyunlara vesile olur. Bahar oyunları aynı zamanda ölümü temsil eden kışın kovulmasından duyulan mutluluğu da anlatır. İnsanlar her çağda tabiattaki bu değişimi, bir ölüm kalım meselesi gibi algılamıştır. Bu algılama biçimi insanı tavır almaya yöneltmiş ; insanoğlu bir takım eylemleriyle tabiat olaylarını çabuklaştırıp geciktirebileceğine inanmıştır. Yağmur yağdırmak, güneşi çıkarmak, hayvanları çoğaltmak, toprak ürünlerini artırmak için insanlık, çeşitli ve coşkulu törenler, oyunlar düzenlemiştir. Bu oyunların uğuruyla yeni yıla bolluk ve bereket geleceğine de inanılmıştır

  2. Özel bir merasim veya benzer davranış kalıbı ile açılan / başlayan bayramlar aynı şekilde kapanışı / bitişi belirleyen bir işaret işlevindeki merasim veya davranış kalıbına kadar sürer bitişi yahut kapanışı belirleyen işaretten sonra toplumsal yapı normal ve her zamanki düzenine kavuşur. Bu iki belirleyici ile belirlenen süre bayramdır ve bireyler ona göre davranmalıdırlar. Bu bağlamda bayramlar âdeta toplumsal düzenin gözden geçirilip kendini yenilediği toplumsal yapının aksayan yönlerinin tamir edilip yeniden düzenlendiği toplumsal yenileni günleridir. Türkler, Ruslar ve diğer Slavyen halkların “toplumsal yenileniş günleri”nden Maslenitsa ve Nevruz bayramları çerçevesinde yapılan faaliyetlerin (küçük ayrıntılar bir tarafa bırakılırsa) büyük bölümü ortaktır. Her iki bayramda da kutlamalar “güne ”, “ilkbahar”, “sıcak”, “toprak”, “ateş ”, “su”, ağaç”, “hava”, “ocak”, “çiçek”, “dağ ”, “yağ”, “ekmek”, “yemek”, “birlik”, “bütünlük”, “bolluk”, “bereket”, “sağlık”, “mutluluk”,“huzur”, “barış ”, “kardeşlik”, “büyük”, “küçük”, “ata”, “ruh”, “mezar”, “sevgi”, “saygı”, “süreklilik”... “dayanışma”, “dans”, “oyun”, “eğlence”, “ şükür”, “dua”... kavram işaretlerinin kavram alanları çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Anılan kavramların önemli bir kısmı (ateş , su, ağaç, dağ , ocak, ata...) Türkler tarafından kutsal sayılan kavramlarla (kültlerle) ilgilidir.

  3. Maslenitsa bayramına adını veren “yağ”, tarihin her döneminde Türkler ve Türkler’le komşu olan diğer Asyalı milletler (Moğollar, Mançular, Koreliler...) tarafından insan yaşamının vazgeçilmez ögelerinden “hava”, “su”, “ateş ” ve “toprak” gibi kutsal sayılmıştır. Kutsal sayılan ve bolluğun bereketin sembolü olarak kabul edilen “yağ”ı insanlar kendi yüzlerine ve vücutlarına sürdükleri gibi, değer verdikleri, saygı duydukları objelerin (anıtlar, yazıtlar, mezar taşları, ağaçlar, ibadet yerleri, heykeller...) üzerlerine de sürmekte; “oboolar”a, ziyaretgâhlara, yanan ateşe... saçı olarak saçmaktadırlar Ateşe saçılan, şamanlar tarafından kullanılan objeler (tözler ve dinî içerikli törenlerde kullanılan araç gereç) üzerine sürülen “yağ” bazı araştırmacılar tarafından ‘kansız kurban” olarak da nitelendirilmektedir. Yeni yılın (Nevruz’un) ilk elde edilen (yayıkta yayılan) yağından evlerin, ahırların kapılarına sürülür; bu ya kutsal sayıldığından evlerin, ahırların kapılarına asılan hayvanların (dağ keçisi, geyik, koç, yak...) boynuzları da aynı yağla yağlanır. İslamiyet’ten önce Türkler, çocukları ya da torunları ilk avlarını vurdukları zaman ceylan ya da çeşn denilen ziyafetler düzenlerdi. Daha geç devirlerde bu törenlere Türkçe’de yağlama; Moğolca’da ise, (Türkçe’den geçme) yaghlamishi adı verilmiştir. Reşideddin’in Camiyyü’t-tevarihi’nde de bu törenler / ölenler hakkında bilgi bulunmaktadır.

Kazak Türkleri arasında bugün bile yaşayan ve üremenin, bolluğun bereketin, mutluluğun sembolü olarak kabul edilen ”Umay Apa / Umay Ene / Umay Ana” inancı vardır. Bu inanışa göre “güne ”, her şeyin kaynağıdır ve onun birçok adı vardır; “ot / ateş ” ve “may / yağ” da onun en önemli özelliklerini yansıtan adlarındandır. Bu sebeple eve yeni gelen gelin içeri girmeden önce güneşe doğru dönerek “ Ot Ene, May Ene Jarılka (Ate Ana, Ya Ana (sen bizleri) bağışla / (bizlere) lütfet” derler. Ya , Kırgız Türkleri arasında da bolluğun, bereketin, zenginliğin ve aydınlık geleceğin sembolü olarak görülmekte ve yeni doğan çocuğun ağzına ya sürülmektedir. Ağzına yağ sürülen çocuğun büyüyüp delikanlılık çağına geldiğinde annesine babasına karşı saygılı ve merhametli olacağına; rızkının hiçbir zaman kesilmeyeceğine; uzun, sağlıklı ve mutlu ömür süreceğine inanılır. Bu sebeple de yeni doğan her çocuğun ağzına yağ sürülür. “Oozandıruu” diye adlandırılan bu işlem sırasında gün görmüş anneler / nineler tarafından “Ömür yolun yağlı, sütlü olsun; mallı canlı ol...” eklinde dualar edilir.

  1. Nevruz’un Türkler’in büyük bölümünün mensup olduğu İslamiyet’le; Maslenitsa’nın da Ruslar’ın önemli bir kısmının mensubu bulunduğu Hristiyanlık’la hiçbir ilgisi yoktur. Bu sebeple de her iki dinin ileri gelenleri (rahipler, imamlar, din bilginleri) söz konusu bayramları “pagan dönemi ürünü” olarak nitelendirmekte ve kutlamaya katılanları da ciddî biçimde eleşirmektedirler. Bütün bunlara rağmen halk da gün geçtikçe bu bayramlara daha fazla önem vermekte ve dinî nitelik kazandırma gayreti içinde görülmektedir.

Maslenitsa ve Nevruz Bayramları Arasındaki ilişki

Semra ALYILMAZ

Dr., Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+2
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.