Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 06 Ağustos 2018 - 18:40
Son Düzenlenme Tarihi 06 Ağustos 2018 - 18:40
KÜÇÜK LEVENT

KÜÇÜK LEVENT

Oruç Reis gemisinde bir küçük levent

Topunun başında kafire ateş yollar

Reisi vurulur da durur mu Mehmet?

Kalkan olmuş sırtına yığılsın oklar

Onaltıncı yüzyılın ilk yarısında, Tunus'un limanı olan Halkulvaad, Barbaros Kardeşler'in karargahıydı. Bu yaman deniz kurtlarının en büyükleri Oruç Reis’in konağına bir gün yaşlı bir kadın geldi. Yanında zayıf bir erkek çocuk vardı. Kadıncağız Oruç Reis’i görmek istiyordu. Onu, Reis’in odasına aldılar. İhtiyar kadın:

-Bu çocuk, geçen yıl şehit düşen bir levendinin oğludur, dedi. Babası her köye gelişinde "Bir daha dönmezsem, oğlumu reisime götürün, onun elinde, emrinde yetişsin, bu dediğimi yapmazsanız, hakkımı helâl ETMEM" derdi. Çoçuk artık büyüdü, ben de aldım sana getirdim. Mehmet’i yanına alırsan, oğlumun ruhu rahat eder...

Oruç Reis, küçük Mehmet’e baktı... Kumral saçlı, elâ gözlü, güzel bir çocuktu. Yüzünün ifadesinden, bakışlarından zeki, cin gibi bir oğlan olduğu belliydi. Yaşlı kadının yalvaran bakışları Reis’in yüzünde dolaşıyordu. Oruç Reis:

-Peki, dedi, çocuğu bize bırak, konağımda bakılır, gelişir, büyüdüğü zaman kalyonlarımdan birinde görevlenir...

O ana kadar, neşesiz ve kıpırdamadan duran Küçük Mehmet, bu sözleri duyunca birden hırçınlaştı.

-Niçin büyüdüğüm zamanmış diye bağırdı.

Çocuğun ninesi ne yapacağını şaşırmış, korkmuştu. Mehmet, Oruç Reis’in gözlerinin içine baka baka konuştu.

-Ben şimdiden kalyonlarda çalışmak istiyorum, bana verilen her işi yaparım. Kalyonda savaşmasını öğrenip babam gibi bir levent olacağım. Beni hemen gemiye almazsanız, burada kalmam, köyüme dönerim... Ben 8 yaşında koskoca bir erkeğim...

Oruç Reis, küçük oğlanın isyanına hayran olmuştu. Hırsından kıpkırmızı kesilen Mehmet sustuğu zaman, uzun uzun güldü:

-Sen yaman bir yavru kurtsun, dedi. Pekâlâ seni kendi kalyonuma alacağım.

Küçük Mehmet, sevinçle ninesinin boynuna. sarıldı, sonra bütün gücüyle ıbağırdı.

-Yaşasın, Oruç Reis’in levendi olacağım.

Aradan 3 yıl geçti. Mehmet, Oruç Reis’in kalyonunda hayatının en mutlu günlerini geçiriyordu. On bir yaşına basmıştı. Deniz havası, bol gıda vücudunu geliştirmişti. Onu gören onbeş, onaltı yaşmda sanırdı. Çok kuvvetli fakat bir yavru sincap gibi hareketliydi. En büyük zevki yelken direklerinin tepesine tırmanıp saatlerce denizi seyretmekti. Kalyondaki görevi, savaş toplarının ve yelkenlerinin bakımıydı. Oruç Reis, daha, göğüs göğüse savaşa katılmasına izin vermiyordu.

1524 yılında Becaye Sultanı Abdurrahman Oruç Reis'e başvurdu. İspanyollar Becaye’yi zaptetmişler, sultan da birkaç bin Berberi ile beraber dağlara kaçmıştı. Becaye'yi tekrar ele geçirmek için Oruç Reis’ten yardım istiyordu. Bu yardıma karşılık Becaye’de üs ve büyük bir servet verecekti. Barbaros Kardeşlerin servete ihtiyacı yoktu. Fakat İspanyaya yapılacak seferler de Becaye çok elverişli bir üs olacaktı.

Oruç Reis, Sultan Abdurrahman’ın. yardım etmeye karar verdi.

1524 yılının 20 Ağustos günü, 4 kalyonla denize açıldılar. Bunların birincisine Oruç, diğerlerine Hızır, Süleyman ve Salih Reis’ler kumanda ediyordu. Oruç Reis, fazla bir kuvvet donatmaya lüzum görmemişti.

Mehmet sevinç içindeydi. Oruç Reis bu sefer de topçu başıya yardım etmesi için izin vermişti.

Halkulvaad’dan ayrıldıklarının dördüncü günü akşamı irili ufaklı onbir parçalık İspanyol filosuna rastladılar. Bunlardan ikisini batırdılar, ikisini ağır yaraladılar, diğerleri de karanlıktan faydalanıp kaçtılar.

Bu kısa, fakat başarılı deniz savaşından sonra Oruç Reis, küçük Mehmet’i çağırttı. Üç yıl evvel konağına 8 yaşında cılız bir çocuk olarak gelen Mehmed’in şimdi iri yapılı bir vücuda sahip oluşu, Reis’in hoşuna gidiyordu. Mehmet, zekâsı, çalışkanlığı, cesareti ile de Oruç Reis’in sevgisini kazanmıştı. Reis:

-Bu akşam seni topçu başının yanında çalışırken gördüm, dedi. Eline çabuk ve dikkatlisin. Bundan sonra, Sancak tarafındaki küçük toplardan birini levent Adem ile beraber sen kullanacaksm.

Mehmet’e bundan güzel bir armağan olamazdı. Oruç Reis’in ellerine sarıldı öptü, sevincinden konuşamıyordu. gözleri dolu dolu güvertede koşarak uzaklaştı.

2 gün sonra Becaye limanına girdikleri zaman Sultan Abdurrahman 3 bin Berberi ile onları bekliyordu. Ertesi günü gemilerden çıkardıkları topları çeşitli yerlere yerleştirdiler ve kaleyi düğmeye başladıları Mehmet de topçu leventlerden Adem usta ile beraber toplardan birinin başındaydı. Bu onun ilk kara savaşıydı. Küçük ruhu heyecandan kanatlanmış gibiydi. Sevincinden içi içine sığmıyordu. Adem ustaya öyle çabuk gülle yetiştiriyordu ki, onların topu öteki toplardan daha. sık ateş ediyordu.

Akşama kadar Becaye kalesini döğdüler. Fakat kalenin duvarları çok kalın olduğu için gedik açılmadı. Berberîler, gedik açılmadıkça kaleye hücum etmek istemiyorlardı,

Kıışatmanın 7nci günü, Mehmet, Adem ustaya yalvarmaya başladı:

-N’olur Adem Usta, topumuzu şu ilerdeki hendeğe götürelim.

Adem Usta düşünceliydi:

-Düşmanın ateş hattı içinde orası dedi, topa bir şey olursa Oruç Reis’e ne deriz?

Mehmet hiç düşünmeden cevap verdi:

-Ben topun önünde durur, siper olurum...

Yaşlı levendin gözleri doldu:

-Bu söze ne denir, dedi, haydi topu çekelim, önüne taşlarla siper yaparız.

Adem Usta ile Mehmet toplarını küçük tepeden aşırıp, hendeğe ulaştırdılar. Hendek zannettiklerinden de derin olduğu için topu çok iyi koruyordu. Ateşe başladıklarından biraz sonra da gülleleri Becaye kalesi duvarında ilk gediği açtı. Bunu gören Oruç Reis, hücum emrini verdi. Oruç Reis Berberî kuvvetlerini üçe ayırmıştı. Birinin başında, kendisi, öteki gurupların başında da kardeşi Hızır ile Salih Reis vardı. Birinci gurup ağır kayıba uğrarsa ikinci ve üçüncü guruplar hücuma geçecekti. Süleyman Reis gemilerin başındaydı.

Oruç Reis birinci gurubun başında surlara elli metreye kadar yaklaşmıştı, fakat kaleden şiddetli ateş başlayınca. Berberiler yere yatarak hiicumdan vazgeçtiler. Oruc Reis’in bütün ısrarları boşa gitti. Bu durumu gören ikinci ve üçüncü gurup Berberîleri de yerlerinden kıpırdamadılar. Sultan Abdurrahmanın askerleri birkaç kere İspanyollarla çarpışıp yenildikleri için korkuyorlardı.

Olanlar Oruç Reis’in çok canım sıkmıştı, o akşam gemisinde bir toplantı yaptı. Sultan Abdurrahman, özür diliyor, tekrar askerlerini yönetmesi için Oruç Reis’e rica ediyordu. Oruç Reis, razı olmadı!

  • Ben yarın şafakla beraber hücuma, geçeceğim, dedi, elli levent bana yeter, bir tek Berberi istemem...

Sultan şaşırmıştı. Elli levent ile bu iyi korunan kaleye hücum etmek çok tehlikeli bir işti. Bir avuç insan, ateş altındaki küçük gedikten nasıl geçeceklerdi. Oruç Reis ise kararında diretiyordu. Sultan gittikten sonra, Hızır Reis (Barbaros Hayrettin) , ağabeyisinin bu müthiş kararını önlemek için çok uğraştı.

-Ağam, yarınki, cenkten vazgeç, dedi, kuşatmayı uzatır kâfiri yıpratırız, bir kuru hisar için kendini de, Ieventlerini de ateşe atma.

Oruç Reis:

-Kararımdan dönmem, boşuna nefesini tüketme, elli bir değil, elli leventle saldıracağım kaleye...

diye cevap verdi.

Ertesi sabah Oruç Reis’in levéntleri erkenden sahile çıktılar, Hızır Reis de sahile çıktı, ağabeyisini geride bekliyecekti. Cengin çok şiddetli, çok kanlı olacağını biliyorlardı, ama hepsinin yüzü gülüyordu. Adem usta, ile küçük Mehmet toplarının başındaydılar. Leventler kaleye hücum ederken toplarda aşırtma, usulüyle ateş edip kalenin içini temizlemeye çalışacaklardı.

Güneşin ilk ışıklarıyla, beraber Türklerin hücumu başladı. Kaleye altmış adım yaklaştıkları vakit İspanyollar şiddetli ateşe başladılar. 0ruç Reis leventlerinin önünde ilerliyordu. Bir ara Adem ustanın ateş hattına girdiler. Adem usta topu susturmak zorunda kaldı. Oruç Reis ile leventleri şimdi tam önlerindeydi. Mehmet topun yanına çömelmiş heyecanla, onların ilerleyişini seyrediyordu. Adem Usta da heyecanlanmıştı, kendi kendine söyleniyordu.

-Ah bir gediğe varabilseler, bizimkilerin kılıç kıhca vuruşuna İspanyollar dayanamaz.

Ateş o kadar şiddetlenmişti ki, leventler bir ara durakladılar. Oruç Reis durmamıştı. Bir deli arslan gibi kükredi, müthiş bir savaş narası atıp ileri fırladı. Leventler de birden coşup hücuma geçtiler. Gediğe iyice yaklaşmışlardı.

Birden Oruç Reis'in sallandığını gördüler. Deniz kurdu, sağ kolunu tutmaya çalışıyordu. Birkaç adım attı, dizinin üstüne çöktü, tekrar kalktı yürümeye çalıştı. Biraz ilerde yere yığıldı, yandaki küçük bir çukura kaydı.

Mehmet gözlerinin karardığını hissetti. Oruç Reis vurulmuştu, sanki o anda hiç bir şey duymuyor, hissetimiyordu. Reis’i vuranı arar gibi bir an gözleri kaleye takıldı. İspanyollar kale korunmasında ateşli silâhların yanında okçu birlikler de kullanıyorlardı. Kale bedenlerindeki okçuların kumandanı Oruç Reis’in düştüğünü görmüştü. Askerlerine, Oruç Reis’in içinde doğrulmaya çalıştığı çukuru gösteriyordu. Yaylar gerildi, Oruç Reis nişanlandı. Mehmet bulanık gözlerle bunları görmüştü. Birden feryat ederek yerinden fırladı:

-Hayır... Hayır, Reis’i oklayamazlar....

Aradaki uzaklığı 2-3 adımda aşan Mehmet, Oruç Reis’in bulunduğu çukura atıldı. Çukuru vücuduyla kapamak ister gibi uzandı. Aynı anda çelik uçlu oklar başına, sırtına, kollarına, bacaklarına. saplandı. Sırtındaki beyaz mintan, kızarmaya başladı...

Adem Usta ateşe başlamıştı. Reislerînin vurulduğunu gören leventler ateş hattından çekiliyorlardı. Tam o sırada Hızır Reis leventleriyle beraber cenk yerine yetişti. Kiiçük Mehmet’in, oklar saplı vücudunu kaldırdılar, Oruç Reis’i çukurdan çıkardılar.

Oruç Reis güçlükle ayakta duruyordu, kan içindeki kolu omuzundan sallanıyordu. Leventlerin birinin kucağında yatan Mehmet’e yaklaştı. Küçük Mehmet son dakikalarını yaşıyordu. Reis onun kanlı küçük başını çelik adeleli göğsüne bastırdı. O büyük deniz kurdunun dudakları titriyordu. Mehmet gözlerini açtı. Oruç Reis’e baktı, bakışları sevinç doldu. Sonra vücudu kuş gibi titredi ve küçük Mehmet son nefesini verdi. Oruç Reis hüzün dolu bir sesle:

-Gemime götürün onu dedi.

Hızır Reis leventleri toparlayıp ateş hattından çıkarmıştı, Oruç Reis’i de zorla alıp geri döndüler. Topları da geri çekip, gemilere aldılar.

3 saat sonra Hızır, Salih ve Süleyman Reisler Oruç Reis'in gemisinin güvertesinde toplanmışlardı. Oruç Reis hâlâ kan kaybediyordu.

Reisler konuşmaktan çekiniyorlardı. Geminin Hintli hekimi Reis’in yarasına bakmak için bekliyordu. Oruç Reis:

-Mehmet nerede?

diye sordu. Küçük şehidin oklar saplı vücudunu, sedye ile getirdiler, leventler göz yaşlarını güçlükle tutuyorlardı. Reis:

-Kamaradaki sandıkta bir sancak var, tez getirin, dedi.

Biraz sonra yeni yapılan bir kalyon için hazırlanan atlas sancak getirildi. Oruç Reis, sancağı aldı, Mehmet’in üstüne örttü. sonra ağır ağır konuştu.

-Sancağın içine sarın onu, Levent Mehmet’i denize gömeceğiz.

Adem Usta ilerledi, iki leventle beraber Mehmet'i sancağa sardılar. Oruç Reis cerraha döndü:

-Sar şu yarayı da yola çıkalım.

O akşam Oruç Reis’in 4 kalyonu Becaye kıyılarından ayrıldı, Oruç Reis, derin bir üzüntü içindeydi. Kamarasına kapanmıştı. Hızır, Salih ve Süleyman Reis’ler de onu yalnız bırakmamak için gemilerine dönmemişlerdi.

Bir ara gemi hekimi Hızır Reis’in yanına yaklaştı. Oruç Reis’in kolu çok tehlikeli dedi, kesilip yerı dağlanmazsa kanı zehirlenecek. Hızır Reis şaşırdı, kalbi acıyla doldu;

-Bunu ağama nasıl deriz, dedi,

-Ama hayatı tehlikede.

O sırada arkalarında hafif bir gürültü oldu. Oruç Reis, heybetli vücuduyla dimdik duruyordu. kolunun kanlı sargılarını çözmüştü.

-Konuştuklarımzı duydum dedi, bu geri dönüşü öcünü almadan ölmiyeceğim.

Oruç, tek kolla da kâfirin hakkından gelmenini bilir, Gel hekimim kes şunu.

Hintli hekim, şaşırmıştı. Hayatında bu kadar cesur bir adam görmemişti. Yaman Reis'e yaklaştı, vücuduna birkaç sinir parçası ile bağlı kolu tuttu, ama kesmeye cesaret edemedi. Oruç Reis gürledi:

-Ne duruyorsun kes dedik ya...

Hekim yardımcısının uzattığı neşteri aldı, sinirleri birer birer kesti. kol yere düştü. Oruç Reis hiç ses çıkarmamıştı. Yalnız alnında iri ter damlaları boncuklanmıştı. Yarası temizlenip, bağlandıktan sonra etrafındakilere döndü:

-Engin denize vardık, dedi Levent Mehmet’i istirahate kavuşturalım...

Yiğit çocuğun sancağa sarılı vücudu getirildi. Topçu levent Adem Usta, topunun başına geçmişti. Öteki topçu leventler de topların başında hazırlıklarını yaptılar. Oruç Reis tek eliyle güverte korkuluğuna dayanan sedyenin kolunu tuttu. Hızır Reis de koşup öteki kolu yakaladı. Sedye havalandı ve şehit Mehmet denize doğru kaydı, dalgaların arasına gömüldü, o anda geminin topları gürleyerek Levent Mehmet’i selâmladı.

Oruç Reis’in gözlerinden süzülen iki damla yaş gür sakalına yuvarlandı. Fakat bunu Hızır Reis’ten başka gören olmadı.

Kalyonlar ağır ağır yollarına devam ettiler. Tek kollu deniz kurdu, yıllarca yaşadı. Becayenin öcünü İspanyol’lardan kat kat aldı. Sancağını yiğit kardeşleriyle beraber Akdenizde şerefle dolaştırdı.

Ve... Ne zaman, hayatını kurtaran küçük Mehmet'i dalgalara verdikleri yerde geçse gözleri doldu. O kahraman Türk çocuğunu sevgi ve hasretle hatırladı.

ŞENER NURAN, TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, MİLLİYET KÜLTÜR KLÜBÜ, 1966, S. 67-75

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+2
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.