Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 03 Şubat 2016 - 17:04
Son Düzenlenme Tarihi 03 Şubat 2016 - 17:04
KAZAKLARIN İSTİKLAL MÜCADELESİ – 5

KAZAKLARIN İSTİKLAL MÜCADELESİ – 5

Kazakistan’da İslâm’ı Tesirsiz Hâle Getirme Faaliyetleri

Ruslar şuurlu ve plânlı olarak Türkler arasında birliği sağlayan en önemli unsur olan İslâm’ı tesirsiz hâle getirmek için büyük gayret sarf ederler. İlminski’nin projesi ile Çarlık döneminde başlatılan Türkleri dilinden ve dininden uzaklaştırma çalışmalarına Sovyetler Birliği döneminde hız verilir. Bolşevik ihtilâli ile birlikte Türklerin İslâm âlemi ile ilişkisi kesilir. Mescit ve medreselerin tamamına yakını kapatılır. Türklerin Müslüman olmadığı, onların Şamanî oldukları fikri yayılmaya çalışılır. 1923 yılından itibaren Sovyetler Birliği bünyesindeki Türklerin İslâm âlemi ile arasına “demir perde” çekilir. 1929 yılında Arap alfabesinin kaldırılması ve bu alfabe ile yazılan eserlerin bulundurulması da yasaklanınca İslâmî eserlerle de irtibat kesilir. 1928 yılından itibaren camiler ve Kur’an Kursları kapatılır, Müslüman din adamları “asalak”, “sabotajcı” ve Alman veya Japon “casusu” olarak tutuklanır veya sürgüne gönderilir. Çarlık döneminde ülkede 26.379 cami ve 24.321 dinî kuruluş varken 1942 yılına gelindiğinde ibadete açık 1.342 cami kalır. Ülke genelinde açılan yüzlerce “Allahsızlık Birliği” örgütleri ateizmi din olarak ihdas etmeye çalışır. 1990 yıllarına gelindiğinde ülkenin içine düştüğü kötü durumun sebeplerinden birinin de halkı dinden uzaklaştırmanın olduğu konusu tartışılmaya başlar. Fakat bütün bunlar fayda etmez.

Kazak Aydınlarının Kadın ve Kızlarının Kamplara Toplanıp İşkence Yapılması

Moskova tarafından Kazakistan’ın başına getirilen Goloşekin, Moskova adına Kazakistan’ın üzerinde kızıl balyoz kesilir. 1920 yılında başlattığı Kazak aydınlarını öldürtme ve sürgüne gönderme çalışmalarını 1930’lu yıllarda daha da yaygınlaştırır. 1930’a kadar sadece Kazak aydınlarına uygulanan kamplarda toplama, işkence yapma, sürgüne gönderme işlemleri, ondan sonra kendilerine göre siyasî suçlu sayılan aydınların eşlerine de uygulanmaya başlar. 1930’lu yıllarda Halk Komiserliği tarafından 3 milyon civarında insan siyasî suçlu sayılarak Kolıma, Magadan, Vorkut, Sibirya toplama kamplarına gönderilir. 103 bini yargılanır. Bunlardan 25 bini idam edilir. Geriye kalanların binlercesi Arhangelsk, Vologda, Yaroslav, Kalinin kamplarına gönderilir, ekseriyetinin akıbeti belli olmaz.

Öldürülen ve sürgüne gönderilen siyasî suçluların eşleri de cezalandırılır. Kazakistan’ın çeşitli bölgelerinde özel toplama ve işkence kampları kurulur. Bunlardan biri Akmola’da kurulan ALJİR’dir. Burada komünistlere göre halk düşmanı olan devlet üst düzey görevlilerinin, aydınların eşleri, anneleri, kız kardeşleri, kızları toplanıp işkence edilir. Bütün insanî hakları ellerinden alınan bu kadınlar 3-8 yıl arasında bu kamplarda tutulurlar. Bunlardan bazıları inşaat işlerinde, hayvan bakıcılığında, çobanlık işlerinde çalıştırılır. Bazıları yapılan kötü muamele ve işkenceden delirip ölürler. ALJİR’e 10 binden fazla kadın götürülür.79 Sadece 1938 yılında ALJİR’e 2.103 kadın götürülür. Bunlardan 655’i hamile veya yanlarında küçük çocukları ile gelir. Hamile kadınların tamamı burada doğum yapar.

ALCİR’de 1.507 bebek dünyaya gelir. Çoğu soğuktan ve açlıktan ölür. İki yaşına kadar “çocuk kombinatı”nda tutulan çocuklar daha sonra Osakarov yetimler evine gönderilir. Evlatlarını vermeyen kadınların bebekleri geceleri anneleri uyurken yanlarından alınır. Çocuğu elinden alınan annelerden pek çoğu aklını yitirir. Yüzlerce kadın işkence görür, ağır işlerde çalıştırılır, sakat bırakılır. Yazar-şair Saken Seyfullin’in eşi Gülbahram ölen çocuğu Ayan’ın cesedini üç gün kucaklayıp oturur. Şahmuhanov’un tespitine göre 1939 yılında Karlag Kampında tutuklu bulunan kadın sayısı 17.099’u bulmuştur.

ALJİR zulmünden kurtulmak için kadınlar toplanıp Stalin’in resmini nakışla işleyip Moskova’ya gönderirler. Cevap bile verilmez. Stalin’in ölümüne kadar bu durum devam eder.84 Kazaklar bağımsızlıklarını ilân ettikten sonra 31 Mayıs 2007 tarihinde Nazarbayev’in katılımı ile Akmola vilayetinin Tselinograd nahiyesinin merkezi Akmola ilçesinde ALJİR kurbanları için müze açılır. Bu müzede, işkence gören kadınların resimleri, tarihî belgeler, bu konuda yazılan edebî eserler yer alır.

İkinci Dünya Savaşı’nda Kazak Türklerinden 1.196.164 kişi cepheye gönderilir. 700 bin kişiye de cephe gerisinde görev verilir. Yaklaşık 4 kişiden biri askere alınır. Ne hazindir ki bunlardan tek nefer geri dönemez. Cephede ölmeyenler de Nazi esir kamplarında ölürler. Hatta bir kısmı “Türkistan Lejyonerleri” birliklerinde Ruslara karşı savaştırılır.85 Çok girift bir politika ile, bir nevi bunların yerine, cepheye sürülmeyen Ruslar taşınır. Bu plânı kamufle etmek için cezalandırma ve sürgün adı altında başka halklardan da bir kısım insanlar buraya sürgün edilir. Volga boylarında bulunan Alman Otonom Cumhuriyeti’nde yerleşik Almanlar, savaş sırasında Hitler Almanyası ile işbirliği yaptıkları gerekçesi ile otonom cumhuriyetleri ilga edilerek bunların 408 bin kadarı Kazakistan’a yerleştirilir.86 Yine aynı suçlama ile Lehler, Kalmuklar, Karaçaylar, İnguşlar, Çeçenler, Balkarlar, Kırım Tatarları ve Ahıska Türklerinin birçoğu Kazakistan’a gönderilir. Kazakistan’a sürgün edilen insanların sayısı 900 bini geçer.

1953’te Stalin’in ölümünden sonra yerine geçen Khruşçev’in isteği ile Sovyet Hükümeti, ziraî üretimi artırmak için Sibirya ve Kazakistan’da işlenmemiş topraklardan faydalanmaya karar verir. Kazakistan’ın başında bulunan Kazak Türkü C. Şayahmedov görevden uzaklaştırılarak yerine Rus asıllı Ponomarenko getirilir. Gerekli çalışmalardan sonra 2 milyona yakın Slav asıllı göçmen Kazakistan’ın kuzey bölgelerine yerleştirilir.88 Ayrıca ordudan terhis edilen askerlerden altı bin asker de Kazakistan’a yerleştirilir.

“16 Jeltoksan 1986” Hürriyet ve Bağımsızlık Hareketi

  1. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde üst üste yığılan problemler çekilmez duruma gelir. Bütün yüksek okullarda Rusça’nın öğretim dili yapılması, buna paralel olarak orta öğretimde Kazak Türkçesi ile eğitim-öğretim yapan okulların kapanmaya başlaması, ana dillerinin yok olmayla karşı karşıya kalması, Kazakistan’ın nükleer deneme poligonu hâline getirilmesi ve kimyasal deneylerin yapıldığı bir laboratuara dönüştürülmesi ile ekolojik dengenin bozulması, Aral Gölü’nün kurumaya başlaması, 1949 yılından beri yapılan atom bombası denemeleri sebebiyle ortalama insan yaşının on yıl azalması, çocukların zihinsel ve bedensel özürlü olarak dünyaya gelmeleri, çocuk ölümlerinin artması, yönetim kadrolarına tamamen Rusların tayin edilmesi, Çarlık Rusyasından beri yürütülen planlı çalışmalarla Rus nüfusunun birçok eyalette, bilhassa büyük şehirlerde çoğunluk durumuna getirilmesi, beş eyaletin Rusların ekseriyet teşkil etmesi sebebiyle Rusya’ya katılmaya çalışılması, hatta Kazakistan’ın birlik statüsünün otonom cumhuriyet statüsüne indirilmesinin konuşulmaya başlanması biriken meselelerden bazılarıdır

Kazakistan ve diğer Sovyet cumhuriyetlerinde aydınların, siyasal ve sosyal bilimcilerin defalarca katlama tabi tutulmaları, Sovyetler Birliği’ni Avrupa ülkelerinden hatta Japonlardan geri bırakır. Gorbaçov, halktan sakladıkları bu durumu Perestroika (yenilenme) ve Glasnost (açıklık) politikaları ile halka açmanın doğru olacağını düşünür. Yıllardır susturu lan halk konuşmaya başlar. Ülkenin politik sitemi yeniden yapılandırılarak bütünlük içinde gelişme beklenirken çözülme başlar

Sovyetler Birliği döneminde Kazakistan’da pek çok ünlü komünistler görev yapmıştır. L. Brejnev, İ. D. Yekovlev, N. İ. Beyaev ve İ.Yusupov, Dinmuhammed Ahmetulı Konayev bunlardandır. En uzun süre Komünist Parti I. Sekreteri, yani devlet başkanlığı görevini aynı zamanda politbüro üyesi de olan Konayev (1959-1962/1964-1986) yapmıştır. Konayev 16 Aralık 1976’da emekliye sevk edilip, görevden alınarak Gennadi Kolbin Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin I. Sekreterliğine getirilir.91 Bu olay bardağı taşıran son damla olur. 17 Aralık sabahı binlerce genç Merkez Komite’nin önünde toplanmaya başlar. “Kolbin Rusya’ya geri dön”, “Her halka kendi lideri”, “Kazakistan Kazaklarındır” sloganları haykırılır.92 Gösteriler ülkeye yayılır. Komşu kardeş devlet ve topluluklardan da destek gelir. Böyle bir hareketin, en son beklenen Kazakistan’dan gelmesi Moskova’yı şaşkına çevirir. Almatı şehrinin etrafı mevcudu 70.000’e varan askerî birliklerle çevrilir. Moskova’dan 15 uçak dolusu uzman, soruşturmacı gelir. Gorbaçov, Kolbin’i Moskovaya çekip I. sekreterliğe Nursultan Nazarbayev’i tayin eder. Bu hareketin bağımsızlık hareketi olduğu açıkça anlaşılır. Tutuklamalar, idamlar, sürgünler birbirini kovalar.

1988’de Kazakistan Komünist Parti Merkez Komitesi geçmişte haksız yeri “halk düşmanı” olarak ilan edilenlerin suçsuz olduklarını ilân etmesi; Ertesi yıl Olcas Süleymanov’un başkanlığında “Nevada-Semey Anti Nükleer Hareketi”; Muhtar Şahanov’un başkanlığında “Aral ve Balkaş” örgütlerinin kurulması halkı şuurlandırma adına önemli demokratik çalışmalar olur.

Bütün Sovyet cumhuriyetlerinde millî faaliyetlerin paralel yürümesi ve hepsinin birlikte ayağa kalkması Moskova yönetimini bir şey yapamaz duruma düşürmüştür. Türklerin bu toplu kıyamından Sovyetler Birliği hâkimiyeti altında bulunan Gürcistan, Ermenistan, Baltık Ülkeleri, Ukrayna halkları da faydalanmıştır.

24 Nisan 1990 günü Kazakistan Yüksek Sovyeti, Nazarbayev’in ifade ettiği gibi, bağımsızlığın ilk ve en önemli adımını atarak, “Devlet Başkanlığı” makamını tesis etme karır alır. Yapılan gizli oylamada Nursultan Nazarbayev ilk devlet başkanı seçilir. 1 Aralık 1991’de Kazakistan’da yapılan ilk halk oylaması ile Nazarbayev devlet başkanı seçilir. 1 Aralık 1991’de yapılan referandumla başkanlık sistemine geçilir. İlk devlet başkanı olarak Nursultan Nazarbayev seçilir. 10 Aralık 1991 günü de Kazakistan parlamentosunda “Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”nin adı “Kazakistan Cumhuriyeti” olarak değiştirilir. 16 Aralık 1991 günü de Kazakistan’ın bağımsızlığı ilân edilir.

Kazaklar, Nazarbayev’in ifadesi ile, önceki yüzyıllarda olduğu gibi bütün 20. yüzyıl boyunca başka milletlerin rüyasına girse kâbus içinde uyanacağı korkunç olaylar yaşarlar. Çok defa top yekûn kırgına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Ancak hayata bağlılık ve hürriyet sevgisiyle eğilen başını yeniden kaldırıp, Allah’ın takdirine umut bağlarlar.

Ali KAFKASYALI - Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.167-192.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+38
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.