Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 03 Şubat 2016 - 16:41
Son Düzenlenme Tarihi 03 Şubat 2016 - 16:41
KAZAKLARIN İSTİKLAL MÜCADELESİ – 4

KAZAKLARIN İSTİKLAL MÜCADELESİ – 4

1920-1922 Açlık ve Kırgın Yılları

Birinci Dünya Savaşı’nın sefaleti yaşanırken üstüne 1916 Rus katliâmının eklenmesi, 347 kişinin idam edilmesi, 168 bin kişinin Sibirya’ya sürülmesi, 300 bin kişinin Doğu Türkistan’a sığınması dolayısı ile Kazakistan’ın büyük bir felaket geçirmesinin üzerinden 3 yıl geçmeden 1920 yılında Kazaklar, “yapay kıtlık ve yoklukla” yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirilir. Moskova’nın hatta onları da yönetenlerin emri ile Kazaklar, büyük siyasî ve sosyal deneylerde denek olarak kullanılır. 1920 yılında havalar nispeten kurak geçer. Sovyet yönetimi tedbir alıp çare bulacağına Kazak köylüsünün elinde bulunan canlı hayvanları ve hayvan mamullerini, yağ, et ve diğer gıda maddelerini vergilerine karşılık ve zorla toplayıp Rusya’nın Moskova, Petersburg, Saratov gibi şehirlerine gönderir. Aynı zamanda Bolşevikler de Kazak kırsalında köyleri talan ederler. Sovyet yönetimi hiçbir müdahalede bulunmaz. Ülkede yokluk ve kıtlık başlar. Sovyet yönetimi Kazakların kırılmasına seyirci kalır. Bu felâkette ölenlerin sayısı Kasım 1921’de 1.508.000; 1922 yılında ise 2.303.200 kişi olur. 700 binden fazla insan Doğu Türkistan ve diğer komşu ülkelere sığınır.

1930-1936 Açlık-Yokluk Yılları ve Aydınlar Katliâmı

Dünyayı yönetenlerin, Kazak Türklüğünü yok etme noktasına getirme plânlarının icabı olsa gerek, Sovyet yönetimi kıtlık-yokluk kurgusu altında ikinci bir imha hareketini 1930-36 yıllarında yapar. Kazakistan’da, aynı zamanda diğer Türk devletlerinde millî şuurun uyandığını gören Sovyet yönetimi bunu önlemek için düşünen beyinleri tesirsiz hâle getirir. Halkın “Ziyalılar Katliâmı” dediği 1936-1937 yıllarında yapılan bu siyasî soykırımda Kazak aydınlarının % 80’i kurşuna dizilir. Bir kısmı Sibirya’ya sürgüne gönderilir Sovyetler Birliği’nde yer alan bütün Türk devlet ve topluluklarında aynı yıllarda aynı uygulama yapılır, aydınlar yok edilir. Ancak Kazakistan’ın başında bulunan F. İ. Goloşekin’in gayretiyle, Moskova adına Kazakistan’da aydın katliamı ile birlikte her sınıftan halk da katliâma tabi tutulur.

Stalin Şubat 1937’de bütün idarelere özel bir talimat göndererek “halk düşmanlarının temizlenmesi”ni emreder. İçişleri komiserliğine de Yelov’u getirerek bu görevi ona havale eder. Kazakistan’da “halk düşmanı” diye bütün vatansever, milliyetçi, Türkçü aydınlar, yöneticiler, şair ve yazarlar tevkif edilir. Tutuklananların sayısı ve akıbetleri belli değildir. 1937-1939 yıllarında sadece 350’den fazla edebiyatçı, şair tutuklanır. Bunların tamamına yakını işkenceyle öldürülür. Bir kısmı da Sibirya’ya sürgün edilir ve 1956 yılına kadar 18 yıl mahkûm kamplarında çalıştırılırlar.

Bu iki yıl içerisinde öldürülen Kazakistan Türk millî şair ve yazarlarından bazıları şunlardır: Abdul Rauf Fitret (1884-1939), Abdulhamid Süleyman Çolpan (1897-1938), Maşrık Yunus Elbek (1934’te tutuklanır, ne zaman ve nerede öldürüldüğü belli değil), Mahmud Maksud Batu (1903-1940), Abdullah Kadiri Culkunbay (1897-1939), Mir Yakub Dulat (1885-1937), Mağcan Cumabay (1984-1937), Kasım Tınıstan (1905-1936).60 Jüsippek Aymavıtov (öl. 1937), Beyimbet Maylin (öl. 1937), İlyas Jansügirov (öl. 1937).

Moskova’dan Stalin ve Yelov, Kazakistan’da Goloşekin ve yerli işbirlikçileri Kazakistan’da hâl bırakmazlar. Kazak bozkır ve ovalarında göçebe veya yarı göçebe hayvancılık yapan, geniş yaylaları, otlakları, kışlakları olan yedi yüze yakın Kazak Beyinin toprak ve mal varlıkları zorla ellerinden alınıp halka dağıtılır. Çok geçmeden bu defa halkın elinden alınıp devletleştirilir. Pek çoğunun akıbeti belli olmaz. Kazak halkı kolektifleşmeye zorlanır.62 Kazak halkının bir kısmı Doğu Türkistan’a, Tacikistan’a, İran’a göçer.63 “Kızıl Kırgın”64 denilen ve 1929-1933 yılları arasında Kazakistan’da Moskova adına Goloşekin tarafından yapay olarak gerçekleştirilen açlık, kıtlık olayı ile yapılan bu soykırımda, iki milyondan fazla Kazak hayatını kaybeder.65 Yüz binlerce insan köyünü, evini-barkını terk eder; yollara düşer. Yüz binlerce insan terminallerde, tren istasyonlarında ölür. Yüz binlerce insan, köylerde şehirlerde açlıktan can verir. Kızılyar pioner kurumunun müdürü Bibijamal ile yapılan bir mülâkatta söylenenler Sovyet yönetiminin Goloşekin’in eliyle Kazaklara yaptığı zulmü göstermeye yeterlidir:

“Kızıljar’da Pioner Kurumunun yöneticisi idim. O zaman Komsomol komitesinin rolü büyüktü. Kazakistan’ın başında bulunan Goloşekin’in siyaseti ülkeyi bunalıma sokmuştu. Bir grup komsomol çalışanını çağırıp ülkedeki kıtlığa bağlı olarak her tarafa yardıma gönderdi. Gerçek şu ki bizi görevlendirse de elimizden ne gelirdi? Kendimiz de korktuk. Evlerini, arazilerini bırakıp giden köylülerle karşılaştık. Beni Karkaralı’ya gönderdi. Karkaralı’da ölen insanları yiyen adamlar gördüm. Dahası bir kadının gözlerini kan bürümüştü, çocuk cesetini yediğini gördüm, şaşırdım. Ona bakamadım. Kadın delirmişti, konuşacak hâli yoktu. İşte Goloşekin’in siyaseti!"
1 Mayıs 1930 tarihi itibariyle Kazak nüfusu 5.873.000 iken 1 Mayıs 1933 tarihine gelindiğinde 2.493.500’e düştüğü görülür. 1 Mayıs 1936’da ise 3.278.00’e çıkacaktır.67 Farklı yıllarda yapılan başka bir nüfus tespitine göre Kazakların nüfusu 1926’da 3.628.000 iken 1939’da 2.833.000’e düşmüştür. Aynı yıllarda Rus nüfusu ise artmış, 1926’da 2.165.000 iken 1939’da 2.877.000’e çıkmıştır.

Türkistan’ı Ruslaştırma Plânları

Çar yönetimi, 18. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’da meydana gelen hürriyet ve bağımsızlık hareketlerinden, hâkimiyeti altında tuttuğu halkların, başta Türklerin ayrılmasını önlemek, ülke bütünlüğünü korumak ve sömürüsüne devam etmek için çok enteresan çalışmalar yaptırmış, önemli tedbirler almıştır. Bu çalışmalardan biri Kazan Üniversitesi’nde Türk lehçeleri ve ilâhiyât sahasında çalışan Ortodoks Papazı Prof. N. İ. İlminski’nin projesidir Çar II. Aleksandr (1855-1881) tarafından kabul gören bu projeye göre hakimiyetleri altına aldıkları Türk devlet ve hanlıklarının birlik oluşturmaları imkânsız kılınmalıdır. Bu da onların Ruslaştırılması ile mümkündür. Ruslaştırmak da onlara Rus dilini ve Hıristiyanlığı öğretmekle olur. Onların millî kimliğini oluşturan ve birlik olmalarını sağlayan dil ve dinleri tahrif edilmelidir. Çar II. Aleksandr’ın onayı ile Rus Eğitim Bakanı D. A. Tolstov projeyi uygulamaya koyar Böylece bir taraftan Türk hanlıkları hâkimiyet altına alınırken bir taraftan da onlar dillerinden ve dinlerinden uzaklaştırılmaya çalışılır

İlminski’nin projesi ile Orta Asya Türk devlet ve topluluklarının ana dilleri Türk Dili, küçük ağız farklılıkları esas alınarak onlarca kurmaca dil meydana getirilir. Rus eğitim sistemi ve basın yayın kuruluşlarının da büyük desteği ile her bir Türk tayfası bir millet, onların şiveleri de birer dil gibi kurgulanır. Kurgulanan bu “diller” için önce Arap harfleri ile çeşitli alfabeler oluşturulur. 1925 yılına gelindiğinde Arap alfabesinin kadim Türk-İslâm kültür eserlerini okumaya ve hatırlamaya imkân verdiği bu alfabe ile yayımlanan kitaplar yasaklanır. 1926’da Bakü Türkoloji Kurultayı’nda Yakovlev ve başka Rus ilim adamları Latin alfabesini över ve önerirler. Bunda da amaç aynıdır. Türkleri Türk-İslâm kültüründen uzaklaştırmak. 1929’da bütün Türk Sovyetlerinde Latin alfabesi kullanılmaya başlanır. Aynı tarihlerde, hatta bir iki ay önce (Kasım 1928) Türkiye’nin Latin alfabesini kullanmaya başlamasından olsa gerek çok geçmeden bu defa bundan da vazgeçilir ve 1939-1940 yıllarında, Rus-Kiril alfabesine geçme kararı alınır. Ermenistan, Gürcistan gibi Hıristiyan halkların dil ve alfabelerine dokunulmazken, Türklerin dil ve yazıları üzerinde her türlü tasarrufu yapabilmişlerdir. Türk tayfalarının kullandığı aynı sesler ayrı harflerle gösterilerek her Türk Sovyeti için bir alfabe olmak üzere 27 alfabe, 27 yazı dili oluşturulur. Bununla da Türk devlet ve topluluklarını birbirini anlayamaz ve edebî miraslarından faydalanamaz hâle getirilirler. Her Türk topluluğu için Türk bölgelerinde açılan Rus okullarında Türklerin her bir şivesi bir dil gibi gösterilir. Rusça ise bütün Türk devlet ve topluluklarının ortak dili yapılır. Kazakların ana dili olan Türk dilinin kuzeybatı Kıpçak grubuna dâhil bir lehçesi olan Kazak Türkçesi, Türkçeden başka bir dilmiş gibi sunmaya çalışılır. Rusça öğrenimine çok önem verilir. Rusça öğrenim görmeyenlere neredeyse hayat hakkı tanınmaz.72 Rus dili o kadar yaygınlaştırılır ki 1979 nüfus sayımında Kazakların % 1.4’ü yani 72.311’i ana dili olarak Rusçayı bildirirler. 1980 yılına gelindiğinde yüksek okullarda öğretim dili tamamen Rusça yapılır. Bundan dolayı tabiî olarak orta öğretimde Kazakça eğitim öğretim yapılan okulların sayısı azalır. Başlangıçta Kazakça öğrenim yapılan okul sayısı 4391 iken 1986’da bu sayı 2535’e düşer. 1856 okul kapanır.

Çarlık döneminde vatandaşların dilinin“Rusça”, dinin ise “Ortodoks-Hıristiyan”; SovyetlerBirliği döneminde ise dilinin “Rusça”, dinin “ateizm” milliyetinin ise “Sovyet vatandaşı” olması resmî politika kabul edilmiştir

Ali KAFKASYALI - Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.167-192.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+41
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.