Yükleniyor...

Emel Esin

Bot/Robot

Yazı Hakkında

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı - Dördüncü Devre

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı - Dördüncü Devre

IV-M. VII.-XV. Yüzyıllar arasında İslâmiyetten önceki Orta Asya Türk resim sanatının klâsik devri:

Orta Asya Türk B ve C tarzlarının doğuşu:

Birbirinden ancak renk bakımından ayrılan fakat grafik temâyül ve bir çırpıda boya sürmek cihetinden birbirine eş olan Orta Asya Türk B ve C tarzları yedinci yüzyılda Türkistanın şimâlindeki Türk ve Türkleşmekde bulunan merkezlerde meydana gelmiş gözükmekdedir. Bu uslûblar Afrâsiâb gibi Sog mektebleri ile Tunhuang arasında bunların tesirlerini göçebe milletlerin sanat geleneğine birleştirmekte idi. Bu uslûbun başladığı devri tesbite teşebbüse çalışırken Hirt’in şâhid olduğu şu keyfiyeti de göz önünde tutmak gerekir. Bir Doğu Türkistan ve Kansu resimlerinin üzerinden Türkçe kitabelerin silinip bunların yerine çince yazılar yazıldığını gözleri ile görmüştü. Bugünkü bilgimize göre Tun-huang’da VII. yüzyılda T’ang devri (618-905) başında vücuda gelen sanat T’ung-huang Institüsünün 130, 217, 220, 322 numaralarını verdiği “öy” lerde gözükür (öy 220 nin târihi M. 642 dir). Evvelki devre nisbeten bu resimlerde göze çarpan yenilikler şöyle hülâsa edilebilir: Tsü-k’ü Hun devrinde başlayan uslûbun devamı olarak gayet muhtasar adetâ hendesi şekillere ircâ edilen muşahhas tasvirler birden Batı Türkistan eserlerine mümâsil şekilde daha tabii bir görünüş aldı. Şekilleri çevreleyen kara çizgi daha az belirtildi. VII. yüzyılda yapılan aziz tasvirleri VII. Yüzyıl Tun-huang resimlerindeki gibi adeleli değildi daha yumuşak vücûd şekilleri arz ediliyorlardı. Yüzler eskisinden daha az mongoloid idi. Üçüncü bölümde Orta Asya'da kaydedilen şekilde Hun ve Türk hükümdarlarının tasvirlerine benziyen yeni bir güzellik mefhûmu dikkati çekiyordu. VII. yüzyılda Tun-huang eserlerinde görülen kısa, ezik, adetâ negroid burunların yerini gaga burunlar almakta idi. Karanlık ve sarımtrak yüzler azalıyor ve Le Coq’un Uygur sanatının bir husûsiyeti olarak kaydettiği pembe tenler çoğalıyordu. Duvar resimlerinde umûmi olarak kaydettiği pembe tenler çoğalıyordu. Duvar resimlerinde umûmi renk, evvelki devrede olduğu gibi soğuk veya karanlık değil çiğ denecek kadar parlaklaşmıştı; al renkler galib gelmeğe başlamıştı. Bütün bu hususiyetler Orta Asya Türk B ve C tarzlarını (lev. XIIB) haber verir. Eberhard’ın fikrine göre Çinde T’ang devri üslubu olarak adlandılalan bu tarzlar ilk önce Türkistan'da gelişmiş sonra hagiographie de mâhir oldukları için Muddhist çinliler tarafından davet deline Orta Asyalı sanatkârlar tarafından Çine sokulmuştur. Şunu da ilâve edebiliriz; göçebe milletler de Tibet istilâsı ve Türklerin Kansu’nun şimâl-batısına ilerlemesi sebebinden VII. yüzyıl başında müessir âmiller olmuştu. Çin siyâsetcileri Türkleri birbirine karşı kullanıyor ve imparatorluklarının şimal ve Batı hudutlarını Türklerden muhafaza için diğer Türk beyleri ve askeri kullanıyorlardı. Kansu’ya bakarsak M.S 604’den sonra Batı Türkleri ile anlaşılmayan Tölös ve başka Türkler bu ilin Mişal-batısına göç ediyorlardı. Türk beylerinin muhitinde Türk tarzlarının yayılmış olmasıda muhtemeldi. 618’den evvel ve sonra bazı Kansu bölgeleri Gök-Türk kağan soyuna mensûb ve sonradan kağan olan Türk beyleri tarafından idâre edildi. Batı Türklerine düşmanlığı ile meşhur Tölös beyi “K’i-pi Holi” 632’de boyu ile birlikte Kan-chou ve Liang-chou arasına yerleşiyor ve Tölüslerin Hami ile Kuça ve Turfan şimâlindeki eski ellerini Batı Türklerinden geri almağa teşvik ediliyordu. Bu arada M.S 678’de Küke-nor’da Tibetliler Çinlileri yenerek Kansu’dan tard ediyordu. M.S 690-705’de üç Chou arasına yerleştiler. M.S 715’de Uygurlar Kansuda o kadar kuvvetlenmişti ki Çin'in Türkistan'a doğru yolunu kapatabiliyorlardı. Batı Türkleri ise Tibetliler ile ittifak kurarak M.S 676’da Liang-chou-dan Kükenor’a uzanan bölgeyi işgal ettiler. 706’da genç Gök-Türk alpı Kül Tigin Tun-huang yanında Çin'e karşı savaş ediyordu.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.206)

Böylece zayıflamış bulunan Çin VII. yüzyılda Kansu'da artık birinci derecede bir kültür tesiri icra edememiş olsa gerek. Belki bu sırada Kansu'da çoklukta bulunan Uygur, Batı-Türk, Gök-Türk ve Tibetlilerin tesirleri VII. Yüzyılda birden gelişen yeni sanatın vechesini izâh eder. Çünkü bu yeni tarzın kuvvetli ve henüz nisbeten ibtidai vechesi Çinin gelişmiş sanat uslûbunun inkişaf hattının safhalarına uymamakta fakat daha henüz teşekkül eden Orta Asya Türk resim üslübunun başlanğıcı olarak gözükebilmekdedir. Esâsen Orta Asya Türk B ve C dediğimiz grafik temâyüllü parlak renkli aynı üslûb aynı devirde (M. VII-VII. Yüzyıllarda) bütün Türk veya kısmen Türkleşmekte olan Orta Asya illerinde mevcûd idi. Orta Asya Türk merkezleri Tun-huang’dan Batı'ya giden Türkistan'ın şimâlindeki kervan yolunu takib etmekte idi: M.S VI. yüzyılda bir Uygur beyliğnin bulunduğu anlaşılan Hami; Türk sanatkârlarlarının faâl bulunduğu Turfan (lev. XII B/a,b); Batı Türk ve Uygur merkezi Şorcuk (lev. XII B/c); Sogd tesirleri kaydeden Türgiş ve Karluk merkezlerinden Ak-beşim (lev. Vıc), Çul (lev. Vıg), Tumşuk (lev. XII B/b), Tun-huang tarzında erken duvar resimleri ile temâyüz eden Penc (lev. Xıa) ve bir Gök-Türk yazısının duvar resminde yer aldığı ve Doğu Türkistan ile sitilistik ve ikonografik ilgileri olan eserlerin bulunduğu Varahşa (lev. XI/b). Hattâ belki Oğuz illeri ile Havrazm hudûdunda tok-kalede bulunan bir kemik mahfazası (lev. Xb) üzerinde aynı uslûbun ibtidâi bir nümûnesi gözükmekte idi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.207)
B – Orta Asya Türk B ve C resim tarzlarının stilistik, teknik ve ikonografik husûsiyetleri:

Orta Asya B ve C resim tarzları bilhassa Turfanda klâsik devreye inkişaf ettiği için, erken numûneler orada aranacakdır. Orta Asya Türk B tarzından bahsedildiği (lev. XIIB/b) üzerinde Türgiş, Karluk ve Uygurların kullandığı Sogd yazısı ile Türkçe bir târih mevcuttur. Bu tarih “Tavışgan yılı” na işâret etmekde ise de resmin üzerin bir Çinli ziyâretçinin sonradan kazdığı ve 717'ye tekabül eden diğer tarih söz konusu “Tavışgan yılı” nın 717’den evvel olduğunu gösterir. (M. 715, 703 veya daha evvel M. VII. Yüzyılda). Demek ki eser Türgiş devrinden veya Uygurların henüz Turfanda kağanlık kurmadan oraya nufüz etmeğe çalıştıkları zamandandır. Orta Asya Uygur kağanlıklarının kuruluşundan yüzelli yıl kadar daha erkendir. Uslûb bakımından bu eser yukarıda bahsedilen Tun-huang öy 130, 217, 220, 322’deki eserler ile IX, yüzyıl klâsik Uygur tarzı arasında bir köprü kurmaktatır.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.208)

Burada artık Uygur sanatında klâsik devreye erişen Orta Asya Türk C resim tarzını tarif etmeye çalışacağız. Bu tarz Uygur devrinde muhtelif cins eserlerde duvar, bayrak, kitap resimlerinde; kara kalem ve tahta basması eserlerde tezahür etti. Tertip bakımından Uygur devri eserleri, Orta Asya ikinci devrenin karışık ve kalabalık tertiplerinden tamamen ayrılarak daha sade ve vazıh tertipler vücûda getirmişti. Tun-huang resimlerinde Tsü-k’ü ve Tabgaç devrinde (lev.Iıb) görülen muşahhas “mandal” (mandala’nın türkçesi: Caferoğul) tertibine dönülmüş bulunuyordu. Ortada duran ve kosmik hükümdâr mâhiyetinde bir şahıs etrafında allegorik manâlar da taşıyan insan tasvirleri mütevâzın şekilde yer almakta idi. Tun-huang’da olduğu gibi Uygur sanatında da ortadaki kosmik hükümdâr Uygur metinlerinde tarif edildiği gibi “bağdaş” kurmakda veya ayakda durarak “Sumur, tağlar kanı-teg, ayı uluğ, arduk körkle, et’üz belgürdür” vaziyetdedir. (Dağlar hanı Sumur (Sumera, “Altın Dağ”) gibi, çok ulu, artık güzel vücûdunu belirtir). Ortadaki şahsın etrâfına mütevâzın şekilde dizilenler silsilesi ise bazen mabedin tek duvarında bazen de üç veya dört duvarı üzerine sıralanırdı.

Koço’da Grünwedel’in beta harfi ile işâret ettiği vihâra da görüldüğü gibi erken devir Uygur sanatkârları M.S II. yüzyılda Toprak-Kale’de (lev. Id) rastlanan Orta Asya'nın grafik tekniğini tam olarak kullanmakta idiler. Grafik usûllerde iç içe siyah, kırmızı ve sepia çizgiler ile şekiller çevrelenerek hacimler meydana çıkarılıyordu. Grafik tarzda hacmi tebellür ettirmekle temayüz eden resim usulünü bu yazının ilk bölümünde, pertoglif ve işleme gibi göçebe sanatlarının tekniğine benzetmişdik. İşleme sanatı Uygurlarda çok gelişmişdi ve Uygurlar muşahhas tasvirlerin vücûd parçalarını iç-içe zincir işlemelerinden müteşekkil hatlar ile çevreleyerek hacmi meydana çıkarırlardı. Türk sanatının ekseri vechelerini çadırı süsleyen halı, işleme ve keçe işlerine benzeten Strzygowski nin fikirleri sonuna kadar takib edilirse şu mülâhaza da ilâve edilebilir. Uygur sanatının gölge ve ışık tezâdı göstermiyen düm-düz renk satıhları, göçebelerce zincirleme işleme içine derc edilen renkli kumaş veya keçe parçalarını hatıra getirmekdir. Daha sonraki Uygur resimlerinde iç-içe muhtelif renkde çevreleyen hatlar gözükmez. Çevre hattı ekseri tek idi ve mezûa uyan bir renkte intihab edilirdi. Kuvvetli veya korkunç tasvirlerin etrafı kara ile münis şahıslarınki kırmızı veya sepia çizgi ile çevrelenirdi.

Uygur resimlerinde, gölge satıhları ile hacmi belirtmek usûlü kullanılır ve ekseri tertiblerin ortasında duran baş şahsiyetin hacmini iyice meydana çıkarmak maksadı ile ona münhasır kalırdı. Orta Asya sanatının Türklerden evvelki devrelerinde görülüp Hellenistik tekniği hatırlatan tarzda kalın beyaz boya ile ışık alan satıhları göstermek geleneği ise Uygur resminde adetâ hiç görülmezdi. Esâsen ince ve şeffâf boya tabakaları altından kalem çizgilerinin iyice görülmesini temin eden Uygur ressamının vücûda getirdiği cilâlı düz satıhları kalın beyaz boya lekeleri bozacak nitelikde idi ve kullanılması tasavvur edilemezdi. Uygur resimlerindeki ışık ve gölgesiz düz boya satıhları ise göçebe sanatlarının usûllerini hatırlatan şekilde benekli tezyinât ile veya bir ideogram bir piktogramın tekerrürü yahud yazılı kitâbeler ile yeknesaklıkdan kurtarıyordu.

Grafik tarzda resim yapan ve resimleri yazılar veya piktogramlar ile süsleyen Uygur sanatkârları bazen mukavva mahlûlu sürerek dıvarı bir nevi kâğıt vaziyetine getiriyordu. Uygur sanatkârlarının fırçadan ziyâde kalem kullanmağa meyli olduğunu ifade eyleyen Aurel Stein Uygur ressamlarının tasvirlerinde bunların fırçayı bile kalem gibi tuttuklarına dikkati çekmişti. Koço harâbelerinde pek çok kalem bulunmuştu. Kâşgarie Türklerin dağlarda biten “uc” ağacından kalem kesdiğini nakleder. Hâlâ Türkçe “uc” sözünü kalem manâsına kullanırız.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.209)

Bir Uygur merkezi olup IX-XII. yüzyıllardan sanılan ve belki XIII-XIV. yüzyıllara kadar sanat faaliyetinin devam ettiği Bezeklik mabedler külliyesinde bulunan duvar resimlerinde al renk tamamen hâkim olmuştu. Yaprak şeklinde veya mahlûl hâline sokulup püskürtülen yaldız hem duvar hem kitap resimlerinde kullanılıyordu.

Orta Asya resim sanatına Uygurlar dikkate değer yenilikler getirdi. Orta Asya Türk A ve B dediğimiz tarzlardan bahsederken mevzû bakımından Türk kültürü ile ilgili bazı yeniliklere işâret etmiştik. Bunlar çoğaldı ve Türk sanatının ananevi diğer konuları da Orta Asya!da Uygur devri resimlerinde gözüktü; meselâ öngün mâhiyetinde olabilen ve göçebe sanatının madeni levhaları gibi bir çerçeve içine yerleştirilmiş veya Kudirge eserleri (lev. Xva) gibi canlı (lev. XVb) hayvan motifleri; göçebe oymalı taşları tarzında ve Tibet sanatının hayvan ma’budlarına yakın derecede korkunç zoomorfik husûsiyetli “yek” (cin) tasvirleri. Hackin Gandhara sanatında klâsik vecheli bir genç adam şeklindeki vajrapani tasvirinin Turfan'da (bilhassa türk devrinde) zoomorfik husûsiyetleri olan bir muhârib “yek” hâline münkalib olduğunu kaydetmişdi.

Alp mabûdlara (lev. XIII a, c) ve “küzetkci” (lokapala) şahsiyetine Uygur resimlerinde çok rastlanır. Böylece eskiden muhârib göçebe kültürüne dâhil sonradan Burkan dini çerçevesinde sulhperver bir medeniyete giren bir millet olarak Uygurlar hamâsi mevcûlara olan meclûbiyetlerini yine de ifade etmekte idiler.

Gök-Türklerin “canlı gibi” tasvirleri beğendiği kaydedilmişti. Türk sanatkârı dini ikonografide bile Orta Asya sanatının İkinci Devresinde târif edilen ve kosmik kanunların birer timsâli olmakdan öteye gitmeyen hayali görünüşlü şahıs resimlerini tekrar etmek ile iktifâ edemezdi.Orta Asya Türk A (lev. XII A/a) dediğimiz devirde müşahede edilen çıraklık ve taklit safhasından sonra “canlı gibi” tasvirler isteyen Türk sanatkârı kendi uslûbunu geliştirti ve bu realist-expressionist uslûbu hayali şekillere bile tatbik etti. Buddhist kosmik tasavvurların müşahhas timsâlleri yine resmedildi. Fakat hakikatten ilhâm alan kuvvetli ve birbirinden tamâmen ayrı şekiller vücuda geldi: Dev boylu, güçlü mabûdlar (lev.XIIIa); hayvani “yek” ler (lev. XIV a), kosmopolit “toyin” ler (râhibin türkçesi); Uygurlara acâib gözüken husûsiyetleri ile yabancılar; fırçasını yalayarak sivrileştirmek gibi tabii hareketler ile temâyüz eden “sürcü” (ressam) portreleri a (lev. XVII a, b, c); kırlar ve âbideler; çiçekler (lev. XVI); sevimli veya korkunç hayvanlar (lev. XV b)

Türk oldukları kitâbelerden veya kıyâfetlerinden anlaşılan şahıslar muhtelif ırkların husûsiyetlerini göstermekte idi. Kosmik veya tarihi şahsiyetlerin tasvirindeki indi kanunlara rağmen aziz tasvirlerinde dahi Türkler ile yabancılar ayırd edilmekte idi. Karşı karşıya Türk ve ecnebi “toyın” lerin tasvir edildiği bir resimde Türkler o devirde hâkim güzellik mefhûmlarına göre temsil edilmiş (lev. XVII c); “Körklüg, yaruk, yaltruk öze” (gösterişli, parlak, ışıklı öz) (Le Coq, bir Uygur resminde Türklerin pembe yüzlü gösterildiğine dikkati çeker); “kıval” (çekik, uzun) burun; “mengizi (benzi) ay tenri tilgeninden sevgili rek, közi kapağı tüp-tüz”. Aynı devirde İslâm edebiyâtı da “ay-yüzlü” “dar gözlü”, “zülflü” “Türk peri” lerini medhederdi. Kâşgâri’ye göre bir genç kızın “dal boyu”nun arduç ağacı gibi sallanması güzellik ifâde ediyordu. Bu güzellik mefhûmu Uygur kadınlarının dik ve azametli duruşundan ziyâde T’ang rakkase heykellerini hatırlatmakta idi.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.210)

Fakat Uygurların tasvirleri hayâl âleminden değil, hakikatten mülhemdi.Yukarıda mükerreren bahsi geçen “canlı gibi” tasvir arzusu ve “balbal”lar ile şimali Asya Türk heykel ve petrogliflerinde hissedilen portre sanatına temayül Uygur devrinde zirveye erdi. Milli istidâdın husûsiyetleri realist olmak isteyen fakat daha ileriye expressionisme hattâ bazen karikatüre varabilen bir ifâde kuvveti portre sanatının hizmetine girdi. Dini bir eseri hediye ederek onun yanında portresi bulunmağa hak kazanan şahsın görünüşünün bütün husûsiyetlerini ressam kalem ile acele ve kuvvetle çizerdi ve şahsın adını yazardı (lev. XVIII a). Portre ise bu kara kalem resimden itibâren inkişâf etmekte idi.

Çin kaynaklarında XI ve XIV. yüzyıllardaki kayıtlara göre o devirlerde zirveye ermiş olan Uygur sanatı elbetteki etrâfa tesir icrâ edecekti. Din farkının getirdiği engellere rağmen Hakanlı eserlerinde uygur tesirleri görülmektetir.

Araştırıcılar mükerreren Gazne ve Selçuk sanatında görünen Türk kıyâfetinde küçük boylu, ay yüzlü, çekik gözlü şahısların matrûş ve uzun saçlı erkek tasvirlerinin Uygur portrelerine benzediğini müşâhede etmiş ve Mâni’nin Erjeg’inin Gazne'de olduğu rivâyet edildiğine göre Mânihâi ressamların Gaznede bulunabileceği kanati ifâde etmişti. Uygur Mânihâi sanatının şahıslarına benziyen kimseleri tasvir eden 1211 târihli Selçuklu muhitinde vücûda gelmiş bir madeni kutu, filhakika bir Türkün imzâsını taşımaktatır. Mahmûd b. Sunkur 1300 etrâfında Anadol'da da Sultan Veled, Türk tarzında resim uslûbunu “Rûm” ve “Zenci” (Fatimi?) tarzlarından tefrik etmekte idi. Fakat şunu da unutmamalı ki Anadolu'da Selçuklu devrinde mevcut Türk tesirleri daha ziyâde Hakanlı mühitinden gelmiş görünmekte idi.

Kansu ve Doğu Türkistan'da Tangut ve Moğol istilâsından sonra gâliblerin dâveti üzerine Uygur sanatkârları gurbete gitti. Bu olayın iki türlü neticeleri oldu. Uygurların da iştiraki ile daha çok gelişmiş; naturalist vecheli perspektiv usûllerini bilen zarif ve uzun şahıslar tasvir eden bir beynelmilel Doğu sanatı teşekkül etti. Bunun tesirinde Uygur sanatı klâsik Turfan devrine öz bazı husûsiyetleri kaybetti. Buna mukabil Uygur sanatının tesirleri uzak illere Doğu'da Ning-hia, Kaifeng, Han-balık (Pekin, Hatun-sını (Kara-hoto), Karakurum’dan Orta Asya'ya (bilhassa Kayalık ve Herat) Batı'da İlhanlı illerine kadar yayıldı. Mabedler yaptırmak isteyen Buddhist İlhanlar, Uygurların da dâhil olduğu “bahşi” leri (Buddhist ustâd. Bunlar ressam da olurdu) İlhanlı memleketine dâvet ettiler. Gâzan Hanın İslâmiyeti kabûlünden sonra Buddhist mabetleri yıkıldı ve İslâmiyete intibak etmek istemiyen “bahşi” ler memleketlerine döndüler.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.211)

Uygur merkezleri ise uzun zaman Buddhist kültürü çerçevesinde kaldı. M.S 1419’da Çin'e giden Timurlu elçileri henüz tamamen Buddhist olan Turfan'da ve İslâmiyetin gelişmeğe başladığı Hami de dahi yeni sanemler yapılmağa devam edildiğini kaydetmişlerdi.

İslâmiyeti kabûl eden Yakın Doğu'daki “bahşi”lerden bazısı ise resim ve hat sanatlarında inkişâf gösterdi ve bunlar Uygur sanatı geleneğini unutmadı. İlhanlı ve Timurlu “bahşi” lerin uslûbu Anadolu'ya nufûz etmişti. E. Grube Amasya’da 1419’da istinsâh edilen Ahmade’nin İskender-nâme’sindeki resimlerinin Uygur uslûbu geleneğininde olduklarına dikkati çeker. Osmanlı klâsik resim sanatı da aynı tarzda gelişdi. Böylece M.S VII. Yüzyılda Tun-huang ve Turfan'da başlayan Türk resim uslûbu bin yıl sonra Boğaziçi kıyılarında hâlâ yaşıyordu.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt:II Kısım: Ia 1972 (İslâmiyetten Evvel Orta Asya Türk resim Sanâtı) S.212)
İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı- İkinci Devre

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı - Üçüncü Devre

İslamiyetten Evvel Orta Asya Türk Resim Sanatı - Dördüncü Devre

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+26
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.