Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 09 Ekim 2017 - 19:34
Son Düzenlenme Tarihi 09 Ekim 2017 - 19:34
İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA "OK - YAY"

İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA "OK - YAY"

İskitler atlı okçulardı (hippotoksotos). Ok ve yay İskit savaşçısının temel silahıydı. Her İskit’in yayı ve okları vardı. Yay ve oklar bir İskit’le beşikten mezara kadar eşlik ederdi hatta bundan da öte İskitler öldükten sonra da savaşmak
ve avlanmak için bunlara ihtiyaç olduğuna inanıyorlardı.

Ok uzaktan savaş taktiğini benimsemiş ve süvari birliklerinden oluşan İskit ordusunun vazgeçilmez bir unsuruydu.
Ok çeşitli bölümlerden oluşuyordu. Okun asıl unsuru uç, ahşap çubuk ve yelekti. Okun başlığına temren veya başak denilmekteydi. Okun ucuna geçirilen temrenin oyuğu “başak borusu” adını alıyordu. Ok temreni üzerine de sırım sarılarak temren sağlamlaştırılıyordu. Oka yelek de takılıp yapıştırılıyordu. İskit ok uçları ya düz, eşkenar dörtgen, defne yaprağı, düz yaprak şeklinde, bir veya iki tarafı uzun diken şeklindeki çıkıntıya bağlanan tek kanatlı ve üçgen kafalıdır, ya da yay şeklindeki kanat ve ağızları olan üç ağızlı ve üç kanatlı, nadiren ağaç tapası üzerinde kanca ilavelidir. Bununla birlikte üç ağızlı ve ya üç kanatlı piramidal ok uçlarının ağız ve kanatlarının ucunda bir kanca yer almaktadır.

Kanca yarayı ağırlaştırmak için ve okun battığı yerden çıkarılmasını zorlaştırmak için yapıştırılıyordu. Tapalı ok uçlarının yanında çok geniş çapta düz ve saplama ok uçları vardır. Ok uçları taştan, kemikten, demirden veya çok yaygın olarak bronzdan yapılırdı. Okun gövdesi ise sazdan yada ince huş ağacı dalından yapılırdı. Ok sapları birbirini takip eden kırmızı ve siyah kuşak halinde boyanırdı. Ovidius İskitlerin oklar kullandıklarını söylemektedir. Aristotales, Plinius ve Theophrastus’un verdiği bilgilerden zehirli okların nasıl yapıldığı aslına uygun bir şekilde yeniden oluşturulabilir; “İskitler yılın belirli dönemlerinde belirli bir tür yılan (muhtemelen küçük engerek yılanı) yakalarlar, çürümeye bırakırlardı. Bir takım işlemlerden sonra zehir elde edilmekteydi. Okların uçları bu zehire bulanıyordu. Eğer ok ani ölümlere neden olmazsa yılan zehiri muhtemelen bir saat içerisinde etkisini gösteriyordu; Kurbanın kan
yuvarlarında bozulma ve solunum felci görülüyordu eğer kurban hayatta kalırsa aşağı yukarı bir gün sonra kangren
başlıyordu. Birkaç gün sonra yada en geç bir haftaya kadar tetanoz başlıyordu. Kanca uçlu ve zehire bulanmış ok uçlarından son derece korkuluyordu. Ovidius bu okların ölüm sebebini iki kat arttırdığını söylemektedir. Bu oklar bir ölçüde günümüzün kimyasal başlıklı füzelerinin model olarak prototipiydiler. Hatta ilk çağın uzaktan güdümlü kimyasal silahlarıydılar.

Tipik İskit yayı çift kavisli kompozit yaydı. Bu yaylar okçuluk tarihinde önemli bir evrime işaret etmektedir. Avrupa ve Kuzey Afrika’da prehistorik dönemden beri kullanılan yaylar tek parça ağaçtan yapılıyordu. Birden fazla malzemenin kullanıldığı yaylara kompozit yaylar denilmektedir. Bu yay tipinde ağaç yayın iskeletini teşkil etmekte, kolların iç ve dış yüzeyleri boynuz ve sinir gibi organik maddelerle kaplanmaktadır. Basit yaylar, ağacın cinsi ne
olursa olsun,kısa bir süre sonra kurur, esnekliğini yitirerek işe yaramaz olurlar. Oysa komposit yay çok daha uzun ömürlüdür; üstün kaliteli ve bakımlı bir Türk yayı iki yüz yıl kullanılabiliyordu. Kompozit yaylarda yayın sırtı
gerilme kuvvetlerine dayanması için sinir ile kaplanır. Karın kısmına ise boynuz yapıştırılarak, yay çekilirken bu yüzeyde meydana gelen sıkışma kuvvetlerine karşı dayanıklılık sağlanmış olur. Kompozit yay ile yeni bir yay
tasarımı ortaya çıkmıştır. Bugün recurve (uç bükümlü) denilen her iki yayın kollarının uç kısmında dışarı doğru bir büküm yapan bu tasarım, yayları hem daha güçlü hem de at üzerinde daha rahat kullanılır hale getirmiştir. Ayrıca
yayların dolayısıyla da okların boyları kısalmıştır. İskit yayının uzunluğu 80 cm’yi geçmiyordu. Ağaç kısmında en çok kayın ağacı kullanılırdı. Yayı oluşturan malzeme birbirine en çok hayvan dokularından elde edilen tutkallar ile yapıştırılırdı. Özellikle yayın birleştirilmesinde Mersin balığı denilen bir balığın hava kesesinden yapılan tutkal
tercih edilirdi.

Herodotos “Borysthenes ırmağı ağzında yaşayan İskitlerin bol miktarda Mersin balığı tuttuğuna, bu balığın sayısız faydaları olduğuna” dikkat çekmektedir. Uç bükümlü yay tipinin düz yaya göre başka avantajları da vardı.
Bununla uzun menzilli atışlar yapılabiliyordu. Ok menzili tam olarak bilinmemekle birlikte 500 metrenin
altına düşmüyordu. İskit kültür coğrafyasında yapılan bir yarışmada uzun menzil atışının 500 metrenin üzerinde olduğu görülmektedir. İskit yayı aşırı gergin ve güçlüydü. Onu germek için büyük bir güç ve beceri gerekiyordu. İskitler eski çağın en iyi yaygericileri ve ok atıcılarıydı. Bu yüzden Atina tiranı Peisistratos MÖ. 6.yy’ın ortasında İskit okçularını kiralamıştı. Bunlar ağır silahlı Atina falanksı yanında savaşa katılırdı yada şehirde nizamı sağlamakla görevlendirilirdi. M.Ö. 5.yy’da komedya yazarı Aristophanes oyunlarında şehir nizamını sağlayanların İskitli okçular olduğunu belirtmişti.

Tarihte geniş topraklara sahip ilk önemli okçu millet İskitlerdir. Başarılarını, sınırsız bozkırlarda at koştururken her yöne isabetli ok atabilen süvarilerine borçluydular. At üzerinde ok atma tekniği zor bir tekniktir. İskitler kirişi sağ ellerinin işaret ve orta parmağıyla, okun son kısmı bu iki parmağın arasındayken çekerdi. Eskiçağda başka bir millet bu yöntemi bilmiyordu. Örneğin Grekler oku baş ve işaret parmaklarıyla tutardı ve okla kirişi çekerdi. Bu yüzden İskitler kadar uzun menzilde ok atamazlardı. At üzerinde ok atarken kirişin bırakılma anını, atın dört nala gidiş hareketi belirlerdi. Atın dört ayağının da yerden kesik olduğu kısacık anda -bu an en sarsıntısız andı- kiriş bırakılıyordu. Bozkırın atlı okçusunun sanatının doruk noktası buydu ve çok hassas bir ritm duygusuna sahip olmayı
gerektiriyordu.

İskit okçusu 30 – 150 arasında okla savaşa girerdi ve dakikada 10 –12 ok atarak 3-15 dakikada oklarını tüketirdi. Savaşlarda yüzlerce atlı okçu yer aldığından düşman tarafında ölümcül ok yağmuru oluşurdu. İskitler sadak ve yay kutusunun birleşiminden oluşan ve Grekçe gorytos denilen bir muhafaza kutusu icat etmişlerdir. Gerilmiş yay iç tarafta muhafaza edilirdi. Bu kutunun dış tarafında oklar için özel bir cep vardı. Oktanlığın aldığı ok sayısı 300 ile 400 civarındaydı. Bu oktanlık muhtemelen nemi engellemek için bir kapakla kapatılırdı. Yay kutusu ve sadağın birleştirilmesi okçuların bu silahları aniden kullanması gereken durumlarda bile her zaman hazırlıklı olmalarını sağlardı. Gorytos bel kayışına , sol taraftan kalça üzerine asılırdı. At üzerinde ise yine sol tarafa eğere asılırdı. Bu tip okdanlıklar Orta Asya kökenli Türk kavimleri tarafından binlerce yıl kullanılmıştır.

GREK VE LATİN KAYNAKLARINA GÖRE İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA ASKERİ KÜLTÜR (M.Ö.V.YY –M.S.VI. YY ), YÜKSEK LİSANS TEZİ, RUKİYE ÖZTÜRK, S. 39-43

+2 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+21
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.