Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 20 Haziran 2017 - 19:15
Son Düzenlenme Tarihi 20 Haziran 2017 - 19:15
IRKIMIZIN KAHRAMANLARI: "YAVUZ SELİM"

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI: "YAVUZ SELİM"

Nejdet SANÇAR

Türkiye'nin Osmanlı sülâlesinin ilk on padişahı hep değerli ve kahraman başlardır. Milletimize her birinin ayrı ayrı büyük hizmetleri vardır. Kimisi Batı'nın birleşik ordularını ezmiş, kimisi zaferleri ile tarihte yeni çağlar açmış, bazıları seferde veya savaşta ölmüş ve hepsi Türk bayrağını zafer yelleri ile yarıştırmış hükümdarlardı. Fakat birbirinden değerli bu on hükümdar içinde bütün sülalenin en kahraman çocuğu dâhi bir asker olan Yavuz Sultan Selim'dir.

Selim, daha şehzade iken ne yavuz bir Türk olduğunu herkese göstermişti. Korku nedir bilmez bir gönüle, çeliklerden daha sert bir azme sahipti. Çok savaşçı bir ruh taşıyordu. Tanrı Türklüğün "hâkim olma" vasıflarını onun şahsında toplamıştı. Babası İkinci Bayazıt'ın uyuşuk hareketlerini sona erdirmek için Osmanlı tahtını onun elinden zorla aldığı vakit, Türkiye, kahramanına kavuşmuş oluyordu. Fakat ne yazık ki, bu koca kahraman ebedi Türk milletinin başında dokuz yıl kalabilecekti.

Yavuz'un tarih sayfalarımızı süsleyen iki büyük savası ve zaferi vardır. Bunlardan birincisini Doğu'da İran'a karşı yapmıştır. O zaman İran'da Türk soyundan Safeviler padişahlık yapıyorlardı. Sülâlenin kurucusu olan şair ve kahraman Safevi İsmail, sahip bulunduğu Türk ordusuyla İran'da güçlü bir devlet kurmuştu. Şiiliği vasıta yaparak Anadolu'ya da hâkim olmak istiyordu. İkinci Bayazıt çağından beri yaptığı propaganda ile kendine Türkiye'den hayli de taraftar elde etmişti. O, gizli propagandalarına yeni sultan zamanında da devam ederken. Yavuz da yurdundaki Şiilerin gizlice sayılarını toplatıyordu. Bunun sonunda kırk bin Şii’nin kafasının vurulması, Türkiye sultanının İran Şahı'na ilk ihtarı oldu. Fakat bununla her şey hallolunmuş değildi. Bütün savaşçı Türkler gibi sahip olduğu sınırların dışındaki ülkelerde gözü olan Safevi İsmail, büyük bir tehlike olarak Türkiye'nin doğusunda duruyordu. Bu
tehlikeyi ancak Yavuz'un pençesi yok edebilecekti. Padişahın bu maksatla ve Türklük için ilk büyük yumruğu indirmek üzere ordusu ile doğuya doğru yürümesi, tarihimize bir zafer daha kazandırdı.

Safevi İsmail, karşısındakinin ne yavuz bir asker olduğunu bildiğinden çekiliyor. Türkiye ordusunu hareket yerinden uzaklaştırarak gücünden düşürmek istiyordu. Fakat bu çekilme devam etmedi. Yavuz, birden Çaldıran'da düşmanının karşısına dikildi. Çaldıran iki Türk kahramanının buyruk verdiği iki Türk ordusunun pek yaman vuruşmasına sahne oldu.

Safevi İsmail'in ordusunun Türkmenleri çok savaşçı erlerdi. Onun seçilmiş atlılardan mürekkep bir de zırhlı tümeni vardı. İsmail de iyi bir kumandandı, o zamana kadar yenilmemişti. Yavuz'un buyruğundaki Türkiye ordusu ise yorgundu. Padişah, erlerine dinlenme payı bile vermemişti. Fakat bu ordunun başı, Çingiz Kağan gibi yok edici, önünde durulmaz bir bahadırdı. Bu halde vuruştular. Zafer, biri Türklük, diğeri İranlık adına vuruşan iki Türk'ten, milleti ve devleti için çarpışanda kaldı. İran adına vuruşanlar bütün yiğitliklerine rağmen alt olmuşlar, er meydanının şerefini kendi tarihleri için dövüşen ırkdaşlarına bırakmışlardı. Hem de öyle yenilmişlerdi ki başlan Şah İsmail güçlükle kaçabilmiş, karısı bile tutsak olmuştu.

Kahraman Yavuz, ikinci büyük savaşını Mısır'a karşı yaptı. O çagda Mısır'da Kölemenler sultanlık yapıyorladı. Bunların Türkler'le, Türkleşmiş Çerkezler'den mürekkep iyi bir orduları vardı. Hattâ ikinci Bayazıt çağında bu ordularla Türkiye'yi bile yenmişlerdi. Yavuz, çelik yumruğu ile Çaldıran'da Şah İsmail'i yıktıktan sonra iki yılı hazırlıkla geçirdi. Sonra babasının barışla bitirdiği işin hesabını sormak üzere ordusunu sürdü. Kölemenler'le ilk çarpışma Halep yakınlarındaki Mercidabık'ta oldu. Eşsiz Yavuz, kölelere ilk yumruğunu burada indirdi, ordularını yok etti. Sonra düşmanının bile pek beklemediği büyük bir işe girişti, Mısır'ı zapt etmek için o koca çölü geçti. 30.000 kişilik seçme ordusuyla Kölemenlerin karşısına dikildi. Bu son vuruşmada Kölemen ordusunun Türk atlıları büyük
erlik gösterdiler. Lakin Yavuz gibi bir başa sahip olan bir ordunun yenilmesi imkânsızdı. Türkiye ordusu yine üstün geldi. Kölemen ordusu yok edildi, Mısır Türkiye'ye eklendi. Yavuz, İstanbul'a yalnız büyük bir zafer ve devlete eklenmiş koca bir toprakla değil, aynı zamanda halife olarak dönüyordu.

Yavuz'un atalarının ve çocuklarının gözleri hep Batı'ya çevrilmişti. Bunun içindir ki Türk orduları Viyana kapılarına kadar dayanmışlardır. Fakat dâhi Yavuz'un sert bakışlı gözleri güneşin doğduğu taraflarda dolaşıyordu. Çünkü Türklük güneşi bu ufuklarda idi. Onun içindir ki Safevi İsmail'i tepelediği savaşta yarıda bıraktığı işi tamamlamak istememesi mümkün değildi. Netekim, Mısır zaferinden sonra İran'a yeni bir sefere hazırlanıyordu. Bu sefer kim bilir nerelere kadar yürüyecekti? Onun Mısır'ı yok eden çelik azmi ve askerliği, muhakkak ki İran'ı da aynı sonuca götürecekti. Belki de Türklük için çok sevinçli çağlar doğacak. Türkiye'nin Selçuklular sülâlesi zamanındaki büyük halı yeniden meydana gelerek Türkistan, İran ve Anadolu Türkleri birleşecekti. Fakat şaşkın ölümün bu işleri yapabilecek
güçteki koca Yavuz'a pek erken kıyması bütün bu kutlu işlerin yapılmasına engel oldu. Çin'in önce yarısını, sonra tamamını Çingiz'in ve Temür'ün, İtalya'yı da Fatih'in elinden kurtaran kötü talih, İran'ı da Yavuz'un pençesinde kıvranmaktan esirgedi. Ölüm, milletine adını, kahramanlığını ve askerliğini hatıra bırakan Yavuz'u Türkler'den ayırdı.

Selim; adı gibi yavuz, ulu, çok zeki, pek şiddetli, alim, şair koca bir Türk'tür. Türk milletinin cihangir ruhuna sahipti. Bir haritaya bakarken söylediği "Dünya bir padişaha yetecek kadar geniş değilmiş!" sözleri, ölümün bu koca bahadıra vakitsiz çatmakla, Türklüğe ne büyük kötülük ettiğini anlatmaya yeter. Kim bilir daha ne ülkeler aşacaktı. Vezirlerinin Rodos adasını almak için kendisini kışkırttıkları bir sırada "Ben ülkeler aşmak istiyorum, siz beni bir hırsız adasına götürmek düşüncesindesiniz!" diye haykırmıştı.

Bir millete verdiği zarar bakımından ölümün bu kadar kahpeleştiği yer azdır.

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI, NEJDET SANÇAR, AYLI KURT YAYINLARI, 1943, S. 40-41

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+4
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.