Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 25 Haziran 2017 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 25 Haziran 2017 - 17:22
IRKIMIZIN KAHRAMANLARI: "BARBAROS HAYREDDİN PAŞA"

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI: "BARBAROS HAYREDDİN PAŞA"

Nejdet SANÇAR

Yalnız karaların büyük yiğitleri değil, en kahraman deniz çocukları da Türk milletinin bağrından çıkmıştır. Nasıl topraklar milâttan önceki çağlardan beri sayısız Türk erinin sürdüğü atların ayaklan altında şekil değiştirmişse, denizler de yüzyıllarca ancak Türk gücünü yürüten teknelere yol vermişlerdir. Denizler en usta erlerini on altıncı yüzyılda ve bizim tarihimizde bulmaktadırlar. Bu yüzyılda Akdeniz pek yaman deniz kurtlarıyla kucaklaşmıştır. Bu yaman denizcilerin en yamanı Hızır Reis'tir ki tarihimizi Hayreddin Paşa adı ile süslemektedir.

Hızır, gençliğinde bir korsandı. Ağası olup Akdeniz’in sayılı korsanlarından biri bulunan Oruç Reis ile birlikte, yıllarca kâfir ülkelerini basıp kavurmuşlardı. Hıristiyanlara kan ağlatan Oruç'un ölümünden sonra korsan donanmasına Hızır, baş olmuştur. Tarihimizin ve dünya tarihinin en büyük deniz yıldızı bundan sonra doğmaya başlar.

Hızır Reis'in buyruğundaki korsan donanması hatırı sayılır bir kuvvetti. Bu kuvvetin başında tabiatın pek az insana sunduğu kahramanlıkta ve zekâda bir reis, gemilerde de Akdeniz’in dik başlı leventleri Türk denizcileri bulunuyordu, işte bu kahraman reis, ağasının ölümü İle buyruğuna geçen donanmayı Akdeniz'de yıllarca hâkim kıldı. O bir korsandı, lâkin Akdeniz'in büyük devletlerinin donanmaları ile çarpışmaktan bile çekinmez, kâfirlerle yaman vuruşmalar yapardı, İspanyol, Venedik ve Fransızlar'la çarpışmaları ve yukarı Afrika'nın yerli hükümetleriyle vuruşmaları az değildir. Bu kavgalar sonunda Cezayir'i ele geçirmiştir ki bu, yalnız bir korsan için değil, bir devlet hesabına bile büyük başarı sayılabilecek bir iştir.

Hızır, daha Yavuz Selim çağında Akdeniz kâfirleriyle girişmeye başladığı savaşlara. Kanunî Süleyman zamanında da devam etti. Bunlardan biri de, Hıristiyanları hayli kırdığı bir çarpışmadan sonra elde ettiği başarıyı Kanuni'ye bildirmişti. Padişah verdiği karşılıkta Hızır'ı hem kutluyor, hem de İstanbul'a çağırıyordu. Korsan Hızır'ı derya kaptanı Hayreddin Paşa yapan işte bu çağırıştır.

Hızır, İstanbul'a gelmekle, karaların hâkimi muhteşem Kanuni'nin devletine Cezayir'i o koca toprak parçasını eklemiş oluyor. Kanunî de denizlerin yenilmez erini güçlü Türk İmparatorluğu'nun donanmasına baş yapıyordu. Türklüğün kazancı büyüktü. Yüz elli yıldan beri karaları titreten Osmanlı Türklüğü, artık sularda da diz çöktürücü olabilecekti.

Hızır, Hayreddin Paşa adını aldığı 1533 tarihinden ölümüne kadar her yıl Akdeniz'i dolaşmıştır. Daha korsanken Hıristiyanlara o koca denizde aman vermeyen Hızır, Türk İmparatorluğu'nun güçlü donanmasının başına geçtikten sonra Akdeniz'deki Türk düşmanlarının başını ezmek için hiç fırsat kaçırmadı. Denizlerde, Türk bayrağını hep zafer Türküleri söyleyen yellerin dalgalandırdığı bu kutlu çağ on yıldan çok sürmüştü. Hayreddin Paşa'nın bu zaman içinde Akdeniz’de yaptığı çarpışmaların en büyüğü 1538'deki Pireveze Savaşı'dır.

Bu yılın baharında Paşa, yıllık Akdeniz seferine çıkmış, Akdeniz'in Venedik'e ait olup vergiye bağlanmış bulunan adalarına uğradıktan sonra henüz boyun eğmemiş olanlarına da saldırdı. Sarp kayalar üzerine yapılmış kaleler, Türk korsanlarına karşı dayanmalarıyla ünlü adalar, Hayreddin Paşa'nın çelik azminde canlanan Türk gücü önünde hemen boyun eğmekten başka çare bulamıyorlardı. Fakat Akdeniz adalarını birer birer ele geçirmekte güçlük çekmeyen Hayreddin Paşa'nın asıl isteği, çağının en büyük Hıristiyan denizcisi olan Anderya Dorya ile çarpışmaktı. Dorya ise tamamen aksi dilekle idi.

Düşmanla boy ölçüşmek için fırsat arayan kahraman Hayreddin, bu isteğine Pireveze sularında kavuştu. Anderya Dorya kumandasındaki Haçlı donanmasının Pireveze'ye saldıracağını haber alınca buyruğundaki gemileri daha önceden, tarihin en büyük savaşlarından birinin yapılacağı sulara getirmişti. Haçlıların da Pirevezeye gelmesi üzerine çarpışma yapıldı.

O çağın en büyük deniz kurtlarını karşı karşıya getiren Pireveze Savaşı az sayılmayacak bir nispetsizlik içinde yapılmıştır. Şanlı tarihe yeni bir parlak sayfa ekleyecek olan Türk donanması, bu karşılaşma başlarken 120 gemiden mürekkep bulunuyordu. Bunların bir kısmı da eski teknelerdi. Halbuki papa, Venedik, İspanyol, Portekiz, Fransız ve Rodos gemilerinin birleşmesiyle meydana gelmiş olan haçlı donanması 300 büyük parça idi. Bu 300 gemi ile birlikte bulunan irili ufaklı gönüllü ve diğer teknelerle haçlı donanması 600 yelkenlik korkulu bir kuvvet teşkil ediyordu. Buna rağmen Dorya, savaş kararında değildi. Hayreddin Paşa'dan çekiniyordu. Fakat Haçlı amiraller meclisi savaşa karar verince, Cenevizli bir İtalyan olan Dorya, derya kaptanı Hayreddin Paşa ile kozunu paylaşmak zorunda kaldı.

Türk donanmasının ortasına Hayreddin Paşa, sağına Turgut, soluna da Salih Reis buyruk veriyorlardı. Haçlı donanması en usta amirallerin elinde idi. Akdenizin hâkimini ortaya koyacak olan savaşa böyle başlandı. Donanmasının azlık olmasına rağmen, derya kaptanı Hayreddin ilk anlardan başlayarak yaptığı korkusuz atılışlarla savaşın hâkimi durumuna geçti. Güzel sözlerle askerinin yiğitliğini büsbütün arttıran büyük Türk denizcisinin yaptığı saldırışlar, zaten savaşmayı istemeyen Dorya'yı daha çok yılgın hale sokmuştu. Türk toplarıyla havaya uçan Venedik gemileri ve zapt edilip içindekilerin kılıçtan geçirildiği diğer Haçlı tekneleri savaşın hangi sonuca gittiğini gösteriyordu. Haçlı donanmasının amirali Cenevizli Dorya kararsızlıklar içinde çırpınırken, Türk kaptanı Hayreddin serbest ve yiğitçe atılışlarla düşmanı sarsmaya devam ediyordu. O koca Haçlı donanması şaşkınlık İçinde idi. Büyük bir Haçlı felâketi muhakkaktı, Hristiyan donanmasını felâketin bu derecesinden Akdeniz'in sularına inmekte
olan karanlıklar kurtardı. Gece; Hızır'ın pençesinde kıvranmakta olan Haçlı donanmasına Hızır gibi yardıma yetişti, Hıristiyan gemilerinden denizin dibini bulmayanlar, karanlıktan faydalanarak her biri bir tarafa dağıldılar. Bu öyle bir kaçış oldu ki ertesi sabah Akdeniz’i ışıklara boğan güneş, sularda yalnız Türk gemilerini ve o gemilerin yenilmez kaptanı Hayreddin'i buldu. Batı'nın deniz dehası Cenevizli Anderya Dorya ortada yoktu. Haçlı donanmasından ise sular üstünde yüzen teknelerden kopmuş parçalar kalmıştı.

Hayreddin Pasa, bu büyük zaferi kazandıktan sonra, oğlunu zafer müjdesi ve tutsak iki düşman amirali ile birlikte padişaha gönderdi. Kanunî, Türk gücünün denizlerdeki bu parlak zaferi şerefine şenlikler yaptırdı ve ulu kaptanına mükâfatlandırdı. İşte bu zaferdir ki Akdeniz’i, bir Türk iç denizi haline sokmuştur. Türk denizciliğinin bütün Batı'ya karşı zaferi demek olan Pireveze, tecellisi sayılan Hayreddin Paşa ile Dorya'nın da sınavı idi. Savaşın sonu, bu ırkî sorunun karşılığını en kesin şekilde veriyordu.

Hayreddin Paşa, bu büyük savaştan sonra ölümü anına kadar yıllarca Türk bayrağını Akdeniz'de rakipsiz olarak dolaştırdı. Bu yıllarda yaptığı kavgalar Pireveze savaşının yanında pek küçük kalır. Kanunî'nin eşsiz kaptanı, Pireveze eserinin yanına bir başkasını koyamadı. Çünkü o büyük bozgundan sonra Batı, bir daha Türk deniz kahramanının karşısına çıkacak yüreği kendisinde bulamadı. Akdeniz yıllarca Türk bayrağının gölgesinde yaşadı. Korsan Hızır, yenilmez Türk deniz dâhisi Hayreddin Paşa olarak gözlerini kapadıktan sonra da onun manevi çocukları öteki büyük derya kaptanları Akdeniz'deki Türk hâkimiyetini devam ettirdiler.

IRKIMIZIN KAHRAMANLARI, NEJDET SANÇAR, AYLI KURT YAYINLARI, 1943, S. 41-43

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+10
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.