Yükleniyor...

Emel Esin

Bot/Robot

Yazı Hakkında

İlteriş Kağan'ın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi

İlteriş Kağan'ın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi

İlteriş Kağan Kimdir ?

İLTERİŞ KAĞAN'IN MEZARI SANILAN

ŞİVET-ULAN KÜLLİYESİ

EMEL ESİN

Levha 307-312

Türk milletine ad veren Kök-Türklerin tarihinde nispeten mübhem kalan ilk ve iki yüzyıl (VI. Ve VII. Asırlar) son senelerdeki araştırmalar ile birden geçmişin sislerinden sıyrılmaktadır. Bu mevzuda çok himmet gösteren Dr. S. G. Klyaştornıy’nın yeni ufuklar açan bir buluşu birinci Kök-Türk sülalesinin Gobi çölündeki mezarlarıdır. Kök-Türk kültürünün menşeine dair şimdiye kadar hatıra gelmeyen imkanlar gösteren bu buluş hakkında ancak bir ön tanıtıma neşr oldu . Daha geniş bilgiler ve resimlerin yayımlanmasından sonra bir değerlendirme denenebilir.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 569)

Klyaştornıy’nın diğer bir tedkikinin sahası Kök-Türklerin kutlu saydığı Ötüken ili idi. Selenge Irmağına akan Hanın – göl (veya Hanuy) vadisindeki bozkırlarda aşağı-yukarı 48o D, 102o K mevkiinde Ihe Hanın Gölü çevresinde İkinci Kök-Türk sülalesinin mezarlıklarından biri bulunuyordu . Klyaştornıy burada bir Türk hatununa ait ağıt kitabesi ile üzerlerinde Kök-Türklerin totemik anası “Böri” (kurt) yi ve esatiri bir kuşu tasvir eden yedi tane taş sanduka ve Türkçe “bediz” veya “sin” denen mezar heykelleri buldu. Fakat bu çevredeki en büyük abide bugün Moğolların Şivet-ulan dediği harabe Hanın-göl ırmağı vadisinde Huni deresinin bu ırmağa aktığı yerde bulunmaktadır (Bkz. Res. 1. Harita). Şivet-ulan’da 1912’de Ramstedt ve 1956’da Dorjsuren . araştırma yapmışlardı. Bu iki araştırıcıya ilaveten 1977’de Klyaştornıy’nın tetkikleri şu neticelere varmaktadır: Abide, Hanın-göl yatağının şimalinde yükselen al renkte balçık ve kum teresübatından müteşekkil bir silsilenin gün-doğu yamaçlarında kademeli sedler üzerinde yükselmekte idi. Ancak temelleri kalan abide uzun dört-köşe şeklinde 40x100 metrelik bir saha üzerine inşa edilmiştir (res. 2). On iki kulesi bulunan surları ile müstahkem bir kale görünüşünde idi (Res. 3) . En üst sedde tam dört-köşe planda 35x35 metre temelleri kalan ve duvarları belki 5 metre kadar yükselen bir tapınak bulunuyordu. Kalıntılarından tapınağın dolma taştan duvarları olup balçık mahlulü ile sıvanmış ve yine toprak karışığı bir boya ile badanalanmış olduğu belirmiş. Tapınağın seddindeki çukurların içinden bulunan dağ silsilenin al kayasından yontulmuş 9 tane insan heykeli; 4 adet art ayakları üzerine oturmuş arslan ve yine 4 tane yarı-uzanmış koç heykeli çıkarılabilmiş . Ramstedt, başka insan heykelleri ve geyik tasvirli bir taş da kaydetmişti . Kök-Türk mezarlarının bir ölen ruh için yapılan uhrevi bir “ev-bark ” olduğunu açıklamıştı. Heykeller civar manastırlara muhtelif yıllarda taşınmış ve bazısının parçaları hatta kendileri kaybolmuş. Şivet-ulan'da bir de taştan küp bulunmuş.

Kalenin gün yönüne açılan kapısının önündeki, 5x7 metre genişlikteki meydanda volkanik kara kayadan 1,5x0,9x0,4 metrelik bir kitabe taşı dikilmişti. Kara taşı cilalanmış yüzünde gelişi-güzel sırada ve sanki muhtelif eller tarafından çizildikten sonra hakkedilmiş birer imza mahiyetinde 60 kadar tamga görülmektedir. Eski Türkçe’de “yoğ” denen cenaze merasimine katılan boy beylerinin bu tamgalar ile imza ettikleri sanılmaktadır. O devirde Kök-Türklere tabi boylara işaret bakımından tamgalar değerli birer vesika olmaktadır (res. 4).

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 570)

Abide, umumi görünüşü ile, Kök-Türk hükümdar sülalesi mensuplarının bilinen diğer mezar külliyelerine uygun idi. Doğu Asya’da kadim devirlerden beri gök tanrısı ve ona mensup sayılan hükümdar sülalesinden kişilere Çince Ming-t’ang makamlar yapılırdı . Kainata teşbih edilen plan şöyle idi: Surlarla çevrili bir yerde dünya merkezindeki bir dağa teşbih edilen ve setler üzerinde yükselen bir tapınak veya köşk bulunuyordu . Kök-Türk sülalesi mensuplarına yapılan mezar abidelerinin şeklinden ve bunların dağa teşbih edildiği hakkındaki mezar abidelerinin şeklinden ve bunların dağa teşbih edildiği hakkındaki Çince metinlerden , Türklerde de aynı geleneğin mevcudiyeti belirmektedir. Esasen Türk hükümdarlarının “ordu” denen makamları da aynı mefhumu ifade eden tertibde idi . Ancak “ordu” yine “çıt” (duvarlar, surlar) ile muhat fakat gerçekten bir dağ bir “yış” (ormanlı dağ) tepesinde bulunuyordu ve zirvedeki makam bazen kağanın otağı olmakta idi . Ruhun uhrevi **“ev-bark”**ı sayılan mezar abidesinde de zirvedeki tapınağın otağ şeklinde yani üstüvani biçimde ve künbetli yahut kubbeli olabileceği Taldı-kurgan mezar taşındaki tasvirden anlaşılmaktadır (res. 5). Bazen de Köl Tigin abidesinde olduğu gibi zirvedeki tapınak bir Çin köşkü şeklinde idi. Şivet-ulan külliyesinde de tepedeki yapı dört-köşe olduğuna göre bu tarzda idi.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 571)

Klyaştornıy birinci Kök-Türk sülalesinin mezarlarını Gobi çölünde bulmuş olduğu için Şivet-ulan külliyesinin ikinci sülaleye ait olacağını bildi. Arslan heykellerinin sol ayaklarında Kök-Türk sülalesinin damgasını görmekle abidenin mensubiyetini anladı . Şivet-ulan gibi ehemmiyetli bir abide ancak büyük bir hükümdara adanmış olabilirdi. Ötüken ilindeki ikinci sülaleden başlıca şahsiyetlerin mezarları bilindiğine göre Şivet-ulan külliyesi ancak 691’de ölen İlteriş Kağan’a ait olabilirdi. Böylece mazinin karanlıklarında görünüşleri unutulan bin üç yüz yıl önceki alpların Türklere istiklallerini tekrar bahşeden kahramanların hayalleri ve tasvirleri sanki tekrar yer altından ayağa kalktı.

Birinci Kök-Türk devletinin iç çekişmeler sonunda yıkılması üzerine Türkler “elli yıl” Çin'e tabi kalmışlardı. İlteriş Kağan'ın idare ettiği istiklal savaşını alpın oğlu Bilge Kağan asırlar sonra da yaşayacak Türk nesillerini hepsine hitap ile şöyle anlatmaktadır: .

“Türk bodun yok bolmazun tiğin bodun bolçun tiyin akanım İlteriş Kaganığ öğüm İlbilge Katunıg Tengri töpesinde tutıp yügerü kötürmiş. Akanım Kagan yiti yeğirmi eren taşıkmış. Taşra yorıyur tiyin kü eşidip balıkdaki tağıkmış tağdaki inmiş. Tirilip yetmiş er bolmış. İlgerü kurıgaru sülep termiş kobartmış. Kamağı yetiyüz er bolmış. Yetiyüz er bolıp ilsiremiş, kağansıramış bodunıg; kündemiş, kuladmış bodunıg Türk törüsün ıçgınmış bodunıg eçüm apam töresince yaratmış. Kırk artukı yeti yolı sülemiş yeğirmi süngüş süngüşmüş. Törüg kazganıp uça barmış”.

(Türk milleti yok olmasın diye millet olsun diye babam İlteriş Kağanı ve anam İlbilge Katunu Tanrı, tepesinden tutup yükseltmiş. Babam Kağan on yedi er ile (Çin sınırlarından) dışarı çıkmış. Dışarıya yürüyor diye haber işidip şehirdeki dağa çıkmış dağdaki inmiş. Dirilip yetmiş er olmuşlar. İleri geri savaşarak derlemiş çoğaltmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ülkesini kağanını kaybeden milleti; cariye ve kul olan milleti; Türk töresi bozulmuş olan milleti atalarımın töresince yaratmış harekete getirmiş. (Babam) Kırk yedi yol savaşa çıkmış yirmi savaşta vuruşmuş. Töreyi kazandıktan sonra (ruhu) uçuvermiş.

Şivet-ulan külliyesinde kazı yapılırsa belki daha malzeme hatta İlteriş Kağan ile istiklal savaşındaki arkadaşlarından olduğu anlaşılan İlbilge Katun'un heykelleri de yer altından çıkabilir. Halen elde bulunan veya önceki neşriyattan bilinen malzeme şu beş kalem altında tefsire tabi tutulabilir:

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 572)

a- İnsan heykelleri

İnsan heykelleri en üst setteki tapınağın çukurlarından olduğuna göre İlteriş Kağanın yakın maiyeti ve silah arkadaşları belki onun ile istiklal savaşı veren **“ilk on yedi er”**lerden bazısını tasvir ediyordu. Bunlara “sü eşi kezig” (savaş arkadaşı dizisi) deniyordu . Birlikte ölüme kadar gitmek için sadakat andı içmiş bellerindeki “kur” (mertebe işareti, madeni levhalı kemer) ve silahları ile temsil edilen “sü eşi kezig”e mensup “er” lerin “bediz” veya “sin”leri (heykelleri) itina ile yapılarak mezar sahibi baş şahsiyetin heykelinin bulunduğu tapınağa ve etrafına diziliyordu . “Bediz” veya “sin”ler tasvir edilen alpın ruhunun mekanı da sayılmakta ve birer “er-bengüsi” (erlik abidesi) mahiyetinde idi. Buna karşılık savaşta öldürülen düşmanlar yontulmamış birer kaya il temsil ediliyor ve “balbal” tesmiye ediliyordu . “Balbal” kayanın üzerindeki ad önce sanıldığı gibi öldürülmüş düşmanın ismi değildi. Bazı “balbal”lar cenaze merasimine iştirak edenler tarafından öldürülmüş düşmanları temsil ediyordu ve “balbal” ölen alpa öbür dünyada “kul” olmak üzere kayaya adı yazılı şahısça adanmış idi .

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 573)

İlteriş Kağanın mezarında bulunan er “bediz”lerinden ancak ikisinin resmi Ramstedt tarafından alınıp P. Aalto’nun himmeti ile neşr oldu . Bunların ve diğerlerinin başları daha sonraki yıllarda kaybolmuş. Her iki heykel de Türk sanatkarlarının tarihte dahi kaydedilen üslubuna uygun olarak gerçekçi hatta mubalagalı gerçekçi görünüştedir. Başında börk olan heykel, gür sakalı ile europeoid ırktan sanılabilir (res. 6). Diğer çok küçük başlı sivri çeneli heykel ise daha çok Mongoloid ırkların vechesini hatırlatmaktadır (res. 7). Irk olarak Kök-Türklerin bu iki tipoloji arasında bulunduğu anthropolojik araştırmalarca da teyit edilmiş Çinliler ve diğer Doğulu milletler ile karışma neticesinde mongoloid hususiyetlerin çoğaldığı anlaşılmaktadır. Her iki heykelin kıyafeti baldıra kadar uzanan Kök-Türk kaftanıdır Bellerinde, “er” unvanını kazanmış alpların “kur”u (kemer) ve ona asılı eşya ve silahlar gözükmektedir. Heykeller diğer Türk mezar abidelerinde olduğu gibi ellerinde birer kadeh eski adları ile “ayak” veyahut “bart” tutmaktadır. Kadeh motifi muhtelif tefsirlere yol açtı. Kadeh sadakat andı içmiş “er”lerin timsallerinden idi . Oğuzlarda ölen bir alp gömülürken eline kadeh verildi . Mezarlarda bulanan değerli altın ve gümüş kadehlerin ölenin kadehi olabileceği gibi merasime iştirak edenler tarafından adak olarak verilmiş de bulunabiliyordu . Diğer taraflardan Klyaştornıy’nin Hanın-göl vadisinde bulunduğu bir kitabeden ölen alpa “kullarının” (maiyetinin) “aş tuttuğu” (aş sunduğu) tasavvuru ifade edilmiş . Şivet-ulan külliyesindeki heykellerin ellerindeki kadehlerin de bu gibi mefhumlara işaret ettiği düşünülebilir.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 574)

b- Geyik tasviri olan taş

Ramstedt tarafından Şivet-ulan’da görülüp resmi yapılan ve üzerinde geyikler tasvir edilmiş taşın benzerleri de münakaşalı bir mevzu teşkil etmektedir (res. 8). “Geyikli taşlar” Türklerin atalarından sayılan Çinlilerin “Ting-ling” dediği kadim boylarca ve daha sonra Türkler tarafından da alp mezarlarına dikiliyordu. Bu adetin aslı mübhem kalmaktadır fakat Çin kaynaklarına anlatılıp Çin sınırlarındaki Çinli olmayan kavimlerin illeri ile de alakalı bir efsaneden doğduğu sanılabilir . Milattan önceki bin yıllardan beri Çinlilerin Türklerin atalarından boylar ile karışık yaşadığı Kuzey Çin’de şu inanç mevcuttu: İlk mezar abidesini yel mabudu dikmişti ve yel mabudu kış-ejder-geyik karışığı görünüşünde bir mahluk olup (Fei-lien) göğe yükselen ruhların bineği olmakta idi. Bu tasavvurun Türklerde de uzun müddet yaşadığı Uygur metinlerindeki akislerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca, “sıgun-keyik” (geyik) cinsi Türklerde Tanrısına ait bir hayvan sayılıyordu Geyikli taşların kurban merasimleri ile de alakası vardı ve Şivet-ulan’da bulunan geyikli taş’taki silah resimleri de buna işaret eder (res. 8). Hamilton ve Tryjarski’nin okudukları bir kitabeden bilindiği üzere ölen alplara at ve koçtan başka bazen geyik de kurban ediliyordu. Geyik semavi addedilmekle belki göğe mensup sayılan kimselere adanan bir kurban idi. Kurbanların öbür dünyada canlandığı ve alp ile beraber bulundukları inancı da Türklere milattan önceki bin yıllardaki Doğu Asya’dan kalmıştı .

c- Koç heykelleri

Diğer Kök-Türk devri mezarlarında olduğu gibi Şivet-ulan’da bulunan koç heykelleri de kurban merasimleri ile alakalı gözükmektedir (res. 9). Gerek Kadim şimali Çin’de gerek Türklerde toprak mabuduna veya yerli toprak “kut”ları vasfı da kendilerine izafe edilen ölmüş alplara kurban olarak yere koç gömülürdü. Koç, boğa ve geyikten bir derece aşağı sayılan bir kurbandı. Semavi ruhlara boğa ve geyik ile birlikte koç da kurban edilir; fakat yalnız koç ise toprak ruhlarına adanırdı. Erkek hayvanlar dişilerden üstün değerde kurban addediliyordu. Kök-Türk devri koç tasvirleri (res. 9) gerçekçi üslup ile dikkati çekmekte ve sanatkarların bu hayvanı çok gördüklerini belirtmektedir.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 575)

d- Arslan heykelleri

Kaşgari’nin de bildirdiği gibi arslan unvanı ve ongunu yahut adı hükümdarlara mahsustu. Doğu ve İç Asya’da arslan bulunmadığından bu motif kadim devirde yoktu ancak Burkan’ın mensup bulunduğu Şakya boyunun ongunu olarak şöhreti duyulmuştu. Çinliler arslan görmedikleri için onu köpek şeklinde (fo) tasvir ederlerdi. Doğu Türkleri de bazen aynı üslubu takip etmişti. Fakat Kök-Türk devri arslan tasvirleri Şivet-ulan’da da görüldüğü üzere (res. 10) başka tarzda idi ve bu tarz Sind ve Hind iklimlerine bağlanmaktadır. Türler Sind ve Fars yönündeki savaşlarda arslanları düşmana karşı salmayı dahi biliyorlardı. Görünüş bakımından Şivet-ulan arslanları (res. 10) Hind Budhist sanatının mesela Sarnath sütununda görüldüğü şekilde hatırlatmaktadır . Kök-Türk Kağanı çok dindar bir Budist idi ve Türklerde ilk olarak arslan unvanını taşıyanın o olduğu sanılır. Belki Kök-Türklere arslanın Budist ikionografisi o zamanda aksetmişti. Şivet-ulan’daki arslanların ongun mahiyeti sol ayaklarındaki Kök-Türk sülalesi damgasından anlaşılmaktadır.

e- Kotuz (Yabani Boğa)

Kök-Türk sülalesinin damgasının (res. 11/a) kadim İç Asya’da en eski devirlerde arslandan önce alpların hükümdarların ve semavi şahsiyetlerin ongunu sayılan Türkçe adı ile “kotuz” olduğu hakkında kanaatimi mufassal şekilde IV. Milli Türkoloji kongresine arz edeceğim. Kanaatimin dayanaklarını kısaca burada da tekrar etmek isterim. Bu damganın bir dağ keçisini temsil ettiği görüşüne katılmış bulunurken dağ keçisi gibi küçük bir hayvanın neden hükümdar ongunu olabileceğinin sebeplerini bulmaya çalışmıştım . O sıralarda İç Asya ve bilhassa Doğu Asya hükümdar damgaları üzerinde araştırmalarda “kotuz” geleneğini öğrendim (yabani boğa ve bilhassa onun poephagus grunniens, Tibetçe yak denen, tüylü, kamburlu, boynuzları dağ keçisininki gibi yukarı kıvrılan, çok büyük cinsi). O zaman fark ettim ki Kök-Türk damgasındaki hayvanın (res. 11/a) kuyruğu dağ keçisindeki gibi kısacık değil “kotuz”un tuğ olarak kullanılan ünlü kuyruğu gibi uzundur; hatta kuyruğun ucundaki tuğlara dikilen ipek gibi tüyler bile tebarüz ettirilmiş. Böylece damgada tasvir edilen hayvanın “kotuz” olup dağ keçisi piktogramlarından başka olduğu belirdi. Kaldı ki Köl Tigin kitabesinin üstüne hükümdar soyu mensubu Yolluğ Tiğin’in eli ile çizdiği Kağan soyu timsali damganın (res. 11/a) bir eşi de Tokuz-Oğuz hükümdarı Baz Kağan’ın oğlunun mezar taşında görünmektedir ve yanına Kök-Türk harfleri ile “kotuz” yazıldığı Klyaştornıy tarafından okunmuş (res. 11/b). Anlaşılıyor ki “kotuz” arslandan önce umumi mahiyette bir hükümdar ongunu olarak Kök-Türk ve Tokuz-Oğuz Kağan damgalarında kalmıştı.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 576)

Kök-Türk Devleti'ni 745’te yıkan Uygurların da İlteriş Kağan’ın mezarı olarak beliren Şivet-ulan külliyesini belki mezarlık mahiyetinde kullandıkları Ramstedt’in bulunduğu bir kitabeden anlaşılmış . Bu kitabede “Kağan Uygur erdim” yazılı imiş. Esasen Bayan Çor Kağan'ın Ötüken Uygur Devleti'ni kurduktan sonra Selenge vadisinde yaptırdığı Bay-balık şehri ile kitabesi de (Şineusu) aynı çevrede bulunuyordu.

(Emel Esin, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, İlteriş Kağanın Mezarı Sanılan Şivet-Ulan Külliyesi, s. 577)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+31
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.