Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 08 Mayıs 2018 - 16:00
Son Düzenlenme Tarihi 08 Mayıs 2018 - 19:17
İkili Anlaşmaların İçyüzü - Haydar Tunçkanat

İkili Anlaşmaların İçyüzü - Haydar Tunçkanat

Haydar Tunçkanat, İkili Anlaşmaların İçyüzü, s.13-s.57 1969 Ekim Yayınevi, Ankara

Mustafa Kemal 17 Şubat 1923 tarihinde topla­nan İktisat Kongresini açış konuşmasında :

Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olur­sa olsunlar iktisadi zaferlerle taçlandırılmazlarsa, husule gelen zaferler sürekli olamaz, az zamanda sönerler. Bu nedenle, en kuvvetli ve parlak zaferimi­zin dahi temin edebildiği ve daha edebileceği faydalı sonuçları muhafaza için İktisadiyatımızın, iktisadi egemenliğimizin güvenlik altına alınması, sağlamlaş­tırılması ve genişletilmesi lâzımdır. Geçmişte ve özel­likle tanzimat devrinden sonra, yabancı sermaye memlekette seçkin bir mevkie malik oldu. Ve İlmi manasıyla denilebilir ki; Devlet ve Hükümet yabancı sermayenin jandarmalığından başka bir şey yapma­mıştır. Artık her medeni millet gibi yeni Türkiye de buna muvafakat edemez. Burasını esir ülkesi yaptı­ramaz». Efendiler, görülüyor ki bu kadar kat’i ve yüksek bir askeri zaferden sonra dahi barışa kavuş­mamızı engelleyen sebebler, doğrudan doğruya ikti­sadidir. Çünkü, bu devlet, bu millet iktisadi egemen­liğini temin ederse, o kadar kuvvetli temel üzerinde yerleşmiş ve yükselmeye başlamış olacaktır- Ve ar­tık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olamaya­caktır. İşte, düşmanlarımızın, hakiki düşmanlarımı­zın muvafakat ve bir türlü rıza göstermedikleri bu­dur.(*)demektedir.

Lozan barış görüşmelerinin 4 Şubat 1923 te ke­silmesinden iki hafta sonra yaptığı bu konuşmada Mustafa Kemal 30 Ağustos 1922 de Dumlupmar’da kazanılan büyük askeri zaferle kendini dünyaya ka­bul ettiren yeni Türk Devletinin karşılaştığı güçlük­lere ve bunlardan çıkış yollarına işaretle düşmanla­rın gerçek niyetleriyle, Lozan barış görüşmelerinin kesilmesinin nedenlerini de açıklıyordu.

Mustafa Kemal Lozan’da Türk Heyetinin karşı­laşabileceği güçlüklerin nedenlerini çok önceden bil­mekteydi. Bu amaçla konferansta Türkiye’yi temsil edecek heyete katılacak kimseler üzerinde de Önem­le durmuştu. Bu heyete girecek kimselerin bazı Önem­li nitelikleri olmalıydı.

Bu kimselerin herşeyden önce Osmanlı İmpa­ratorluğunu yabancı Devletlere verilen tavizlerle günügününe yaşatmaya çalışan bir zihniyet içinde yetişmiş ve bu sistemi benimsemiş diplomatlar ol­maması lâzımdır. Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu­nun Avrupa Devletleri ile devamlı münasebetlerde bulunmaya başladığı Tanzimat tan sonraki devrede. İmparatorluğun dış münasebetlerini yönetenler Av­rupa Devletleri ile yapılan temaslarda kendilerini aşa­ğılık duygusundan kurtaramamışlardı. Bu kimselerin Türkiye’nin milli çıkarlarını, konferansta, gerektiği şekilde koruyamayacakları tabu İdi.1

Mustafa Kemal, kapitülasyonların her türlüsüne karşı ve kaldırılmalarında kararlıydı. 23 Şubat 1921 de başlayan Londra Konferansına Anadolu Hüküme­ti adına katılan Dışişleri Bakanı Bekri Sami Bey, İngiliz, Fransız ve İtalyan’larla ayrı ayrı olmak üzere anlaşmalar imzalamıştı. Bu anlaşmaların Fransız ve İtalyanlara imtiyazlar tanıyan kısımları şöyleydi :

Fransızlara verilecek imtiyazlar : «Verilecek ivazlarda Fransızlar tercih edilecek ve Türk-Fransız ekonomik işbirliği kurulacaktı. Bu inhisar yalnız Kilikya’ya mahsus olmayıp Elâzığ, Diyarba­kır ve Sivas vilâyetlerini de içine almaktaydı- Erga­ni madenlerini işletme imtiyazı bir Fransız gurubuna verilecek ve bu maksatla Türk Kanunlarına göre kurulacak bir şirkette Türk - Fransız sermayeleri yanyanya işbirliği yapacaklardı.2

İtalyanlara verilecek imtiyazlar : «İtalya ile iş­birliği yapmayı, Antalya, Burdur, Muğla, Isparta, Afyon, Kütahya, Aydın ve Konya’yı içine alan geniş bir bölgede diğer milletlere tercihan İtalyanlara ba­zı imtiyazlar tanımayı, Ereğli madenlerim bir Türk-İtalyan şirketinin işletmesini kabul etmişti. Türk-İtalyan ekonomik işbirliği Türk Kanunlarına göre kurulacak şirketlerle yürütülecekti. Şirketlerde Türk ve İtalyan sermayesi işbirliği yapacaktı.»3

Mustafa Kemal büyük söylevinde bu anlaşma­larla ilgili olarak :

Elbet bu sözleşmeyi de hükümetimiz kabul ede­mezdi. Baylar, itilaf devletlerinin, Londra’ya barış yapmak için gönderdiğimiz Delegeler Kurulumuz Başkanı Bekir Sami Beye imza ettirdikleri sözleş­melerle Sevr tasarısından sonra aralarında yaptık­ları «Üçlü Anlaşma» adı verilen ve Anadolu’yu sö­mürme bölgelerine ayıran anlaşmayı başka adlar al­tında ulusal Hükümetimize kabul ettirmek amacını güttükleri apaçık bellidir. İtilaf siyasa adamları bu isteklerini Bekir Sami Beye kabul ettirmeyi de ba­şarmışlardır. Bekir Sami Beyi Londra’da Konferans görüşmelerinden çok, ayrı ayrı yapılan konuşmalar­la oyaladıkları anlaşılıyor. Ulusal hükümetin ilkele­riyle Dışişleri Bakanı olan kişinin tutumu arasındaki ayrımın neden ileri geldiği ne yazık ki anlaşılama­mıştır, demek suretiyle kapitülasyonlar karşısında­ki kararlılığını belirtmiştir.

Mustafa Kemal 9 Haziran 1921 de Fransız Hü­kümetinin temsilcisi olarak Ankara’ya gelen Bay Franklen Buyon’a o zamanki Türk Hükümetinin tam bağımsızlıktan ne anladığını şöyle açıklıyor :

Tam bağımsızlık elbette, siyaset, maliye, İktisat, adalet, askerlik kültür gibi her alanda tam bağım­sızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun obuası demektir.****4

Bu sözlerde tanımlanan bağımsızlığın Fransız Hükümetinin temsilcisi tarafından da kabul edilebil­mesinin ancak Türk ve Yunan orduları arasında 22 gün süren kanlı Sakarya meydan savaşında Türk ordusunun, Yunan ordularını yenilgiye uğratmasın­dan sonra mümkün olabildiğini hatırlamak lâzımdır.

Tam bağımsızlık ve kapitülasyonlar konusunda Mustafa Kemal’den aldığı direktifle, Türk heyeti, kararlı olarak barış görüşmeleri için Lozan’a gitti. 22 Nisan 1923 de başlayan ikinci Lozan Konferan­sında müttefiklerin özellikle üzerinde inatla durduk­ları kapitülasyonlarda İsmet Paşa taviz vermemiş ve başka isim veya biçim altında kapitülasyonların tekrar kurulması isteklerini kabul etmemiştir- So­nunda kapitülasyonlar Türklerin istediği şekilde çö­züme bağlanarak ortadan kaldırılmıştır.

Yeni ve bağımsız Türk Devletinin kurulmasın­da en güç şartlar altında dahi tam bağımsızlığımızdan hiç bir taviz verilmediği ve önceden verilmiş olanlar için de her alanda nice zorlu savaşlar yapıl­dığı, bilinen bir gerçektir. Türkiye’nin çağdaş ulusla­rın uygarlık düzeyine en kısa zamanda ulaşması için büyük Atatürk tarafından konulan bu temel ilkenin anlamı bugün dünden daha çok önem kazanmıştır. Çünkü II. Dünya Savaşından sonra milliyetçilik akım­larının kuvvetlenmesi, kurtuluş savaşlarının yayıl­ması, bir kısım sömürge ve yarı sömürge ülkelerinin bağımsızlık kazanmaları karşısında eski usul sömür­gecilik de biçim değiştirerek iktisadi, askeri, tek­nik vb. yardım adları altında ikili anlaşmalarla azgelişmiş ülkelere dost görünerek sızmaya başlamıştır. Yeni kurulan Türk Devleti geçmiş acı ve kanlı tec­rübelerin ışığı altında yabancı sermaye, dış yardım ve borç para alma konularında çok tedbirli hareket etmiştir.

II. Dünya Savaşının sonlarına yaklaşıldığı bir dönemden başlayarak Türk Hükümetlerinin Ata­türk’ün yeni Türk Devletinin kuruluşunda temel ola­rak tavizsiz uyguladığı ilkelerden yavaş yavaş fakat imzalanan her yeni ikili anlaşmada biraz daha fazla olmak üzere uzaklaştıkları bir gerçektir. Başlangıçta değişik adlar altında yapılan ikili anlaşmaların sayı­ları az olduğundan bağımsızlığımızı kısıtlamaları ve yabancıların iç işlerimize karışmaları da o ölçüde az hissedilmiştir. Fakat, zamanla anlaşmaların sayıları ve getirdikleri ağır şartlar arttıkça bozulan iktisadi durumun da etkisiyle Türkiye, yardım perdesi arka­sında yabancının dolarına, buğdayına, silâhına, ye­dek parçasına, kredisine, teknik elemanına ve aklına muhtaç bir duruma gelerek, siyasi, iktisadi, adli, as­keri ve kültürel bağımsızlığını bir hayli yitirmiştir. Bu kitap hem bir çıkış yolu aramak, hem de birçok yönleri olan bu konunun bilinen ve bilinmeyen taraf­larını bir araya getirip, görünen kısımlarıyla görün­meyen kısımlarım birleştirmek suretiyle ikili anlaş­maların gerçeğe yakın bir tablosunu ayrıntılarıyla çizmek amacıyla hazırlanmıştır.

Bu, tıpkı bir savaştan önce taarruza hazırlanan veya savunma yapacak bir ordunun düşmanın hangi silâhlarla, ne kadar kuvvetle nerede ve ne zaman nasıl hareket edeceğini, benimsediği stratejiyi ve uygulayacağı taktiği, yığınak noktalarını, karargahlarını ve içimize sokulan casusları ve işbirlikçileri, sabotajcıları bulup meydana çıkarmak gibi bir araştırmadır. Düşmanı küçümsemeden onu iyi değerlendirmek, askerlikte başarının ön şartıdır. Ancak bundan sonra kendi imkân ve kabiliyetlerimize göre bizi başarıya götürecek en uygun strateji ve hareket tarzı tesbip edilebilir.

Dost ve müttefiklerin dostluklarının ölçüsünü ve sözlerine ne dereceye kadar güvenilebileceğini, gerçek niyetlerini öğrenmek ve düşmanın ki kadar önemlidir ve asla ihmal edilemez.

Uzun yıllar önce yenerek, yurdumuzdan kovmuş olduğumuz kapitülasyonların ve emperyalizmin yıllar sonra yalnız ABD ile yapılmış olan ikili anlaşmalar yoluyla yurdumuza nasıl geri gelmiş olduklarını yakın tarihimizin akışı içinde belgeler ve olaylara dayanarak açıklamaya çalıştık.

23 ŞUBAT 1945 TARİHLİ, T.C. HÜKÜMETİ İLE ABD HÜKÜMETİ ARASINDA İMZALANAN, II MART 1941 TARİHLİ ÖDÜNÇ VERME VE KİRALAMA KANUNU’NDAN YARARLANMAK İÇİN YAPILAN ANLAŞMA

Yabancı bir devlete verilecek bazı imtiyazların tohumlarını taşıyan ilk anlaşmanın 23 Şubat 1945 ta­rihinde Amerika Birleşik Devletleriyle imzalanmış olduğunu görüyoruz. Bu anlaşma ile Amerika’nın 11 Mart 1941 tarihinde çıkardığı Ödünç Verme ve Kira­lama kanunundan yararlanan ülkeler arasına, sava­şın sonuna yaklaşıldığı bir sırada, Türkiye de alınmış oluyordu. 4780 sayılı5 kanunla T.B.M.M.’nin ona­yından geçen bu anlaşmada, Türkiye Cumhuriyeti savunmasının, A.B.D. savunması için hayati önemi haiz olduğu belirtilerek, 1. maddesinde, A.B.D. Hükü­meti T.C- Hükümetine, A.B.D. Cumhurbaşkanının de­vir veya tedarikine yetki vereceği savunma maddele­rini, savunma hizmetlerini ve savunma bilgilerini vermeğe devam edecektir, denilmekteydi. Genel terim­lerle ifade edilen savunma maddelerinin cinsleri, ni­telikleri, eski veya yeni mi olacakları, sayıları, nere­de ve ne zaman teslim edilecekleri hakkında bilgi ol­madığı gibi, Amerikan hükümetini bu konuda bağla­yıcı bir hüküm de yoktur.

Anlaşmanın 2. maddesinde Türkiye’nin yüküm­lülükleri şöyle sıralanmış : TC. Hükümeti, sağlaya­bilmek vazifesinde bulunduğu ve müsaade edebilece­ği maddeleri, hizmetleri, kolaylıkları veya bilgileri, A.B.D.’ne temin edecektir. Bu maddeye göre; Tür­kiye de, Amerika’ya onun ihtiyaç duyduğu maddele­ri, hizmetleri, bilgileri ve kolaylıkları sağlayacaktır. Bu maddede «savunma» sözü de kullanılmadığına gö­re, savunma dışındaki hizmet, bilgi, kolaylık ve mad­delerin de sağlanmasını, A.B.D. Türkiye’den isteyebilecektir. Ayrıca bu maddedeki «kolaylıklar» sözü, Türkiye’nin hava meydanlarıyla, limanları ve yolları­nın Amerikalılar tarafından kullanılmasından, Türki­ye’de Amerikalıların üs ve tesisler kurmalarına va­rıncaya kadar çok değişik anlamlar taşır. Bu madde ile Türk Hükümeti, nerede başlayıp nerede biteceği belli olmayan çok geniş bir yükümlülük altına girmiş bulunmaktadır.

Anlaşmanın diğer bütün maddeleri, Türkiye’ye verilmesi düşünülen ve neler olduğu henüz bilinme­yen savunma malzemelerinin; nasıl kullanılacağın­dan geri verilmelerine, ve patent haklarından doğma­sı muhtemel ödemelerin Amerikan Hükümetine na­sıl yapılacağına kadar, büyük ve zengin Amerika’nın haklarının korunması için, Türk Hükümetinin uyması gerekli şartları kapsıyor. Bir örnek olarak anlaşmanın 5. maddesini buraya aktaralım:

T.C. Hükümeti, A.B.D. Cumhurbaşkanınca ta­yin edileceği veçhile, şimdiki olağanüstü hal son bul­duğu zaman, işbu anlaşmaya uygun olarak kendisine devredilmiş olan savunma maddelerinden, yok edil­memiş, kaybolmamış veya kullanılmamış olan veya A.B.D. Cumhurbaşkanı tarafından A.B.D. veya Ba­tı Yarım Küresi savunmasına elverişli olduğu veya A.B.D.’nin başka bir şekilde işine yarayacağı tesbit edilecek olanları, A.B.D.’ne geri verecektir.

Türkiye ve Amerika gibi bağımsız iki ülke ara­sında «eşitlik» ilkesine göre yapılan bu anlaşmada, Türkiye çok ağır yükümlülükler altına girmiş olma­sına rağmen, anlaşmada, Türkiye’nin hak ve çıkar­larını koruyan tek bir kelimeye bile yer verilmemiş­tir. Buna mazeret olarak o günün zor şartları ileri sürülebilirse de bunu kabule asla imkân yoktur. Çok daha zor şartlar altında, bağımsızlığımız ve hüküm­ranlık haklarımızla bağdaşmayan anlaşmalar kabul edilmemiştir. Kaldı ki bu anlaşmanın Türkiye açısın­dan ne kadar devam edeceği de belli değil, çünkü «olağanüstü hal», burada tarif edilmediği için, ne za­man sona ereceğinin kararlaştırılması da A.B.D.’ne bırakılmıştır.

Bu anlaşmada A.B.D. karşılıklı yardım anlaş­ması içerisinde kendi şartlarını açıkça ortaya koy­muş, Türkiye ise hiçbir sınır ve karşı şart koymadan Amerikan şartlarım aynen kabul etmiştir. Türkiye’­nin bu tutum ve davranışından çok iyi bir şekilde yararlanmasını bilen Amerika’nın bu anlaşmayı ba­samak yaparak, bundan sonraki anlaşmalarda daha fazla imtiyazlar, haklar ve tavizler kopardığı ve bir plân içerisinde amacına varmak için seçtiği yolda sabırla ilerlediği görülecektir.

27 ŞUBAT 1946 TARİH VE 4882 SAYILI KANUNLA KABUL EDİLEN 10 MİLYON DOLARLIK KREDİ ANLAŞMASI**6**

T.C. Hükümeti ile A.B.D. Hükümetleri arasında savaş sonrası )’apılan bu ilk İkili Anlaşmanın Birin­ci Bölümünde :

Birleşik Devletler Dış Tasfiye Komisyonu tara­fından Türk arazisi dışında satılığa çıkarılan teçhi­zat ve malzeme fazlası meyanmdan, ihtiyaçlarına te­kabül edenleri satın almak arzusunda olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve bu malzemenin Türk Hü­kümeti tarafından on milyon dolar tutarına kadar mubayalarını kolaylaştırmak arzusunda olan A.B.D. Hükümeti, aşağıdaki hükümleri kabul etmekte mu­tabık kalmışlardır:

  1. Birleşik Devletler, Türk Hükümetine işbusatın almalar İçin on milyon dolarlık kredi verecek­tir.

  2. Türk Hükümeti, kullanılan kredinin tama­mını on eşit taksitte, yıllık 2, 3/8 nisbeti üzerindenhesap edilen bir faizle ve dolarla ödemeyi taahhüteder.

(3) Birleşik Devletler faiz dahil olmak üzere, İşbu taksitin resmi rayiç üzerinden Türk lirası ola­rak tediyesini İsteyebilecektir.

Tediye şekilleri yukarıda belirtilen Türk Lirala­rı T-C. Merkez Bankasında hususi bir hesaba yatı­rılacak ve Birleşik Devletlerin arzusuna göre:

  • Harsı, terbiyevi ve insani gayelere,

  • Birleşik Devletler tarafından Türkiye’de kul­lanılan memurların ücretleri dahil olmak üzere. Bir­leşik Devletlerin masraflarına tahsis edilecektir.

Harp sonrasında, «ellerinde 245 milyon dolarlık altın ve döviz stoku bulunduğu halde, Sovyetler Bir­liği ile bir savaş ihtimalini düşünerek, bu stoku kul­lanmak istemeyen Türk yöneticiler, karşılaştıkları iktisadi sorunları yenmek için bir yandan uzun va­deli iç borçlanmalardan, diğer yandan da dış kredi­lerden faydalanmayı denemişlerdir».7

«Yüzyıllar boyunca Osmanlı ekonomisini ağır bir baskı altında tutmuş, ekonomik kalkınmasını en­gellemiş, ve devletin toprakları üzerindeki egemenlik haklarını kısıtlamış olan kapitülasyonların Lozan Antlaşmasiyle tamamen kaldırılmasından sonra, II Dünya Savaşı sonuna kadar Cumhuriyet Hükümet­leri yabancı memleketlerle olan ekonomik ilişkilerine özel bir dikkat göstermiş, bu ilişkilerin kendi aleyhi­ne işleyeceğinden çekinmiş ve memlekete girecek ya­bancı sermayenin kapitülasyonlar Ölçüsüne varma ihtimalinden endişelenmişlerdir. Fakat savaş sırasında memleket dışında ve içinde görülen siyasi ve eko­nomik yeni bazı gelişmelerin etkisiyle, savaştan son­ra Türkiye bu kapalı politikasını değiştirmeye baş­lamış, yavaş yavaş dış ekonomik ilişkilerindeki çe­kingen davranışlarından vazgeçerek, dışardan Türkiye’ye yöneltilebilecek ekonomik yardıma karşı da­ha elverişli bir tutum takınmıştır»8

Bu anlaşmanın imzalandığı sıralarda Türk Hü­kümetinin kasalarında 245 milyon dolarlık dövizi vardır. Fakat Sovyet Rusya’nın Türkiye’ye güvenlik vermeyen tutum ve davranışlarından kuşkulanan hükümet, benimsediği yeni bir görüşle, dış yardıma istekli ve daha elverişli bir tutum takınıyor. Dış yardıma karşı benimsenen bu yeni tutumdan, Amerika’­nın, 23 Şubat 1945 tarihli yardım anlaşmasında, na­sıl yararlandığını açıklamıştık.

27 Şubat 1946 yardım anlaşmasıyla, Türkiye sı­nırları dışında bulunan ve Amerika’nın işine yara­mayan savaş artığı malzemeyi satın almak şartiyle, Amerikan Hükümeti on yıl vadeli 10 milyon dolar krediyi Türkiye Hükümetine açmaktadır. Gerçekte, Amerikan Hükümeti Türkiye’ye para yerine on mil­yon dolarlık kullanılmış, savaş artığı tasfiye halinde malzeme verecektir. Ayrıca bu borçlanma için % 2. 3/8 faiz ödenecektir. Ve bu faiz dahil olmak üzere yıllık taksitlerin, resmi kur üzerinden Türk Li­rası olarak ödenmesini de, A.B.D. isteyebilecektir.

Merkez Bankasına yatırılacak olan bu Türk Liralar, Birleşik Devletlerin arzusuna göre, harsı terbiyevi ve insani gayelere, Amerika’nın Türkiye’deki masraflarıyle, Türkiye’deki Amerikan memurlarının ücret­lerinin ödenmesinde kullanılacaktır- Görülüyorki, Amerika kendi ülkesinden bir kuruşluk döviz dahi çıkarmadan, Türkiye’deki masraflarını, Türk para­sıyla ödeyebilecektir. Harsi, insani ve terbiyevi gaye­lerin Türkiye ve Amerika için ayrı veya eşit anlam mı taşıdığı, bu maksatlar için kimlere veya hangi teşekküllere yılda ne miktar Türk parası verilebile­ceği de anlaşmada tesbit edilmediği için Türkiye’de bu parayı Amerikan Hükümeti adına kullanacak kişi diğer elçilerden farklı olarak büyük bir güç ve önem kazanmakta ayrıca Türk Hükümeti üzerinde de bir siyasal baskı aracı elde etmiş olmaktadır. Bu büyük fedakarlığa karşılık Türkiye’nin kazançlarını da, eğer bunlara kazanç denebilirse, şöyle sıralayabili­riz :

Tasfiye halindeki bu Amerikan savaş artığı malzemeleri yerlerinde görüp, bunlardan Türkiye’ye yararlı olabileceklerin tayini için bir takım heyet­ler seçilecektir. Bu heyetlere ödenecek dış yolluk­larla seçilecek malzemelerin tamirleri ve Türkiye’ye nakilleri için Ödenecek masrafların da maliyete eklenmesi gerekir. Bu malzemeleri yapmış olan fabri­kalar ya kapanmış veya imalâtlarım durdurmuş ol­dukları için bu malzeme ve araçların yedek parçaları da mevcut değildir. Bu durum karşısında iki ihtimal vardır; Ya bu malzemeler Türkiye’ye geldikten kısa bir süre sonra kullanılmayarak hurdaya çıkarılacaklar veyahut da yedek parçanın özel olarak imal edi­leceği gerekçesiyle Amerika’ya çok pahalı yedek parça siparişi verilerek döviz ödenecektir. Değişik heyetlerin değişik ülkelerdeki tasfiyeye tâbi çok çe­şitli malzeme, araç ve gereçlerin arasından seçecek­leri malzeme ve araçların da çok çeşitli olacağı ta­biidir. Bu şartlar altında bu malzemelerin büyük bir kısmının Türkiye’de kullanılamayacağı ve bir kısmı­nın da yedek parçasızlıktan kısa zamanda işlemez hale geleceğini önceden kestirmek bir kehanet olma­sa gerek. II. Dünya Savaşında, İngiliz’lerden aldığı­mız uçakların uçurulabilmesi için gerekli yedek par­ça siparişlerim özel imalât gerekçesiyle, savaş son­rası devrede, değerlerinin 3 - 4 katına satın aldı­ğımızı hatırlıyoruz.

Bu nedenlerle savaş artığı, tasfiye halindeki Amerikan malzemesi satın almak şartıyla açılan bu 10 milyon dolarlık Amerika kredisi ile borçlanan Türkiye, alman ve çoğu kullanılmış savaş artığı mal­zemenin büyük bir kısmından yararlanamamış, ya­rarlanmak imkânını bulduğu küçük bir kısmı için de, Amerika’ya yedek parça karşılığı 4-5 katında dö­viz Ödemek zorunda kalmıştır.

Görülüyor ki dış yardım konusunda yeni bir po­litika benimseyen hükümet bu sefer de yardım diye önüne sürülen, gerçekte modern sömürgeciliğin ön­cüsü ve habercisi olan bu yardım anlaşmasının, çok ağır olan şartlarını gözü kapalı kabul etmekle Mus­tafa Kemal’in tam bağımsızlık anlayışından ayrıl­mıştır.

Aynı anlaşmanın ikinci bölümü; Türkiye’de bu­lunan ve Amerikan Hükümetince fazla olarak ilân edilen malzemenin satışı ile ilgilidir. Bu bölümün bi­rinci maddesinde :

Dış Tasfiye Komisyonu Türk Hükümetine iş bu malzemenin ve fiyatlarının envanterini ve itfa listelerini verecektir- Satış fiyatı İlgili mümessiller tarafından görüşülecektir. Türk Hükümeti tarafın­dan seçilen malzeme Türk Hükümeti tarafından ma­hallinde ve olduğu gibi, mülkiyeti müstesna olmak üzere teminatsız satın alınacak ve Türk Hükümetine aşağıda müştereken tesbit edildiği üzere şu tarihte veya şu tarihlerde teslim edilecektir.

deniliyor. Türk Hükümetinin satın almak için seçe­ceği malzeme mahallinde olduğu gibi yani ne du­rumda ise öyle satın alınacaktır. Bozuk, kırık, işle­mez ve tamire muhtaç olanları Amerika değiştirme­yecek, tamir etmeyecek ve işler bir durumda teslim etmeyecektir. Ayrıca Türkiye’nin satın alacağı bu malzemelerin mülkiyet hakkı da Amerikalılara ait olacaktır. Çünkü 23 Şubat 1945 tarihli anlaşmanın 5. maddesine göre, Amerika Cumhurbaşkanının iste­ği üzerine bunlar geri verilecektir. Bu ağır şartlar altında sadece karşı tarafın çıkarlarını koruyan böy­le bir anlaşmadan Türkiye’nin nasıl bir kazancı ola­cağım kestirmek zordur.

Aynı anlaşmanın III. bölümünde ise, Amerikan Hükümeti istediği takdirde Türkiye dışında veya içinde bulunan malzeme fazlalarından bir kısmını Türkiye’de satın almak istediği gayrimenkullerle trampa etme imkânına sahip olmaktadır. Bilindiği gibi yabancı elçiliklerin Türkiye’de sahip olabilecek­leri gayrimenkul sayısı sınırlıdır. Kaldı ki binaların trampa edileceği malzemenin mülkiyeti Türk Hükü­metine ait olmayacak, buna karşılık Türk toprağı üzerindeki gayrimenkulun mülkiyeti Amerikanın olacaktır.

Türkiye tarafından satın alınacak malzemenin mülkiyetinin Amerika’ya ait olması, Türkiye üzerin­de Amerika’nın politik baskı kurması için ardına kadar açık bırakılmış bir kapıdır. Çünkü Amerikan Hükümeti Türkiye’ye sattığı malzemenin kendisine lâzım olduğu veya veriliş maksadının dışında kulla­nıldığı gerekçesiyle her an geri almak imkânına sa­hiptir. Amerikan Hükümetine ikili anlaşmalarla ta­nınan bu hak siyasi bir baskı olarak Türk Hüküme­ti üzerinde her zaman kullanılabilir. Türkiye’nin ba­ğımsızlığına gölge düşüren ve hükümranlık haklarıy­la bağdaşmasına imkân olmayan böyle bir anlaşma­nın yapılması Lozan’da kazandıklarımızın, yavaş ya­vaş geri verilmekte olduğunun inkar götürmez belgeleridir.

A.B.D. ile T.C. Hükümeti arasında Ödünç ver­me ve kiralamadan 1 Eylül 1945 gecesine kadar do­ğan alacakların tasfiyesiyle ilgili 7 Mayıs 1946 ta­rihli anlaşmanın9 2. maddesinde :

T.C. Hükümeti bu anlaşmanın yürürlüğe kon­masını takip eden 30 gün içinde Birleşik Devletler Hükümetine tam «4.500.000» Birleşik Devletler do­ları ödeyecektir. Bu para şunların bedelini teşkil eder :

a)

(*) Bedelleri Birleşik Devletler Hükümetine hiç Ödenmemiş bulunan ve

(**) 1 Eylül 1945 geceyarısında Türkiye Hükü­metinin ajanlarının veya yeddieminlerinin tasarrufunda veya kontrolü altında bulun­makta olan yahut da bu tarihten sonra Türkiye Hükümetinin ajanlarının veya yed­dieminlerinin tasarruf veya kontrolü altına girmiş olan makine - aletler kategorisine giren bütün ödünç verme ve kiralama mad­deleri, istihsale yarayan diğer makineler, lokomotifler ve diğer demiryolu mütehar­rik malzemesi bir buçuk ve daha yüksek tonluk yük kapasitesinde kamyonlar.

b) 11 Mart 1941 tarihinden sonra T.C. Hükü­metine devredilmiş bulunan ve bedellerinin peşin ödenmesini talep etmek Birleşik Dev­letler Hükümetince mutad olduğu halde Türkiye Hükümeti tarafından Birleşik Dev­letler Hükümetine bedelleri henüz ödenme­miş bulunan bütün ödünç verme ve kirala­ma maddeleri (peşin ödenmeyi gerektiren talepnamelerle almanlar hariçtir)-

c) İki Hükümetten birisinin II. Dünya Harbin­den doğan ve diğerinden olan alacaklarının tutarı. (Cumhuriyet Hükümeti taraf nidan şimdiye kadar peşin para ile ödenmek üze­re talepnamelerle alınıp ödenmemiş bulu­nan ödünç verme ve kiralama maddelerine ait bedeller hariçtir).

Anlaşmanın bu maddesinin incelenmesi şu hu­susları açığa çıkarmaktadır :

23 Şubat 1945 tarihli 10 milyon dolarlık Ameri­kan kredisinin dışında Türkiye peşin para ile de ödünç verme ve kiralama yardımından Amerikan malzemesi satın almıştır. Bunların bir kısmının pa­rasını peşin ödemiş ve geriye kalan borçlarını da bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden 30 gün sonra 4.5 milyon dolar olarak ödeyecektir. Bu malzemeler ara­sında lokomotifler, kamyonlar ve bazı makinelerle üretime yarayan aletler de vardır. Bunların kullanıl­mış ve bir kısmının da işe yaramaz olduğunu açık­lamıştık, işe yarayabilenlerinin kullanılabilmesi için de yedek parçaların A.B.D. lerinden peşin parayla ithali gerekmektedir. Siparişlerin peşin para ile ya­pılması mutad olduğu halde Amerika Birleşik Dev­letleri bir cemile ve lütuf olarak toplanan alacakları­nın bir çırpıda ödenmesini sağlıyor. Peşin para ile kullanılmış malzeme ve araç alıyorsunuz, bunun da adı yardım oluyor. Amerika kendi propagandasını gayet ustalıkla yapıyor. Zamanla bu propaganda metodlarını daha da geliştirecektir.

Anlaşmanın 3. Maddesinde, 2. Maddesinin a ve b fıkralarında adı geçen malzeme ve araçlar tasar­ruf ve kullanma bakımından T.C. Hükümetinin ka­yıtsız şartsız mülkiyetine bırakılıyor.

Amerika’nın bu ve bundan önceki anlaşmalarda ısrarla üzerine durduğu, verilen malzemenin mül­kiyet hakkı konusunda yapmış olduğu istisnanın nedenini anlamak için, gene bu anlaşmanın 4. mad­desini gözden geçirmek lâzımdır.

Madde 4

a) Birleşik Devletler Hükümeti, Türkiye Cum­huriyeti ile Birleşik Devletler Hükümetleri arasında karşılıklı yardıma müteallik esasla­ra dair 23 Şubat 1945 tarihli anlaşmanın 5. maddesi gereğince şimdiki fevkalâde şart­lar devresinin Birleşik Devletler Başkanı tarafından tayin edilecek şekilde sona er­mesinde, bu anlaşma hükümlerine tevfikan devredilmiş olup, tahrip, zayi ve İstihlak edilmemiş ve Birleşik Devletlerin veya Batı Yarımküresinin savunmasına faydalı veya­hut Birleşik Devletler için başkaca faydası bulunduğu Başkan tarafından tayin edilecek olan savunma maddelerini geri almak hak­kını haizdir. Her ne kadar Birleşik Devletler Hükümeti, bu geri almak hakkını genel ola­rak kullanmak niyetinde değilse de, Birle­şik Devletler Hükümeti İşbu hakkını bu an­laşmanın ikinci maddesinin a ve b fıkrala****rında tasrih edilen maddeler hariç olmak üzere T.C. Hükümetine geri alma talebi ih­bar edildiği tarihte tahrip, zayi ve istihlâk edilmemiş olan ödünç verme ve kiralama maddeleri için karşılıklı olarak mutabık kalmayacak bir usule göre 1 Eylül 1945 tari­hinden sonra, herhangi bir zamanda kulla­nabilir.

b) T.C. Hükümeti İşbu anlaşmanın ikinci mad­desinin a ve b fıkralarında tasrih edilenler dışında kalan ödünç verme ve kiralama maddelerini üçüncü hiçbir memlekete dev­retmeyecek ve onun tasarrufuna bırakma­yacaktır.

Bu maddeden de açıkça anlaşılacağına göre, Bir­leşik Devletleri veya Batı Yarımküresinin savunma­sına faydalı olmayan veya Birleşik Devletler için başkaca faydası bulunmayan ve ikinci maddenin a ve b fıkralarında adı geçen hurda malzemelerin mülkiyet hakkı sözde bir cemile olarak Türk Hükü­metine 4-5 milyon dolara devrediliyor. Fakat Birle­şik Devletlerin veya Batı Yarımküresinin savunma­sına faydalı veyahut Birleşik Devletler için başkaca faydası bulunduğu başkan tarafından tayin edilecek olan savunma maddelerini, yani savunmaya yarayan, silâh, cephane, araç ve gereçlerin mülkiyet hakkını Türkiye’ye devretmiyor ve bunları 1 Eylül 1945 ten sonra herhangi bir zamanda geri almak hakkını bir siyasi baskı aracı olarak elinde bulunduruyor.

6 ARALIK 1946 TARİHLİ, T.C. HÜKÜMETİ İLE A.B.D. HÜKÜMETİ ARASINDA KAHİRE’DE İMZALANAN ANLAŞMAYA EK ANLAŞMA**10**

Amerika Türkiye ile yaptığı her ikili anlaşmayı bir köprü başı gibi kullanarak ondan sonra yapılan ek veya yeni anlaşmalarla, önceden elde etmiş olduğu hak ve tavizleri genişletmek için yararlanmada büyük ustalık göstermiştir.

27 Şubat 1946 tarihinde Kâhire’de imzalanan anlaşmaya ek olarak, Ankara’da imzalanan 6 Aralık 1946 tarihli anlaşma da bu görüşlerimizi doğrulamaktadır.

EK ANLAŞMA, 6 ARALAKI 1946

T.C. Hükümeti ve A.B.D. Hükümeti aralarında 27 Şubat 1946 tarihinde Kâhire’de imzalanmış olan anlaşmanın üçüncü kısmının uygulanması suretini tesbit etmek isteğiyle aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Madde 1. Eğer A.B.D. Hükümeti sefarethane ve konsoloshane olarak kullanmak üzere kendisiyle Türkiye Hükümeti arasında Müştereken uygun görülen gayrimenkuller satın almak isterse Türkiye’deki Büyük Elçiliği vasıtasıyla sahipleriyle bu gayrimenkulerin satın alınmasına müteallik sözleşmeler imza ederek işbu sözleşmeelr mucibince borçlu olduğu meblağları Ödemesi için Türkiye Hükümetine teb­liğ edebilecektir. Bu ödemeler 27 Şubat 1946 tarihli anlaşma mucibince Türkiye Hükümetinin borçlu ol­duğu meblağlara karşı kullanılmak için Türkiye Hü­kümetinin matlubuna geçirecektir.

Madde 2. Eğer bu gayrimenkullerin A.B.D. ne devredilmek üzere Türkiye Hükümeti tarafından sa­tın alınması müştereken daha uygun görülürse Tür­kiye Hükümeti bu tasarının tatbik mevkiine konul­ması ve tapu senetlerinin A.B.D. ne verilmesi için bütün gayretlerini sarfedecektir.

Bu gayrimenkullerin satın alınması için Türkiye Hükümeti tarafından yapılan ödemeler 27 Şubat 1946 tarihli anlaşma mucibince borçlu olduğu meblağlara karşı kullanılmak üzere 5. madde hükümlerine göre Türkiye Hükümetinin matlubuna geçirilecektir.

Madde 3. Şurası mukarrerdir ki bu hallerin hiç­birisinde A.B.D. mümessilleri arzu ettikleri takdir­de bu gibi gayrimenkullerin A.B.D. tarafından doğ­rudan doğruya sahiplerinden veya A.B.D. ne devre­dilmek _üzere Türkiye Hükemit tarafından satın alınmasından evvel gayrimenkullerin sahipleriyle şartlar ve fiyatlar hususunda doğrudan doğruya müzakereye girişebileceklerdir.

Madde 4. AB.D. Hükümeti Türkiye’deki Büyük­elçiliği vasıtasıyla sefarethanelerinin ve konsolosluklarının tamir ve termimi için muhtelif kimselerle söz­leşmeler de aktedebilecektir.

Bu gibi sözleşmelerin tatbiki esnasında tahassül edecek hususi hesaplan Birleşik Devletler Büyükel­çiliği ödenmek üzere Türkiye Hükümetine bildirecek­tir. Türkiye Hükümeti bunları Ödeyecek ve bunlar 5. madde hükümleri mucibince matlubuna geçirilecek­tir.

Madde 5. A.B.D. Hükümeti 4. maddede beyan edilen tamirat ve termimat da dahil olmak üzere Bir­leşik Devletler Hükümetince işbu anlaşma hükümleri mucibince elde edilen gayrimenkuller için Türkiye Hükümeti tarafından yapılan tediyatı tediye tarihin­de ve o günün resmi kuru üzerinden Amerikan dola­rı olarak, Türkiye Hükümetinin matlubuna geçire­cektir.

Bu krediler ilk taksitinin tediyesi 1 Temmuz 1947 tarihine tehir edilmiş olan vadesi gelecek taksit borç­larım karşılamak üzere kullanılacaktır.

Bu tediyelerin Türkiye Hükümeti tarafından o zamanki borç bakiyesi çevreleri ve 27 Şubat 1946 ta­rihli kredi anlaşması hükümleri dahilinde yapılması mukarrerdir.

Bu ek anlaşmanın imza edildiği tarihlerden çok önce Amerika Birleşik Devletlerinin Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde ve başkent Ankara da elçilik VS konsolosluk binaları vardır ve bunlar gerek arsa ve gerek bina itibariyle oldukça büyük ve her türlü ih­tiyacı karşılayacak durumdadırlar. Bunlar bir yer sarsıntısı veya savaş sonunda yıkılmadıklarına göre, Amerika’nın Türkiye’deki mevcut elçilik ve konsolos­luk binalarına ek olarak elçilik ve konsolosluk adı altında yeni binalar satın alarak tapusunu üzerine geçirmek isteği neden ileri geliyor? Ayrıca mevcut ve yeni satın alınacakların da tamir veya yeni baş­tan Amerika’nın isteklerine göre, büyük onarımlarla değiştirilerek, masraf faturalarının vadesi gelmemiş borcuna karşılık Türk Hükümetine ödettirilmesi Amerika’nın dostluk niyetleri hakkında ister istemez bir kuşku yaratmaktadır.

Gerçekte A.B.D. Türkiye’yi hem Amerika’nın bir ileri karakolu, hem de iyi bir pazarı olarak de­ğerlendirmiştir, Bu maksatla, geniş bir kadro ile özel bir şekilde teşkilâtlanmaya kararlıdır. Bunun için de Türkiye’de mevcutlara ilâveten yeni binalara ihtiyaç vardır.

O tarihlerde Türkiye’nin Amerika’nın bir ileri karakolu olması öğünme konusuydu. Bu görüş he­men hemen 27 Mayısa kadar sürdü. Fakat bu ileri karakol görevinin, Türkiye’ye yapılacak bir saldırıda, Türkiye’nin dışında bir yerden geçen Amerikan sa­vunma hattını Örtme ve emniyette bulundurma an­lamına geldiği ve Türkiye topraklarının tamamen işgal edilebileceği gerçeği, geçte olsa anlaşılmış bulunuyor.

Fakat, Türk Kanunlarını gayet iyi bilen Ame­rikalılar, Türk Tapulama Kanununa göre, Türkiye’­de yabancı tüzel kişilerin gayrimenkul sahibi olma­larının hemen hemen imkânsız olduğunu anlamışlar­dı. Bu kadar binayı kira ile tutmak ise çok pahalı­ya mal olacağı gibi arzularına göre de değişiklik ya­pamayacaklardı. «Toptan fiyat indeksi (1938 yılı 100 kabul edildiği takdirde) 1944 yılında 459’a yükselmiş­tir.»11 Enflasyonist gidiş devam etmektedir. Ki­ralar ise alabildiğine yükselmekte ve gayrimenkul fiyatları her yıl artmaktadır. 1 Mart 1916 tarihli ve 2475 sayılı kanun yabancı devletlere yalnız elçilik ve konsolosluk binası olarak kullanılmak üzere mal edinme hakkı tanıyor. Onun dışında kullanılması ise bu kanunla yasaklanmış. Kanunun koyduğu bu ya­sağa rağmen 27 Şubat 1946 tarihli anlaşmayla, bu kanunsuz isteğini, Amerika T.C Hükümetine kabul ettirmiş ve ek bir anlaşmayla da bu amacım gerçek­leştirmek için harekete geçmiştir. Oysa, 27 Şubat 1946 tarihli 10 milyon dolarlık kredi anlaşması ile borçlanarak aldığımız malzemelerin mülkiyet hakkı­nı Amerika yine aynı anlaşma ile Türkiye’ye devretmemiş ve 1 Eylül 1945 tarihinden sonra herhangi bir zamanda A.B/D. Cumhurbaşkanının bu malzemeleri geri alabileceği şeklinde, ne zaman sona ereceği belli olmayan bir siyasi tehdit ve baskı da kabul edil­miştir.

A.B.D. 11 Mart 1941 de çıkarmış olduğu Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu’na dayanarak parayla sattığı malzemenin dahi mülkiyet hakkını, alıcı dev­lete vermez iken, Türk Hükümetinin mevcut kanu­nun yasaklamasına rağmen kendi topraklarımız üze­rindeki binaların tapusunu yabancı bir devlete veren zihniyeti ne kadar kınasak azdır.

T.B.M.M.’de, bu anlaşmayı 10 Şubat 1947 tari­hinde kabul ettiği 5002 sayılı kanunla onaylamıştır. Tam metnini aşağıya almış olduğumuz bu kanundan da anlaşılacağı üzere, T-B.M.M. bu anlaşmayı incele­meden kabul etmiştir.

10 ŞUBAT 1947 TARİH VE 5002 SAYILI KANUN

Madde 1. A.B.D. Dış Tasfiye Komisyonu tara­fından Türk toprakları dışında satılığa çıkarılan teç­hizat ve malzeme fazlası arasından ihtiyaçlarına te­kabül edenlerin alınması için T.C. Hükümetine 10 Milyon dolarlık kredi açılması hakkında T.C. Hükü­meti ile A.B.D. Hükümeti arasında 27 Şubat 1946 ta­rihinde Kahire’de İmzalanan anlaşmanın üçüncü kıs­mında sözü geçen mübadelenin yapılması şeklini te­ferruatıyla belirtmek üzere iki hükümet arasında Ankara’da 6 Aralık 1946 tarihinde İmzalanan ek an­laşma onanmıştır.

Madde 2. Bu ek anlaşma gereğince yapılacak gayrimenkul satmalına, tamir, ıslah veya tevsi İş­leri, arttırma, eksiltme ve ihale kanununa tabi ol­maksızın Maliye Bakanlığınca yapılabilir ve yaptırı­labilir.

Madde 3. Bu anlaşma uygulanmasından olarak erken ödenecek paralar, sonradan ilgili daire ve müesseselerden tahsil edilmek üzere Hazine tarafından avans olarak tediye edilir.

Amerikalıların, Türkiye’de çok zor ve hatta imkansız gibi görünen işlerin dahi ­– özellikle Türklerin de en hassas ve uyanık bulunduklarını söyledikleri konularda – nasıl yürütüleceğini öğrenmiş olduklarını, bu anlaşmayı TBMM den geçirmiş olmaları da göstermektedir.

Bundan sonra AB Devletleri, bir ileri karakolu olarak ilan ettiği Türkiye’de Amerika’nın siyasi, iktisadi, askeri, kültürel, eğitim ve benzeri alanlarda nüfuzunun arttırmak için ilk yapılan ikili anlaşmalara dayanarak kurmuş olduğu köprü başlarını Türk Hükümeti’nin de yardımıyla kolaylıkla genişletebilecektir. 27 Aralık 1949 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri ile – yine bu meşhur 27 Şubat 1946 tarihli anlaşma ile elde edilen paraların kullanılması ile ilgili – yapılan anlaşma bu görüşümüzü bir kere daha doğrulamaktadır.

TÜRKİYE VE ABD HÜKÜMETLERİ ARASINDA EĞİTİM KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDAKİ ANLAŞMA**12**

27 Aralık 1949

T.C. Hükümeti ve ABD Hükümeti:

Eğitim sahasında yapılacak temaslarla bilginin ve mesleki istidat sahiplerinin daha geniş ölçüde mübadelesi suretiyle Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri milletleri arasında karşılıklı anlaşmayı daha ziyade inkişaf ettirmek arzusunda bulunduklarından;

T.C. Hükümeti ile ABD Hükümeti arasında 27 Şubat 1946 tarihinde Kahire’de imza olunan anlaşmanın birinci falı hükümleri gereğince ABD’nin herhangi bir sene zarfında, herhangi bir tarihte, veya zaman zaman tediye tarihinde hesap edilen faiz de dahil olmak üzere, kredi anlaşmasının hükümlerince verilen kredi gereğince o tarihte ödenmesi matlup bakiye yekûnunun yarısına kadar herhangi bir meblağın veya meblağların resmî rayiç üzerinden Türk lirası olarak tediyesini isteyebileceği ve bu suretle talep olunan Türk Lirası meblağlarının T.C. Merkez Bankasında hususi bir hesaba yatırılarak diğer maksatlar meyanında kültür, eğitim ve insanı gayeler için kullanılabileceği tasrih edilmiş olduğunu nazır itibare alarak,

Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır.

Madde 1. Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu (ki aşağıda komisyon ismiyle anılmıştır) namı altında bir komisyon teşkil olunacak ve bu komisyon işbu anlaşmanın hükümleri dairesinde T.C: Hükümeti tarafından temin edilen paralarla finanse edilecek olan eğitim programının idaresini kolaylaştırmak için ihdas ve tesis edilmiş bir teşekkül olarak Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri tarafından tanınacak Bu anlaşmanın üçüncü maddesinde derpiş olunan hüküm müstesna olmak üzere, komisyon, işbu anlaşmada tesbit edilen gayeler için tahsis edilen paralar ve para kredilerinin İstimal ve sarfına müteallik hu­suslarda A.B.D. nln dahili ve mahalli kanunlarından muaf bulunacaktır. Bu paralar Türkiye Cumhuriyeti dahilinde yabancı bir hükümete ait emval olarak te­lakki olunacaktır. T.C. Hükümeti tarafından işbu anlaşma gereğince temin edilen paralar, muaddel 1944 tarihli Birleşik Devletler emval fazlasına mü­teallik kanunun 32 (b) faslında tasrih edildiği veç­hile aşağıda tesbit edilen şartlar ve hadler dairesin­de aşağıdaki maksatlar için komisyonun veya Tür­kiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında takarrür edecek herhangi diğer bir teşek­külün emrine amade kılınacaktır:

1. Türkiye’de kain okul ve yüksek öğretim müesseselerinde A.B.D. vatandaşları tarafından ve­ya bunlar namına yapılacak tahsil, araştırma, öğre­tim vesair eğitim faaliyetlerini (Nefsi Birleşik Dev­letler, Hawai, Alaska, ‘Aleution adaları dahil- PuertoRico, ve Virgin adaları haricinde) kain Birleşik Dev­letler okul ve yüksek öğretim müesseselerinde Tür­kiye vatandaşlarının tahsil araştırma, öğretim vesair faaliyetlerini nakliye, tahsil ücreti, maişet ve öğretimle ilgili diğer masrafların tediyesi de dahil olmak üzere finanse etmek veya;

2. Nefsi Birleşik Devletler Hawaİ, Alaska “Aleution adalan dahil” Puerto Rico ve Virgin ada­larında kain Birleşik Devletler okul ve yüksek öğ****retim müesseselerine devam etmek arzusunda bulunan Türkiye vatandaşlarının bu müesseselere de­vamları A.B.D. vatandaşlarını ve bu kabil okul ve müesseselere devam imkânlarından mahrum kılma­mak şartıyla seyahat imkânlarını temin etmek,

Madde 2. Komisyon yukarda zikredilen gayele­rin temini için işbu anlaşmanın onuncu maddesin­deki hükümler dairesinde bu anlaşma ile derpiş edi­len gayenin tahakkuku zımnında aşağıda sayılanlar da dahil olmak üzere lüzumlu bilcümle salâhiyetleri kullanabilir :

  1. Komisyon veznedarını veya komisyon tara­fından tensip edilecek bir şahsı mezkûr veznedar di­ğer şahıs namına açılacak banka hesaplarına yatırıl­mak üzere tesellümüne mezun kılmak. Veznedar veya bu suretle memur kılman şahsın tayini A.B.D.Dışişleri Bakam tarafından tasvip edilecek ve tesel­lüm edilen paralar A.B.D. Dışişleri Bakanı tarafın­dan tesbit edilecek bir depoziter veya depoziterler nezdinde yatırılacaktır.

  2. İşbu anlaşmada tesbit edilen şart ve kayıt­lar dahilinde İşbu anlaşma ile kabul edilen gayelerin tahakkuku için tediyat yapılmasına, para bağışların­da bulunulmasına ve avans verilmesine komisyon veznedarını veya komisyonca tensip edilecek diğer bir şahsı selâhiyettar kılmak.

3. Muaddel 1944 tarihli A.B.D. emval fazlası­na müteallik kanunun 32 (b) faslında tasrih olunan gayeler ve işbu anlaşma ile tayin edilen maksatlar dairesinde programlar tanzim etmek bunları kabul ve tatbik etmek.

  1. Muaddel 1944 tarihli A.B.D. emval fazlası­na müteallik kanunda tasrih olunan ecnebilere ait burslar heyetine yukarda zikredilen kanun gereğin­ce programa iştirak için ehliyetli Türkiye’de mukimtalebe, profesör araştırma bilginleri ve Türkiye müesselerini tavsiye etmek.

  2. Komisyonun maksat ve gayelerine erişilme­si İçin programa iştirak edeceklerin intihabında ria­yet edilmesi lüzumlu göreceği evsaf ve şerait hak­kında yukarda İsmi geçen ve ecnebilere ait burslar heyetine tavsiyelerde bulunmak.

  3. A.B.D. Dışişleri Bakanı tarafından seçilecek murakıpların tayin edeceği şekilde, komisyon vezne­darının hesaplarının muayyen devrelerde kontrolü­nü temin etmek.

  4. İdare ve büro memurlarım tayin etmek,maaş ve ücretlerini tesbit ederek tesviyesine mezuni­yet vermek.

Madde 3. Komisyonca tasvip edilen bilumum sarfiyat A.B.D. Dışişleri Bakanının kabul edeceği se­nelik bir bütçe ve tesbit edebileceği nizamname mucibince ifa olunacaktır.

Madde 5. Komisyon, dördü T.C. vatandaşı ve dördü A.B-D. vatandaşı olmak üzere sekiz azadan müteşekkil bulunacaktır. Bunlara ilâveten A.B.D. Türkiye’deki diplomatik heyetinin başı (ki aşağıda «misyon şefi» ismiyle anılacaktır) komisyonun fahri başkanı olacaktır. Misyon şefi komisyonda reylerin tesavisl halinde kati reyi verecek ve komsiyon baş­kanını tayin edecektir. Başkan komisyonun fiili aza­sı sıfatıyla rey hakkını haiz bulunacaktır. Misyon şefi en az ikisi A.B.D. nln Türkiye’deki hariciye teş­kilâtının muvazzaf memurlarından olmak üzere, ko­misyondaki Birleşik Devletler vatandaşlarını tayin ve tebdil etmek selahiyetini haiz olacaktır. T.C. Hü­kümeti komisyondaki Türkiye vatandaşlarını tayin ve tebdil selahiyetini haiz bulunacaktır.

Azalar tayin edildikleri tarihten İtibaren, müte­akip 31 Aralık tarihine kadar vazife yapacaklar ve tekrar tayin edilebileceklerdir- İstifa, ikamet mahal­linin Türkiye haricine nakil, vazife müddetinin sona ermesi sebepleriyle veya sair surette vuku bulacak münhaller bu maddeyle tesbit edilen hükümler dai­resinde doldurulacaktır.

Azalar ücretsiz olarak vazife göreceklerdir. Bu­nunla beraber komisyon, azaların toplantılarda ha­zır bulunmalarında muktazi masrafları ödemeye selahiyettardır.

Madde 7. A.B.D. Dışişleri Bakam tarafından ta­yin edilecek şekilde komisyonun faaliyeti hakkında her sene bir rapor tanzim edilerek T.C. Hükümetine ve A.B.D. Dışişleri Bakanına tevdi olunacaktır.

Madde 8. Komisyonun merkezi Türkiye Cumhu­riyetinin başkentinde bulunacaktır. Ancak komisyo­nun veya komitelerinden herhangi birinin toplantıla­rı, komisyonun İcabı hale göre tesbit edeceği diğer mahallerde aktedebileceği gibi, komisyon amir ve memurlarından herhangi biri komisyonca tensip edi­lecek mahallerde icrayı faaliyet edebilecektir-

Madde 9. Komisyon bir müdür tayin ve onun maaş ve hizmet müddetini tesbit edebilir. Ancak ko­misyonun başkaca kabule şayan bir müdür tayin etmesi imkânsız bulduğu hallerde A.B.D. Hükümeti, Programın elverişli bir şekilde tatbikini mümkün kıl­mak için lüzumlu görülebilecek bir müdür ile mua­vinlerini temin edebilecektir. Müdür komisyon prog­ram ve faaliyetlerini komisyonun kararıyla talimatı dairesinde tedvir ve murakebesinden sorumlu olacak­tır. Müdürün gaybubeti veya mazereti halinde ko­misyon münasip veya muvaffık göreceği müddet için yerine bir vekil tayin edebilir.

Madde 10. A.B.D. Dışişleri Bakanı tensip ettiği takdirde komisyonun bu husustaki, kararlarını göz­den geçirebilir.

Amerika Türkiye’de Kültür emperyalizmini kur­mak için ilk önemli tavizi bu anlaşma ile elde et­miştir. 27 Şubat 1946 tarihinde imzalanan kredi an­laşmasında bu borcun faiz ve anapara taksitlerinin bir kısmının Türk parası olarak Merkez Bankasına A.B-D. tarafından kullanmak üzere yatırılması ka­bul edilmişti. Yukarda ayrıntılarıyla verdiğimiz ek anlaşma ile A.B.D. (Eğitim sahasında yapılacak te­maslarla bilginin ve mesleki istidat sahiplerinin da­ha geniş Ölçüde mübadelesi) maksadıyla Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında ye­ni bir organ kurmaktadır. Bu komisyonun sekiz üye­sinden dördü Amerikalı dördü de Türk olacaktır. Ve Amerika’nın Türkiye’deki Büyükelçisi bu komis­yonun fahri başkanıdır. Oyların eşit olduğu haller­de, başkan oyunu kullanarak anlaşmazlığı çözümle­yecektir. Komisyon her türlü, davranışından A.B.D. Dışişleri Bakanına karşı sorumlu olacak» bütçesini orası vize edecek ve isterse, komisyonun her husus­taki kararlarını gözden geçirerek değiştirebilecektir. Amerika Dışişleri Bakanının ve Ankara’daki Ameri­kan Büyükelçisi ile elçilikte görevli iki memurun kontrol ve denetiminde olacak ve yine Amerikalı mü­dür ve yardımcıları da anlaşmaya göre Amerika Dışişleri Bakanı tayin edecektir. Amerikan kanunla­rına göre çalışacak olan bu komisyonun ve orada görev alacak Amerikalıların neler yapacaklarını, amaçlarını, anlaşmada belirtildiği gibi, belirtilmeyen alanlarda da Amerikalılar bilecek veya yeni bir du­rum karşısında Dışişlerinden yeni talimat alabile­ceklerdir. Bu komisyona girecek dört Türk üyenin görevleri yetkileri ve kime karşı sorumlu olacakları hakkında bir kelime dahi yoktur- Anlaşmadaki bü­tün hükümler, kurulacak olan Amerikan Eğitim Ko­misyonunun Türkiye’de Türk parası ile Türk Hükümetinin himayesinde, her türlü Türk denetiminin dışında, Türk Eğitimi hakkında araştırma yapması, bilgi toplaması, gerekli Amerikan memurlarını uz­man ve araştırmacı olarak okul, üniversite ve Ba­kanlıklara yerleştirmesi ve benzeri faaliyetlerini ko­laylaştırmak amacını sağlamak için getirilmiştir. Sözde karışıklı olan bu anlaşma ile bağımsız bir dev­let olan Türkiye’nin başkentinde Türk Eğitimi ile ilgili bir Amerikan Eğitim Komisyonu kuruluyor ve Türk Hükümetine bu komisyonun çalışmalarım kontrol ve denetleme hakkı dahi verilmiyor.

Türkiye bugün genellikle Amerika’nın nüfuz ala­nına dahil edilmiştir. Bu nedenle Türkiye’de iyice yerleşip sömürüsünü sürdürebilmek için her alanda olduğu gibi eğitim hakkında da bilgiye ihtiyacı var­dır. Bunun için de Amerika’dan uzman, araştırmacı öğretim üyesi adları altında, bu anlaşma ile kurulan Amerikan Eğitim komisyonu marifetiyle gerekli per­soneli bilgi toplamak üzere görevlendirmiştir. Amerika’nın Türkiye’de kendisine yardım edecek ve işbirliği yapacak, Amerika’da yetiştirilmeye uygun Türk öğrenci, öğretim üyesi ve araştırmacılara da ihtiyacı vardır. Amerikalılar tarafından tesbit edi­len niteliklere uygun olanlar arasından seçilecek bu kimseler eğitim araştırma veya görgü ve bilgi­lerini arttırmak üzere gönderilirler. Bunlardan Ame­rika için Amerika’da yararlı olacaklar dolgun üc­ret ve görev teklifleriyle orada bırakılmakta, bir kısmı da süreleri sonunda Türkiye’ye dönmekte­dirler. Dönenler de iki guruba ayrılmaktadır; Birinci gurup Amerikan hayranı ve onların herşeyini benimseyip Amerikalılaşanlar. İkinci gurup da bunların dışında kalanlar. Bunların herbiri hak­kında Amerikalılar hal tercümeleri ve albümler ha­zırlarlar. Birinci guruba dahil olanlardan en kabili­yetlilerinin gerektiğinde kullanılmak ve işbirliği yap­mak üzere Devletin, Hükümetin en önemli yerlerin­de görev almaları veya tayinleri sağlanır. Bunlardan bir kısmı da Türkiye’deki Amerikan yardım kurul­ları Amerikan şirketleri ve diğer örgütlerinde görev­lendirilir. Bu suretle Amerikalıların Türkiye’deki iş­birlikçileri de zaman içinde çoğalarak örgütlenir. Bu anlaşma ile Ankara’da kurulması kararlaştırılan Amerikan Eğitim Komisyonunun dört Türk Üyesinin görevleri bu komisyonun çalışmalarına toplantıdan toplantıya katılarak onlara yardımcı olmaktır. Dör­dü bir olup ta yapılan bazı işlemlerin karşısına çık­salar, hemen komisyonun fahri başkanı olan Ame­rikan elçisi müdahale edecek ve karar dörde karşı beş oyla Türkiye’nin çıkarlarına aykırı da olsa alın­mış olacaktır- Halbuki aynı komisyon kaza olarak Amerikan çıkarlarına aykırı bir karar alsa bu kara­rı Amerikan Dışişleri Bakanlığı hemen durdurabildiği halde Türk Dışişlerinin böyle bir yetkisi yoktur. O tarihten bu yana çalışmalarım sürdüren bu Ame­rikan Eğitim Komisyonunun süresi ne zaman dola­caktır? Türk Hükümetinin eğitim politikası Ameri­kan Hükümetinin bu komisyon aracılığı ile gerçek­leştirmek istediği amaçlara uygun mudur? Ayrılıklar varsa bunlar nasıl giderilecektir? Anlaşmada Amerikan Hükümetinin bu komisyon üzerindeki siyasi, kül­türel, mali ve idari kontrolü gayet sağlam esaslara bağlandığı halde, Ankara’da faaliyet gösteren bu ko­misyona Türk Hükümetinin katılmaktan başka hiç­bir yetki ve kontrolünün bulunmaması nasıl yo­rumlanır? Türk Hükümeti bu komisyon aracılığı ile Türkiye’ye gelecek Amerikalılarla, Türkiye’den Ame­rika’ya yollanacak Türklerde bulunması gerekli ni­telikleri tesbit etmiş midir? Amerikan Dışişleri Ba­kanı tarafından tayin edilecek şekilde her yıl çalış­ma raporu verilmesi anlaşmada yer aldığına göre niçin Türk Dışişleri Bakanlığının tesbit edeceği bi­çimde bir çalışma raporu verilmesi de anlaşmada yer almamıştır? Bu Eğitim Komisyonunun asıl yöneticisi olan Müdür niçin Türk değil de Amerikalıdır? Bu ve benzeri sorulara Türkiye’de cevap verebilecek bir so­rumlu bulmak imkânsızdır. Gerçekte, diğer konu­larda olduğu gibi, Türkiye’nin yıllardan beri belli bir eğitim politikası ve programı mevcut olmadığı için, bu konudaki politikamız da yabancıların insaf ve takdirlerine bırakılmıştır. Türkiye için çağımıza uygun ve yurt kalkınmasını gerçekleştirecek milli bir eğitim politikası kabul edilip uygulanmadıkça. Kültür ve Eğitim alanlarında da yabancı etkisinden ve sömürüsünden kurtulmamız imkânsızdır.

Güney Vietnamda iki tarafa da casusluk ya­pan bir Güney Vietnamlı ajanın öldürülmesiyle or­taya çıkan Yeşil Berelilerin faaliyetleri üzerinde Tür­kiye’nin de önemle durması zorunludur. Amerikalı­lar önce bu Yeşil Berelileri CIA’nın bir aracı olarak Avrupa’da kurmuşlardır. Bu konuda eğitim görerek yetiştirilmiş Amerikan Subayları Avrupa’da Rusları sevmeyen etnik guruplar arasından, özellikle Rus­lara karşı kin ve intikam besleyen kimseleri bu teş­kilâta alarak büyük Ölçüde gizli örgütler kurmuş­lardır. Ruslara karşı kullanılmak üzere Avrupa’da kurulan bu teşkilât sonraları CIA’nın gördüğü lü­zum üzerine Güney Vietnama da bir çekirdek kuru­luş göndermiş ve orada Vietnamlılara karşı olan onları sevmeyen etnik guruplar arasından seçilen kimseler bu örgüte katılarak CIA’nın amaçlarına göre kullanılmaktadırlar. Yeşil Berelilerin emrinde Vietnamda bulunan, fakat, Vietnamlılara düşman olan etnik guruplardan seçilmiş 50 bin civarında gizli bir ordunun çalışmakta olduğu, Amerikan kay­naklarından verilen haberler arasındadır. CIA, ge­rektiğinde kendi maksat ve çıkarları için kullanmak üzere, buna benzer örgütleri, gittiği her ülkede kur­maktadır.

27 Mayıs 1960 Devriminden önce, Kürtçü bilinen bir DP Milletvekiline Amerikadan yazılan bir mek­tupta, yine Kürtçü tanınan bir Milli Eğitim Bakanı­nın aracılığıyla, bu kanaldan eğitim için Amerikaya gönderilen bir memurun yetişme durumu hakkında bilgi verilmekte ve o sıralarda Bakanın, Bakanlık­tan alınmasının gelecekteki çalışmaları zorlaştıraca­ğı belirtilmekte idi. Asimin Milli Emniyet dosyala­rında olması gereken bu mektuplar Yeşil Berelilerin çalışmalarıyla bağlandığı takdirde konunun ciddiyeti ve Türkiye için taşıdığı büyük Önem kendiliğinden ortaya çıkar. Amerikalılar, Türklerin bu konular­daki bilgisizliklerinden yararlanarak, Türkiye’ye yol­ladıkları asker ve sivillerin bir kısmını, ailesi Türki­ye’den kaçmış veya çıkarılmış, etnik guruplara mensup (Rum ve Ermeni), bilhassa Türklere düş­man kimseler arasından seçmektedirler. Bunlar, özel eğitim görerek, Türkiye ve Türkler hakkında geniş bilgilerle donatılmaktadırlar. Bu kimseler, şir­ket müdürü, uzman, danışman, tüccar temsilci, er, subay ve turist olarak Amerikan pasaportuyla gelip ikili Anlaşmaların Amerikalılara tanıdığı geniş im­tiyazlara dayanarak Türkiye’deki özel görevlerini büyük bir serbesti içinde, kimsenin müdahalesi olma­dan yaparlar ve Türkiye’yi parçalamak, karıştırmak için yerli ortaklarıyla yerli Örgütler kurarlar, Türk si­yasi hayatını etkilerler, hükümetleri düşürdükleri da­hi söylenir- Türkiye’nin bu gibi faaliyetlere karşı koy­mak üzere kurulmuş örgütleri ise, Türkiye’deki sol­cuların nefeslerini dinlemek için her yıl milyonlar harcamakla öğünürlerken, sağın Türkiye’deki bölücü ve yıkıcı faaliyetlerinden habersiz görünürler. Bun­ları dişarda planlayıp Türkiye’de tezgahlayan yaban­cı parmağını göremezler. Çünkü bu yabancı parmak­lar uzman, danışman ve öğretmen olarak bizim gü­venliğimizle ilgili, devletçe kurulan örgütlerin için­de de çöreklenmişlerdir. Türkiye’deki Devrimci ve Antiemperyalist, Atatürkçü her hareket, komünist­likle damgalanarak sol tehlike büyütülürken, her türlü sağ ve gerici hareketlere milliyetçi nitelik ve­rilerek Örtülmek suretiyle Türkiye için asıl büyük tehlike sinsi bir şekilde yerli ve yabancı para ve ide­olojilerle beslenip kuvvetlendirilmektedir. Türkiye’nin en sorumlu yöneticileri dahi buna, bilerek veya bilmeyerek inandırılmaktadır. Türkiye’de görev ala­cak Amerikalıların, Türkiye’den çıkarılmış, Türklere düşman etnik guruplara mensup bulunmamaları şar­tının açık değilse bile gizli anlaşmalara konulmamış olmasının Türkiye için doğurduğu önemli sakınca­ları bilmemek devlet ve hükümet yönetimiyle bağ­daşamaz. Türkiye, yabancıları oldukları gibi gör­meğe mecburdur. Türkiye’ye gelen her Amerikalı dosttur, müttefiktir. Hele, Türkçe Merhaba Asker veya Türkler çok kahramandır, Kore’de çok iyi döğüştüler dediği anda, o Amerikalı için Türkiye’de açılmayacak kapı, yapılmayacak iş yoktur. Türk ba­sını bu Amerikalının büyük boy resimlerini ilk say­falarına basarak övmekle bitiremez. Oysa, Ameri­kan basınında aylarca Türkiye için bir haber bile çık­maz. Hiçbir yabancının düşünemeyeceği kadar ga­rip, çektiği bütün acılara ve düştüğü felaketlere rağmen gerçek yönüyle ne kendisini nede yabancı­ları tanımayan ve tanıması da istenmeyen, bu dün­yada nurlu ufuklar öbür dünyada cennet vaatleriy­le avutularak, içten ve dıştan sömürülen yoksul in­sanlarla dolu garip bir ülkedir Türkiye. Fakat bu talihsiz ulusun kaderi bu değildir, ve bu böyle de­vam edemez. Az gelişmiş veya geri bırakılmış ülke­ler geri kalmışlığın nedenlerini iyi bilmekte ve mil­liyetçilik akımları kuvvetlenerek, Komünistleri bile etkileyerek birbirinden ve Moskova’nın güdümünden koparmaktadır. Emperyalizm ve sömürüye karşı bütün dünyanın mazlum ulusları yer yer ayaklanmak­tadır. Bu çağda kurtuluş savaşım Mustafa Kemalin önderliğinde 40 yıl önce başlatmış olan Türkiye’nin kaderi bu olamaz- Türk Ulusu, çağdaş uygarlığa ulaşmak için bilinçli ve zorlu bir savaş vermeğe mec­burdur.

(*) Sadeleştirilmiştir.

1 Siyasal Bilgiler Fakültesi Dış Münasebetler Enstitüsü, Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1963). Dış İşleri Bakanlığı Matbaası, 1968. s. 47.

2 Sabahattin Selek, Anadolu ihtilâli, İstanbul, İstanbul Matbaası, 1965. s. 177.

3 Ibid., s. 179.

4 Gazi M. Kemal, Söylev, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1963. s. 431.

5 Resmi Gazete, C. 26, No. 1285.

6 Resmi Gazete, No. 6303 (1946),

7 S.B,F. Dış Münasebetler Enstitüsü, Op. Cilt. s, 188.

8 Ibid, s.379.

9 Resmi Gazete, No. 6316 (1946)

10 Resmi Gazete, No. 6533 (1947)

11 S.B.F. Dış Münasebetler Enstitüsü, Op. Cit. s. 376.

12 Resmi Gazete, No. 7460 (1950)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+45
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.