Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 19 Eylül 2016 - 20:10
Son Düzenlenme Tarihi 25 Temmuz 2017 - 13:09
İKİ KEMAL - NEW YORK TIMES - 1.10.1922

İKİ KEMAL - NEW YORK TIMES - 1.10.1922

Avrupa Çevrelerinin Eğitimli Aristokratına Karşın Koyu Milliyetçi Türklerin Amansız Komutanı

Yakındoğu ufkundan birdenbire esrarlı bir şekilde yükselen Mareşal Mustafa Kemal Paşa'yla karşılaşsaydınız, şaşkınlık içinde onun büyüsüne kapılırdınız. En korkunç Türklerin en yamanı (Earl Balfour'un 1-2 yıl önce tanımladığı gibi olan) bu kişi, İngiliz kumaşı giyip sizi yetkin bir Fransızca'yla karşılayan tavrı içinde tam bir dünya kültürünü yansıtmaktadır. Giyimini uyum içinde tamamlayan gömlek ve kravatıyla oturduğu masa ardında sizi Batı Avrupa'lı edasıyla karşılar;
sakin, önyargısız ve gizemlidir. Kemal'in oryantal kaftan içinde mücevherle bezeli pala kuşanmış halde belinden sarkan tabancalarla korsan bir şeyh gibi resmedilmesinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Onun kullandığı başlık Türk tipi bildiğimiz fes değil ama kara koyun derisinden genişçe kalpaktır. Parmaklarından damlayan kan yerine elinde tuttuğu kahverengi püsküllü kehribar tesbihi görünmektedir. Bu gördüğümüz diplomat görünüşlü Kemal madalyonun bir yüzü olup kadife eldiven giymiş gibidir ama aslında vurulacak yumruğu barındırır.

Kemal, bazen kararlılıkla donuklaşan çelik bakışlı açık mavi gözlüdür. Açık ve düşünceli alnının burnuyla birleştiği yerde oluşan çöküntü odaklanmanın belirtisidir. Hatta kararlı ve inatçı tavrını da yansıtır. Sağlığı geçirdiği belirsizliklerle dolu hayat nedeniyle zarar gördüğünden şeçilmiş özel yemekler yer. Fakat hiçbir zaman kişisel disiplinden taviz vermemiştir. Bunu yüzündeki gerginlikten anlarsınız, çıkık şakaklarında nerdeyse sadece deri-kemik kalmıştır. Kırkbir yaşında olmasına karşın hala bekardır, tüm geliri ise aylık 180 Dolar karşılığı maaşıdır. Bu haliyle kendini dünya nimetlerinden arındırmış gibidir. Kendini kontrol ederek kişisel beklentilerden uzaktır. Böylelikle saklı tuttuğu enerjisi ve dizginleyebildiği tutkusuyla Kemal kendini ürkütücü kılmaktadır. Kendisi buharı tükenmeyen makina gibidir. Kendisiyle konuştuğunuzda neden “Yakındoğunun Centilmeni” veya Balkan Savaşları'nda bir muhabirin dediği gibi “İçlerindeki tek Hristiyan” ifadesiyle çağrıldığını anlarsınız.

Kemal'in ortayolda görünen ılımlı görüşlerini aktardığını görürsünüz. Bizim Pan-İslam korkumuzun yersizliğine inanmazı isterken kendisinin amacının sadece Türkiye bütünüyle ilgilenmek olduğunu söyler. Kendisinin “Türkiye” tanımındaki bakış başka bir konudur. Eldeki yetersiz güçlerin fazlaca batı-doğu ekseninde yayılacak olmasından çekinerek Pan-Türkizm olarak bilinen hareketi de reddetmektedir. Görünüşe göre Suriye, Filistin, Mezopotamya, Arabistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan'ın Osmalıdan ayrılı- şının tamamlandığını kabul ederek geleceklerinin kendi “kısmet”
lerine bağlı olduğunu söyler. En ısrarlı göründüğü tarafı imparatorluktan ne kaldıysa bunların ancak Türklerin kontrolunda olabileceği düşün- cesidir. Herbir taraf işgal edildikçe buralardan göçederek ayrılmak zorunda kalan Türkler var. Bugünün Türkü tüccar değildir, çalışamaz, üretemez ama askerdir ve aristokrat bir yöneticidir. Yönetici kendisi değilse yaşayamaz. Yönetmiyorsa göçederek çeker gider. İşte son kalan topraklar, M. Kemal bu yaşam tarzı için bunları savunmaktadır. Azınlıkların durumuna bakarak çoğunlukta oldukları bu topraklarda yönetim haklarından vazgeçilemez. Dini veya ırka bağlı azınlık haklarını hayati duruma getirecek tehlikeler olsa bile; bu savunmayı kendi varlığını devam
etme hakkını koruma olarak anlamaktadır.

Kemal'in anlattıklarının çoğu liberal çerçevededir. Engebeli ufak bir kasaba olan Ankara'da bir Parlemanto açtılar, beklentilere uygun demokratik prensipler içindeler. Denetleme organı senato yoktur. İstanbul'daki Sultan hala sınırlı bir saygı görmektedir. Bir bakıma ayrı bir hükümet yoktur. Parlemanto kendisine karşı sorumlu olan bakanları atamaktadır ki kendisi bu Meclisin Başkanıdır. Bu hükümet yapısıyla sonda otokratik hale geldi. Epey uzun bir süre M. Kemal danışman rolünde kalsa da mutlak yönetim meydana geldi. Yunanlıları Sakarya ardına atmayı başardıktan sonra meclis kendisine
“Mareşal” rütbesiyle “Gazi” ünvanı vermiştir. Savaşın baskısı altındaki baskın tutkular liderliğin Kemal'in yetkin ellerine bırakılmasını mecbur kıldı.

Gerçek şudur ki Kemal'in yükselişi hiç te sürpriz olmamıştır. Türk Tarihi'ne bakılınca bunun birden çok kez gözleriz. İslamın gücü kılıcın hükmüdür, kılıcı tutan her kimse etkisini göstermelidir, bazen Sultan'ın iradesine karşı gelmek olsa bile. Türkler bu şekilde bin yıl önce Halifenin gücünü Bağdat'ta kazandılar. Bugün Kemal'in ortaya koyduğu aynı senaryo o zaman da görülmüştü. Ayni şekilde Mısır'da yüz yıl kadar önce Mehmet Ali'de, bir Arnavut asker olmasına karşın Sultan'ın iradesine karşı gelerek kendi hanedanını kurmayı başardı. El koyduğu yerlerden başka Rus yardımı olmasa nerdeyse İstanbul'a el koyacaktı. ... Enver Pasha'nın durumuna gelirsek, Jön Türkler hareketini Sultana karşı
yürüterek sonunda onu ikti- dardan etti. Bunun gibi durumlarda yeni bir yetenekli Türk çıkarak kendini kabul ettirdi, bazen yetersiz kalan mevcut iktidar ile Batı etkisine karşı çıkarak bazen ise daha liberal beklentiler talebiyle. Başlangıçta ne kadar samimi olsa da beklentiler hayal kırıklığıyla da sonuçlanabilir.

Ankara Meclisi yeni çıkardığı kanunlarla çalışma koşulları ve eğitim durumunu düzeltmek istedi. Tüm hristiyanları İstanbul'dan bağımsız Türk Ortodoks Klisesi olarak organize etmek istedi. Aynı sırada yabancıların ayrıcalıklı ticari kapitülasyon ve özel hukuk haklarını reddetti. Onların vergilerini arttırdı, Kemal'in savaşta olmasına karşın başardıkları hiçte hafife alınır şeyler değil. Cins ve yaş ayrımı yapmadığından başaran bir asker olarak Rus ve Fransız yardımıyla silah ve cephane tedarikini garantileyerek harikulade sonuçlar alıyor. 300.000 bin kişilik Yunan Kuvvetleri de yetmedi onu
durdurmaya. Enver 1-2 yıl ile kendisinden kıdemliydi ve her iki si de Balkan kökenlidir. Gençliklerinde yetiştikleri
yerler bugün Yunan-Bulgar-Sırp bölgelerinde kaldı. Devrimci fikirlerin yeşerdiği Selanik'te bulunmuşlar ve subay olarak çok iyi yetişmişlerdir. Kemal Alman Mareşalı von der Goltz'in yönlendirdiği askeri akademide bulunmuştur. Abdülhamid'e karşı uğraşlarında süren ortaklıkları daha sonra bozulmuştur.

Kemal, Enver'in Abdülhamid politikalarını kaldırma değil ama onları kendi hesabına sürdürmesine karşıydı. Sonunda haklı çıkan bu öngörüsü için Enver'e muhalefet etmiştir. Bu görüşünün doğrulanmasıyla kendi baskın karakteri olarak haklılığına inanınca ısrar ettiği burada ortaya çıkmıştır. Gelibolu savaşlarında ortaya koyduklarıyla parlak bir strateji ustası olduğunu gösterdi. Aynı zamanda inanmadığı emirlere de uymayacağını karşısında Gen. Liman von Sanders gibi bir
otoriteye karşı durarak da gösterdi. Daha sonra adeta sürgün edilircesine başka cephelere gönderildi. Enver Hareketi'nin savaşta başarız kalarak Sultan'ın Sevr Antlaşması'na mecbur edilmesi üzerine olayların akışı içinde ayakta kalmayı başardı. Bir anlamda Kemal'in muhalefeti A. Griffith ve M. Collins karşısında De Valera gibiydi. Sultan Sevr'e razı olsa bile Kemal buna da muhalefet edederek Ankara'da Milli Meclisi kurdu. Kemal, son tahlilde (haksızlıkla) uzlaştırılamayacağını gösteriyordu. O bir insandı. Yetiş- tiği tüm topraklar kaybedilmiş, yüzyıllardır Türklerin yönettikleri onlara hükmeder olmuş ve bu süregelen kayıplar onu isyankar kılmıştı.

Kendisini test edecek son aşamaya geldik. Büyük bir mücadeleyi kazandı, gösterdiği cesaret ve başarıyı takdir etmemek mümkün değildir. Ama bu zaferini taçlandıracak ne yapacaktır ? Bilinmelidir ki gücünü kötüye kullanan Türk hep kaybetmiştir. Bugün Kemal'in düşüncelerini hiç te umutvar olmayan İzmir'in yangını ve vahşetinden çıkan alevler aydınlanmaktadır. Enver iktidara geldiğinde, Kemal gibi bağımsızlık ve milliyetçilik sloganlarıyla hareket ediyordu.
Gerçekleşen ise tamamen Alman boyunduruğuna girmek ve dinsel eşitliğin yokolmasıydı. Kemal de biraz dış desteğe dayanıyor ve ayrı düşenlerden doğan zorluklar var. Enver gibi uğraşmak zorunda olduklarına oranla çok üstün ama o zaman olduğu gibi aydınlanmamış olan ilkel cehaletle yoğrulmuş organları kullanmak zorundadır. Bireysel olarak satınalınamaz ve azla yetinen olabilir ama orduları her zaman kadınlar dahil maddi talana dayanan bir eylem tarzı içinde davranmaktaydı. Çoğu savaşta da politik bir görüşten öte “kutsal tavır” içinde hareket etmiştir. Kemal'in ordusuna, köyle-
rinde Avrupa'dan bile habersiz olarak gelen bu yağız askerler hala Sultan'ın tüm dünyaya hükmettiğini zannederler. Kemal Kuran'a dikkat ve ketum bir anlayışla bakarken onlar (Hz.) Muhammet zamanı gibi dünyanın inanan ve kafirlerden oluştuğuna inanırlar. Kafirler için seçenekler ya İslam veya kılıçtır. Normal olarak, Müslümanlıkta bu inanç rafa kalkmış gibidir. Kayzer bile kutsal savaş başlatamaz. Fakat Kemal'in Anadolu'da yüzyüze kaldığı gerçek normal bir karşıtlık değildir. Evet ordusu muzaffer olarak bir savaştan gelmektedir, ama karşı konulmaz bir arzu içindedirler. Diplo-
matik yollarla İstanbul'u kurtarmak, onlar için yetersiz kalabilir. Müttefik donanma Boğazlar'a hakim iken Kemalistler, İstanbul'a tekrar göz kamaştırıcı şekilde fethetmek istemektedirler. Bununla Batılılara dünya çapında bir ders vermek hedefleridir. Kemal'le aceleyle anlaşan Frank Boullon, arabulucu olarak yardıma zamanında gelip gelmeyeceği bundan sonraki dünya barışını belirleyecektir.

Ordusunu kontrol edebileceği varsayılırsa, Kemal acaba diplomatik bir sonuca razı mıdır ? Bunu ancak kendisi söyleyebilir. Kendisinin karakter ve kariyer analizini yapınca ciddi sonuçlarla karşı karşıyayız. Enver, diğer kumandanları ya da Avrupa karşısında nerdeyse hiç uzlaşmamıştır. Kemal'de De Valera gibi esiri olmuşcasına bir tek formule bağlıdır : Ankara Meclisince de kabul gören Misakı Milli. Kemal adeta bu kutsal andın “nöbetçisi” gibidir. Bu plana göre Boğazlar, İstanbul ve Trakya üzerine yürüyecektir. Ankara da kendisinden bunu beklemektedir. Venedik veya başka yerde yapılması için (1922 yazı boyu) hazırlığı yapılan konferanstan şüphelenmektedirler. Kemal'in karakterinde başka
unsur görülmez, ısrarcı olduğu kadar hırslıdır da. Gücünü kullanma yolunda başarıya taparcasına sarılmaktadır. Başında kukla ve tirtir titreyen bir Sultan'ın bulunduğu İstanbul bir taş atımı mesafedeyken, geri durmaz. Kemal de bir insan. Onun da rüyaları olmuştur, kendi etkisinin zedelenmesi karşısında kayıtsız kalabilir mi? Şöhreti artan her Türk gücünü abarta gelmiştir. Acaba Kemal zamanla daha akılcı olabilir mi? Unutulmamalıdır ki geçen Mart lehine değiştirilmiş olan yeni Sevr Antlaşmasını reddetti, (boğazları kurtarma) ısrarını sürdürürse bundandır. Müttefiklerin en son geçen hafta ki yeni şartları o zaman ki teklifte de vardı. Onun politikası görüldüğü gibi müzakere değil ama elegeçirmedir. Bu politikası en sonunda İzmir'in ele geçirilmesine kadar başarılı olmuştur.

Bu zaferle beraber Kemal'in maceraperestliği sona ermiştir. Kişiliği bu yeni durumdan sonuçlar çıkarmıştır. Tüm Asya bütününde bir (bağımsızlık) simgesi haline geldi. Onun üzerinde (bugün) Japonya'dan İran-Hindistan bölgesine kadar tüm ümitler ve kurtuluş politikaları odaklanmış durumdadır. Kendi anlayışı ve tutumuna karşın tüm İslam dünyası onu “Peygamberin Kılıcı” mertebesine çıkarmak istiyor. Dünya ülkelerince henüz tanınmamış koca Rusya da, İstanbul üzerinde söz hakkı istemesine karşın kendisinin arkasında durmaktadır. Mustafa Kemal'in insanlığının geleceği, bu birbirinden çok değişik derinlerdeki arzulardan etkilenme (ölçüsüne) bağlıdır.

İKİ KEMAL - NEW YORK TIMES - 1.10.1922

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+15
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.