Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 19 Temmuz 2018 - 19:12
Son Düzenlenme Tarihi 19 Temmuz 2018 - 19:12
İKİ AYRI DÜNYA VE TÜRKLER - DR. FETHİ TEVETOĞLU

İKİ AYRI DÜNYA VE TÜRKLER - DR. FETHİ TEVETOĞLU

Bahtsız insanlığın kara tarihi, yüzyıllardan beri, Ulu Tanrının hür yaşasınlar diye dünyaya hür olarak getir­diği insanların, tek fani dünyada, iki ayrı dünya haya­tı yaşadıklarını hikaye etmektedir.

Voltaire : «Milletin yarısı da öteki yarısına düpedüz hakaret etmekle meşguldür. İnsanlığın yeryüzüne ge­tirdiği kötülükleri ben söylesem biri yazsa, muhakkak Esdras'dan çok konuşmak zorunda kalırdım. » demekte haklıdır ( 1 ) .

Ortaçağdaki ( Hıristiyan Dünyası ) ile ( İslam Dünya­sı) , bugün dünyada yaşayanların ataları ve dedeleri ta­rafından geçmişte yaratılan iki ayrı dünyadır. Daha ak­li, daha mantıki ve daha yeni olan İslam dininin doğuş ve yayılışına karşı, koyu ve mütaassıb hıristiyanların gösterdikleri tahammülsüzlük ve anlayışsızlık, müslü­manların dini - ilahi inançlarını, vicdan hürriyetlerini, hıristiyanların kendi dinlerinde de emredilen insanlık kaidelerine uygun bir hoşgörürlükle karşılamayışları ve Haçlıların Kur'anı-Kerim'e inananlara saldırmalan sonu­cu dünya ikiye bölünmüştür.

Tarihde Türklerin duyuş, görüş ve davranışların­daki üstünlüğün birind mühim örneği X. Yüzyılda İslamlığı seçerek, ikiye bölünen dünyada « insanlık için en iyi, en doğru cephe » ye katılışları ve İslamiyetin baş­lıca koruyucusu oluşlarıdır.

Din açısından, hıristiyanlık taassubu ile, bugünkü bazı dost ve müttefiklerimizin gerçeği hala teslim etmeyen Türk ve İslam düşmanı menfi eserlerinden bahset­mek, konumuzun çerçevesini aşacaktır. "Sebeb ve neti­ce münasebeti" ile günümüzdeki Batı medeniyetinin kuruluşunda ve gelişmesinde İslamların ve bilhassa Türk­lerin mühim rolüne işaret eden Claude Delmas'ın 1961'de, Press Üniversitaire de France tarafından Paris'de ba­sılan (Avrupa Medeniyeti Tarihi ) adlı küçük fakat de­ğerli eserini de yalnız haber vermekle yetineceğiz.

Burada bir hatıramızı zikretmeden geçemiyeceğiz. 1949 - 1957 yılları zarfında Amerika'nın Baylor, Texas, Trinity ve St. Mary Üniversiteleriyle, bir takım sosyal teşekküllerinin davetlisi olarak verdiğimiz konferans­larda, Batı ve bilhassa Amerikan kaynaklarından örnek göstererek açıkladığımız gerçekler karşısında, Türkleri yakından tanımayan dost ve müttefiklerimizin aydınları hayretler ediyorlardı.
Bir üniversitedeki « Barbar» konulu çok ilgi çeken konferansımızda, bizzat kendi kitap ve ansiklopedilerin­den, yalnız büyük Fatih Sultan Mehmed ile, muhteşem Kanuni Sultan Süleyman'a ait bilgileri önlerine serip:

"Bunlara ve bunların milletine hala Barbar diyecek misi­niz? " sorumuza, candan ve samimi : «Asla, katiyen ! , karşılığını almıştık.
Romadan sonra Hıristiyanlığın ikinci merkezi olan Kostantiniyye'nin 23 yaşındaki Türk Sultanı tarafından fethedilip İslambolu haline getirilişinde müslüman Türk­lerce hıristiyanların vicdan hürriyetlerine gösterilen saygı ve medeni anlayış , XV. Yüzyılın ortasında değil, XX. Yüzyılın ikinci yarısında da bir benzeri ile örneklendiri­lemiyordu .

Haşmetle İstanbul'a giren Fatih, doğru Ayasofya'ya gelince, burada toplanmış Bizanslı halk ve papazlar ağ­layarak yerlere kapanmışlardı. Genç Padişah onlara sü­kut etmelerini söylemiş ve Başpapaza şöyle seslenmişti :

«Ayağa kalk! Ben Sultan Mehmed, sana ve arkadaş­larına ve bütün halka söylüyorum ki bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda be­nim gazabıımda n korkmayınız» ( 2 ) .

Ayasofya'nın boşaltılmasını ve ilk Cuma'ya yetiş­tirilmek üzere cami haline getirilmesini emrederken ( 3 ) , en büyük mabedlerini ellerinden aldığı hıristiyanlara da lüzumundan fazla dini imtiyazlar tanıması, Fatih'in vic­dan hürriyetine verdiği değerin isbatıydı. İtalyanca, Rumca, Arabca ve Farsça dahil sekiz lisan bilen genç Fatih'ten başka, bir tarihi şahsiyet ta­rihde kayıdlı değildi. Günümüzün en kültürlü devlet başkanlarından bir tanesi iki, hele üç dil bilse, parmakla gösterilirdi.

Vezirler, kumandanlar üstünde, bir de Bilginler Ku­rulu'nu, akıl ve fikir alış - verişinde bulunmak üzere ya­nından ayırmayan Fatih gibi bir devletbaşkanına Batı dünyası tarihinde asla rastlanmamıştı. Üniversiteler kademesinde ilim müesseseleri kurup, vakfiyelerinde, öğrenci yurdlannda İslam dünyasının il­me aşık genç nesillerine irfan zemini hazırlayan ve dün­ya eğitim tarihinde, değerli öğrenciye devletçe verilen burs - İngiliz dilinde scholarship - denilen tahsil sistemi­ni kuran ( 4 ) Fatih ve onun milleti barbar olur muydu ?

Divan sahibi, ince ruhlu şair Sultan Mehmede ( 5 ) , Gentile Beliini ile iki asistanını bir yıl kadar İstanbulda çalıştınp hediye ve altunlara garkederek memleketlerine döndüren ( 6) , Louvre müzesini, Sir Henry Layard'ın kolleksiyonunu ve Londradaki National Galery'yi ve
Bostan'daki Mrs . Gardner'in hususi kolleksiyonlanm, British Museum'u, Frankfurt' da Stadel Institute'yi de­ ğerlendiren şaheserleri ısmarlamış sanatsever Hakan'a barbar denilebilir mi ?

Mübtela olduğu frengi hastalığını tedavi için papaz­lara dualar ettirerek gökteki yıldızlardan meded uman Birinci Fransuva'ya Türk Hekimbaşlarının hazırladığı civalı hapları yollayan ve hele ordularıyla istila edip geç­tiği toprakların bağlarından koparacakları her üzüm sal­kımını yerine çaputlara sarılı gümüş akça bağlayıp bırak­malarını askerlerine günlük emrinde bildiren, Waşing­ton'daki Kanun Yapanlar Galerisi'ni süsleyenlerin muh­teşem Sultan Süleyman'a ( 7 ) ve onun büyük milletine Barbar denilebilir mi ?

Ogün bugün, on asır geçmiş ve tarih sahnesine tür­lü milletler çıkmış, türlü imparatorluklar ve medeniyet­ler kurulmuştur. Bunlardan sağlam temellere dayanma­yanlar parçalanmış, ufalanmış ve göçüp gitmişlerdir.

XX. Yüzyılda ekonomik münasebetlerin ve ulaştır­ma imkanlarının sür'atle gelişmeleri, milletlerin milli hak ve hukuk sınırları içinde birlik ve beraber çalışmalan, yeryüzündeki bütün milletierin istiklal ve hürriyet­lerine kavuşmaları ve kavuşturulmaları, milletlerden bi­ri, bir tecavüz ve haksızlığa uğrayınca diğer hür millet­Ierin onu savunmaları, ( Birleşmiş Milletler ideali ) ni meydana getirmiştir.

Yalnız üç memleket, önce kendi milli düzenlerini altüst eden, sonra da dünya hürriyet ve demokrasi ni­zamını yıkmayı hedef tutan Rusya, İtalya ve Almanya, insanlığın huzur yolundaki, Birleşmiş Milletler idealin­deki gayretlerini baltalamışlardır.

İnsan hak ve hürriyetlerine, demokrasiye ve nasyo­nalizme aynı açıdan karşı ve düşman olan bu rejimler­den Faşizm ve Nazizm, İkinci Dünya Savaşı sonunda yıkılabilmişlerdir. Yerlerine tekrar bu memleketlerde milli - demokratik hürriyet nizamı kurulmuştur. Fakat talihsiz Polonya ve kahraman Macaristan başta olmak üzere Doğu Avrupa memleketleri ve bu arada bahtsız Doğu Almanya, komünizmin haince istilasına uğramış­lardır.

ikinci Dünya Savaşı ile alt üst olan milletlerarası ni­zamın 1945 'de yeniden düzenlenmesine gidilerek barış vegüvenliğin korunması için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, gayesine ulaşamamıştır. Sistemin kusurlu, Güvenlik Konseyinde 5 Büyüklerin veto hakkının bulunması ve bilhassa ideolojik karakterdeki ayrılık ve mah­zurların hertaraf edilmemesi sebepleriyle kollektif gü­venlik mekanizması işleyememiştir.
1917'denberi Rusya'da sefalet ve kan deryası içinde kurulan komünist diktatörlüğü, polis tedhişi, sürgünler, köylülerin ezilmesi, türlü gerçekleşmez vaidlerle aldatılan işçilerin mecburi kampları, her sınıf halkın ( yalnız baş­takiler hariç ) birçok sıkı hayat şartlarına zorlanmaları sayesinde cebirle, kitleler halinde katliamlar yaparak başardığı istilalada dünyayı tekrar ikiye bölmüştür. Şimdi bir tarafta bütün dünya hakimiyetini kurmak hülyası ile insanları istibdadı altına almağa uğraşan ko­münizmin istila emelleri, diğer tarafta da bu tehdit karşısında hak, hürriyet ve istiklallerini korumak isteyen hür, demokratik milletlerin savunma azmi vardır. İşte Türklerin duyuş, görüş ve davranışlarındaki üstünlüğün ikinci büyük örneği, XX. Yüzyılda ideal ve fikir ayrılıkları ile tekrar ikiye bölünen dünyada da, in­san haklarının koruyucusu hür ve demokrat milletler sa­fını seçişleri olmuştur.

( Demokrat Dünya ) ile ( Komünist Dünya) mücade­lesinde Türkleri n, on asır önce islamiyeti muzaffer kıl­dıkları gibi, bugün de komünizm karşısında demokrasi­nin galebesinde görebilecekleri vazifenin ehemmiyetini, başta NATO memleketleri olmak üzere Batı Dünyasının
dikkatine sunmalıyız.

(1 ) VOLTAIRE, Dlalogues et Anecdotes Philosophiques ( Feylosofça Ko­nuşmalar ve Fıkralar) , shf. 1 65.

( 2 ) N. IORGA : İstanbul'un zaptı hakkında- lhmdl IŞIKÖZO' Adnan S. ERZİ tercemesi) , Ocak 1 949'dan ayrı basım.

( 3 ) AHMED MUHTAR: Feth-I Celll-1 Kostımtlnlyye, İstanbul 1 320, s. 247.

(4) Eneyclopaedla Brltannlca, 1963,

( 5 ) E. J. W. GIBB

( 6 ): Encyclopaedla Brltannlca, 1 9 53,

( 7 ) Aynı eser, cild 15, shf. 649. History o f Ottoman Poetry, London, 1900 - 09. cild 3, shf. 382.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+0
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.