Yükleniyor...
H’yunğ-nu kavimleri

H’yunğ-nu kavimleri

H’yunğ-nu kavimleri

1 – Materyaller

1) BA-H’İ-Mİ’ler:

Y: Uygurların cenubu şarkisinde yaşarlar. Şimal denizinin 1 (Baykal Gölü) cenubundadırlar (Tunğ-cı 200 = s. 3215 c)

K: Kabile reisleri vardır. Avla geçinirler; geyikleri kovalamak için ağaçtan kayak yaparlar. Kayakları kalkana benzer, ön tarafı yukarıya kıvrık, alt tarafına kayıp devrilmeye mani olmak için at derisi konmuştur; kundura gibi ayağa giyilir. Geyik koşmasından daha süratle dağdan aşağı kayarlar. Düzlüklerde değneklerin ardımı ile ilerlerler. Evleri kayın ağacı kabuğundandır; erkeklerin başlıkları da kabuktandır. Saçları kısa kesilir (g. m.)

Sui zamanından beri (580-618)

D: Bunlara Bi-li de denir. Orhon yazılarındaki, Basmıl’lar olacaklar (Chavannes, Documents, s. 24 ve Hüseyin N. Orkun: Eski Türk yazıtları 4, s. 152). Ba-h’i-mi’ler hakkında olduğu gibi kaynaklar Bo-ma’lar hakkında da aynı bilgiyi veriyorlar. Bunlara aynı zamanda Bi-tsı de denilirdi; bunlar da Bi-li’ye benzeyebilirler (yazı hatası) (bakınız: Chavannes, Documents s. 29, Tanğ-şu 217 b’den), Bo’ma’nın manası, “lekeli atlar2dır. Ve Tanğ-şu (217-b) bu Bo-ma’lar kabilesine o-lo-cı adı da verilebileceğini söyler. Fakat lekeli manasına gelen o-lo-cı Türkçe “Alaca” kelimesinin transkripsiyonudur. Bo-ma’lar hakkında derler ki, bunlar göçebe imiş, Tu-cüe’nin şimalinde yani daima kar bulunan bir memlekette otururlarmış. Bunlarda lekeli (yani alacalı) atlar vardır, fakat ata binmezler. Bunlar kımız içerler, saçlarını kısa keserler, kabuktan çadırları vardır.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 65)

Türkçe bir kabile ve yer adı olan Alacanın, Baykal gölünün cenubunda yaşamış olan bu eski kabileden iştikak ettirilmesi mümkündür. Bu kelime ile Ho-lan kelimesi (belki de Ho-lay kelimesi) mukayese edilmelidir: bu ad, şimali To-ba’lara mensup bir kabilenin adıdır (Veğ-şu 113=s. 2194 b) ve her halde daha esi zamanda H’yen-bi kabilelerinden biri idi. Ho-lan kabilesi M. S. 4 üncü asırda birkaç defa zikredilir (Cin-şu 110=s. 1368; Veğ-şu 1=s. 1904, c; 2=s. 1905 c; 13=s. 1934 a; 15=s. 1940 a).

Bunlar, Gan-şu da bugünkü Ning-h’ya’nın yakininde otururlar; burada bir dağa bunların adı konmuştur. Ho-lan-şan’ın adı bugün “Alaşan” olup Ho-lan da “Alaca”nın transkripsiyonundan başka bir şey değildir (Mukayese ediniz: Chavannes, Documents s. 56) Bunlara yakin akraba olan Ho-lay H’yunğ-nuların eski bir kalibesidir (Cin-şu 97=s. 1337 d); bunlar sonraları bir To-ba kabilesi olmuşlardır (Veğ-şu 113 = s. 2193 d) Ho-lanların Türk olduklarını, yahut da H’yen-bi’lerden geldiklerine göre daha ziyade proto-Moğol mu olduklarını kati olarak ileri sürmeğe cesaret edemem. Fakat benekli at efsanesinin Cingiz efsanesinde de yeri vardır (Hin-Yüan-şı 1 ve Yüan – çav bi-şı 1) Belki bunlar arasında bir ilgi var.

2) Cİ-HU’lar:

Y: Memleketleri Li-şı’nın 1 (Garbi Şansi de,) garbında ve An-dinğ’in şarkındadır (Hv-Cov-şu= TPYL 801, 2 a b)

K: H’yunğ’nu’ların bir kısmı, Lyu Yüan 2 (H’yunğ-nu hükümdarı 279-310)’ın 5 oymağının muakipleridirler; diğer müelliflere göre Şan-junğ ve Çı-di’lerin muakipleridir. Birçok ayrı ayrı boylara parçalandılar. Kadınlar sedef kabuğunu (denizden çıkan bir nevi istiridye’nin porselene benzer kabuğu) gerdanlık olarak kullanırlar (g.m.)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 66)

B: -

M: Altı hükümet zamanından beri (419-580).

D: H’yunğ-nu’ların 19 kabilesinin listesinde (Cin-şu 97=s. 1337 d) bu kabile gözükmez, fakat diğer kaynaklara göre bu liste mükemmel değildir. To-ba zamanında Ci aile adı olarak zikredilir. Bu eski ci-hu kabilesi ile alkadar olmayıp Tay-lo-Ci kabile adının kısaltması olması iddia edilir (Veğ şu 113 = s. 2194 b).

3) CYE-GU’lar:

Y: İ-vu’nun garbında, Yen-çi’nin şimalinde (Karaşahr) (Tnğ-şu 217 b = s. 4143 b)

K: H’yunğ-nuların garbında Dinğ-linğ’lerle karışık yaşarlar. Kırmızı saçları vardır: kara saçları çirkin bulurlar. Yeşil gözleri vardır: yurtları soğuktur. Darı, buğday ekimi ile uğraşırlar. Güzel atları vardır (İ-tunğ-cı 554, a-b) Kurttan türeyen kimselerden (bunlar Türkler!) değildirler, bilakis bunların atası mense-mağarasında bir inekle birlikte yaşardı. Bunun saçı sarı, gözleri yeşil, sakalı kırmızıdır (yu-yanğ dza-dzu 4, 1 b-2 a) Gözleri yeşil, saçlar kırmızı erkekler ellerinde dövme yakarlar, kadınlar başlarında (Yü-cı-tanğ 10, 11 b ve 10, 15 b.) başlık taşır.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 67)

B: -

M: Han zamanından beri (M. E. 206 – M. S. 220)

D: Kayıtlar Franke tarafından toplanmıştır (Geschichte 3, 361-362) Bunlar Kırgızlardır, Bunlara verilen muahhar bir ad Cye-cya-sı’dır. H’in- T’ang-şu (217 b= s. 4143) b.) bu Cye-cya-sı’lar, hakkında şöyle yazar: Bunların adı kah Cye-gu kah Cü-vu dır. H’yunğ-nu’lar, kendilerine teslim olmuş olan Çin generalı Li Linğ’i “Sağ Hsien Kralı” Veğ lü’yü de (Mukayese ediniz: Han-şu 94 a, 13 b) Dinğ-linğ’lerin kralı yapmışlardır. Bu adamların hepsi uzun boylu, kırmızı saçlı, beyaz yüzlü ve yeşil gözbebeklidir. Siyah rengin uğursuz, olduğuna inanır ve siyah gözbebeklilere: “Bunlar Li Linğ’lerin hafitleridirler” derler. Aralarında az erkek, çok kadın vardır. Gururlu ve cesaretlidirler. Erkekler ellerine, kadınlar boylarına dövme yaparlar. Hepsi bir arada yaşar ve aralarında çok ahlaksızlık vardır. Yeni yıla “Mov-şı-ay” derler ve üç “Ay” bir mevsimi teşkil eder. Bunlar yılı 12 şeyin tadadile hesap ederler. Mesela, yıl 2yin” adlı devri işarette bulunursa, o yıla “Kaplan yılı” derler. İklimleri pek soğuktur; büyük ırmaklar bile yarı yarıya donar. Bu adamlar darı, buğday, arpa ve bir nevi yulaf eker ve bir ezme değirmeni ile bunlardan un yaparlar. Darıyı ikinci ayda eker, 9. Cu ayda toplardar. Darıyı yemek ve şarap imal etmekte kullanırlar. Sebze ve meyvaları hiç yoktur. Gayet büyük ve kuvvetli atları vardır, ve bunlar arasında en iyi savaşanlar en yiğitleri sayılırlar. Sonra, develeri, sığırları ve koyunları da vardır, fakat en çok sığırları vardır; zengin köylülerde birkaç bin sığır bulunur. Vahşi hayvanlardan, vahşi at, Gu-tu’lar, sar koyunlar, gazaller ve kara kuyruklar bulunur. Kara kuyruklar alageyiklere benzer, fakat kuyrukları daha büyük ve siyahtır. Balık olarak, 7-8 kadem büyüklüğünde Mie’ler kılçıkları olmayan ve ağızları çenelerinin altında bulunan Mo-gın’lar vardır. Kuş olarak onlarda kartal, yabani ördek, karga, saksağan ve yabani kaz vardır. Ağaç olarak çam, kayın ağacı, karaağaç, söğüt ve pu çamı bulunur. Ağaçların bazıları o kadar yüksektir ki, onlara yukarıya kadar ok atılamaz. En çok kayın ağacı vardır: Bunlarda altın, demir ve kalay bulunur. Bunlarda her yağmurdan sonra demir bulunur. Ka-şa denen bu demirden gayet keskin silahlar yapılır. Bu demirden daima Tu-cüe’lere verilir. Silah olarak okları, yayları ve sancakları vardır. Süvariler kendilerine ağaçtan kalkan yaparlar ve bu kalkanlarla ayak ve bacaklarını muhafaza ederler. Bir de omuzlarına koydukları yuvarlak kalkanlar yaparlar. Bu yuvarlak kalkanlarla kendilerini kılıç ve oklara karşı muhafaza edebilirler. Hükümdarları kendine A-jı adını kor, onun için A-jı soy adını almışlardır. Bir bayrak (tu=Türkçe tuğ) altında toplanırlar, ve kırmızı renge hürmet gösterirler. Diğerleri kabileye göre kendilerini adlandırmışlar Samur ve kunduz (?) dan elbiseleri severler. A-jı kışın samurdan bir külah giyer. Yazın külahta altın düğmeler bulunur. Külahın ucu sivri ve sonu kıvrılmıştır. Daha aşağı mevkide bulunanların hepsi beyaz keçe külah giyer. Bıçak ve bileyi taşı taşımaktan hoşlanırlar. Fakirler hep kürk giyerler ve başlarında serpuş yoktur. Kadınlar muhtelif yün kumaş, sırmalar, yahut Ci-bin’in ipeğini taşırlar. İpeği An-h’i (Türkistan) şimal sarayından yahut da Ta-şı (=Tacık, Arap) lardan mübadele yolu ile almışlardır. A-jı, Çinğ dağında oturur, etrafında duvar olacağı yerde kalastan bir çit vardır. Kendisi, birbirine eklenmiş çuhadan yapılmış ve Mi-di-cı-to denilen bir çadırın içinde yaşar. Kabile reisleri daha küçük çadırlarda otururlar. Bütün bağlı kabilelerle asker veren kabileler haraç olarak samur fare ve koyu renkli fare verirler. Devlet memuru olarak 6 derece vardır: Kınçlar, Baş komutan, subay, baş arşivçi, Gezal ve Da-gan. 7 Kınçlar, 3 baş komutan, 10 subay bulunur. Bütün subaylar askerlere komuta derler: 15 baş arşivci vardır. Gezal’lerle Da-gan’ların memurları yoktur. Bütün kabileler et yer ve at kımızı içerler. Yalnız A-jı’ye çörek de verilir Musiki aleti olarak di flavtaları. Dümbelekleri, Şinğ flavtaları, Bi-li ve Gonğları vardır. Oyun olarak deve ve arslan oyunları at cambazlıkları, ip cambazlıkları vardır. Tanrılar arasında yalnız sulara ve ağaçlara kurbanlar verirler. Kurbanlar için muayyen zamanları yoktur. Sihirbazlarına Gan adını koyarlar. Düğünlerde koyunlarla atlar gelin hediyesi olarak verilir, zenginlerde bunların adedi yüzlere, binlere çıkar; biri ölünce, yüzlerini karartmazlar, fakat ölünün etrafında 3 defa dolaşır, ağlar ve ölüyü yakarlar. Sonra onun kemiklerini toplar ve bir yıl sonra bu kemikleri gömerler. Ancak o zaman tam olarak ağlarlar; kışın, üstleri ağaç kabuğu ile örtülü evlerde otururlar. Yazı ve dilleri tıpkı H’ui-hu (Uygur)larınki gibidir. Kanunları fevkalade serttir. Haramilerin daima kafalarını keserler ve bir oğul harami olunca, onun başını babasının boynuna asarlar, baba da bu kelleyi ölünceye kadar boynundan çıkaramaz. A-jı’nın Ya’sından (yani sarayından) H’ui-hu’ların Ya’sına kadar deve ile 40 günlük yol vardır.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 69)

Bu anlatılanlar çok dikkate layık ve manidardır. Burada birkaç kısa izah vermekle iktifa ediyorum: Çin Gezali Li Lin 20 yıldan fazla H’yunğ-nu’ların yanında kalmış ve Milattan önce 74 yılında ölmüştür (Han-şu 54, 7a) Şan-yü’nün kızı ile evlenmiştir (Han-şu 94 a, 11 b ve 12 b) Veğ Lü Milattan önce 86 da ve H’yunğ-nu’ların yanında ölmüştür (Han-şu 94 a, 13 b) Çin devri işareti “Yin” Çin’in on ikilik devri içinde üçüncü işarettir ve 12 hayvan sisteminde “kaplan” işaretine tekabül etmektedir; bu 12 hayvan sisteminin eski Türk olduğu tesbit edilmiştir. (Mukayese ediniz: Osman Turan, on iki hayvanlı Türk takvimi, s. 25) Bizim metnimiz, aşağı yukarı 7 nci asırdan malzemeyi ihtiva ettiğinden, bu keyfiyet de Türklerde on ikilik sistemin bulunduğuna dair eski bir bürhan daha teşkil eder. Gu-tu adlı hayvan, Co-gınğ-lu (29, 6b) da bir gergedan olarak tasvir edilmekte, zehirli olduğu fakat aynı zamanda panzehir vazifesini de gördüğü söylenmektedir. Fakat bu izah kitabın müellifince de emin bir nokta değildir. Aynı Gu-tu kelimesi, aynı zamanda, Fergana’nın şarkında bulunan Khottal memleketi 1 (Bk. Türkiyat mecmuası, VII, 156) de demektir, bu memleketin kralı ve halkının bir kısmı Tu-cüe, halkın başka kısımları da Sogd idi (Bakınız: W. Fuchs: Hui-ch’aos Pilgerreise, s. 452-3) onun için belik şöyle tercüme etmek gerekir: “Sarı Khottal koyunları” fakat bu da kat’i değildir: kelimenin kendisi her halde Türkçe’dir. İlk iki hece Kutlu kelimesinin yazılmasında kullanılır. Gu-tu-lu. Şa-to’ların bir kralının adı da Gu-tu-cı idi. Dagan rütbesi Türkçe Tarkan’a tekabül etmektedir. Bi-li adlı musiki aleti H’yunğ-nu’lar için tipiktir. Bunu “Lokal kulturen imalten China (Cilt 1 s. 199) adlı kitabımda mufassalan mütalaa ettim. Deve ve arslan oyunlarının raks olması muhtemeldir. Arslan raksına bugün bileşimali Çin’de rastlanmaktadır. Menşede bu oyunlar, Türkistan’ın “soğuk su törenleri” ile ilgilidir. Bu törenler yılın sonunda yapılır. Bu hususta da mukayese ediniz (mufassal olarak) “Lokalkulturen im alten China (Cilt 1 s. 195)” İp cambazlıkları muhtelif garp memleketlerinde mevcut idi. (bk. Yü-cı-tanğ 14, 2 b; İ-cyen-cı 6, 13; Cnğ Hınğ: H’i-cinğ-fu; H’yanğ-dzu pi-ci 6, 10 a; Liav-cay-cı-i).

4) Çİ-GU’lar:

Y: Çu-cı ırmağı kıyısındadır (Tunğ-cı 200=s. 3209 b)

K: Tu-cüe’ler hala So memleketinde ve H’yunğ-nu’ların şialinde yaşadığı zaman onların bir boyundan üremişlerdir (g. m.)

  1. Altı devlet zamanından beri (419-580)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 70)

5) DİNĞ-LİNĞ’ler:

Y: Kanğ-cü şimalindedirler (San-guo-cı); ana yurtları her halde orhon havalisidir (Franke Geschichte II, 81 ve III, 249); H’yung’nu’ların şimalindedirler: Ayni isimdeki şimal Dinğ-linğ’lerine Vu-sun’nun garbında rastlanır (San-guo Veğ-cı 3 b, 14 a, şerh); Tölös’ler gibi Türklerdir (Harvard Journal 4, 83)

K: Bir Türk boyu olduğu muhakkaktır. (Franke, Geschichte II, 81) H’yunğ-nu’ların bir grubudur (Tunğ-cı 200= S. 3119 b. Şerh) Haraç olarak at getirirler (san-guo Veğ-cı 3, 3 b) Deri sevk ederler (Hov-Veğ-şu = TPYL 796, 4 b) çobandırlar. Haraç olarak fare derisi getirirler (Tunğ-cı 196 = s. 3152 a); dizlerine kadar kılla örtülüdürler, vücutları ata benzer, bunun için çok iyi koşarlar (Şan-hay-cinğ, Hay-neğ cinğ ve San-tsay –tu hui) Saçları kıvırcıktır. At gibi tırnakları vardır (yü-cı-tanğ 10, 15 b)

B: (Tunğ-cı 199=S. 3181 a; San-ğuo Veğ-cı 15, 6 a; Hov-han 119,5 a; Hov-hn 119,5 b, Hov-han, 120, 1 b; Hov-han 120, 2 a; Harvard Journal 4, 86)

M: Han zamanının başlangıcından beri.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 71)

D: İki cins Dinğ-linğ tefrik ederler: bir cinsi H’yunğ-nu’lardan daha şimalde yaşardı, öteki cins ise, çok daha garpta, Vu-sun’ların garbında (bakınız: San-guo Veğ-cı 30, 14 a tefsir) Her iki grubun birbirine bağlı olması ve her hangi bir sebeple birbirinden ayrılmış olması muhtemeldir. “K” faslında bizim verdiğimiz haberler garptakilere aittir. Daha muahhar kaynaklar, görünüşe göre, yalnız şarklı olanlarını tanıyor. Bundan maada, her ikisini, bazan da İki Tibetli kabile olan H’yen-Linğ’ler ve Dyen-linğ’lerle karıştırıldığı gözüküyor (Mesela Cin-cunğ-h’ing-şu= TPYL 918 4 a daki haberde olduğu, gibi, burada onlara karşı bir savaşta ordugahlarına alev içinde yaşanan tavuklar uçurdukları ve karargahı böylece yaktıkları anlatılmaktadır.) Cin-devrinde (265-419) bugünkü Gan-su eyaletinin şimalinde Dinğ-linğ’ler vardı (Cin-şu 87 = S. 1308 c) Bunlar 4 üncü asırda Hebğ eyaletini istila ediyor ve orada Cung-şan mıntakasında yerleşiyorlar (cin-şu 124= S. 1394 d) Sonra, şimal Çininin muhtelif mıntakalarına yerleşiyorlar. Vu-h’uan da keza (Cin-şu 113 = s. 1374 a) Cung-şan mıntakasında oldukça hatırı sayılır bir rol oynayorlar (mukayese ediniz: Cin-şu 104=s. 1374 a ve Fa-yüan cu lin= TPGC 113= cilt 9, 7 b) Fakat 357 yılında, Tölös’le birlikte büyük seddin şimalinde Mu-junğ devleti tarafından mağlup edilmişlerdir (Cin-şu 110= s. 1368 a) ve bu sahada birkaç defa görülmüşlerdir (Mesela Cin-şu 74= s. 1275 c). To-balar bunları 397 yılında zikrederler (Veğ-şu 2= s. 1906 b) Bir kısım 399 yılında To-balara teslim olmuştur (2 = s. 1907 a) 418 de başka kavimlerle birlikte başka şimal kavimlerine karşı savaşa çıkmışladır (3 = s. 1909 a) Bunun dışında, To-ba devrinde, bir çok münferit şahıslardan maada ki bu şahıslar Dinğ-linğ kavmına mensupturlar- Ykü-şan’da bulunan büyücük gruplar zikredilmektedir. Yerleri belli değil; Şansi’de mi= (3= s. 1908 d) 447 de bunlardan 3000 aile An-cov’dan (Ho-beğ’de) Şansi’deki başşehire nakledilmiştir (4 b = s. 1913 a) 457 de bunlardan birkaç bin kişi Cinğ-hinğ (Şarki Şansi) de isyan etmiştir (5= s. 1914b) To-ba’ların vekayinameleri şimal Dinğ-linğ’lerinin,yani Çin dıvarının şimalinde bulunanlar ile Gav-çığ’ler H’yung-nu’ların konuştukları dili konuştuklarını kaydederler (Veğ-şu 103= s. 2132 a)

6) DU-BO’lar:

Y: Tölös’lerin bir boyudur (Chavannes: Documents, s. 87-88)

K: Bu boy üç kısma ayrılır. Hasırdan kulübeler yaparlar. Koyunları sığırları yoktur. Aynı zamanda ekincilikle de uğraşmazlar. Samur ve geyik kürkü giyerler (“Ren geyiği”in postu anlaşılmalıdır) Fakir halk kuştüyünden elbise yapar. Yasaları yoktur (Şın-i-lu = Tay-pinğ-guanğ-ci 480= c. 38, 55 b)

M: Tanğ zamanından önce

D: H’in-T’ang-şu ya göre (217 b= s. 4142 c) bunlar muma-tu-cüe’lerin 3 kabilesinden biridirler. Diğer ikisinin adı Mi-lie ve Go-o-cı dir.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 72)

7) GAV-ÇIĞ’lar:

Y: Lu-hun gölünün şimali garbisinde yaşarlar, Juan-juan’ların komşularıdırlar (Beğ-şı 98 = TPLY 801, 4 b)

K: Eski Çığ-di’lerin bir kısmıdırlar. Bunun için evvelce bunların ilk adı Di-li idi. Dinğ-linğlerle bunlar hemen hemen H’yunğ-nularla aynı dilde idiler; belki H’yunğ-nulardan neşet etmiş olacaklar. Kendilerine mahsus boy başları yoktur. At ve sığır, düğün hediyesidir. Hububat ve şarapları yoktur. Düğünde çiğ et yedirilir ve kısrak kımızı içirilir. (Beğ-şı 98= TPYL 801, 4 a) Temiz değildirler (G. M. S. 4 b) Kadınlar koyun kemiklerini deriye sararlar ve bunu saçlarına dolandırarak baş süsü diye taşırlar: Ölüler silahlariyle birlikte mezara konulur (Beğ-şı= TPYL 801, 4 b- 5 a) on iki klanları vardır: Çığ-fu-li, Tu-lu, Çığ-can, Da-lien, Ku-ho, Jo-şu pey Da-pu-gan, A-lun, Mo-yün, Sı-fın, Fu-fu-lo, Cı-sudır. Bunlar, H’yunğ-nu hakanının dışarı attığı iki kızdan türemişlerdir: Kızlardan biri bi kurttan gebe kalır. Bunun için bunların şarkıları bugün bile kurtların ulumasına benzer. Çadırlarda otururlar, at beslerler (Tunğ-cı 200 = s. 3206 c).

M: Altı devlet zamanından beri (419-580)

D: Dinğ-Iniğ, Gav-çığ ve Tığ-lo hep aynı boylardır. Dinğ-linğler dil bakımından Tığ-lo’(lara benzerler. Gıav-çığ, Çinlilerin ayırmak için takdıkları bir adıdır (Bull. Ac. Sin 7, No. 4, s. 514)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 73)

Türk kavimleri için tipik masallardan biri olan: bir kurt tarafından gebe kalınma masalı, Veğ-şu’da da bulunmaktadır: (103 =s. 2132 a) bunlar hakkında Veğ-şu şu malzemeyi de vermektedir: kadın Şamanları da mevcuttur. 429 yılından sonra çoğu göçebeliği terk etmiş ve tarla ziraatine geçmiştir. 450 yılından sonra bunlardan 5 grup bir araya toplanıp Göğe kurban vermiştir, bu törende at kurbanları sunulmuş ve şarkılar söylenmiştir (103 = s. 1938 b) bunlar 4 üncü asrın ortalarında To-ba’lar tarafından birkaç kerre mağlup edilmişlerdir. (1 = s. 1904 d; 1= s. 1905 ) bundan maada, 389 da da mağlup edilmişlerdir (2 = s. 1905 c) 399 da 37 den fazla kabile bunlar tarafından mağlup edilmiş ve 20000 den fazla araba iğtinam edilmiştir (2 = S. 1907 a) Keza 401 de bir baş daha teslim olmuştur (2 = s. 1904 c) 418 de To-ba’larla birlikte şimal kavimlerine karşı savaşa çıkmışlardır (3 = s. 1909 a) 429 da mağlup edilmişlerdir (103 = s. 2130 b) 507-8 de bunlardan başka bir parça daha To-ba’larla teslim olmuştur. (8= s. 1923 b) Bunlar 436 (4 a = S. 1911 c), 508 (8= s. 1923 b) 510 (8 = s. 1923 d) 515 –6 (9 = s. 1924 d) 518 (9= s. 1925) b) yıllarında haraç vermişlerdir. 536 da ayrıca bir hususi idare altına alınmışlardır (12 = s. 1932 a) bunlardan sarfınazar, bu kavime ait bir çok hükümler ve münferit şahıs adiyle bu şahıslara ait unvanlar zikredilmektedir. Muhtelif kabileler hakkında şu söylenilebilir: tu’lu’lar bir kere daha ayrıca Gav-çığ’lerin bir kabilesi olarak zikredilmektedir. (Veğ-şu 103 = s. 2132 b) Çığ-fu-li’ler de keza (1 c. S. 2132 b) Yalnız Fu-fu-lo’lar hakkında deniyor ki, ilk önce Juan-Juan’lara tabi imişler, sonra onlardan ayrılmışlar (487 yılına doğru; Veğ-şu 103 = s. 2132 b) 241 yılında bu kabileye mensup bir adam-ki evvelce A-çığ-lo kralı idi. To-ba’lar tarafından Gav-çı’lara kral nasbedilmiştir (12 = S. 1932 c) bu hadise, 516 da Gav-çığ’ların bütün ülkesi Juan-Juan’lar tarafından ilhak ve kralları katledildikten sonra vukua gelmiştir (Veğ-şu 103 = s. 3130 d)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 74)

8) HUİ-Ho’lar:

Y: -

K: Bunlar Uygurlardır ve Tölös’lerin bir boyu yahut Veğ zamanındaki (385-549) Gav-çığ’lardır. H’yunğ-nu’ların muakkibidirler (Kaynaklar Franke: Geschichte, cilt III, s. 352) Göçebe hayatı yaşarlar. İlk zamanlarda devlet teşkilatı yoktu, iyi binici ve nişancıdırlar: Çapulculuk yaparlar: (Cyu-Tanğ şu 195 = s. 3601 a) Manihaizm’e geçtikten sonra artık et yemezler, kımız içmezler (Kanğ-yu ci-hinğ 2, 7 b) Saçlarını tepeden örerler, kısa sakal bırakırlar (Kanğ-yu ci-hinğ 5, 3 b) Yuğda yüzlerini parçalarlar. (Du Fu, Şiirler III no. 8= Monu menta Serica III, 395) Hami’deki Uygurlar Haraç olarak deve ve at getirirlerdi (Yü-cı-tanğ 26, 4a) Tanğ zamanında resmi işler için hususi bir nevi yazı kağıdı vardı (Yü-cı tanğ 28 1 a)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 74)

M: Altı devlet zamanından beri (419-580)

D: Cyen-çanğ dağlarında (cenubi garbi Sı-çuan) dağılmış Hui-ho’lar Minğ zamanında hala mevcut idiler. (Libinğ-şu 20 39 b ve 20, 53 b) bundan belki yalnız orada yaşayan Müslümanlar düşünülmüştür. Hui-ho’lar To-ba zamanında To-ba’ların bir kabilesi olarak zikredilmişlerdir. (Veğ-şu 113 = s. 2193 d) Çi-dan’ların devrinde (927-1211) Uygurlar bunların yarım müttefiki olarak görünmektedirler (Lyav-şi 33) Ekseri araştırıcılar daha muahhar metinlerde zikri geçen Veğ-vu-ırğ’lerin Hui-ho’larla aynı oldukları fikrindedirler. Bu bana doğru görünmüyor. Co-gıng-lu (2,3b) açıkça der ki, Moğollar zamanında Hui-ho’ların kralı, Veğ-vu’ların klanlarından gelmedir: buna nazaran; veğ-vu’lar yahut veğ-vu’ırğ’ler Uygurların bir kabilesinden başka bir şey değildir. Veğ-vu-ırğ’lar H’in-Yüun-şı’de zikrolunur (74; 80; 79: Co-gınğ-lu, 7, 8 b) Bir zamanlar bunlardan bir adam Hanğ-cov şehrinin civarında yaşıyordu (Co-gınğ-lu 11, 7b) Moğollar zamanında şarkılı bir oyun vardı; bunun adı: “Veğ-vu-ırğ eski vatanının hasretini çekiyor” idi (Co-gınğ-lu 29, 7b) Veğ-vu-ırğ’ların menşe masalları Uygurlarınkinden tamamen başkadır: selenga civarında bir ağaçta bir budak peyda olmuş; bundan beş erkek çocuk çıkmış. Bunların en küçüğü Bu-ci adlı han olmuş. 20 den fazla haleften sonra Yü-lun-di-cin adlı han gelmiştir; bu han Tanğ devrinde Çinlilerle savaşmış ve kendisine prenses Cin-lyen (altın Lotosu) zevce olarak verilmiştir. Bunun oğlu Go-li-di-cin gene Ho-lin 1 (Bu kelime gene yukarıda (s. 66) zikredilen Ho-lan kelimesiyle mukayese edilebilir.) dağında yaşamaktadır; o dağ iki klan oradan neşet etmiştir (Co-gınğ-lu 26, 12 b) Bu menşe masalına dair mukayese ediniz: benim şu eserimi: Volksmarchen aus Südostchina s. 74)

9) H’İ’ler:

Y: Mo-holara komşudurlar. Eski H’yen-bi ülkesinde yaşarlar (Tunğ-cı 200 = s. 3215 c)

K: H’yung-nular’ın bir boyudur. Kültürleri tu-cüe’lerinkine benzer: kabile reisi unvanı da bunların gibidir (G.M.)

B: Bunlar sonradan tekrar Tölös boyu olarak “Ak H’i’ler” adiyle ortaya çıkarlar (Chavannes, Documents s. 87) Bunlar Tanğ devrinde bir kerre de Çi-dan’larla birlikte zikredilmektedirler (Çav-ye cyen-dzay = TPGC cilt 15, 6 b)

M: Sui zamanından beri (580- 618)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 75)

10) H’YUNĞ-NU’lar:

Y: Şan-si, Şen-hi ve Ho-beğ şimalindedirler. (G. Haloun, Z. D.M.G. 91, 306 – 307 notlarda)

K: Müstahkem şehirleri yoktur (Han-şu 64 a, 8 a) ; göçebe hayatı yaşarlar (Han-şu 64 b, 2b); at, sığır, koyun çobanıdırlar, göç ederler, şehirleri yoktur, yazıları da yoktur. Et yerler, ziraatle uğraşırlar: posttan elbise giyerler. İhtiyarlığa hor gözle bakarlar. Çocuksuz kalan üvey annelerle evlenirler. İrsi mevkilere bağlı dereceli içtimai heyetleri vardır (Han-şu= TPYL 800, 4a) Kımız içerler. Yayları, okları, deriden elbiseleri, develeri, katırları vardır (Tunğ-cı199 = s. 3180 a-c); et yer, kımız içer, göç ederler, tarlaları ve müstahkem ikametgahları yoktur (Han-şu 49, 6a); çocuksuz kalan üvey anneleriyle evlenirler (Vın-h’üan’da Şı Çunğ’un şiiri= Von Zach: Sinol. Beitraege II, 70 b) Düşmandan esir getirene bir bardak şarap sunulur. Ölüyü arabaya yükleyip getiren,onun malına konar.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 76)

Muahhar Han zamanında H’yunğ-nu’lar binğ-cov’a yerleştiler, Şo-fanğ’da Çinlilerle karıştılar. Veğ zamanında (220-265) Tay-yüan, Çi-h’yen’e yerleştiler (Cin-şu 97=TPYL 800, 4b); Veğ zamanında (220-265) Pu-dzı, H’inğ, Tay-linğ kazalarında yerleşmişlerdir (Cin-şu 97 = TPYL, 800, 4b) Çin devrinin başlangıcında (265) Ho-h’i’ye yerleştiler; Pinğ-yanğ, H’i-ho, H’in-h’inğ, Şanğ-danğ ve Lo-pinğ de Çinlilerle karışmışlardır (Cin-şu 97=TPYL 800 4b – 5 a) Vızlıyan (sesli) okları vardır (Han/şu 94a, 3 a= Laufer, Clay 224 notlarında) Beşinci ayda Lunğ-çınğ’de göğe ve yere kurban kesmek suretiyle büyük bir bayram yaparlar: Sonbaharda (8inci ayda) bir ormanın etrafında yahut yere çakılmış ve işaret vazifesini gören dalların etrafında at koşusu yapılır. Beşinci ayda da at yarışları olur. Sol, kutsal sayılır. Güneş ve aya taparlar. Vu ve ci devir (syklik) günlerine hürmetleri vardır 1(bunlar onluk devrenin 5 inci ve 6 ıncı işaretidir. Mukayesesi için krş. Ülkü, birinci Teşrin 1940, s. 190 ve “Lokalkulturen” cilt 1, 34.) İç ve dış tabutları vardır. Ölüyü takip ederler (= ölüye kendilerini kurban ederler) Muharebeyi her ayın dolgun zamanında yaparlar (Tunğ-cı 199 = 3181 a) Hakanın huzuruna çıkacak olanın yüzü karaya boyanır (Şı-ci 110 = s. 246 d) Ziraatle uğraşırlar (Han 94a = s. 598b); Kurban için evler inşa ederler (Han 94a = s. 598b); çatıları söğüt dalından, üzeri hasırla örtülü çadırları vardır (Yen-tye-lun 9, 76= fasıl 22):Büyücüler, kötü büyülere karşı gelmesi için, koyun ve sığır kemiklerini yol üzerine gömerler; büyü yaparak düşmanların elbiselerine koyarlar (Han-şu 96 b = s. 609b) Kemik uçlu okları vardır (Tunğ-dyen 194 = s. 1047a) Hun büyücülerinin Çinliler hizmetinde kullanıldıkları söylenir (Han-şu 45, 7a; 63, 7b) Yün örtüle, yün kumaşlar, muhtelif cinste keçeler ihraç ederler (TPYL 708, 7b) Hububat ambarları yaparlar (Şi-ci = TPYL 708, 7b) Çinliler, H’yunğ-nu’lara şarap mayası verirlerdi (Şı-ci= TPYL 853, 1b) En mühim aile adları tu-go, Hu-yen, Bu, çyv, Lan, ci-mu ve Lo 1 dır (Chin shu 97)

Gan-su da bulunan Gu-tzang şehri H’yunğ-nu’lar tarafından kurulmuştu bu şehir, şarktan garba, şimalden cenuba olduğundan daha kısa idi. Onun içindir ki bu şehre “Yatan ejderin beldesi” adı konmuştur (Cin-şu 85-s. 1304a)

D: “Ejder şehri” tabiri, H’yunğ-nu’ların din şehrine konmuştur; bu adla öteki, ad, yani “Yatan ejderin beldesi” adı, şuna işaret eder ki Ejder’in daha çok erken zamanlarda H’yunğ-nu’lar nezdinde bir kült’e mazhar olması lazım gelir. Devri günleri kült’ü inkişaf etmiş bir takvim sistemine işaret eder: H’yunğ-nu’ların Hayvan sistemine sahip olmaları bana bu yüzden pek muhtemel görünmektedir.

B: Siyasi tarih, 24 asalet mertebeleri, ve Çine göçmüş H’yunğ-nu’lardan 19 kabilenin adları hakkında mukayese ediniz,. Benim şu eserlerim: “Türk kavimleri hakkında, Çince vesikalar” 1-4 Avrupa dillerinde yazılmış eser olara, mukayese ediniz: bilhassa J.J.M. de groot und o. Franke: Die Hunnen der vochristlichen zeit.

M: Milattan önce yüz yıldan beri (G. Haloun, Z. D. M. G. 91, 306-7 de.)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 77)

11) MA-GİNĞ’ler:

Y: Şimdi Dinğ-linğ’lerle bir arada yaşamış olacaklar (Sanguo Veğ-cı 30, 14 a şerh)

K: Üst tarafları insan, alt tarafları at olacak (G. M.)

M: M. S. 3 üncü asırda.

D: Kayıtlar hep hayalidir, fakat bunların at beslediklerine dair kayıtları vardır.

12) MU-MA Tu-Çüe’ler:

Y: Şimaldedirler.

K: Ayaklarına bağlanır tahta kayakları vardır (H’in-Tanğ’şu 217b= s. 4143 c ve Min-su-h’üe, cilt v, No. 12, s. 1051, 1933).

D: Adlarına göre Tu-cüe’lere ait bir ırk olacak.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 78)

13) TIĞ-LO’lar:

Y: Anayurtları her halde Orhon havalisidir. (Franke, Geschichte II, 81 ve III, 249).

K: Türk’türler (Franke, Geschichte II, 81 ve III, 249); H’yunğ-nu’lardan türemişlerdir; göçebedirler. Bir çok boylara ayrılmışlardır. Garbi Tığ-lo’lar attan ziyade sığır beslerler. Erkeğin, karısının ailesi evinde bir çocuk doğuncaya kadar oturması ve Tığ-lo’ların ölüleri gömmesi farkından başka adetleri Tu-cüe’lerinkine benzer (Tunğ-cı 200 = s. 3213 b-c)

M: Han zamanından sonra.

D: Bunlar Tölös’lerdirler.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 78)

To-ba zamanında çok daha cenupta olmak üzere meydana çıkıyorlar. Bunlar 357'de Hudut surunun şimalinde Mu-junğ’ların hükümdarı tarafından mağlup edilmişlerdir (Cin-şu 110 = S. 1368 a; daha sonra tekrar: 111 = s. 1369b). 430 da onlardan bir kabile Ho-h’i de isyan ediyor (Şensi; Veğ-şu 4a= s. 1910 b) 445 de Gav-pinğ’ten Tölös atlıları zikredilmektedir. (Şansi; Veğ-şu 4 b = s. 1912d) 471 de Tölös’ler vu-ye’de (bu günkü Suy-yüan’da) isyan ediyorlar, ve mağlup edildikten sonra, bunların bakiyeleri şimal Çinin muhtelif eyaletlerine garnizon olarak yollanmıştır (7 a= 1916a) 472 de şark grubuna mensup Tölös’ler Juan-juan’lara geçiyorlar. (7a = s. 1916 b)Hhalbuki garp grupuna mensup Tölös’ler daha 471de To-ba’ları mağlup etmişlerdir (6 = s. 1915 d) 472 de Tölös’ler Liyen-çuan’da (nerede olduğu kati olarak belli değil) isyan etmek istiyorlar, bunlar da garnizon olarak şarki Çin’e yolanıyorlar (7 a = s. 1916 b) 433 de Tölös’lerden iki kabile Jou-h’üan’da (bugünkü Çahar’da) isyan ediyor. Bunlar Juan Juan’larla birlikte isyan ediyorlar. (7 a = 1916 c) 498 de Gav çığ’lerin başlarıyla birlikte isyan ediyorlar. (7 b = 1921 b) 471 de garbi Tölös’lere mensup yüksek şahsiyetler To-ba sarayına saray bekçisi olarak alınıyorlar. İsyan ediyorlar, fakat bu isyanların sebebi, haksız muameleye maruz olmuş olmalarıdır (19 a = s. 1946 a) Başka bir yerde (103 = s. 2131 d) To-ba hanedanının vakayinameleri doğrudan doğruya derler ki, Tölös’ler Gav-çığ’ların eşidir. Vakayinameleri doğrudan doğruya derler ki, Tölös’ler Gav-cığ’ların eşidir: Vakayinameler daima Tığ-lo tabirini kullanırken, bir kere de Tie-lo tabirini kullanmışlardır; bunu da tie-lo’ların ülkesi ile Gav-çığ’lerin ülkesi arasındaki sınır mevzuu bahis olduğu zaman yapmaktadırlar (101 = s. 2126 b) Her ne kadar her iki tabirin aynı olması muhtemel ise de, bu nokta tamamen kati değildir. Fakat eldeki haberlerden biliyoruz ki, Tölös’lere 5 inci asırda iç Moğolistan’ın muhtelif yerlerinde ve şimal Çininin muhtelif mevkilerinde rastlıyoruz.

14.TO-BA’lar:

Bunlar, eski Türk kitabelerinde ve Kaşgarlı Mahmut’ta Tawgaç diye adlandırılan kimselerdir (Divanü- lügat-it Türk Türcümesi, cilt 1, s.453) Mahmut’a bu kelime iki manada gözükmektedir:

  1. Maçin’in adıdır;
    2.) Türklerden bir bölüktür. Bu tamamen doğrudur. Tawgaçların şimal Çinine hakim oldukları zamanlarda önceden muhtemel olarak bir Türk’ün adı olmaktan başka bir şey olmıyan Tawgaç Çin için ad olmuştur. Orhon anıtlarında bu manada sık sık geçmektedir. (bk. O. Turan: On iki Hayvanlı Türk takvimi s. 24-25)

Y: H’yen bi dağında kaindirler. (Hov-veğ-şu = TPYL 801, 1 b) ; Yün-cunğ’da otururlar. (sunğ-şu = TPYL 801, 1 a) Memleketin şimali garbisinde Vu-lo-hov vardır (Hov-Veğ-şu = TPYL 57, 3b)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 79)

K: H’yunğ-nu boyundan bir kısımdır (Sunğ-şu = TPYL 801, 1 ab); H’yen-bi’lerden türemişlerdir (Hov-Veğ-şu = TPYL 801, 1 b) Bir Çin erkeği ile bir Hun kadının evlenmesiyle üremişlerdir, fakat H’yunğ-nu’larda ana eğemenliği (matriaychat) mevcut olduğundan Çinli sayılmazlar (Sunğ-şu = TPYL 891 1 a) Ecdat mabedi makamında bir taşı oyarlardı. Şimal yurtlarından cenuba göç ederlerdi. Taş ve içinde göğe, yere, hakanın soyuna kurban keserlerdi. Kurbandan sonra kayın ağaçları dikerlerdi. Bunlardan tanrısal ve kutsal orman meydana gelirdi. (Hov-veğ-şu 198 = TPYL 57, 3)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 80)

B: To-ba’lar tanğ zamanında Danğ-h’yanğ’ların 1 (Bunlar Tibetlilerdir.) bir soyudur (Tunğ-cı 195 = s. 3131 c ve Li-binğ-şu 20, 13a); sonradan Moğolların soyuna karışmışlardır (Yenching Monographs No. 16 note 140)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 80)

M: 3 üncü asırdan beri.

D: Pelliot’a göre konfuştukları dil kati surette Tunguz dili değildir (T’P 28, s. 170), dolayısiyle kayıtlar To-ba’ları H’yenbi’lerden türedikleri fikrindedir (o, b.) Şiratori bunları Moğol olarak kabul ediyor (Toyo Bunko No: 9 p. 19)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 80)

Taştan ev hakkındaki haber çok ehemmiyetlidir. Malum olduğu üzere To-ba’lar yün-ganğ’taki (Şansi eyaleti) meşhur Budhist mağaralarını ve sonra Lunğ-mın (H’o-nan eyaleti) mağaralarını tesis etmişlerdir. İnşaat bir Budhist tarafından ilham edilmiştir (Veğ-şu 114 = s. 2196a) fakat imparatorların bu mabedleri çok sık ziyaret etmiş olmaları göe çarpmaktadır (467, 470, 471, 480, 482, 483,484, 517, 526, 532 senelerinde) sonra bu ziyaretlere vakayinamelerde işaret edilmiş olması halbuki başka ziyaretlere ait kayıtların bulunmaması da göze çarpmaktadır. Mağara mabedleri tesis etme meylinin, To-ba’larda mevcut olup sonradan Budhist şekilde bir tadile uğramış eski, yerli bir mağara diniyle ilgili olmasını pek mümkün sayıyorum. En eski To-balara ait taş ev hakkında haber-ki bu taş ev aynı zamanda bir mağara kült yeridir – esasen mükerrer surette zikredilmektedir (veğ-şu 100= s. 2124 b ve 108 a= s. 2168 a) Kutsal bir ormanın vücut bulması bununla ilgilidir. To-ba’larda bir orman kültünün bulunması muhtemeldir, zira buna işaret eden bir takım başka haberler mevcuttur. A) bir to-ba imparatorunun mezarından bir orman hasıl oluyor (Veğ-şu 2= s. 1905 b –b) bir Toba imparatorunun zürriyetinden doğma birinin gömüldüğü yerde karaağaçlar büyüyor (Veğ-şu 2 = s. 1905 b. –c) zehirlenmiş olan bir To-ba imparatoru tükürüyor, tükürdüğü yerde memleketin hiçbir yerinde mevcut olmayan karaağaçlar büyüyor. (Veğ şu- 1 = s. 1904 a) Bu haberlerden şu netice çıkıyor: To’ba’larda bir orman dini vardı, orman dini de başka Türklerde meydana çıkarılabilmektedir. Sonra, bundan karaağacın onlarda ayrıca bir ehemmiyeti haiz olması icap ettiği neticesi de çıkıyor. Bu da daha fazla temellendirilebilir. Bu meseleyi, “Lokalkulturen im alten China c. 1” adıl eserimde mufassal bir şekilde mutalaa ettim. Başka bir sualin daha ortaya atılması gerekmektedir. sUnğ zamanından kalma H’i-şanğ fov-tan adlı kitapta bir aşifte tarafından onanan bir To-ci raksından bahsedilmektedir. Bu raks esnasında rakseden kız pek uzun, ucu sivri ve bir boynuza benzeyen kırmızı bir şey taşımaktadır (Cyen h7uci, yü-ci 4,4b de zikredilmektedir) Cyav-fanğ-ci’de (=H’yangtzu bi-ci 4, 3b) bu raks muhtelif başka yabancı raksalral birlikte zikredilir. Maalesef bu neviden tasvir pek tam değildir. To, dut ağacına yakın cinsten bir ağaçtır, cı dal demektir. Fakat bu tercüme, So-suy-lu’ya bakılırsa, doğru değildir. Ona göre To-cı kelimesi To-ba kelimesinden bozulmuştur. Demek oluyor ki To-ba’ların bir raksı mevzubahistir. Bu Raks hakkında bulabildiğim diğer tasvirler (Pey-vin-yün fu, s. V. To-cı de zikredilmiştir) bu raksın iki tali nevinden bahsetmektedirler: biri, asıl To-ci raksı öteki de “eğri To-cı raksı”dır. Bu, dendiğine göre, 2 kız tarafından raks edilmektedir; kızların başlarında çıngıraklar çalınmaktadır. Kızlar 2 Lotos çiçeğine bürünmüş olarak meydana çıkarlar. Bu raksın nasıl yazıldığı sabit olarak mevcut değildir; bu keyfiyet yabancı bir malzeme mevzubahis olduğuna daima bir işarettir. Başka bir metin, doğrudan doğruya, bu raksın garptan gelen yabancı rakslardan biri olduğunu söyler. Ben, raksın bir To-ba raksı olduğunu pek ala mümkün addediyorum. Bu fikrin lehinde bir keyfiyet, Türk kavimlerinde baş ziyneti olarak boynuzları 1 (boynuzun Türklerde nasıl bir rol oynadığı yeniden tetkik edilmelidir, Çünkü “boynuz” kelimesi siyasi taksimatta da çok kullanılmış bir tabirdir (bk. Harvard Journal, cilt 4.) tesbit etmiş olmamızdır. Belki, Vu-huan’ların külahlarını mukayese için ele almak gerekir (bakınız: S. 48) fakat herhalde Kırgızlarınkini ele almak lazımdır (bakınız: yukarıya) Maalesef To-ba’ların menşedeki libasları hakkında hemen hemen hiç bilgiye sahip değiliz. 480 yılı civarında bir gün imparator sokakta şapkalı ve kısa cepkenli bir kadın görmüş (Veğ-şu 19 b. = s. 1948 a) 495 yılı civarında dar yakalı ve kısa kollu bir kadın görmüş (Veğ-ş 21 a = s. 1954 c) Her iki defa da bu hallere kızmış, yani kadınların resmi yani Çin libasını giymemiş olmalarına hiddet etmiş. O halde bu, eski yerli giyim olsa gerektir.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 82)

To-ba’ların nereye ait oldukları hakkında mufassal bir yazı hazırlamaktayım. Bu yazıda muhtelif ailelerin mensubiyetleri üzerinde duracağım. Zira, burada To-ba’ları her ne kadar Türk kavimleri arasında saydımsa da bundan emin olmaktan uzağım. Burada yalnız bir iki muvakkat mülahazada bulunmak isterim; bunun dışında her şey hakkında, çıkacak olan bu araştırmaya işaret etmek zaruretindeyim: Çi-Fu kabilesi (Çi-fo da deniyor) bir kere H’yen-bi’lerin bir kabilesi olarak zikredilmektedir (Veğ-şu 2= s. 1905 c) fakat sonra da Toba’ların bir kabilesi olarak gözükmektedir (113 = s. 2194 a). Bu ad bir dağ adiyle, Çi-fu-şan adiyle, ilgilidir. Çi-fu-şan= Alaşan (I – Tunğ cı 545, 2 a) bu Ho’lan’ların kendilerini iştikak ettirdikleri dağdır (bakınız: aşağıya) Çi’lyen kabilesinin adı (113 = s. 2194 b) H’yung-nu’ların dillerinin bir kelimesiyle ilgilidir: çi-lyen kelimesiyle, ki manasının “Gök” olduğu söylenmektedir. (74 = s. 2066 da ve Yüe-fu-şı-ci 84= Şanghai metni s. 78a) Bu kelime ve onun ilgileriyle “Lokalkulturen cilt I, 176” eserimizde uzun uzadıya meşgul olduk. Çi-lo’lar kabilesi (113 = s. 2193 d) Gav-çiğ’de de zikredilmektedir (103 = s. 2130 a). Gav-çiğ’ler hiç şüphesiz Türktürler. Çi-lu’lar kabilesi (113 = s. 2194 a) Juan-juanlarda bir klan olarak gözükmektedir (7 b. = s. 1919a) Ci-nuların kabilesi (113 = s. 2194 b) 390 da daha To-ba’lara düşmandır (2 = s. 1905 d) ve Ho-h’ilerin bir kabilesidir (2 = s. 1906 b ve 103 = s. 2132 c) Cye-bi’ler kabilesi (113 = s. 2194 a) herhalde Cye-pi’ler kabilesiyle aynı olsa gerek; bu sonuncular Gav-çığ’lerin bir klanıdır. (103 = s. 2132a) Çu’lyen’lerin kabilesi (113 = s. 2194 a) evvelce ‘H’yen-bi’lerin bir kabilesi olarak tanınmıştır (Cin-şu 125= s. 1396 c). İrğ-mien’ler kabilesi (113 = s. 2194 b) Juan-Juan’larda klan olarak gözükmektedir (4 b = s. 1913 b. Ve 103 = s. 2130 c). Fu-lyen’lerin kabilesi (113) Tu-yü-hun’ların bir klan’ı olarak gözükmektedir (7 b = s. 1919 d ve 101 = s. 2125 d) Fakat Tu-yü-hun’lerin üst tabakası bir H’ien-bi sülalesinden neşet etmekte idi. Ho-h’i lerin kabilesi daha 390 da To-ba’lara düşmandı (2 = s. 1905 d ve 1906 b ve 103 = s. 2132 c) demek ki To-ba’ların cemaatine mensup değildi. Bu ad, (113 = s. 2194 b) Juan-Juan’larda klan olarak gözükmektedir (103 = s. 2130 d) Ho-lay’lar kabilesi (113 = s. 2163 d) eski bir H’yunğ-nu kabilesidir. (cin-şu 97= s. 1337 d). Ho-lan’lar kabilesinde tesbit edilmiştir ki (bakınız: yukarıya) o H’yen-bi’lere mensup olsa gerek. Ho-ba’lar klanı (113 = s. 2194 a) Tu-yü-hun’larda da klan olarak gözükmektedir. (101 = s. 2425 b) onun için, onun da eski bir H’yen-bi kabilesi olması mümkündür. Ho-dov-ling’ler kabilesi (113 = s. 2194 b) Ho-tu’lin’lerin kabilesiyle ilgilidir; bu sonuncular 390 ve 397 senelerinde To-ba’ların düşmanları idiler (2 = s. 1905 d ve 1909 b) Evvelce zikredilen Ho-h’ilerle ilgilidirler. Hov-mo-cin’ler de ancak 399 da To-ba’lar tarafından mağlup edilmiş bir yabancı kabiledir (2= s. 1907 a), fakat bunların nereye mensup oldukları keyfiyeti kati olarak bilinmiyor, hu-bu’lar (113 = s. 2194 a) H’yunğ-nu’ların bir kabilesidir (Han-şu 99 c = Stange s. 223 ve Cyen-hu-ci,bu byen, 2, 1 b) fakat H’yen bi’lerde de gözükmektedirler.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 83)

Hu-gu-kov-yin’lerin kabilesi (113= 2194 a) belki Gav-çığ’de Hu-gu’lar kabilesiyle ilgilidir (103 = s. 2132 a). İ-can’ların kabilesi (113= s. 2193 d) hem garplı H’yen bi’lerde (Cin şu 125 = s. 1396 c) hem de Gav-çığ’lerde gözükmektedir. (103 = s.2132 b) İ-fu’lar (113 = s. 2194 b) garp H'yen bi’lerinin bir kabilesi sıfatiyle sık sık zikredilmektedirler (mesela cin-şu 125 = s. 1397 d) Bu isim, Tu-yü-h’un’ların şimalinde bulunan ve İ-fu-vu-di adını taşıyan bir kavmin kavim adı olarak zikredilmektedir (101 = s. 2126 a ve Tunğ-cı 195 = s. 3131 a); bu kavmin H’yen-bi’lerle ilgileri olmuş olması da mümkündür. Bir de Kora’da bir Gav-li kralının adı olarak gözükmektedir (10 =s. 2123 b), İ-dov-cüan’ların kabilesi (113 = s. 2194 b) İ-dov’lar klaniyle ilgili olarak gösterilebilir; bu son klan yü-vın’ları mensuptur (103 = s. 2131 d) Yü-vın’larmutad olarak H’yen-bi diye gösterilmektedirler, fakat o derece Türkleşmişlerdir ki, onları biz burada, kültürlerinden ötürü Türkler meyanında saydık. Hyen-bi’lerin son adlarında cüan son eki sık sık geçir. Ju lo’lar kabilesi (113 = s., 2194 a) H’yen bi’lerden olan Tu-ho’lara mensup bir adamda geçmektedir (101 s. 2125 –b) Ku-ju guan kabilesi de (113 = s. 2194 c) Tu-ho’ların bir kabilesi gibi görünüyor ( 3 = s. 1908 d ye binaen) bu suretle H’yen bi’lerin bir kabilesi olması muhtemeldir. Ku-di’ler (113= s. 2194 b) ancak 399 da itaat altına alınmış bir kabiledir (2 = s. 1907 a) Bu ku-di’lerden bazı kimseler 526 yılında şimali Ordos mıntakasında isyan etmişlerdir (9 = s. 1927 d). Mo-yü’ler (113 = s. 2194a ) ekseriya Mu-Junğ’larla aynı olarak görülmektedirler: Binaenaleyh ‘h’yen bi olmaları mümkündür. Mu-Junğ’lar en tanınmış H’yen bi kabilelerinden biridir. Ba-mlie’lerin (113 = s. 2193 d) Gav-çığ’de Ba-li’ler klaniyle ilgili olması da mümkündür (03 = s. 2132 c) li ve-lie son ekleri çok kere adlarda birbirinin yerine geçer: Pi-lov’ların kabilesi (113 = s. 2194 a) Tu-yü-h’unlarda klan olarak gözükmektedir (6= s. 1915 d) o halde H’yen bi’lerin bir klanı olabilir. Po-to’lar (113 = s. 2194 b) hiç şüphesiz mutad olarak Po-do-lan adını taşıyan H’yen-bi kabilesidir (103 = 2132 d) ; bu kabile 401 de mağlup ve ilhak edilmiştir (2 = s. 1907 b) Sı-li-fa’ların klanı (113 = s. 2194 a) Juan-Juan’larda gözükmektedir (103 = s. 2131 b) Su-ho’ların klanı (13 = s. 2194 a) tamamen aynı yazılış tarziyle, şimali Mançuryada Vu-ci’lerin komşu kabileleri olarak (Tung – ci 194= s. 3115 c) diğer taraftan az farklı bir yazılış tarziyle, bir Gav-çığ kabilesi olarak (103 = s. 2132 a) gözükmektedir. Du-gu’ların kabilesi (113 = s. 1373 b) ve H’yung-nu’ların Tu-go kabilesiyle 1 (bu isim ilk defa olarak Hov-han-şu 103, 5b’de zikredilmiştir.) ilgilendirilebilir (Cin-şu 97= s. 1337 d) nitekim her iki kabile aynı devirde sık sık zikredilmektedir. Du-gu-hun’lar kabilesi (113 = s. 2194b) Tu-yü hun kabilesi gibi (113 = s. 2194 a) muhakkak tu_yü-hun kavmiyle alakadırdır; bu son kavmin yüksek tabakası H’yen-bilerden neşet etmektedir. Vey-çı’lar kabilesi (113= s. 2194 b) 403 tarihine kadar Ordos sahasında müstakil bir kavimdi (2 = s. 1907 c) bu kavmin Yüe-ci’ler kavmiyle ilgili olması muhtemeldir. Vu-huan’lar kabilesi (113= s. 2194 a) müstakil bir kavim olarak bizce tanınmıştır. Biz bunları, H’yen’bi’ler gibi proto-Moğollar arasında saymıştık. Vu-lo-lan’lar kabilesi (113 = s. 2194 c) yukarıda zikredilen Vu-lo-hov kavmiyle ilgili olabilir; bu sonuncuları tunguz kavimleri arasında saymıştık: Vu-yin’lerin kabilesi (113 = s. 2194 b) Gav-çığ’de klan olarak tekrar gözükmektedir (103= s. 2132 c) yü-hun klanının adı her halde tu-yü-hun adının kısaltılmış bir şekli olsa gerek (113= s. 2194 a) Yü-vın klanı (113 = s. 2194 b) Yü-vın’ların kavminden gelir (bakınız s. 88) Bu son kavim 393 yılında Mu-jung’lar kavmi tarafından bel edilmiştir (103 = s. 2131 d) Yüe-lo’lar (yahut Yüe-cin’ler) (113 = s. 2194 b) 413 te mağlup ve ilhak edilen bir kabiledir (3 = s. 1908 b. Ve 103= s. 2132 d; 105 c= s. 2140 a; 16= s. 1940 b). Bunlar kabilelerin bir garp grupuna mensupturlar, fakat asıl ne tarafa mensup oldukları henüz şüphelidir.

Muvakkat mahiyette olan bu araştırmanın neticesi, şudur: To-baların 119 kabilesini inceledik. Bunlardan 39 adedinin menşeini göstermeğe imkan oldu. Bu k39 kabileden 20’si H’yen bi kabilelerinden yahut da onların yakın akrabası olan Tu-yu-hun’lardandı. Başka bir tanesi, H’yen-biler gibi bizce Proto Moğol olarak gösterilen vu-huan’lardandı. Öte yandan, 3 kabile H’yunğ-nu’lara mensuptu, 7 si Gav-çığ’lere, bu son iki grupu biz eski Türklerden saydık, 6 kabile, kanlarında çok mikyasta Türk unsuru muhakkak surette bulunan Juan-Juan’lardandı. Bir kabile, indo germenleşmiş olduğu muhtemel olan Yüe-cı’lardandı. Bu toplamada 2 kabile 2 defa geçmektedir, çünkü bunlar hem H'yen bilerde hem de H’yunğ-nu’larda, yahut Gav-çığ’lerde geçmektedir. Yalnız bir tek kabile proto-Tunguz’lara mensuptur. O halde şu denebilir: Tunguz kanı To-ba’larda herhalde pek az mikyasta mevcuttur. Buna karşılık, ilk Türk ve ilk Moğol kanları pek fazla mikyasta vardır:Araştırma, İlk Moğol kanının ilk Türk kanından daha fazla olduğu neticesine varmaktadır. Fakat bu siyasi inkişafın bir neticesi olabilir. İlk To-ba’ların bu iki gruptan hangisine mensup oldukları bu araştırmadan henüz belirmemektedir. Sonra, düşündüğüm şekildeki bir araştırma yani bütün mevcut isimleri inceleyen bir araştırma başka neticeler de meydana çıkarabilir.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 85)

15) TU-CÜE’ler (TÜRK’ler):

Y: İlk türedikleri yurt Altay eteklerinde olacak (Franke, Geschichte III, 310-311) Garp denizinin sağında yaşarlar Gav- çang’ın şimali garbisinde oturdular (g. m. ) başkalarına göre H’yung’nu’lar şimalindeki So ülkesinden türemişlerdir (tunğ-cı 200= s. 3209 a-c)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 86)

K: H’yunğ-nu’ların bir kısmıdır. İlk dedeleri dişi kurt tarafından emzirilmiş olarak gösterilir ki, Tu cüe boylarının ilk dedelerinin dişi kurt ile ilgilerini gösterir (Tunğ-cı 200= s. 3209 a) Dişi kurttan türemişlerdir (Sui-şu 84; Cov-şu 50 de Groot, Relig, Systm IV, 265-270 Klaproth: Journal Asiatique 1823, II. 209 da; Howarth. History of Mongols 1, 33 vs.) Onların dedeleri bir deniz ilahesi ile münasebette bulunuyordu. İlk dede avda bir ak geyik öldürdüğünden ilahe münasebetten vazgeçti. Bunun oymağından aveneler bu geyiği öldürmüş olduklarından o günden itibaren hep insan kurbanı için insanlar gönderme mecburiyetinde idiler (yu-yanğ dza-dzu IV, 1b; Tay-pinğ Guanğ-ci 480) Ecdat mağarasından çıkmışlardır; Juan-Juan’ların demircileridirler. Diğer kaynaklara göre Çi-gu’larla aynı soydandırlar (s. 70) cetlerinden birinin yüzü kırmızı ve gözleri göktür Elbiseleri soldan ilikli, saçları kesiktir. Üzeri keçe ile örtülü çadırlarda otururlar. Göç ederler, avla uğraşırlar (Tunğ-cı 200 = s. 3209 a-c) et yerler, kımız içerler, kürk ve yün kumaş giyinirler, evvelce H’yunğ-nu’larda olduğu gibi, ihtiyarlara ehemmiyet vermezler: Hakan şahsi kudrete bakılarak seçilir. 28 irsi rütbe vardır. Silahlar; boynuzdan, yay, vızlıyan ok, zırh takımı, uzun mızrak, kılıç ve bıçaktır. İyi binici ve nişancıdırlar. Yazıları yoktur. Sayılar için çeteler kullanırlar; bu gibi vesikalar ok ucu ile balmumu üzerinde damgalanır. Ölüler merasimle çadıra konulur, koyun ve at kurban edilir; ölü çadırı etrafında at yarışları yapılır. Naaş bütün servet ve atiyle birlikte yakılır. Külü sonradan mezara konularak tekrar kurban edilir ve at yarışları yapılır, matemin sembolü olarak ta yüzleri çizilir. Ölünün bir resmi hazırlanır. Ölünün öldürdüğü adam adedi kadar mezarı üstüne taş yığılır. Kurban edilen hayvanların kafatası bir sırığa geçirilerek dikilir. Ölüm merasiminde evlenmeden içtinap olunur. Çocuksuz kalan üvey annelerle evlenme ve ölen kardeş karısiyle evlenme vardır. Göç yaparlar, yalnız hakan’ın doğan güneş kültünün bulunduğu yerde sağlam evleri vardır. Her yıl ecdat mağarasına kurban kesilir. Büyük bayram beşinci ayın ikinci yarısında gök tanrı ve kara tanrıya kurban kesilmesiyle başlar. Kızlar bilhassa ayak topu oynarlar. Kısrak kımızı içerler, sonra şarkı söylerler. Ruhlara inanırlar. Büyücüleri sayarlar. Huların kabul ettikleri yazı gibi yazıları vardır, fakat takvimleri yoktur. Adetleri her bakımdan H’yunğ-nu’larınkine benzer (Tunğ-cı 200 = s. 3210 a). Büyük dedelerini kurt kendi yavrulariyle birlikte güdüyor. İnine götürerek besleyip büyütüyor. Kurt bayrakların üzerinde, üst kısmında tasvir olunurdu (Beğşı 99 = s. 3048 a) Yeni hakan bir halı üzerine oturtularak havaya kaldırılırdı (Cov-şu 50) .Kendilerine mahsus bir nevi tuzları vardır (Gu-cin şı-hua 20). Bu her halde kaya tuzu olacak (Şueğ-cinğ-cu 1-1, s. 4 zikrolunur) Ecdat mabetleri yoktur. Tanrıların tasvirlerini keçeden yontarlar ve deri torba içinde muhafaza ederler. Bu tasvirler içyağı ile yağlanır. Aynı zamanda sırık üzerine de dikili. Ona yılın dört çağında kurban kesilir (Yu-yanğ dza-dzu 4, Ib = Tay pinğ guang-ci 480); ve makamında keçe arabaları vardır (Tunğ-cı 200=s. 3215 a); keçe örtüleri vardır (Beğ-çi –şu = TPYL 708.5 a) Ziyaretçiler Han’ın ayağını öperler (W. Eberhard, Volksmarchen aus Sudostchina, No. 178 a) Çin imparator sarayında bir kere Tu-cüe’lerle Çinliler büyük bir ok atma müsabakası yapmışlardır (sui-şu = TPYL 745 4a)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 87)

B: Yü-cı-tanğ 10, 17 a ve Chavannes, Documents, cet rivayetlerine bakınız. 450 yıla doğru zamana ait haberler tu-cüe’ler memleketinin Su-lo’ların memleketinden (bugünkü Kaşgardan) 1000 li (aşağı yukarı 500 kilometre) den fazla mesafede bulunduğunu ve oranın şimali şarkisinde kain olduğunu ve Su-lo’ların olanlara daima haraç göndermek mecburiyetinde kalmış olduklarını bildirmektedirler (Veğ-şu 102 = s. 2128 b) uça şehri Tu-cüe memleketinin cenubunda ve ondan 600 li (300 km. takriben) den fazla bir mesafede bulunduğu söylenmektedir. O zamanki han Da-tu zikredilmektedir. Bu hanın kızı, Sogd diyarında Kang memleketinin kralına varmıştır (102= S. 2129 C) Bunlar Tu-cüe’ler hakkındaki en eski haberler meyanındadır. Kurt efsaneleri yalnız Tu-cüe’ler için değil, fakat bütün Türkler için tipiktir. Burada bildirilmiş olandan başka, bir de Hie-yen to (sir Tarduş) lar kabilesine ait bir kurt efsanesi vardır. Bunda, bu kabileye başı kurt başı olan bir adam görünmüş ve mahvolacaklarını bildirmiş (Tang-şu = TPYL 882, 2 a ve TPYL 809,2 b) Bu vaka, Şa-do-mi’nin başına, Yü-du-cün dağının (=Ötüken?) civarından gelmiştir: bu dağ Türklerin kutsal bir dağlarıdır (Guanğ-gu-cin vuh’inğ-ci=TPGC 297 = c, 24, 19 b) To-ba’ların da bir kurt dinine sahip olmuş olmaları pek muhtemeldir. Çok kere şimali Çin’de (bilhassa Ho-beğ eyaletinde) kurt dağları (Veğ şu 106 a=s 2148 a), kurt nehirleri (106 a = s. 2150 ) ve kurt dağının bir tanrısına ait bir mabet (106 a= s. 2146 d ve s. 2148 a) zikredilmektedir.

Yukarıda mevzuubahis olan “tuz” kelimesinin “tuz” manasını ifade etmemesi ve bunun bir yabancı kelime olması ve bu kelimenin muayyen bir şarkı nevini ifade etmesi pekala mümkündür (mukayese ediniz: Miav-h’yanğ-şı 5, 12 b); _Tucü’ler son olarak, çi-don’a tabi bir kabile olarak görünmektedirler (Liav-şı 36 = s. 5777 a)

M: Altı hükümet zamanından beri.

  1. Hakiki Türk’türler (=Tokyo’lar)

16) YÜ-VIN’lar:

Y: Lyav-Dunğ’dan türemişlerdir (Hov-Hn = PYL 801-3 b)

K: H’yunğ-nu’ların cenup hakanı ile akrabadırlar. Tepede bir yere kadar saçlarını kısa keserler. Kadınlar ayaklarına kadar uzanan uzun elbise giyerler, ayrıca iç gömlekleri yoktur. Av için zehir hazırlarlar (g. m.). Dilleri H’yen-bi’lerinkinden başkadır (Tunğ-cı 200= s. 3202 c-3 a ve Beğ-şı 98 = s. 3046 d.)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 88)

M: Han zamanından sonra.

D: Daha başka çeşit çeşit Yü-vın grupları vardır. Bunlar arasında Yü-vın Cov’lar da Türk’türler (Bull. Ac. Sin 7, No. 4 s. 505); Şanğ-ko-gu kabilesi H’yen-bi’lerin Yü-vın grubundan olarak tasvir olunur. Fakat daha mufassal kayıtlar noksandır (Tanğ-şu = TPYL 362,2 b) Yü-vın’larla çok defa kız alıp verme münasebetlerinde bulunmuş olan To-ba’lar (Veğ-şu 1= s. 1903 d ve 103 = s. 2131 c: 103 = 2131 d) Yü-vın’lara H’yunğ-nu demektedirler (1 = s. 1309 d) ve Yü-vın’ların mahalli grubun bir asılzade sülalesi olduklarını, dillerinin H’yen-bi’lerinkinden tamamen inhiraf ettiğini ilave ederler (103 = s. 2131 c)

17) YÜE-BAN’lar:

Y: Vu-un’ların garbındadır (Beğ şı= TPYL 795,2 a)

K: Asılları H’yunğ-nu şimal hakanının boyundan bir kısımdır. H’yunğ-nu’ların hezimetinden sonra Çinliler tarafından H’yunğ’nu’ların garp tarafına sürüldüler, az bir kısımları da Gui-çi’de (=Kuça) kaldılar, bunlar sonraki Yüe-ban’lılardır. Dil ve adetleri Gav-çanğ’lılarınki gibidir. Fakat bunlar ötekilerden daha temizdirler: Saçlarını kirpiklerine ulaşacak kadar uzun keserler. Saçlarını bir nevi kola ile yağlarlar, bu suretle saç parlar. Her yemekten önce, günde üç defa yıkanırlar (Beğ-şı 97=TPYL 795,2 a-3 a ve Tunğ-cı 196= s. 3152 b-c); H’yunğ-nu boyundandırlar (Veğ-şı 102 = Franke, Geschichte III, 300) Önce Juan-juan’larla dost idiler, sonraları onlarla düşman olmuşlardır. 448 de To’ba’lara haraç getirdiler, aynı zamanda hokkabazlar da sundular ve Juan-Juan’lara karşı savaşmak müsaadesini To-ba’lardan rica ettiler (Veğ-şu 102= s. 2128 b-c ve 4 b = s. 1913 a) İlk haraçı 437 de göndermişlerdi (4 a = s. 1911 d) To-ba’lar. Yüe-ban’ların musikisini almışlardır. (109 = s. 2177 b)

M: Han zamanından sonra.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 89)

H’YUNĞ-NU KAVİMLERİ

DÜŞÜNCELER

1) Toplu Tavsif:

1) UMUMİ TAVSİF: Bu grup, iç ve dış Moğolistan, Şensi, Şansi veHobeğ’in şimal uçlarında oturan, daha uzak sahalara parça parça yayılan kavim ve boylardan bir kısmını teşkil eder. Materyaller Han zamanından biraz önce başlar ve tasniflerimiz Tanğ zamanı ile nihayet bulur.

Bu kavimler hemen tamamiyle göçebedirler ve at yetiştirirler, yalnız zaman zaman bir yere yerleştikleri de görülür. H’yunğ-nu kavimlerinin şimal kısımlarındakiler avcılık yapmışlar; cenupdakilerden bazı kısımlarda ziraatle uğraşanlar vardı. Sosyal teşkilatta baba egemenliği görülmekle beraber, münferit boylarda ana egemenliği izleri görülür. Mesela veraset işinde, H’yunğ-nularda ana hükmü mevcut olabilir.

Bu grupta toplanan boylara, Çinliler tarafından, topluca, H’yunğ-nu’ların yahut diğer bir kavmin ahfadı nazariyle bakılır, bundan anlaşılır ki esas itibariyle H’yunğ-nulardan neşet etmişlerdir. Bunlarda müşahede edilen kültürün bütün boylarda katiyetle aynı vasfı taşıdığı bunları bir araya toplamağı haklı göstermekle beraber, yine bunları bütün diğer gruplardan ayırır.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 90)

2) KÜLTÜRÜN ESAS CÜZÜLERİ: H’yunğ-nu kavimleri arasındaki kuvvetli ahenk bize, bunları bir gruptan olarak tanıtıyor ve Türkleri de, biz, bu kavimler arasında görüyoruz. Buna mukabil acaba H’yung-nuları, Türk olarak kabul etmek mümkün mü, değil mi sorusu hakkında muhakkak itirazlar yükselecektir. Benim için burada hiç şüpheye yer yoktur. Zira, vaktiyle H’yunğ-nuların kültür maddeleri olarak nelerden bahsediliyorsa, bunların tamamiyle aynıları, sonradan tekrar tu-cüe’lerde geçiyor ki biz, bu Tu-cüe’lerin “Türkler” olduğuna hiç şüphemiz yoktur. Sonra bütün Türkler için bir hususiyet gösteren kurttan türeme efsanesi, H’yunğ-nularda da vardır. Yine şimdiye kadar tetkik edilegelen H’yunğ-nu dili bakiyelerinin bugün bile Türkler arasında kullanıldığı bu hakikati teyit eder.

To-ba’ların bu gruba mensubiyetlerine karşı sürülebilen nazariyelere itiraz etmek biraz güçtür. Bana göre bu mensubiyet oldukça şüphelidir. Bunlar bir defa H’yunğ-nulardan bir boy kısmı olarak tasvir edilmiş ve buraya konmuştur. Diğer taraftan H’yen-bilerle bir araya getirilmişlerdir. Nihayet, sonraları, Moğolların bir soyu olarak görünürler. H’yen-bi’leri biz, Dunğ-hu kavimleri arasına sokmuştuk, Dunğ huların da Tunguzlara yakın eski Moğollar olarak göründüğü tesbit etmiştik; o halde To-ba’ları “eski Moğollar” olarak tasvir etmek daha doğru olmaz mı, bunları dunğ-hu kavimleri zümresine koymak zorunda kalınılmaz mı diye sorulur. Ben bu soruyu halletmeğe cesaret edemiyorum. Fakat sonuncu imkan belki daha iyidir (Bilhassa kayın ağacı mühim rol oynadığından) Dunğ-hu’larıla Xı-/veğler arasındaki münasebet meselesini, her iki grupu “Eski Moğollar” olarak tasvir etmek istedik. Bu iki grubunun H’yunğ-nu’lara münasebetleri hala pek meçhuldür. Her şeyden önce şunu bilmek lazımdır ki, bir defa Türklerle Moğollar arasında eski yakınlığın mevcut olduğuna şüphe yoktur: dil yakınlıklarından bunu hemen müşahede ederiz. Sonra bunlar arasında kuvvetli karışmalar husule gelmiştir; böylece bilhassa H’yunğ-nular, H’yen-bi halkına karışmışlardır. Daha sonra evvelce H’yunğ-nularda görülen adlar sonralardan H’yen bi’lerde de görülür. Fakat diğer taraftan Tu-cüe’lerde bulunan bir ad(mesela: “Ho-ırğ”ki bu, Yu-yanğ dza-dzu 4 de zikrolunur) Yüan zamanında bir Moğol klanı (I-tunğ-cı 499, 22 b: “Go-ırğ”) olarak tekrar görünür. Şimal Tibetlileri arasına sürülmüş ve bunlara tabi H’yen-bi’lerin yüksek bir tabakası olarak Tu-fan’lardan bahsedilir .Randvölker bunlarla sıkı surette akraba Danğ-h’yanğ grubu anlatılıyor ki, To-ba’lar onlardan bir klan imişler. Buradaki izahtan da H’yen-bi’lerle To-ba’ları bir kökten çıkarmak denemesi yapılabilir.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 91)

Kırgızlar (cye-gu) bu grupta yalnız mukayese hususunda ayrı tutulmuştur, çünkü bunlarda kurt efsanesi yerine 1 (Eski Türk kavimlerinde buna benzer mühim bir rol oynamış olan geyik hakkında, daha mufassal olmak üzere, bakınız: Benim “Lokalkulturen im alten China” Cilt 1, 89-93) inek efsanesi görülür. Kırgızlar her ne kadar bugün Türk iseler de, bunların eskiden beri Türk olup olmadıkları bir soruya yol açmaktadır. Yine bunlar Çin’in sınır boyu kavmi olarak görülemiyor. Binaenaleyh biçim için burada yakın bir tetkike lüzum göstermiyorlar. En şimal kavimler hakkında verilen izahlarda, bu gruplar içinde zikrolunmuşlardır. Her ne kadar ben bunları bu gruptan sayıyorsam da, bunlardan bir gruba bağlanıp bağlanmıyacağını tesbit için haklarında verilen malumat pek kısadır.

H’yunğ-nu boylarının grubu diğer boylara, bilhassa Dunğ-hu ve şı-Veğ kavimlerinin grubuna olan münasebetleri bu suretle izhar eder. Her şeyden evvel şunu düşünmeli ki bunlar, başkalarına tesir eden ve bundan dolayı başkalarından tesir alan, kendine mahsus, yek ahenk bir iz gösterirler.

2) Münferit Meseleler:

Kaynaklardaki “Lo” yahut “Nay-lo” işaretini ben burada “kımız” olarak tercüme ediyorum. Maamafih “lo” adı altında kımızdan başka yoğurt cinsinden diğer maddeler de anlaşılır. Çinlilerin etnolojik kayıtlarında bu lo, yalnız Türk boylarında ve bunların en yakın komşuları arasında zikrolunur, ortaya konur bu uyarlığa karşı şüphe gösterileceğini zannetmiyorum 2 (kımız, mukayese ediniz, daha mufassal olmak üzere: benim Ülkü’de çıkan makalem (Mayıs 1940 s. 285 ve İkinci teşrin 1940 s. 207 – 210) bir de: “Lokalkulturen im alten China Cilt 1 s. 50-51)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 92)

Asilik derecesi meselesi bütün Türklerde dikkati çeken bir meseledir. Başka kavimlerdeki şartlara muvazi olarak, bu mertebeler, silsilesini, bir yahut birkaç grupun gene bir yahut birkaç grup üzerine bir üst tabaka olarak gelmesi tarzında düşünmek gerektir. Türk kültürünün esas itibariyle göçebe vasfını taşıması ve bu kültürde yayılma meyilinin tekrar kendini göstermiş olması dolayısiyle, menşede başka başka olan bu gibi grupların üst üste gelmesi keyfiyeti tamamen ihtimal içindedir. Fakat alta gelenlerle üste gelenlerin kültür yahut ırk bakımından birbirinden farklı olmasını farz etmek zaruri değildir.

Asilik derecesi (24 yahut 28) sayısının astrolojik mana taşıdığı ve 12 ila 28 li devre ile yakın münasebette bulunduğu neticesine varacağız. Chavannes’in tetkikleri on iki hayvan takviminin Türklerden neşet ettiğini isbat eder; filvaki bu tamamiyle ikna edici bir muvaffakıyete varmamakla beraber tamamiyle yabana atılamaz da 1 (Bu nazariyenin lehine olarak son zamanlarda O. Turan (On iki hayvanlı Türk takvimi) başka malzeme getirmiştir.) Güneş ve ay kültlerinden müteşekkil türk gök dini ve böyle bir dönümün bunlar tarafından ortaya konulduğu fikri, akla daha uygun gelir. Keçeden mabutlar daha pek yakın zamanlarda Türklerde mevcuttu (bk. Uno Harva: die religiösen Vorstellungen der altaischen Völker s. 372) bunların hepsinde atalar mabudu aşikar bir surette mevcut olup, gök mabutlarının resimleri üzerine bir şey yoktur.

Mezar üstüne taş yığma adeti kezalik bugün bile bulunur. Bunlardan mesela laaletayyin Moğol obo’larını alabiliriz.

Franke’nin (Geschichte 12, 564) saç örgüsünün yalnız Türklere mahsus olduğu fikrine karşı, bizim kaynaklarımıza göre tesbit edilmiştir ki Türkler de eski Moğolların diğer iki grubu (Dunğ-hu ve Şı-veğ grupları) gibi kısa saç bırakırlardı.

Tu-cüe’lerin bir bayrak kültünden müteaddit defalar bahsediliyor (yuyang dza-dzu 4 te olduğu gibi) mana pek vazih değildir. Yalnız bayrakların dini karakteri aşikardır; mesela bayrak kurt tasviri ile zikrolunur. Buna benzer bir bayrak kültü Çi-dan’larda vardı (Lyav-şı 116 = s. 5849 c)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 93)

3) Hülasa:

Bu grubu teşkil eden Türk boyları yalnız Dunğ-hu ve Şıveğ’lerle ciddi surette temasta bulunan, kendine mahsus bir kültürleri vardır ki, bu aralarındaki eski münasebetlerden doğduğu şeklinde izah olunur.

Bu kültürün hususiyetleri şunlardır:

EKONOMİ ŞEKİLLERİ: Ufak mikyasta ziraatle, göçebe surette at yetiştirme, şimalde avcılık, bundan başka sığır, koyun, deve bulundururlar; domuz bulundurmazlar.

SOSYAL KURULUŞ: Ana egemenliğine ait bazı unsurları taşıyan baba egemenliği, Boylar, sınıflar, sulh zamanında toplu bir teşkilata tabi olmayıp bunun ancak harp zamanında kuvvetli surette tahakkuk ettiğini görürüz. Asalet usulü muhtelif sınıf dereceleri iledir. Çocuksuz kalan üvey annelerle evlenme ve ölen kardeş karılarının küçük kardeş tarafından alınması.

DİN: Galip surette gök kültü, güneş kültü, aya hürmet. Bu arada yer kültü ile de ilgi vardır; bununla beraber ilkbahar dolayısiyle taze çayırların yetiştiği ve tayların çoğaldığı zaman bir bayram vardır ki, bu ziraat kültürlerinin doğurduğu bir bereket kültü değil, daha ziyade bir yer kültü bayramıdır. Ecdat mabutlar, bayrak kültü, sol tarafa hürmet, at yarışları ve at beğendirme (teşhir) ile yapılan, ilkbahar ve güz bayramları. At kurban etme, kurt efsanesi, mağara efsanesi.

ÖLÜ KÜLTÜ: Ölenlerin gömülmesi, malının birlikte mezara verilmesi, ölüyü takip (yakınların ölü ile birlikte gömülmesi) çömeltip gömme ve yalnız ufak izleri görünen ölüyü yakma, taşların mezar üstünde yığılması, mezara kurban edilen hayvanların kafatasını sırığa geçirip dikme. Mezara at yarışları ve at kurban etme.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 94)

MADDİ KÜLTÜR: Şimalde kabukla üzeri örtülen çadırlar. Bunlar arasında ev makamında arabalar da vardı. Binicilik Et yerler, kımız içerler. Ekincilik yalnız buğday ve darı ekmeden ibarettir. Demirden zırh takımı, ağaçtan kalkan, boynuzdan yaylar( üst üste konmuş ve birbirine yapıştırılmış ince boynuz tabakalarından müteşekkil yaylar) oklar (aynı zamanda haber işareti için vızlayan oklar) uzun mızraklar. Kürk ve posttan elbise Elbiseler sola açılır (Moğollar ve Çinliler sağa açarlar) Pantalonlar (Çinliler bunlardan almışlardır) Kısa saç. Yatak ve sandaliye (Çinliler bunlardan almışlardır.) 1 Küçük gruplar, mesela bir Türk oymağı olan Ho-lyen ve saire burada zikredilmiyorlar (Mensubiyetler hakkında Bull. Ac. Sin. 7, No. 4 s. 515 e bakınız.)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 95)

6) JUAN-JUAN’lar:

Y:

K: İlk defa Jov-jan, sonra Ju-jan olarak ortaya çıktılar. Menşeleri karanlıktır. Miladın 555 ci yıllarında yok edilmişlerdir. Bunların bakiyeleri belki onuncu yüz yılda Ça-har sahasında olan Çü-cüe-lü’lerdir. Avrupa kaynaklarının “Avar” dedikleri belki bunlardır (Franke, Geschichte III, 283-294) Cetleri bir To-ba’nın esiri olmuş olacak, onun klan adını alır. Çünkü o kel kafalı idi. Bilahara H’yunğ nu’ların bakiyeleriyle birleşerek büyük bir devlet kurarlar. Bunlar garpta Yen-çi, şarkta cav-h’yen ve şimalde Baykal gölüne kadar uzandılar (Tunğ-cı 200= s. 3203 b-e); Tunğ-huların muakibibirler (Hov-Veğ-şu = TPYL 944, 2a)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 100)

Bunlar elbiselerini yıkamaz, ellerini yıkamazlar, saçlarını düzeltmezler ve yemek kapları boşalınca onları temizlemek için yağlarlar (Veğ-şu 102 = 2128 b) To-ba’lara aşağıdaki yıllarda saldırmışlardır: 406 (2 = s. 1907 d), 410 (3= s. 1908 a), 414 (3= s. 1908 c) 423 (3 = s. 1909 c) 424 (4a = s. 1909 d ve 103 = s.s. 2130 a) 427 (4 a = s. 1910 a), 439 (4 a = s. 1911 a ve 103 =s. 2130 a), 470 (6 = s. 1915 d) ,472 (7 a = s. 1916 b), 473 (7 a- = s. 1916 c) ,474 (7 a = s. 1916 d), 479 (7 a = s. 1917 c) 485-6 (7 a= 1918 c) 486 (7b = s. 1918 c) 486-7 (7 b= s. 1918 c-d) 501 (8=s. 1922 a), 504 (8=s. 1922 c) Aşağıdaki yıllarda da To/-ba lar tarafından hücuma uğramışlardır: 391 (2 = s. 1905 d) 411 (3 = s. 1908 a), 429 (5 a= s. 1910 b) ,443 (4 b s. = 1912 b ve 103= s. 2130 b) 448 (4 b = s. 1913 a) 464 (5 = s. 1915 a) 514 (8= s. 1924 b) 523 (9= s. 1926 a) 507 de bir kısım To-ba’lara teslim oluyor (8= s. 1923 b) Aşağıdaki yıllarda da To-ba’lara haraç göndermişlerdir. 431 (4 a = s. 1910 d ve 103 = s. 2130 b), 434-5 (4 a = s. 1911 b),469 ( 6= s.1915 d) 474 (7a = s. 1916 c-d) 475 (ı. c.) 476 (I.c.) 477 (7a = s. 1917a) 478 (7a=s. 1918a) 486 (7b=s. 1918c) 506 (8= s. 1923 a) 508 (8= s. 1923 b) 415 (8= s. 1923 b) 515 (9= s. 1924 c), 517-8 (9= s. 1925 b) 518 (I.c.), 527 (9= s. 1927 c) 532 (12 = s. 1932 b) 545 (I.c), 546 (12=s. 1933 a) 548 (12= s. 1933 b) , 549 (I.c.) 550 (I.c.) Bu adetler gösteriyor ki, To-ba’larla Juan-juan’lar arasındaki ilgiler pek sıkı idi ve Juan-Juan’ların hakimiyeti önceden kuvvetli iken sonradan tedricen zaafa uğradı.

M: üçüncü yüz yıldan beri:

D: San-guo veğ-cı 26, 7a, 3000 den fazla evden ibaret bir Jov-di halkı zikreder. Burada her halde Juan-juan’lar mevzubahs olacak (?) Juan-juan adı To’ba’ların vermiş oldukları bir nevi tezyif adıdır. Kavmin kendisi, kendine Jou-Juan adını vermişti. Eski kaynaklarda bu şekilde zikredilmektedirler (Mesela: Cin-şu 125 = s. 1398 b) belki bu ad, javçen kelimesinden geliyor. Bunun manasının da “Ârtemisia” yahut “Erguvan” olduğu rivayet edilmektedir (Harvard Journal 4, 231 note) Bunlar, Pelliot’nun fikrine göre Moğolca konuşurlar (I. c. S. 232 note) Onların dedesinin adının Mu-gu-lü olduğu tahmin edilmektedir. Bunun da manası “kelkafalı” idi ve sonraları Yu-cyu-lü’ye (yani Juan-juan’ların hükümdar sülalesinin adına) tahvil olundu. Sülalenin bir kelkafalıdan neşet ettiğinin iddea edilmesi pek göze çarpacak mahiyettedir. Aynı efsane şimal Tibetinde bulunan Tu-fan’lar hakkında anlatmaktadır. Bunların yukarı tabakası Tu-fa (kelkafa) sülalesi olup iddia edildiğine göre H’yen-bi’lerden neşet etmektedir. Bundan maada de Türkler de saçlarını kısa keserlerdi; onlarda da kelkafalara dair efsaneler mevcuttur. (Başka bir nazariye P. Boodberg (Harvard Journal 4) tarafından ortaya konmuştur.)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 101)

9) VU-SUN’lar:

Da-yüan’ın (=Ferghana) şimali şarkisindedirler (Şı-ci= TPYL 795, 1 a)

K: Çobandırlar; kültür bakımından H’yunğ-nulara benzerler (Şı-ci = TPYL 795, 1, a) pek çok atları vardır (Han-şu (= TPYL 795, 1 a) Han zamanında memleketlerine Da-Kun-mi denilirdi Ziraat bilmezler; adetleri H’yunğ-nu’larınkine benzer (Tunğ-dyen = TPYL 795 , 1b) yalnız hanlarının unvanı Kun-mo yahut kun-mi’dir. Büyük Yüe-cı’ların halkıyle Dun-huanğ’da birlikte yaşadıkları zaman, yavaş yavaş kaynaşmışlardır. Çadırları keçeleri ve kımızları vardır (Tunğ-dyen = TPYL 795, 1 b ve TPYL 708, 4 b); Han zamanında büyük ve küçük Kun mi diye ikiye taksim edilmiş olacaklar (Tunğ dyen= TPYL 795, 2 a) Hanları Yüe-cı’lar tarafından tepelenerek öldürüldü. Küçük prens Kun-mo dışarı atıldı. Bir kurt bunu emzirdi, kuşlar buna et getirdiler ve kanatlariyle himaye ettiler. Prens bilahara H’yunğ-nu’lar tarafından alınıp büyütüldü ve tekrar memleketinin hakimi oldu (Han-şu 61, 2 b) çobandırlar (Han-şu 96 b, 1a); Hu-barbarlarıdırlar; yeşil göz ve kırmızı saçları vardır; haricen maymun gibi görünürler; bakiyeleri mevcuttur. Memleketlerine Kun-mo yahut Kun-mi denir. Ziraatten anlamazlar; tıpkı H’yunğ-nu’lar gibi göçebelik ederler. Pek çok atları vardır. Sınır seddinde oturan Vu-sun’lar da vardır. Fakat bunlar halis Yüe-cı’lardır. Han zamanının sonunda bir rol oynamaktan uzak kalıyorlar. Veğ zamanında takriben 440 da memleketleri Juan-Juan’lar tarafından yağma edildi, bunu üzerine göçebe olarak tsunğ-linğ’in garp taraflarına çekildiler ve oralarda kaldılar. (Veğ-şu 102= s. 2127 c ve Tunğ-cı 196 =s. 3143 c – 3145 b) Dünür (evlenme mutavassıtı) nişanlının kızlığını bozar (yü-cı-tang 10, 14 a = TPYL 241, 9 a; Şı-ırğ-cov-cı’ye göre) 437 de To-ba’lara ilk elçiliği gönderiyorlar (4 a = s. 1911 d ve 102 = s.2128 b) .Sonra da bu yolda devam ediyorlar. Al renkte bir nevi şarapları vardır; bu şarap yağa benzer ve kemiklere güzel rayıha verir (Yü-cı-tanğ 29, 3 b)

B: Han-şu 78, 3 b; Chavannes: Documents s. 9, 14, 20 vs.

M: Han zamanından beri.

D: Haloun (Z. D. M. G. 91 s. 252-254)Asiani’lerle bir olduklarını ileri sürer ve Vu-sun’lar belki “toharca” konuşan Türkistan sakinlerini etnik esası (substrat) olduğunu zanneder. Oturdukları yer – Lov-lan ile büyük Altay arasında imiş, memleketleri Barköl civarından Manas garbine kadarmış. Çi-dan’ların tabileri olarak zuhur ederler (Lyav-şı 36= s. 5772 a)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 105)

10) YE-DA’lar:

Y: Sınır seddinin şimalinden neşet ederler. (TPYL 793, 10 b)

K: Büyük Yüe-cı’lara bağlıdırlar ve Gav-çığ’ların başka bir boyudurlar. Adetleri hemen hemen Tu cüe’lerinkine benzer Kardeşlerin müşterek bir karıları vardır. Ksa saç bırakırlar. Dilleri Gav-çığ ve Juan-juan’larınkinden ayrıdır. Çadırları keçedendir. Göçebe hayatı yaşarlar. Yazın serin, kışın sıcak yerlere çekilirler. Arabaları yoktur. Deve ve atları çoktur. Zenginlerin mezarına taş yığılır, fakirler toprağa gömülürler. Bütün servetleri beraber gömülür. (Beğ-şı= TPYL 793, 10 b –11 a) Hiç kardeşi olmıyan bir adamın karısı, başında bir boynuz taşır, her kardeşin sayısı miktarında boynuz çoğaltılır. Elbise diğer barbarlarda olduğu gibidir. Arabaları yok, yalnız el (?) arabaları vardır, deve ve atları çoktur. Sonraları Tu-cüeler tarafından yok edildiler; sonradan Sui zamanında (580-618) tekrar ortaya çıktılar (tunğ-cı 196= s. 3152 b-c) Avrupa yazmanlarına göre bunlar Heftalit’ler olacaklar. Belki eski Hua-guo’ların muakibi idiler (Franke, Geschichte III., 311-312) 456 dan 532’ye kadar To ba’lara haraç getirmişlerdir, bunlar meyanında 524'te canlı bir arslan sunmuşlardır (Veğ şu 102 = s. 2129 b-c) Haraçlar şu senelerde vürut etmiştir: 456 (5= 1914 b) ,507 (8= s. 1923 b), 509 (8= s. 1923 c) ,511 (8= 1924 a) ,512 (I;c) ,513 (8= s.1924 b) ,517 (9 = s. 1926 c) ,518 (9= s. 1925 b) ,519 (9= s. 1930 d) Ye-da hakanı, 520 yılına doğru Juan-Juan’ların bir hanının 3 kız kardeşiyle evlenir (103 = s. 3131 b)

M: Altı devlet zamanından beri (416-580)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 106)

11) YÜE-CI’lar:

Y: Haloun’a göre (Z. D. M. G. 91, s. 296 f) büyük ve küçük Yüe-cı’ya parçalanmadan önce garben Dun-huanğ’a kadar şarkan Huanğ-ho ötesinden Ninğ-h’ya ötesine kadar, şimalden Alaşan steplerine kadar, cenuptan Nan-şan sıra dağlarının şimaline kadar olan sahalarda otururlardı.

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 106)

K: Yüe-cı’lar, Yü-cı ve Yü-şı’lra benzerler (H’ü Cunğ-şu; Anyanğ III, 552; Vanğ Guo-veğ: Guan Tanğ bye-ci bu-i 10 a-b. Vanğ ise Co-şu, Vanğ-hui-byen ve Mu-tyen dzı cuan’a itinad eder) bundan başka bunlar Nyu-şı’lara benzerler (Guan-dzı, b. Haloun 1 c. S. 297) En eski kayıt Milattan önce 203 yılından daha fazla ileriye varmaz (Haloun 1 c. S. 297) Nan-şan eteğindeki küçük Yüe-cı’lar ve Tangut kavimleri Çin taraflarına giderek diğer Tangutlarla harbederler (Hov-Han 117, 6 b); Huanğ-cunğ Yüe-cı’lar büyük Yüe-cı’ların bir kısmıdırlar. Evvelce Canğ-ye ve Cyu-çüan’da otururlardı. H’yunğ-nu hakanı (Mav-dun (209-194) krallarını öldürünce, bunlardan bir kısım garba doğru Tsunğ-linğ ötesine çekildi. Zayif kısımlar Nanşan’a çekildiler. Burada Çyanğ’larla karıştılar. General Huo Çü-binğ (M.e. 115 de ölmüş) tarafından itaat altına alındılar. Artık Çinlilerle birlikte oturur ve bunların yanında harb ederlerdi. Maamafih elbise, yemek ve dil, Çyanğ’larınkine benziyordu. Aynı zamanda, ad vermelerde Çyanğ’larda olduğu gibi oluyordu. Yedi büyük gruba ayrılırlar. Huanğ-cunğ ve bir miktar Canğ-ye de olmak üzre, topluca 9000 kişidirler (Hov-Han 117, 12 ab) 4 yahut 8 öküzle çekilen dört tekerlekli arabalara binerler (I-Vu-cı = TPYL 793, 2 b); H’yunğ-nu’lar gibi göçebedirler (Tunğ-cı 196 = s. 3180 b); H’yunğ’nu’lar gibi göçebedirler (tunğ-cı 196 = s. 3180 b); H’yunğ-nular tarafından ortadan kaldırıldılar (Han-şu94 a, 5 b).

Miladi 229 yılında büyük Yüe-cı kralı Çine karşı elçi gönderir (San-guo Veğ-cı 3, 3 a) Yüe-ci’nin bir şehir An-dinğ’de muhafaza edilmiş olacak (San-guo Veğ.cı 9, 6 b) Hususi paraları vardır.

B: Hov-Han 118, 5 ab; Hav-şu 96 a, 6 b-7a; Han-şu 58, 8 a; Franke Geschichte III, 180.

M: Milattan önce üçüncü yüz yıldan beri.

D: Görünüşe göre veğ-çı’lar klanı bunlarla ilgilidir. Veğ-çı kelimesini Yü-cı olarak telaffuz etmek her halde daha doğru olurdu. Bunlar sonraları kah Tu-ho lo (Tohar)Ların bir klanı olarak (TPG 211 = cilt 17, 3 b)kah garp To-ba’larının klanı (Veğ-şı 113= s. 2194 b; 2 = s.1907 c; Junğ-cay-san-bi 3, 2a;Cin şu 125 = S. 1396 c; H7inğ 46 a) olarak görülüyorlar. Yüe-cılar sonra ön Asya'’a ve Hindistan'’a büyük bir rol oynuyorlar. Büyük Yüe-cı’lar 5 inci asırda Juan-juan’larla hemhudutturlar. Güzel renkli cam yaparlar. (Veğ-şu 102 = s. 2129 a) Bunlar hakkında fazla malumat için bk. W. Eberhard: orta ve garb Asya halklarının medeniyeti (Türkiyat mecmuası VIII, 141 ye 145 –146)

(Prof. D. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S. 107)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+23
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.