Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 26 Nisan 2015 - 20:05
Son Düzenlenme Tarihi 03 Nisan 2017 - 17:01
HİTİTLER VE TÜRK MİLLETİ

HİTİTLER VE TÜRK MİLLETİ

Not: Yazarın kendi düşüncesidir. Bu konularla ilgili bütün makaleleri yayımlama kararımızdan dolayı yayımlıyoruz. Eleştiriyorsanız yazarı eleştiriniz. Siteyi değil.

Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun

Ankara Belediyesinin Sıhhiyedeki Hitit anıtını kaldırma kararı, Anadolu’daki Türklerin Hititlerle münasebetleri meselesini günün konusu haline getirmiştir. Bu konuda fikir yürütenlerin ve yazı yazanların çoğu ilim ölçülerine uymaktan çok, meseleyi ideolojik ve siyasi bir tartışma haline getirmeği tercih etmişlerdir. Hititlerle münasebetimiz olmadığını söyleyenler; ırkçılıkla, Atatürk düşmanlığıyla ve çağdaş olmamakla suçlanmışlardır. Halbuki konu tamamen bir ilim konusudur ve Atatürkçülüğün de, çağdaş ve batılı olmanın da ilk şartı ilmin neticelerine itibar etmektir. Üstelik bu konudaki bilgiler, hiç de gizli ve muğlak değildir; herhangi bir ansiklopedide veya konuyla ilgili herhangi bir ilimi eserde Hititler hakkında bilgi bulmak mümkündür.

Britannica ansiklopedisine göre Hititçe bir Hint-Avrupa dilidir ve modern Avrupa dileriyle akrabadır. Çivi yazılı Hitit tabletleri Prof. Hrozny tarafından çözülmüş ve o günden beri yapılan araştırmalar, bu dilin bir Hint-Avrupa dili olduğunu ortaya koymuştur. Ansiklopedide bu menşe birliğini gösteren pek çok örneğe yer verilmiştir. Americana ansiklopedisi ile Fransızların meşhur Larousse’u da Hitit dilinin bir Hint-Avrupa dili olduğunu yazar.

Hititler konusunda Türkçe’de son araştırmalara dayanan en önemli inceleme Prof. Dr. Füruzan Kınal’a aittir. Kınal’ın “Eski Anadolu Tarihi (Ankara, 1962)” adlı eserinin 147. sayfasında Hitit çivi yazısının Çek bilgini B. Hrozny tarafından 1917’de çözüldüğü belirtildikten sonra şöyle denmektedir: “Hitit dilinin çözülmesiyle bu dilin en eski Hind-Avrupa dillerinin ‘centum’ koluna mensup olduğu anlaşıldı.”

(Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun,Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ağustos 1984, Hititler ve Türk Milleti, Cilt: XXII, Sayı: 256, s. 492)

Hititlerin bir Hind-Avrupa kavmi olduğunda bugün ilim dünyasının hiç şüphesi yoktur. Türkler ise bir Altay kavmidir ve Hint-Avrupa kavimleriyle hiçbir ilgileri yoktur. Bu durumda Türklerle Hititlerin aynı kökten türediğini söylemek ilmen mümkün değildir. İlmin bu apaçık neticesine rağmen hala Hititlerin Türk olduğunda ısrar etmenin ilmi, dolayısıyla çağdaş ve batılı bir tavır olduğu söylenemez. “Hititler Türk değildir” diyenler de bu sözleriyle ırkçılık yapmış olmamakta, sadece ilmi bir gerçeği ifade etmektedirler.

Hititlerle Türkler arasında ilgi kuranların bir kısmı da Türklerin Anadolu’ya gelince Hititlerle karıştığını, dolayısıyla Hititlerin yine atalarımız sayılacağını iddia etmektedirler. Bu iddia da en az önceki kadar mesnetsizdir. Çünkü Türkler Anadolu’ya geldikleri zaman Anadolu’da Hitit diye bir topluluk yoktu. Evet, 11. asırda Anadolu’da Hitit diye bir kavim bulunmuyordu. O halde Türkler Anadolu’da,. Mevcut olmayan bir kavimle nasıl karışmış olabilirler? Bu aklen muhaldir. Yine yukarıda zikrettiğim ansiklopedilerden herhangi birine veya Prof. Dr. Füruzan Kınal’ın Eski Anadolu Tarihi’ne bakılınca görülecektir ki Hitit Devleti, M.Ö. (milattan önce) 1200 tarihlerinde, birdenbire ortaya çıkan Ege göçleri sonunda yıkılmıştır. Hitit devleti yıkıldıktan sonra Güney-Doğu Anadolu’da ve Suriye’de bazı küçük Hitit krallıklarına devam etmiştir ki bunlara “Geç Hitit Şehir Devletleri” adı veriler. Bunlar da M.Ö. (milattan önce) 700 tarihlerinde Asurlular tarafından ortadan kaldırılmıştır. Yani Hititler milattan 1200 yıl önce, Güney-Doğu Anadolu’daki kalıntıları da milattan 700 yıl önce inkıraz bulmuşlardır. Türkler ise Anadolu’ya 1071’de girdiler, Milattan önceki 700 yılı, milattan sonraki 1071 yılı eklersek 1771 yıl eder. Yani Hititlerin son bakiyeleri ortadan kaldırıldıktan 1771 (bin yedi yüz yetmiş bir) yıl sonra Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Daha milattan çok önceleri Anadolu’da, Hititlerin ne isimleri, ne de dilleri kalmıştı. Türklerin geldiği 11. asırda da Anadolu’da Hitit adlı bir kavim yoktu.

Peki Hititler ne oldu? Bu, en çok sorulan ve sonunda da her halde bize karıştılar diye cevaplandırılan bir sorudur. Bu konu Anadolu’nun Hititlerden sonraki macerasıyla ilgilidir ve özetle şöyledir:

(Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun,Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ağustos 1984, Hititler ve Türk Milleti, Cilt: XXII, Sayı: 256, s. 493)

Pers imparatoru Kurus’un M.Ö. 547’de Lidya kıralı Krezüs’ü yenip Anadolu’yu eline geçirmesine kadar Batı Anadolu’yu eline geçirmesine kadar Batı Anadolu’da İyonlar, Karyalılar, Frigler, Lidyalılar; Doğu Anadolu’da Asurlular ve Urartular hüküm sürdüler. Bu kavimler da hiçbir Türklerin mensup olduğu Ural-Altay grubundan değildir. İyonlar, Karyalılar, Frigler ve Lidyalılar Hint-Avrupai, Asurlular Samidir. Urartuca ise eski Anadolu veya Azyanik denilen ve bugünkü guruplardan herhangi birine sokulmayan dillerdendir. Anadolu, M.Ö. 547-333 arasında iki asır müddetle yine bir Hint-Avrupa kavmi olan Perslerin elinde kaldı. M.Ö. 333’te İskender’in eline geçti. İskender’le başlayan helenistik çağ da iki üç asır devam eder. Nihayet M.Ö. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Anadolu, Doğu Romanın yeni Bizans’ın elinde kalır. 1071’den itibaren de Türklerin eline geçer. İşte Hititlerden sonraki 1771 yılın macerası kısaca budur. Türkler geldiği zaman Anadolu’daki başlıca etnik gurup Rumlar idi. Bumın yanında Kars civarında Bizans’a tabi küçük bir grup olarak yaşayan Ermeniler ve Güney-Doğuda da küçük bir Hıristiyan Sami topluluğu olan Süryaniler vardı. Hititlerden sonra Ege göçleriyle gelen Yunanlı kavimler, daha sonra Frigler, Lidyalılar, Asurlular, Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve daha adını saymadığım bir sürü küçük Hint-Avrupa kavmi.. Hititler, önce Ege göçleriyle gelen kavimlerin her birinin içine ayrı ayrı karışmışlar, onlar da her biri müteakip Hint-Avrupa kavimlerine, yani Friglere, Lidyalılara vb. karışarak rumlaşmışlar ve böylece yok olmuşlardır. Güney-Doğu Anadolu ve Suriye’deki şehir devletçikleri ise önce Aramilerle, sonra Asurlularla karışarak Samileşmişlerdir. Yani 11. asırdaki Anadolu Rumları içinde belki yüzde on nispetinde Hitit kanı vardır ama bu kan da 1771 sene önce yok olmuş bir kavmin saf kanı değil, binlerce sene içinde muhtelif kavimlerle karışa karışa artık Hititliğini tamamen kaybetmiş bir kandır. Netice olarak 1771 yıl sonra Anadolu’da Hitit yoktu, artık Rum vardı.

Demek ki Anadolu’daki kavimlerle karışmış olduğumuzu iddia edenler, Hititlerle değil, aslında Rumlarla ve Ermenilerle karıştığımızı iddia etmiş oluyorlar. Bu fikir de doğru değildir ve tarihi hiçbir delili yoktur.

(Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun,Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ağustos 1984, Hititler ve Türk Milleti, Cilt: XXII, Sayı: 256, s. 494)

Bir kere Türkler Anadolu’yu fethettikleri zaman, asırlardan beri süren Arap-Bizans savaşları Anadolu’daki nüfusu oldukça yıpratmış ve azaltmıştı. Anadolu’nun fethedilmesi üzerine de pek çok Hıristiyan Balkanlara çekilmeye mecbur oldu. Bununla beraber Anadolu’da yine de önemli miktarda Hıristiyan bir azınlık kalmıştı. Türkler 1071’den Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Anadolu’daki bu Hıristiyan kavimlerle bir arada yaşamışlar, fakat onlarla karışmamışlardır. Müslüman olan Türklerin Hıristiyan erkeklerle evlenmeleri dinen yasaktır. Din fikrinin eskiye göre çok zayıf olduğu günümüzde bile Hıristiyanlarla evlenmelerin, Türk’ün Türk ile evlenmesi yanında hiç mesabesinde kaldığını düşünürsek, eski devirlerde Müslüman Türklerde Hıristiyanların bir karışmadan bahsedecek ölçüde evlendikleri asla ileri sürülemez. Esasen karışmadan bahsedenler de Hıristiyanlarla Müslümanların evlendiklerinde değil, Hıristiyanların bir kısmının Müslümanlaşmış olabileceği ihtimalinden bahsetmektedirler. İlim ihtimallerle değil vesikalarla yapılır. Anadolu’daki Hıristiyanların büyük gruplar, şehirler, bölgeler, kavimler halinde ihtida ettiklerine (Müslümanlığa geçtiklerine) dair hiçbir tarihi vesika yoktur. Bazı çok küçük gurupların Müslümanlaşmasını bile kaydetmesi düşünülemez. Anadolu dışında mesela Gürcistan’da Gürcülerin bir kısmının, Rumeli’de Bosnalılar ve Arnavutların Müslüman olduklarını biliyoruz. Nitekim bunlar bugün de Müslüman azınlıklar olarak mevcutturlar. Fakat Müslüman bir Rum veya Ermeni azınlığı hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Buna karşılık Türkler Hıristiyan azınlıkların Anadolu’da bir arada ve karışmadan yaşadıklarına dair binlerce vesika vardır. Mesela 1332’de gezdiği Antalya’yı anlatan meşhur seyyah İbni Batuta, Rumların, Yahudilerin ve Müslümanların şehrin ayrı ayrı mahallelerinde yaşadıklarını yazmaktadır. Faruk Sümer’e göre (Oğuzlar, 1967, s. 157)

“şehirlerde XIII. Yüzyılın birinci yarısında epeyce Hıristiyan nüfusu vardı. Bunlar asrın ikinci yarısından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve XIV. Yüzyılın birinci yarısında şehirlerde de azınlık durumuna düşmüşlerdir.”

Kanuni Sultan Süleyman devrindeki tahrir defterlerinde de Anadolu’nun hangi şehrinin hangi mahallesinde veya hangi köyünde hangi Hıristiyan azınlığın kaç aile olarak yaşadığı tek tek belirtilmiştir. İşte böyle asırlarca bir arada yaşadığımız Hıristiyan azınlıklardan Ermeniler, Birinci Dünya Savaşındaki ihanetleri sonucu Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmışlar; Rumlar da Cumhuriyetin ilk yıllarındaki mübadele anlaşması ile Yunanistan’a gönderilmişlerdir.

Şüphesiz ki yüzlerce yıl içinde filan köydeki bir şahsın ihtida etmesi veya filan mahalledeki bir Müslüman’la ihtida eden bir Rum kızının evlenmesi gibi tarihin kaydetmediği münferit vakalar olmuştur. Fakat bu gibi olayların bugün bile ne kadar istisnai olduğu meydandadır. İstisnai ve münferit evlenmeler ise iki topluluğun karışması manasına gelmez. Karışma ancak, iki topluluktan birinin diğeri içinde tamamen yok olması ile meydana gelir.. Oysa yukarıda da belirttiğimiz gibi Hıristiyan azınlıklar 20. asrın başlarına kadar, Türkler içinde erimeden varlıklarını devam ettirmişlerdir. Nitekim mübadeleden sonra da İstanbul’da kalan Rum azınlığı hala ayrı bir cemaat olarak yaşamağa devam ediyor.

(Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun,Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ağustos 1984, Hititler ve Türk Milleti, Cilt: XXII, Sayı: 256, s. 495)

Tarih, bir Hint-Avrupa kavmi olan Hititlerin, Türkler Anadolu’ya gelmeden 1771 yıl önce ortadan kalktığını gösteriyor. Yine tarih, 11. ve 13. asırlarda Oğuz Türklerinin Anadolu’yu büyük kütleler halinde doldurduğunu gösteriyor. Tarihi vesikalar, Türklerle Hıristiyan azınlıkların asırlarca bir arada ve karışmadan yaşadığını ispat ediyor ve toplu ihtidalar kaydetmiyor. Ve nihayet, daha şahitleri aramızda yaşayan çok yakın anlaşmalarla Hıristiyan azınlıkların Türkiye’yi terk ettiğini biliyoruz. Tarihin, vesikaların, ilmin ve aklın neticeleri bu kadar açık bir şekilde ortada iken Hititlerin hala atalarımız olduklarından bahsetmek, herhalde zihinlerde yerleşmiş olan hurafelerin kolay kolay terk edilememesinden ileri geliyor. Hititlerden kalma milli kültür mirası, denen sanat eserleri ve eşyalar ise 2500 seneden beri toprak altında bulunan, ancak son 50-60 yılardaki kazılarla meydana çıkarılan şeylerdir. Bu eşya ve sanat eserleri başka kavimlere ait olduğuna göre onları “milli miras” kabul edip bazı sembollerini de “milli sembol” saymak doğru değildir. Onlar ancak “insanlığın mirası” olarak müzelerde saklarız.

Bir de bizden öncekilerin asıllarını Türk’e çıkararak Anadolu’nun gerçek sahipleri olduğumuzu kabul ettirmek ve bilhassa batılıları, bilhassa Yunanlıları bu yolla emellerinden vazgeçirmek iddiası var. Biz Anadolu’yu Bizans’tan aldık. Bunun aksini hiçbir batılıya kabul ettiremezsiniz. Hititlerin ve sonrakilerin Hint-Avrupa kavimleri olmadıklarını da hiçbir batılıya kabul ettiremezsiniz. Biz, bin yıllık Hıristiyan Anadolu’yu aldık. Türk yurdu ve Müslüman toprağı haline getirdik. Bu en büyük gerçektir ve bu gerçeği de Hıristiyan aleminin hazmetmesi kolay değildir. “Herkes geldiği topraklara” denilecek olursa, Amerikalılar yeni dünyayı Kızılderililere terk edip Avrupa’ya: Anglo-Saksonlar Britanya’yı terk edip kıta Avrupa’sına; Almanlar bugünkü yurtlarını bırakıp Rusya içlerine; Slavlar Pripet bataklıklarına; Yunanlılar ise yarım adalarını bırakıp kuzeye çekilmelidirler. Ama hiç kimsenin yerinden oynadığı yok. Biz de kuvvetli ve uyanık oldukça bu vatanı terk edecek değiliz.

Tarihin ve ilmin gerçekleri karşısında tutunamayanlar bu konuda da Atatürk’e sığınıyorlar. Önce, gerçekten medeni ve modern olmak istiyorsak ilmi konularda Atatürk’ü delil olalar kullanmaktan vazgeçmemiz lazımdır. Atatürk’ün, Hititlerin Türk asıllı olduğunu iddia ettiği ve bu konuda araştırmalar yaptırttığı doğrudur. Atatürk bir hititolog değil, büyük bir asker ve devlet adamıdır. O günün imkanları içinde Hititler konusunda yanlış düşünmüş olabilir. Bu konuda ilmin vardığı netice ile Atatürk’ün görüşü çatışırsa ne yapmamız gerekir? İsterseniz bunun cevabını da Atatürk versin: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

(Doç. Dr. Ahmet B. Ercilasun,Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ağustos 1984, Hititler ve Türk Milleti, Cilt: XXII, Sayı: 256, s. 496)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+131
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.