Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 12 Mart 2016 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 04 Nisan 2017 - 14:48
HAZAR’LARA İLİŞKİN ARKEOLOJİK ARAŞTIRMA

HAZAR’LARA İLİŞKİN ARKEOLOJİK ARAŞTIRMA

Csanad BALINT

Saltovo, Mayaki Medeniyeti (yazımızda SMM olarak geçecek), Orta çağ başları Doğu Avrupa, steplerinin zaman ve mekan bakımından en yaygın arkeoloji olayıdır. Aslında-tek ve münhasıran olmasada-Hazar Hakanlığı maddi kültürü demek olduğu için, incelenmesi Hazar ülkesini daha iyi tanımaya yardım eder.

SMM’nin bilinen yüzlerce Arkelojik kazı yeri bulunuyor. Kapsadığı bölgenin yaygınlığına gelince biri görece olarak dar diğeri daha geniş iki oluşumdan söz etmek gerekir. Hazar ülkesinin asıl sahası Don, Aşağı Volga ve Kafkasların sınırladığı bölgeydi. Volga Dirseği (Kazan yöreleri), Başkırların yaşadığı bölge, Dinyeper’in orta kesimi, Tuna Deltası ve Kırım’ın sınırladığı muazzam alan içinde ise yaşam biçimleri ve kültürleri itibariyle Hazarlarla yakın ya da uzak akrabalıkta bulunan halklar yaşıyorlardı. Sovyet araştırmaları, SMM’ni yalnızca ülkenin batı sınırlarına kadar izliyor, oysa Karadenizin batı kıyıları kesimlerinde de öyle kazı yerleri vardır ki, buradaki buluntular bu kültüre dahil edilebilir. Ne varki bu sonuncular her vaziyette Balkan-Tuna yada Dridu Medeniyetiyle ilintilidir. Yanı 8-10 yüzyıl Bulgar tarihi araştırmalarına girmektedir. Romen araştırmalarının bir kısmının Dridu medeniyetini Romen halkının geçmişin organik bir kısmı sayması durumu sayması durumu daha karıştırmaktadır.

SMM’nin çeşitli varyantları, birbirinden göze çarpıcı belirginliklerle ayrılmıyorlarsa da oldukça farklı araştırma durumlarını yansıtmaktadır. En iyi araştırmalara Donec ve Don’un yukarı kesimi yörelerinde rastlanıyor. Don’un aşağı kesiminde, Azak denizi dolaylarında ve Dağıstan’da yapılmış olan kazılar kendine özgü bir takım değişimler gösteriyor, sürekli kazılar ve bulgular sayesinde ortaya çıkan manzara giderek zenginleşiyor, çeşitli şekillere bürünüyor. Kırım varyantı hakkında bir eser şu anda basımda, Kafkasya ve Volga Bulgar varyantları hakkında henüz derli toplu bir çalışma yapılmış değil. Ukrayna bölgelerine yayılmış olan Step varyantı ise şimdilik hiç tanınmıyor.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 33)

Seçkin Sovyet arkeologlarından S.A. Pletneva’ya göre SMM en parlak dönemini 8. Yüzyıl ortalarında 10. Yüzyıl başlarına kadar yaşadı. Bu tarihlerin bu şekilde belirlenmesi iki hipoteze dayanıyor. Bu hipotezlere göre SMM başlangıcı Kafkas alanlarının 737 de olduğu var sayalın yer değiştirmesine dayandırılırken 9. Yüzyıl sonlarında Peçeneklerin ortaya çıkması da SMM’nin sonu sayılıyor. Ne varki, başka hususları da dikkate aldığımızda, o zaman SMM’nin zaman açısından yaygınlığı daha genişlemektedir ve bunun bir sonucu olarak ta bu arkeolojik kültürün başlangıcının ve sonunun daha çok Hazar Hakanlığı tarihiyle uyumlu olduğu söylenebilir. Sovyet arkeologları arasında bu konuda bir tartışmaya rastlamıyoruz. Gerçi SMM’nin tali alanlarıyla, kısmi sorunlarıyla meşgul olan bir takım publikasyonlar var. Ve bu puplikasyonlarda, bu medeniyetin başlangıcı ya da en azından karakteristik eşya tiplerinin ortaya çıkışının 7. Yüzyıl sonu ve 7. Yüzyıl sonuyla, 8. Yüzyılın başında olduğu görüşü savunuluyor. Bu tarihler hem bir kısmı henüz yayınlanmamış olan Don havzası ve Azak denizi kıyılarındaki buluntulara hem de çok iyi kronolojileri yapılmış, Kama havzası mezarlarından elde edilen bilgilere dayandırılıyor. Dinyeper havzasındaki 7., 8. Yüzyıla ati buluntuların yeni tarihleri ve Kırımda 7-8, yüzyıla ait buluntuların itinayla yapılmış kronolojisi de önemli rol oynamaktadır. 8. Yüzyıl başında orada da yeni bir arkeoloji kültürün oluştuğu Karpat Havzası avar arkeolojisiyle-belki de bir rastlantı olmayan-belirli bir paralellik, bütün bunlara ilave edilmelidir.

SMM’nin sonu olarak, bunu Hakanlığın çökmesine bağlamamak için bir nedenimiz yok. Çünkü, Saltovo Katakomplarında 10. Yüzyılın ilk yarısına it dirhem’ler de bulundu ve SMM’nin daha sonraki döneminin karakteristik eşya tiplerine, Kuzey Kafkasya’da 10. Yüzyıla ait buluntular arasında rastlanıyor. Bu hususları SMM’ne ilişkin son değerlendirmelerde daha iyi göz önünde bulunduruyorlar ve medeniyetin sonun tarihini 10. Yüzyılın sonu değilse de ortaları olarak belirlemeyi düşünüyorlar. 2-300 yıl kadar sürmüş olan SMM’nin iç kronolojisi henüz incelenmiş durumda değil, SMM muazzam bir alanı kapsadığı için, kazıların gayet iyi yapıldığı ve bulguların gayet titiz tahlilleriyle elde edilmiş sonuçlar bile başka bulguların tarihlerini belirlemekte son derece büyük bir ihtiyatla kullanılmalıdır.

SMM’nin yerleşim bölgeleri genellikle tek tabakalı, çoğunluk surla ya da toprak kaleyle çevrili bir müstahkem mevkiden ve buna

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 34)

eklenmiş bir yerleşim bölgesinden oluşuyor; yerleşim bölgesi çok kez 400x500 metrelik boyutlara erişiyor. Kazılarda ortaya çıkarılmış konutların çoğunluğu toprağa gömülüydü, bazı hallerde bunların 1 metre kadar yükselen duvarları da kalmıştı. Evler genellikle küçük ve dörtgendiler (ortalama 3x5 m.) damları direkler üstüne oturtulmuştu. Evlerin içinde çok kez etrafı taşlarla çevrili ateş yakma yerleri bulunuyordu. Çapları 3-5 metre olan yuvarlak konutlara çok daha ender rastlanıyor, ki bunları genellikle “yurt” ların temeli sayıyorlar.

Bunlar çoğunluk toprağa 10-50 cm. kadar gömülüydü. Gerçi dibi çok daha derinde bulunan bir tipine de rastlanıyor. Kenarlarında kazık delikleri bulunuyor, ortalarına 50-80 cm. çapında, tabak biçimde derinleşen yaklaşık 50 santimetrelik kilden levhalar yerleştirilmiş ateş yeri var. Bu yurt konusu henüz kesin çözüme bağlamınmış değil, Çir-yurt’taki kazılarda ortaya çıkan çeşitli tipte dörtgen binaların da “Yurt” şeklinde olarak kaydedilmeleri araştırmaları zorlaştırıyor. Herhalde basit yur-ları toprağa gömmedikleri ve bunların arkeolojik olarak gösterilmesine de imkan bulunmadığı ihtimalini dikkat dışı bırakmamak gerekir. Geçici yerleşim bölgeleri, göçebe konaklama yerlerine ilişkin gözlerim olağanüstü büyük önemi var. Bunlara nehir kıyılarında, yada su boylarında yükselen yaylalarda rastlanıyor. Yayıldıkları arazi birkaç yüz metreyi buluyor (3-45 hektar), tek tabakadan ibaretler yahut ta bir tabaka bile oluşturmuyorlar. Kazılar sırasında buralardan çoğunlukla yüzeyden buluntular elde edilebildi, toprağa gömülmüş hiçbir nesnenin izine rastlanmadı. Geçici yerleşim bölgelerinden elde edilen seramik buluntularda amforalara on derece sık rastlanıyor (%50-70); bu olayın nedeni henüz aydınlığa kavuşturulmadı. Yapı tipleri arasında son olarak iki bölümlü ve taştan yapılmış evleri de hatırlatmak gerek. Çöp çukurlarına hemen her yerleşim bölgesinde sık sık rastlanıyor. Binaların yerleşim şekillerinden herhangi bir kanununluluk gözleyebilmek bugüne kadar kabil olmadı. Benzer nitelikli yerleşim bölgeleri, son yıllarda Karpat Havzasında, son avarlar ve yurt kuran Macarlar yerleşim bölgelerinde yapılan yüzey araştırmaları temelinde ayrık düzenli yerleşim bölgeleri, ev gruplarından oluşan yerleşim bölgeleri olarak adlandırılıyor. Grup-evler SMM’inde birbirinden 100-200 metre mesafedeydi. SMM surlarının büyük kısmı İskit döneminden kalma olup 4-5 metre kalınlığında duvarlardan oluşuyor, yaygınlıkları 100x200 metre mesafedeydi. SMM surlarının büyük kısmı İskit döneminden kalma olup 4-5 metre kalındığında duvarlardan oluşuyor, aygınlıkları 100x200 metre. Hazarlar döneminde bunları yenileştirmişler. Başka bir kale tipini ise ilkönce Şarkel’de görülen oluşturuyor. Bunların temeli yok.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 35)

Yerleşim bölgelerindeki kazılardan ortaya çıkan buluntuların önemli kısmını-her yerde ve her dönemde olduğu gibi-çanak çömlek parçalar oluşturuyor. SMM seramikleri yalnız Hazar arkeolojisi açısından önemli kaynak olmakla kalmıyor. Avarların son dönemleri Tuna Bulgarları ve yurt kuran Macarların araştırılması bakımından da son derece önemli. SMM aracılığıyla Doğu Avrupa steplerinde eskiden tanınmayan birçok çanak-çömlek tipi yayılmış durumda. Bunların başında toprak bakraçlar, kilden yapılmış mataralar ve belirli bir tipte amfora geliyor; ayrıca kaplarda kullanılan çeşitli süsleme biçimleri (örneğin sırlama) ve çömlekçi çarkından çanak çömlek yapılması usulü de SMM aracılığıyla yayılıyor. Özellikle bu sonuncunun doğu savları kültür tarihinde büyük önemi var. SMM seramikleri arasında şimdiye kadar en ayrıntılı olarak incelenenleri çarklarda hazırlanan çömlekler oldu. Araştırmaların şimdiki aşamasını derleyen inceleme basıma verilmiş durumdadır. Çarkta çekilmiş ve elle şekillendirilmiş seramiklerin oranı, yerleşim bölgelerinde başka, gömütlerde gene başka. Yerleşim bölgelerindeki seramiklerin %1,5 ila 20 si çarkta çekilmişken, gömütlerde bulunanların %90’ı çarktan çıkmış olan Çömlek eşya. SMM’nin en karakteristik çömlekleri, kara renkli, iyi pişirilmiş, ince cidarlı, sırlanarak süslenmiş olanlar ki, bunlara çeşitli çanak çömlek tiplerinde rastlanıyor. Bu teknolojinin orijini tanınmıyor; Doğu Avrupa kesiminde herhalde Bizans kökenli olmalı, ama nasıl devralındığı henüz bilinmiyor. (Bu seramik türünün Dağıstanda daha 6-7. Yüzyılda kullanılmış olması önemli bir husus olmalıdır). Avarlar ve yurt kuran Macarların arkeolojisi açısından, SMM’da rastlanan hem elle yapılmış şekilde hem de çarkta çekilme yöntemiyle yapılmış şeklide hem de çarkta çekilme yöntemiyle yapılmış toprak bakraçlara rastlanması özellikle ilginçtir Sovyet araştırmaları çarktan çekilmiş bakraçların kronojisini Şarkel’de yapılan kazılara dayandırıyor. Elle yapılmış olanların orijini ise Peçeneklere dayandırarak, Tuna Deltasında bulunmuş, 10. Yüzyıldan olduğu mutlak olan-yani hemen de 100 yıl sonraki-toprak bakraçların (hem de çarktan çekilmiş) incelendiği bir romen makalesine atıf yapıyor. Ermitaj’da bulunan Şarkel kazılarının muazzam materyaline kısaca göz attığım zaman tespit edebildiğim kadarıyla, orda bulunan toprak bakraçlar hemen de münhasıran çarkta çekilme olanlardı-demek oluyor ki herşeyden önce tek anlamlı bir terminolojinin oluşturulması gerekiyor, yazık ki Sovyet araştırmaları yüzlerce kazı yerinde bulunan 10-13. Yüzyıl Macaristanına ait toprak bakraçların öğretilerini hiç hesaba katmıyorlar. Elle yapılmış bakraçların daha eski olduğu ve bunların 6-7. Yüzyıl Bulgarlarıyla ilintili olduğu yollu bir görüş ve gerçi ve bu Karpat

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 36)

havzasında elde edilen sonuçlara da uygun düşüyor. Fakat bu, tartışmalı bir konudur. Hazırlık aşamasında olan bir çalışmada şu izlenime yer veriliyor; Çarktan çekme bakraçlara/Don varyantında, Azak denizi/yörelerinde rastlanan, elle şekillendirilmiş olanlardan daha ender olarak rastlanmaktadır, Kuzey Kafkasyada ise elle şekillendirilmiş olanlara daha sık rastlanmaktadır. SMM’nin tümüne bakacak olursak, toprak bakraçların Hazar Ülkesinin her yerine yayılmadığını gözlemliyoruz. Şarkel dolaylarında, Kuzey Kafkasyanın orta kesimlerinde, Kuban bölgesinde daha çok tanınıyor. Araştırmaların şimdiki aşamasında bile tesbit edilebildiğine göre, Hazar ülkesinin beşiği olan Dağıstanda, Aşağı ve Orta Volga dolaylarında, Volga-Kama-Belaja yörelerinde ve Dinyeper civarında tanınmıyor. Bölgelerin bu kadar kesinlikle ayrılabilmesi. Toprak bakracın bulgar-Türkler’in tipik bir yemek kabı olduğunu doğrulamaktadır. Amfora’lar da SMM’nin karakteristik çanak-çömlek tipleri arasında yer alıyor. Bunların en eskileri 7. Yüzyıla Azak Denizi ve Kırım kentlerinden kalmış olanlardır, sonraları Don havzasına da yayıldı. SMM’nin çarktan çekilmiş çanak çömlekler arasında, kulpları hayvan şekilli olan bardaklar, iki kulplu büyük tabaklar, asimetrik mataralar, boyunları ve cidarları çok defa baskı bezekli olan masif çömleklere rastlanıyor. Gene SMM’de birkaç tane iki bölümlü çömlek fırın da bulundu.

Büyük bir şans eseri olarak tahta kaplara da rastlandığı oldu ki bunların biçimi kilden hazırlanmış olanlarla aynıdır.

İş araçlarının, aletlerin bütün doğu Avrupanın ekonomik gelişmesi hakkında fikir sahibi olabilmek açısından büyük önemleri var. Bunlar yalnızca Hazar ülkesinin yüksek teknik gelişmişliğini göstermekle kalmıyor, el sanatlarının ileri bir aşamada olduğunu kanıtladığı gibi Hazar ülkesinde tarımdan da hayvancılıktan da anladıklarını gösteriyor. Bütün bunların, orta çağ başlarında steplerde yaşayan halklar hakkında hükme varılmasında bugün de ağırlığı olan negatif yaklaşımlara karşı son derce büyük önemi vardır. Sabanın hem saban kulağı vardı hem asimetrik demir ucu. Bunlar o dönemde Avrupa kullanılan en ileri teknoloji düzeniyle eşdeğerdi. Bunların yanısıra kazmayı, demir ucu, orağın iki tipini, kısa tırpanı, üzüm budama makasını, değirmen taşını tanıyorlardı. Hayvancılığa gerekli aletler arasında köstek, koynu kırkma makası, çıngırak gibi araçlar bulundu. Zıpkınlar, oltalar, ağırlıkları balıkçılık yapıldığını gösteriyor. Tahta işlemek için kullandıkları aletler arasında, testere, planya, keski, delgi, balta bulunuyordu. Madenleri işlemek için kullandıkları aletler arasında ise,

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 37)

çekiç, kerpeten, kıskaç, örs, eğe, zımba demiri delgeç ve çekiç, pense, iki bölümlü demir eritme fırını belirlenmeye değer. (Bu sonuncular Avarların son dönemlerinde kullandıkları alet tiplerine uygundur.)

Kafataslarında yapılmış delgi ameliyatları cerrahlık bilgisinin yüksek düzeyini kanıtlamaktadır. Hatta bir defasında kafatasından kesilmiş bir kısmının gümüş levha ile kapatıldığına bile rastlandı. Dokumacılık alanının mütevazi aletleri arasında ağırsak bulunuyor. Buluntular yardımıyla (dichotome buğday, bezelye, darı, karpuz, hıyar) sağlanan imaj, Hazarların tarımı hakkında bilgi veren yazılı kaynakları iyi bir şekilde tamamlamaktadır. Kazı bölgelerinde bulunan hayvan kemiklerinin oranı, daha ilk bakışta, tarımcılıkla tamamlanan hayvancılık şeklindeki yaşam biçimi sürdürüldüğü izlenimini veriyor.

SMM gömütlerinin karakteristik olanları (uzun süre boyunca böyle düşünülüyordu) toprak çukurlu mezarlar ve katakomp’lu mezarlar’dı. Fakat son zamanlarda ölünün yakıldığı mezarların ve kurgan mezarlarının yayıldığını gösteren veriler arttı. Ayrıca yeni bir gömme töreni, mezar tümseği altındaki katakomp’a gömme de gözlendi. Basit gömütlerin yanısıra oyuklu gömüt duvarlarının bulunduğu mezarların sayısı son derece az. Bazı hallerde tabutun izlerini farketmek kabil oldu. Katakomp’lu gömütler Yukarı Tunada ve Kuzey Kafkasyada daha sok. Basit toprak çukurlu mezarlara SMM’nin her varyantında rastlamak mümkün. İtina ile araştırılmış kazı yerlerinde (örneğin Saltovo, Çir-yur) her iki belli başlı gömüt biçimlerinin ayrı ayrı gömütlüklerde de, yanyana olan gömütlüklerde de bulunması bir rastlantı olamaz. Buralarda elde edilen buluntularda önemli bir fark gözlenmiyor, yalnızca katakomplu gömütler toprak çukurlu olanlardan daha zengin izlenimini yaratıyor. Eskiden bu olay toplumsal farklılıkla izah ediliyordu, oysa bugün hemen herkesin kanaatına göre katakomplu gömütler Alan’ların varlığını göstermektedir, fakat bu tezin kanıtlaması gerekiyor (bakınız!) İki gömüt tarzı arasındaki diğer bir fark da katakomplarda boyutları bakımından-çift mezarların ya da aile mezarlarının da bulunmasıdır. Ölülerin cinsiyetleri arasındaki fark, hem ölünün vaziyeti hem de yanındaki eşyalarda bir ölçüde yansıyor. Erkekler uzatılmış olarak, kadınlar ise hafifçe kıvrılmış, dizler kıran çekilmiş durumda bulunuyorlar gömütlerde. Erkeklerin yanında genellikle sürahi, testi bulunurken, kadınlar yanında kapkacak yer alıyor. Gömüt hediyesi olarak bırakılan eşyanın niteliğine ve niceliğine gelince, tümsekli gömütlerde olanların en zengin olduğu hakkında, tümseğin yapılması bile büyük emek gerektirdiğinden,- hiçbir kuşku yok. Düzenli

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 38)

kazıların artmasıyla atlı gömütlerin sayısı da artıyor. Atlı gömütlere katakomplu gömütlerde nispeten az rastlanıyor (bu türden gömütlerde atı ayrı bir çukura gömüyorlar). Kısmi atlı gömütler de dikkate değer. Buralarda gözlenen iki türlü tören arasındaki ilişkinin birçok halde araştırılması gerekiyor. Bazı gömütlerde bunlardan ikisine de rastlanması araştırmalarda yön verici olabilir. Atların değil de at koşumlarının gömüldüğü gömütlere nispeten az rastlanıyor. Ölünün ayakları dibine koyun kellesinin ve ayaklarının gömüldüğü adetin içeriğinin de araştırılması gerekiyor (bunların bazı iç Asya Türk gömütlerinde rastlandığı gibi, at yerine konmuş oldukları düşünülebilir) bir talih eseri olarak ortaya çıkarılan bazı bulgular gömütlerin çoğunlukla yok olan ayrıntıları hakkında da bilgi veriyor, örneğin ölünün başı altında bulunan içi saman dolu yastık gibi.

SMM takıları arasında en karakteristik olanları şunlar; askı bezeklik küpe boncuk dizisi bezekli küpe, taşlı yüzünler oymalı bronzdan kulak süsü, hayvan figürlü asılacak takılar, hayvan dişlerinden ya da kemiklerinden yapılmış tılsımlar, geometrik şekilli bronzdan aynalar, kulaklı düğmeler çeşitli boncuklar. Erkek gömütlerinin en önemli eşyaları elbette süslü kemer, silah ve at koşum takımlarıdır. Kemerlerin tam yapısının rekonstrüksiyonu-malzeme eksikliği nedeniyle maalesef kabil değil. Kakma ve süs tiplerinin tahliliyle yetinmek zorundayız. Belirtiler, kemerden birtakım kayışların sarktığını gösteriyor. Birçok çeşit kemer süsü tanınıyor; Büyük ve küçük kemer ucu süs, yuvarlak, dört köşeli, üç köşeli ya da halka şeklinde sarkan süsler kemer deliği muhafazası, uzunca ya da boynuz bizimi tokalar, Bunlar genellikle bronzdan dökme ya da bronz veya gümüş levhalardan prese edilmiş olan süsler. (Levhalardan yapılmış olanlara SMM sonuna doğru daha çok rastlanmakta olduğu düşüncesi atıldı ortaya) Süs olarak çoğunlukla palmettalar ve geometrik şekillerden yararlanıyordu, ender olmakla birlikte pençe tırnağı şekline ve diğer bir takım fantastik mahlukların tasvirine de rastlanıyor. Kemiklerden oyulmuş küçük kavanozları (belki macun koymak içindi?) da burada söylemek gerek, bunlardan bazan çeşitli hayvanların tasvirleri görülüyor. Dikkati çeken bir husus da SMM kemer süslerinde bezemenin Avarlarınkinden ya da yurt kuran Macarlarınkinden çok daha aç çeşitli olmasıdır; oysa bu medeniyet karpat havzasından çok çok daha geniş bölgeye yayılmıştır. Araştırmalar bugünü kadar bu sorunla meşgul olmadı. Bunların araştırılmasıyla ilerde muhtemelen Hazarların el sanatları merkezleri, hatta belki de politik ve iç ticaret örgütleri hakkında sonuçlar çıkarabileceğiz.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 39)

  1. yüzyılın başından itibaren steplerdeki savaşçıların en değerli silahları kılıç idi. Bugünkü durumlarından tespit edilebildiği kadarıyla bu kılıçlarının çoğununu ağızlarının ucunda her iki tarafı da keskin bir kısım, yalman (elman) vardı. Kabza düz olup ucunda bir topuz bulunuyordu. Balçak kısmı kısa ve düzdü, kılıç askıları kavisli ve uzuncaydı. Ender olmakla birlikte buluntular arasında savaş bıçakları da vardı, bunlar yalnız boyutları bakımından kılıçlardan farklıydılar. Savaş baltaları taraflı olup bir yanlarında geniş bir ağız bulunuyordu. Ok kuburlarının yapısını kazılardan elde edilen kesin verilerden değil, rekonstürksiyon yoluyla tanıyoruz, bunların yapısının bütün Avro-Asya steplerinde kullanılanlara benzediği anlaşılıyor, Bileşik reflexyaylarda da durum aynı, bu yayların uçları ve tutamakları kemik levhalarla kuvvetlendirilmişti. Okların uçları çoğunlukla üçlü, Gömütlerde mızraklara çok ender rastlanıyor...

At koşumları erkek gömütlerinden en çok rastlanılan eşya arasında bulunuyor. Düz tabanlı üzengiler SMM’de yayılmıştı, bunlar Doğu Avrupa steplerinde tamamen yeni tip üzengiydi. Çengel kulaklı ve eğri tabanlı üzengilere daha ender rastlanıyordu. Bunlar daha çok bir önceki dönemde karakteristik olanlardı. Gemler arasında kayda değer olanlar, kantarmaları “S” biçiminde olanlardır, bunların uçları atbaşını /?/ andırıyor. Nispeten zengin olan gömütlerde at koşumlarının süsleri, yuvarlak, oval veya yaprak biçimi bronz ve gümüş levhalardan oluşuyor. Ender olarak, altın başını süslemek için kullanılan süse de rastlanıyor-zamanın orta saya duvar resimlerine bakılacak olursa-bu başlık süsüne ponponlar asılıyordu herhalde. At koşumlarını 1-3 tane kolan tokası tamamlıyordu.

SMM’nin orijini ve yapısı hakkında şimdiye kadar birçok görüş ileri sürülmüştür. Metodoloji nedenleriyle ve buluntularının azlığından ötürü, SMM, uzun süre boyunca tek bir halkla ilişkili (Hazarlar, Macarlar) gösterilmeye çalışıldı. 1950-li yıllarda filolog I. İa. Marr’ın-sonraları yanlışlığı anlaşılan teorisinin ir yankısı olarak-Sovyet araştırmanları, SMM unsurlarının çoğunu Sarmata-Alan kökenli olarak göstermeye çalışıyordu, Türk elemanının önemini o sıralarda önemsemiyorlardı. Bugün ise genellikle bu köken iki halk grubuna Bulgar-Türkler’e ve alanlara indirilmektedir, ve Bulgar-Türklere giderek daha büyük rol vermektedirler. Çeşitli varyantların oluşmasında başka başka halkların da etkisi olduğunda görüş birliğinde olunmakla birlikte Sovyet arkeologları-temelsiz olmayarak- bu muazzam bölgede yayılmış olan medeniytein müşterek niteliğine ağırlık vermektedir.

Azak dolaylarındaki ve Aşağı Don boylarında yaygın olan varyant yerinde olarak Bulgar Ttürkler’le (ya da onların çeşitli kavimleriyle) özdeşleştirilmektedir. Yeni araştırmalar bunun Kafkasların kuzey ve kuzeybatı yörelerine de yayılmış olduğunu gösteriyor. Karakteristikleri şunlardı: Yurt biçiminde konutlar, elle şekillendirilmiş toprak çanaklar, kilden basit mataralar.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 40)

Bunlar antropoloji açısından da farklılıklar göstermekte olup, kısa boylu, yuvarlak kafalı insan tipleriydi. Buna karşılık Yukarı Don kesiminde yayılan varyant d6aha az yaygın olmakla birlikte araştırmaları daha iyi yapılmış durumdadır. Bu bölgede dörtgen biçimi evlere, katakomplu gömütlere, çömlekçi tornasından çekilmiş bakraçlara ve uzun kafalı dolikosefal Avrupa insanı tipine daha sık rastlanmaktadır. SMM’nin diğer varyantları ya daha az araştırılmış ya da daha az publikasyon yapılmış olduğunu için, daha derinlemesine değerlendirilmelerine şu anda olanak bulunmuyor. SMM’nin nasıl oluştuğu, eşya tiplerinin orijini henüz açıklığa kavuşturulmuş değildir.

SMM yalnız Avarların son dönemlerindeki maddi kültürleriyle değil, yurt kuran Macarlarınkilerle de akrabalık göstermektedir. Her ikisinin en doğulu niteliklerinin çoğuna orada rastlanıyor ve bu olgu tarih açısından da oldukça önemli bir husus olarak değerlendiriliyor. Son dönemdeki Avarlarla aralarındaki ilişki pek incelenmiş durumda değil, çeşitli takılarda, kemerlerin yapısında, gömüt törelerinde benzer yönler gözlenebiliyor. SMM ve yurt kuran Macar kalıtarı arasında yapılan karşılaştırmalar çeşitli etnik enterprestasyonlara neden oldu. Tarihsel gerçek herhalde iki aşırılık arasında bir yerde (SMM ile eski Macarların özdeşlikleri ya da eski Macarların varlıklarının tam inkarı) aranmalıdır. SMM ve yurt kuran Macarlar kalıtları arasındaki ilişkiler gerçekten de büyük sayıda eşya tipinin benzerliğinde yansımıyor. (Küpe tipleri, saç süsleri, yüzükler, silahlar, çarktan çekilmiş bakraçlar, hayvan kemiklerinden yapılmış tılsımlar, mezarların Batı-Kuzey yönünde olmaları ve basitlileri) Macar dilindeki Bulgar-Türk kökenli sözcüklerin Macarların SMM ile sıkı ilişkilerde olduğu sırada ve yerde Macarlığa karışmış olduğu yollu gözlemin büyük tarihsel önemi vardır.

Gayet ciddi metodolojik yönleri de bulunan önemli bir arkeoloji arasındaki münasebete ilişkindir. Bazı süs eşyaları, seramik türleri, katakomplu gömüt ve uzun kafalı Avrupai insan tipine her iki bölgede de rastlanıyor ve bu olay çeşitli biçimlerde değerlendirilebilir. Yüzyıl

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 41)

başında bu olay ilk önce Alan’ların kuzeye göçleriyle izah ediliyordu ki bu yaklaşım o zandan beri de Sovyet arkeolojisinde genelde kabul edilmiş durumdadır. Bu yaklaşım Kuzey Kafkasya Alanlarının-bir kısmının 737 de, Hazar ülkesinin içlerine doğru ilerleyen Arap kuvvetlerinden kaçtıkları yollu tarihsel hipoteze dayanıyor. Ne var ki bu hipotezin belirli arkeolojik verilerin benzerlikleri ile birlikte, SMM’nin oluşmasını izah etmeye yeterli olup olmadığı açık değildir. Her iki bölgenin arkeolojisinde kuşkusuz benzer hatlar bulunuyor; bunlar Don havzasında-SMM’nin başka varyantlarında dal-genellikle evveliyatsız olarak kabul edilmektedir (bu iddianın değerini 6-7. Yüzyıla ilişkin araştırmaların çok daha zayıf olması azaltmaktadır.) Her halde Arap, Ermeni ve gürcü kaynaklarında bu türden halk göçlerinin sözü edilmediğini ve bu sessizliğin büyük anlamı olabileceği kaydetmek gerekir. Üstelik Merwan seferi Kafkasların Alanya bölgesinde geçmemişti ve bazı yazılar ve kayıtlar yardımıyla bildiğimiz zayıf halk hareketlerinin yönleri de tam ters istikametteydi. Alanya bölgesine ancak 739 yılında bir saldırı oldu. Bu saldırı da, 3 müstahkem mevkiin geçici olarak işgal edilmesinden ibaret olup kavimlerin uzaklara göçüne neden olmasına ihtimal verilemez. Yukarı Don dolaylarındaki, Kafkasya dan oraya taşınan alanlarda ilişki olduğu öne sürülen kültür unsurları, çoğunlukla Bulgar-Türk nitelikli arkeolojik buluntularda ya da bunlarla ortaya çıkmıştır. Örneğin Saltovo’daki katakomplu mezarlığın hemen yanı başında, aynı dönemden kalma bir toprak çukurlu mezar da bulunuyor. Hazar rünik yazılarının bir kısmının tam da bu bölgede bulunması da dikkate değer. Bizzat Sovyet araştırıcıları Majaki’de kazılarda meydana çıkarılan yerleşim bölgesi ve gömütlerin birçok özelliğinin Bulgarlarla ilişkili olabileceğine dikkatleri çektiler. Yukarı Don havzasında katakomplu gömütlerin ve birçok özelliğinin Bulgarlarla ilişkili olabileceğine dikkatleri çektiler. Yukarı Don havzasında katakomplu gömütlerin ve Dolikosefali’nin evveliyatsız olduğuna değinmiştim. Fakat birçoklarını sandığı gibi bunların mutlaka Alanları düşündürecek belirtiler olacağı kuşkuludur. Evvela katakomplu gömme yönteminin Kafkasya’da da münhasıran alanlara özgü olduğuna asla mutlak gözüyle bakılamaz. Kaldı ki, Aşağı Don dolaylarında kurulan müstahkem mevki, Sarkel sakinlerinin 1/4 ü, -başka veriler dikkate alındığında 1/5 i-de uzun kafalı antropolojik tipe dahildi. Bu bölge ise Bulgar-Türkler’le özdeşleştirilmiş varyanta dahildir. Alanların Hazar kentleri sakinlerinin bu kadar önemli bir kısmını oluşturdukları ise tamamen ihtimal dışıdır. Öte yandan Kama deltası yakınlarında meydana çıkarılan Volga Bulgar gömütlerinde de (Bol’şe Tarhany) dolikosefal kafataslarının bulunması dikkate değer. Geniş yüzlü brakisefal antropolojik tipine Saltovo katakomplu

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 42)

gömütlerinde de rastlandığını bunlara ilave edelim. Bu antropoloji tipini belirli bir halka bağlamak metodoloji bakımından son derece rizikoludur. Hele dolikosefalinin etnik özgünlük olarak kabul edilemeyeceği meydandayken. Üstelik, en son araştırmalar Yukarı Don bölgesinde katakomplu gömütlerin öneminin fazla büyütüldüğünü gösteriyor; Don-Donec havzasında bu türden 9 gömüt biliyoruz ki, bunlar 65 tane basit toprak çukurlu mezar yanında pek ağırlıklı sayılamaz. Fakat eğer Yukarı Don ve Donec havzasını tek bir gömüt töresiyle karakterize etmek isteyecek olursak, bu bölgede yakılarak gömülmelerin sayasının katakomplu gömütlerden de çok olduğuna dikkat etmeliyiz (15 buluntu). Demek oluyor ki, elimize şimdi olduğundan daha güvenilir veriler geçmedikçe, Kafkas alanlarının göçleri varsayımını çok aha ihtiyatlı bir şekilde ele almalıyız. Hazar ülkesinin ağırlık noktası 8. Yüzyılın 2.Yarısında Dağıstanın kuzeyine düşen bölgelere kaydı. Eğer bu aynı zamanda bir halklar göçü olayıyla birleştiyse o zaman Hazarların kendilerine tabi olan halklarla birlikte başka bölgelere göçtüklerini varsaymak gerekir. İlginç bir gözleme göre ise SMM’nin çeşitli varyantlarının belirli unsurlarına Terek-Sulak nehirleri dolaylarında daha önceleri de rastlanmaktaydı. Bütün bunlar üzerinde araştırmaların sürdürülmesine ihtiyaç olduğunu kaydedelim.

SMM varyantlarının tarihsel değerlendirilmesi, metodoloji bakımından da sağlam temellere dayalı bir tahlili gerektirmektedir. Kuzey Güney Batı-Doğu yönlerinde aynı şekilde yaklaşık 1000 km. uzayan bir arkeoloji kültürü olayında, gerek buluntular arasında gerek yerleşim bölgelerinde gerekse gömüt törelerinde yerel değişimlerin gözlenmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Ne var ki tam da bunların dolaysız olarak etnik açıdan da değerlendirilmemesi icab eder. Araştırmalar-gayet yerinde olarak-SMM’ni yalnızca iki halkın arkeolojik yansıması olarak değil, Hazar Hakanlığının, yani bir politik oluşumun yansıması olarak değerlendiriyor. Bu oluşumda hangi halkın ya da halkların tayin edici rolü oynadıkları yarı sorundur. SMM’nin homojen olma karakterini açıklamaya yarayacak olgulardan biri de etnik hamillerinin hepsinin stepler kökenli olması ve hemen de üniform bir yaşam sürdürmeleridir. Bazı varyantlarında gözlenen özgün çizgiler herhalde komşu halklara ve büyük hükümdarlıklara olan bağlarının sonucu ya da en azından bunların etkisiyle oluşmuştur. Her yeni materyal publikasyonun dan sonra, SMM’nin materyalini şimdi olduğundan çok daha presiz olarak gruplandırmamız ihtimali artmaktadır.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 43)

Hazar kentleri arasında-genellikle kabul edildiği gibi-en iyi bir şekilde ortaya çıkarılmış ve kimliği saptanabilmiş olanı 830’lu yıllarda Bizans yardımıyla inşa edilmiş olan kale Şarkel’dir. 2. Dünya savaşından önce ve 50 li yıllarda buralarda yapılan kazılar sırasında, kale, kent ve ona bağlı 9-10. Yüzyıl göçebe gömütlüğünün büyük kısmı ortaya çıkarıldı; bunun karşısında Don’un aşağı kıyısında da bir yerleşim bölgesi kısmı meydana çıkarıldı. Kalenin 9. Yüzyıldaki mezarlığı ve tümsekli göçebe mezarlarının bir kısmı ortaya çıkarılmadı. Bütün bunlar günümüzde Cimljanski Göleti altında kalmıştır. Sağ kıyıdaki kale daha eskiymiş gibi görünüyor, arada beyaz kireç taşından yapılmış bir kal ve Saltovo tipi bir yerleşim yeri bulundu. Yerleşim mahallindeki evlerde insan iskeletlerine rastlandı, bu nedenledir ki normal yaşamın bir zorbalıkla son erdiği tahmin ediliyor. Bir kadın iskeletinin ayakları dibinde yığın halinde dirhemler bulundu. Çizmede saklanmış hazine miydi acaba?/, paraların en yenisi 809-813 arasında basılmıştı. Asıl Şarkel sol kıyıda bulunuyordu, eni boyu 193,5x133,3 metre olup duvarları temel atılmadan çekilmişti- Bu teknik SMM; Kuzey Kafkasya ve Orta Asya’ya özgüdür-Duvarların kalındığı yer yer 3.75 metreyi buluyor. Duvarı dışarı doğru çıkan dört köşeli kale burçları bölüyor. Ana kapı Kuzey Batıdaki burcun yanı başındaydı, diğer kapılar nehre açılıyordu. Kalenin içi ikiye ayrılmış durumda; Sitadelde herhalde step kökenli yönetici tabaka oturuyordu. Bunun yanından alelade tabakayı oluşturan sakinlerin ve Rus işgalinden sonraki halkın yaşadığı Saltovo tipi yerleşim bölgesi açılıyordu. Sovyet meslektaşların tahminlerine göre bazı devirlerde sıradan sakinlerin sayısı 400 kişi olmalıydı, buna ilave olarak askerler geliyordu. Bu evlerden birinden küçük bir hazine çıktı ortaya; Bu hazine kemer kuşak süslerinden, bronz elbise süslerinden ve dirhemlerden oluşuyordu. En yeni para 943-954 arasında basılmıştı- buna göre demek ki bu hazinenin saklanmış Kiyev Svyatoslavların 965 yılı saldırılarıyla ilişkili olabilir. İskeleti bin hendekten çıkarılan yanı başında 810 öncesinden Semerkan7’da imal edilmiş bir kağıt kalıntısı da bulunan erkeğin ölümü de herhalde aynı tarihe isabet etmeli. 10-11. Yüzyıl gömütlerindeki buluntular ve antropolojik tahliller, Rus işgalinden sonra da kalede hayatın kesilmediğini ittifakla gösteriyor. Belirli eşya tipleri SMM mirasına işaret ediyor (dökme bronzdan broş, bir dizi sarkık küreden küpe, kulaklı düğmeler vb.) Diğer buluntular Karpat havzası Macar halkının günlük eşyalarını anımsatıyor (Boncuklar, Syprea moneta, çıngıraklar, örme bilezikler vb.) Antropoloji açısından incelenmiş kafatasları arasında birinci planda Orta Asyada sık rastlanan Pamir tipi (“sredneazitskiy tip”) en yaygın olanı.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 44)

(% 28-33). Mutlaka Türk kökenli olan halkın bir diğer grubunu turanid tip (“Yusnosibirskiy tip”) oluşturuyor. (%6-16). Mediteran tipe (“Sredizemnomarski tip”) % 17-26 oranında rastlanıyor. Kalenin duvarları dışından 9-10. Yüzyıla ait bir göçebe gömütlük’ün üçte ikisi ortaya çıkarıldı, bulunan ikiye ayrılabiliyor. Birinci grubun özelliği Sovyet araştırmaları tarafından Peçenek oldukları kabul edilen eşya tiplerinin carlığı; makaslar, tek bir çubuktan oluşan gemler, bronzdan asılacak süsler, ve europoid, pamiroid antropolojik elemanlar, ikinci grupta ise torba askıları, kılıçlar ve mızraklarla, mongoloid ve turanoidi antropolojik elemanlara rastlanıyor. Her iki grupta da doldurulmuş at derisiyle gömmeler de bulundu.

1960’lı yıllardan beri tarihsel bakımdan Hazar ülkesinin beşiği sayılabilecek Dağıstan bölgesindeki kazı çalışmaları yoğunlaşıyor. Bu kazılar sayesinde-eğer idantifikasyon doğruysa-Hazar ülkesinin arkeolojik bakımdan en iyi tanınan ikici kenti Balangar oldu. Sulak nehrinin doğu kıyısında dağların eteklerinde bulunan Çir-Yurt’u, coğrafi mevkii, burada ortaya çıkarılan gömütler ve tapınakların kullanılış süresi, ortaya çıkan arkeolojik buluntuların bir kısmının step karakteri göstermesine dayanarak Hazar Ülkesinin eski başkenti kabul ediyorlar. (Kazı yerinin oldukça önemli bir kısmı şu anda gölet altında bulunuyor.) Burada oldukça geniş bir bölgeyi kapsayan, duvarlarda takviye edilmiş bir toprak kale, iki tapmak, bir çömlek fırını ve birçok gömüt kısmı bulunduğunu biliyoruz. Toprak kalenin gayet büyük olan / ölçülebilir kısmı yaklaşık 1x1,2 km./ arazisinde birçok konut ve bina izlerine rastlandı. Yerleşim bölgesini kalın bir duvar çevreliyor. 6-9. Yüzyıldan kalma Hıristiyan tapınaklar tuğla dikdörtgen bizimindiler, orta büyüklükteler, bir tanesinin mihrabında restore edilebilecek durumda, kilden yapılmış bir haç da bulundu (Burada şunu da söylemek gerek ki, kesinlikle Hazarlar döneminden kaldığı bilinen, ve İslâm ya da Musevi dininin Hazar ülkesindeki varlığını gösterecek bir arkeolojik buluntuya bugüne kadar Hakanlık topraklarında rastlanmamıştır.) Gömütlüklerde çoğunlukla katakomplu gömütler bulunuyor. Basit çukurlu mezarlara ya da Oyulmuş çukurlu gömütlere daha az rastlanıyor. Gömütlüklerdeki eşyanın incelemelerini yapanların gömüt biçimlerinin farklılıklarına rağmen, gerek buluntuları gerekse bunları yaratıp kullananları tek kökenli olarak kabul etmeleri ve söz konusu gömütlüklerdeki kişiler arasında etnik değil yalnızca toplumsal farklılıklar oluğunu varsaymaları SMM medeniyetinin tümünün değerlendirilmesi açısından öğreticidir.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 45)

İlk katakomplu gömütlük, Kuzey Dağıstanın en büyük ve şimdiye kadar meydana çıkarılmış ortaçağ ortalarından kalma gömütlüğü olup mesleki edebiyat şimdiye kadar en çok bununla meşgul olmuştur. Yaklaşık bir hektarlık arazide ortaya çıkarılan 100’ae yakın gömüt arasında bizi şu anda en çok ilgilendiren Martinovka tipi kuşak süslerinin, cam boncuk süslü bir küpenin ve SMM’nin tipik kuşak süsü olan “boynuzlu” lu süsün ortaya çıkmasıdır. Ayrıca Bizanstan esinlenmiş, renkli cam parçacıklarıyla süslü bir yuvarlak broş da ilginçtir. Bu gömütlüğün tarihinin tespit edilmesine 6-7. Yüzyıla karakteristik olan bir Mısır İpekli kumaşının ortaya çıkması ve İmparator Herakleios’un parasının o mahaldeki taklitlerinin bulunması da yardım etmektedir. Araştırmalar bu tarihi 5-7., 6-7, ve 7-8. Yüzyıl olarak tahmin ediyorlar. Bazı küpelere ve tokalara bakılacak olursa biz bu tarihler arasında eskisinin daha olası olduğu kanaatindeyiz ve bizi ilgilendiren eşya tipleri gömütlüğün daha sonraki dönemlerinden kalma olmalıdır.

Şunu da kaydedelim ki, az sayıda insan kafatasları arasında bir kaçı brakisefal olup gayet belirli mongoloid hatları var. Gömütlüğü kullanan halkın etnik karakteri konusunda henüz sonuçlanmamış, tartışmalar sürüyor. Yerel kavimler, Alanlar, Sevirler, Alanlar ve “Savir-Bulgarlar” anıları olduğunu öne sürüyorlar; burada Savirlerle Bulgarların karışması sonucunda Balangar budununun oluştuğunu gözlediğimizi düşünenler de var. Diğer iki katakomplu gömüt hakkında bildiklerimiz çok az. Buradaki buluntuların öncekilerden de daha fakir olduğunu söyleniyor. İki tane kurgan mezarda yeni ve şimdiye kadar bilinmeyen gömülme törenleri fark edildi. Buralarda gömütlerin tümsekleri altında da katakompta iskeletler bulundu. Bu gömütlüklerin hepsi soyulmuş, buna rağmen kalanların zenginliğine bakılınca bunda şaşılacak bir şey de yok. Kurganların kimileri son derce büyük (çapı 30-40m., yüksekliği 3-4 m.) Buralarda bulunan çok sayıda eşya step takıları, silahlar at koşumları çerçevesine giriyor ve olsa olsa yeni bir tiple bunlar hakkında şimdiye kadar oluşturulmuş manzarayı zenginleştiriyor. Sağlam kalmış bir eyer tahtasının bulunması ve aynı eyeri süsleyen av sahnelerinin kazıldığı kemik levhaların ortaya çıkmazı. Zincirden zırhlara ve altın takılara sık sık rastlanması dikkate değer. Bazı katakomplarda sazdan örülü tabut izlerine rastlanması arkeolojik orijinalliktir. Bu gömütlükteki 5 mezarda 7. Yüzyıla ati Bizans parası ve bunların taklitlerine rastlandı. Kurgan mezarlar dönemi kısmen bu buluntuların yardımıyla 7. Yüzyıl, 8. Yüzyıl başı olarak tahmin ediliyor. Bu tarih, kentin tarihine ilişkin kaynak verileriyle

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 46)

de uyum halinde: Balangarın gelişmiş dönemi 7. Yüzyıla rastlamaktadır, gerileme dönemi ise Merwan seferinden sonra başlamıştır. Arkeolojik araştırmalar da, Dağıstanın deniz kıyısı bölgelerinde 8. Yüzyıldan 9. Yüzyıla geçilebilen yıllarda ve 9. Yüzyılın hemen başlarında, yerleşim bölgelerinin yaşamında hemen de 3 asır boyunca gözlenen devamlılığın kesildiğini kabul ediyor ki bu da, Hazarların tarihinde o sıralarda oluşan dönüm hakkındaki bilgilerimize uymaktadır.

Semender, Hazarların ikinci önemli kenti olup, henüz bilinmediğini söyleyebiliriz. Bunun yerii belirleyebilmek için şimdiye kadar birçok girişim yapıldı. Kimileri kenti Terek’in alt kısmında sol kıyıda bulunan Şelkovkoe toprak kalesiyle özdeşleştiriyorlar. Kimileri Mahaçkala yakınındaki Tarki sınırında yahut tam Mahaçkala’nın bulunduğu yerde olduğunu öne sürüyorlar. Bu yer belirlemeler, kaynaklara, bölgelerde yapılan gezilerde toplanan verilerin tahliline dayandırılıyor. Göz önünde bulundurulan kazı yerlerinin arkeolojik açıdan incelenmişliği asla Şarkale ve Çiryurt’unki ile ölçülemez. Hazar ülkesinin başkenti İtil’in izine şimdiye kadar rastlanamadı. Çok tartışılan bir kurama göre kentin, durmadan geriye çekilmekte olan Volga deltasında yok olduğu öne sürülüyor. Etraflı arkeolojik araştırmaların eksikliği ve ortaya çıkarılan materyelin publikasyonun un yapılmaması nedeniyle Dağıstanın ön dağlarında Kulaç çay nehri yatağında bulunan Urcek’in yanında rastlanan yerleşim izlerinin (kele müstahkem mevkiler sistemi, setli tarım yapıldığını gösteren izler) gerçekten Kafkas Hunlarının başkenti Varacan’ın anıları olup olmadığı bilinmiyor. Bunların bugünkü Bujnks kentiyle ya da bunun yanı başında bulunan Başlıaul’la aynı olduğunu öne sürenler de var. Bu konunun çözümü için, Urcek toprak kalesi yanında ortaya çıkarılan mezarlığın materyalini tanımamız faydalı olurdu. Nihayet şunu da hatırlatalım: Hazar denizi yakınında Kuzeyden Güneye giden yolun stratejik noktasında bulunan Derbent’in arkeolojik kazıları başladı.

Yazılı kaynaklar Hazar ülkesinin ticareti hakkında genellikle., oradan gelen mallar hakkında ise somut olarak bol bilgi veriyorlar. Arkeolojik kazılarda çıkan buluntular organik yapılı materyaller toprakta çok kez yok olduğu için, bu yazılı kaynakların verilerine ancak kısmen uyuyor, Bu türden olmayan, zamanla yok olmayan materyallerden yapılan eşyaların ortaya çıkarılmasıyla, arkeoloji, yazılı kaynaklardan ortaya çıkan manzarayı, ilginç bir şekilde tamamlamaktadır. Burada ayrıca göz önünde tutulması gereken husus, arkeolojik bulguların sayısının ticaretin yoğunluğunun dolaysız olarak yansıtmadığıdır.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 47)

Bunun bir nedeni, yönetici tabakanın –zira ithal edilen malları kullanan hemen de yalnızca yönetici katmandı- şimdiye kadar ortaya çıkarılan buluntularda oldukça az temsil edilmiş olması ise diğer neden ithal edilmiş olan bazı eşyaya sık rastlanmasının-bir dizi burada anlatılmayacak nedenle-bu eşyaya sık rastlanmasının- bir dizi burada anlatılmayacak nedenle-bu eşyaların geldikleri yerle münhasıran ve yoğunlukla bu bölgenin ticari ilişkide olduğu anlamanı gelmeyeceğidir. Paralar, bazı takılar, kemik tarak, ipekli kumaş parçaları, Kafkaslarda sık rastlanan cam bardakları ve bileziklerle sırlı seramik Bizans ile sıkı ilişkiler olduğunu gösteren belirtilerdir. SMM’de rastlanan amforaların bir kısmı bir iç ticaret yoluyla Pontus bölgesi kentlerinden yayılmıştı. Amforalar elbette şarap ve yağ ticaretinin de var olduğu sonucunu verdiriyor. Ön Asya’daki çömlekçilik ürünleri, Mısır orijinli ipekli kumaşlar buralara Bizans arıcılığıyla gelmiş olmalıdır. Orta Asyada basılmış paraları, szogd ipeklerini, gümüş kapları Hakanlığa Horzem ve Samaid tacirleri getirmişlerdi. SMM topraklarında ortaya çıkarılmış olan deve kemiği eşyaları ve tasvirleri de incelemeye değer. İki kollu terazinin ortaya çıkmasına ayrı bir özen gösterilmelidir. Hazar ülkesinde müstakil para basma dönemesinde bulunduklarını gösteren bazı belirtiler de var. Bir paranın üstünde Arap yazısıyla, paranın basıldığı yer olarak “Hazarların ülkesi” diye yazılı. Kaplarda ve tuğlalarda benzer işaretler ve ilkel bir takım hayvan ve insan tasvirleri bulunuyor.

Hazar Rünik yazısının Türk Rünik yazısıyla akrabalık göstermesinde şaşılacak hiçbir şey yoktur. Hazar bölgesinde bulunan Rünik yazıların Nagszentmiklos hazinelerindeki (Bugün Romanya’da Sinicolau mare) yazılarla ve son zamanlarda Macaristan’daki Szarvas’ta ortaya çıkarılan Avarların son döneminden kalma bir iğnedenlikte bulunan yazı işaretleriyle birçok benzerlikler göstermesi bir takım tarihsel sonuçlar çıkarmaya da olanak veriyor. Hazar Rünik yazısı, bulunan yazıların kısalığı ve eksikliği nedeniyle henüz çözülemedi. Majaki’de bulunan ve 78 yazı işareti içeren yazının muhtemel çözümünde çok şey bekliyoruz. Tamga’lara ve Tamgalara benzeyen işaretlere çeşitli eşyada (kaplarda, dirhem taklitlerinde) rastlanıyor.

Hazarların sanatları hakkında bir şeyler söyleyebilmek çok zor. Nedense bize kalan eşyalar arasında Hakanlıkta hazırlandıkları olasılığı büyük olan yüksek düzeyli kuyumculuk eseri gayet az bulunuyor. Araştırmalar şimdiye kadar bunun nedenine yönelmedi. Ancak kişisel süslerin kesinlikle orada hazırlandıklarını söylemek kabil. Araştırmalarda hakim olan görüşe göre hazar ürünleri oldukları kabul edilebilecek kuyumculuk eşyalarını gösterebilmek çok daha zor. Büyük

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 48)

bir olasılıkla, ob dolaylarında Kockiy Gorod da ortaya çıkarılan gümüş tabak Hazar kuyumculuk işi olarak kabul edilebilir. Bu tabağın kenarlarında karakteristik Saltovo tipi palmettalar bulunuyor. Tasvir edilen av sahnesini ise bir yoruma göre bir Türk kahramanlık destanının tasviri olarak kabul edebiliriz.

____________________

Eingrglattete Verzierung

Bu makale halen baskı altında bulunan, ortaçağda Doğu Avrupa Stepleri ve Karpat Havzası arkeolojisi kitabının (Die Archadog der steppe Frühmittelalterlichen Völkerschaften zwichen Volga und Donau, Böhlau Verlag, Wien-Köln) bir kısmıdır. Yer kıtlığı nedeniyle burada metne ilişkin olan oldukça geniş köynakçayı belirtemedim. Buna rağmen Türk meslakdaşlarım ve Türkçe bilen meslektaşlarım için bir enformasyon sunabildiğimi umuyorum.

(Csanad Balınt, Türk. Kültür Arş. Sayı: XXXVI/1 (Hazar’lara İlişkin Arkeolojik Araştırma) Sayfa: 49)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+3
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.