Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 02 Temmuz 2018 - 13:00
Son Düzenlenme Tarihi 02 Temmuz 2018 - 06:55
Harizm - Zeki Velidi Togan

Harizm - Zeki Velidi Togan

HARİZM

HAVARİZM, Amu-Derya’nın aşağı mecrasının her iki tarafında bulunan ülkenin ve bu ülkede, XIII. Asra kadar, dilini muhafaza ederek, yaşamış olan bir şarkı İran kavminin ismidir. Amu-Derya deltası, orta Asya’nın miladdan sonraki ve bilhassa İslam devirlerindeki hayatında olduğu gibi, miladdan mezopotamya’nın ve Afrika’da Nil deltasının rolüne benzer bir rol oynamıştır. J. Marquart Avesta’da zikredilen ve efsanevı İran vatanı olan Airyanemvaeco’nun Havarizm’de aranması icap ettiğini söylemiş ise de (Eranşahr, s. 155), bu fikrin yanlışlığını daha önce Nöldeke (ZDMG, LVI, 435 v.d.) izah etmişti. Zaten Hvarizmlilerin kendi rivayetlerine göre, onlar buranın asıl yerli ahalisi olmayıp, önce Amu-Derya’nın Özboy yatağı üzerinden Hazer denizine munsap olduğu yerdeki balhan dağları mıntakasında yerleşmiş, sonradan şimdiki Hvarizm ülkesi ne gelmişlerdir (bk. İbn al-Asir, IX, 267 ve Mukaddasi, BGA, III, 301). Buna göre, Hvarizmliler “şark padişahı” (yahut Biruni, al-Aşar al-bakiya, s. 35, str. 8: “türk padişahı”)’nın memleketinde askerı hizmette bulunurlarken, onun gazabına uğrayıp, bu vatanlarından 100 fersah mesafede olan aşagı Amu-Derya’da Kat (yahut Kas) mıntakasın agetirilerek, yerleştirilmişlerdir. Kendileri 400 erkek imişler; padişah da onları, 400 tük kızı vererek, evlendirmiş ve bu yüzden bunlar bir halita unsur teşkil etmişler, yani kendileri bir iranı kavim olduğu halde, yaratılış ve karakter itibarı ile türke benzemişlerdir. Balhan dağları mıntakası ile Kat (Hvarizm) arası filhakika 100 fersah kadar olduğundan ve bu rivayette de 400 hvarizmlinin “şark padişahı” na ait hücra bir ülkede, doğuda yerleştirildikleri söylendiğinden, hvarizmlilerin ilk vatının Balhan dağları mıntakası olduğuna dair Bin al-Asir’de naklolunan rivayetin Mukaddasi’deki eski Hvarizm rivayetinin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Hvarizmliler, bu ülkeye Selevk tarihinde 980 yıl evvel, yani 1292 (m.ö.) yılında gelmiş olduklarına ve Hvarizm’de medeniyetin bu tarihte başlamış olduğuna dair rivayetler nakletmişlerdir Gerçi Th. Nöldeke (SB Ak. Ween, phil. Histor. Kl., 1873, LXXIII; s. 485-489) ve Barthold (ZVO, XXI, 273) bu takvimin Biruni’nin “ilmı hesaplara” dayandırılan uydurması olduğu fikrini ileri sürmüşlerse de, bu fikirleri Biruni’de Hvarizm takviminin efsanevı İran kahramanı Siyavuş’a nisbetle 1200 (m. ö.) yılına ait bir tarih mebde’inden 92 yıl önce başlandığına dair kaydına dayandırıldığından, kabule şayan değildir. Her halde bu millı Hvarizm takvimi İran’ın efsanevı Siyavuş tarihinden 92 yıl önce başlamış ve Selevk takviminden evvelki devirler için kullanılmış ve sonraki devirler için ise, galiba, ya’nız Selevk takvimi istimal olunmuştur. Her halde hvarizmliler kendilerini aşağı Amu-Derya’da Selevk takviminden 980 yıl önce başlayan bir kültür hayatının amili olarak tanımışlardır ve bu husus, orta asya tarihinde küçümsenmesi ve “ilmı uydurma” olduğu zannı ile ehemmiyet verilmemesi caiz olmayan bir hadisedir.

Hvarizm ve hvarizmlilere ait tarihı kayda Herodot (III, 117)’ta tesadüf olunur. Buna göre, onlar Akes ( latınce eserlerde, msl. Amianus Marcelinus, XXIII, 6, 57’de: Ox=çin. Güyşüy=hvarizm. Ohş=türk. Öğuz) yani Amu-Derya nehri üzerinde vakı bir ovada, daha Ahamenılerin Türkistan’ı işgalinden evvelki zamanda, Hyrkan, Parth, Sarang ve thamanlara komşu olarak yaşayan bir kavim idi. Asya’da hvarizmlilerin ve zikri geçen 4 kavmin ülkelerine bitişik ve her tarafı dağlar ile çevrili bir ova var idi. Bu ova Ahamenılerden önce hvarizmlilere aid idi. Komşu dağlardan çıkarak akan büyük Akse bu beş kavme ait yerleri sulardı ve onlar bu nehirden alınan beş kanaldan istifade ederlerdi. Memleket Ahamenılerin idaresine geçtikten sonra, onlar bu kanallara kapılar (Yani barajlar) kurup, bunlardan istifadeyi kontrolları altına aldılar. Su yolları kapalı olunca, öteki ova da su altında kaldığı gibi, bu kanallar üzerinde yaşayan beş kavim de, tarlalarına su te’min etmek için, iranlılara muhtac kaldılar. Herodot’un bu rivayetinde dağlar arasında gösterilen bu geniş ova hvarizmlilere ait olmakla beraber, hvarizmliler tarafından işgal edilen ülkeye komşu olan ayrı bir saha olarak gösterilmiştir. Albert Herrmann (Alte Geographie des unteren Oxus-Gebietes, s. 31), bu Akes’i Harirud nehri diye izah etmiş ise de, Barthold (İstoriko-geografiçeskiy obzor İrana, s. 61) bu dağların şimdiki cenubı türkmenistan dağları, ovanını da bu dağların şimal tarafları olacağı ve bunların bir zamanlar eski Hvarizm’e tabi bulunduğu fikrini ileri sürmüştür. Fakat aşağı Amu-Derya’da bu nehrin ovadaki yataklarının şu veya bu şekli almasında amil olan Dahan-i Şir (Düldür-Atlağan) geçidi ve Sultan Üveys dağları ve Çın irtifaları da, araplar zamanında Cibal-i Hvarizm (“Hvarizm dağları”) tesmiye olunduğu gibi, Herodot’un bu rivayetinde de, cenubı Türkistan’daki dağlar ile beraber, “Hvarizm dağları” da “büyük ovayı” ihata eden dağlar cümlesinden sayılmış ve Amu-Derya [b. bk.]’nın “Kelif Özboyu”’ndan ibaret eski yatağı gibi, “Hvarizm Özboyu”’nun da bu Akes’in kollarını teşkil ettiği bir zaman tasvir edilmiş olabilir. Her halde bu rivayet Ahamenı istilasından evvel hvarizmlilerin zikri geçen dört komşu kavim üzerinde hakim vaziyette olduğunu ve nehirlerden kanallar açarak, sulama usulü il ziraat yaptıklarını göstermesi bakımından mühimdir.

Ahamenıler devrinde hvarizmliler, bunlara tabı kavimler meyanında, İran kitabelerinde, Herodot v.b. menbalarda zikredilirler. Herodot’un selefi olan hekataios’un Parthların şarkında oturan bir kavim olarak anlattığı hvarizmlilere ait ülkenin ova ve dağlardan ibaret bulunduğunu, burada her türlü çalıların yetiştiğini, baş-kentlerinin Horasmia ( ) olduğunu zikreder. Kelimesi, baş-kent ismi olarak, XIII. Asra kadar hep Kat şehrine itlak olunmuştur ki, harabeleri sağ Hvarizm’de şimdiki Şeyh Abbas Veli kasabası yanında bulunmaktadır. Hvarizmliler son Ahamenıler devrinde, her haled daha İskender gelmeden önce, İrana tabı olmaktan kurtulmuşlar ve bu tarihten sonra hiçbir vakit yeniden İran’a tabı olmamışlardır (Hasan Taki-zada, Gahşumari dar İran-i kadim, s. 142.)

Büyük İskender’in fütuhatına ait kayıtlarda, Pharasman isminde bir Hvarizm kıralı (Arriyan, Anabasis, IV, 15, 4-5) ve Pharataphern isminde bir hvvarizmli elçi (Quintus Curtius, VIII, I, 8) zikredilmiştir. İskender, baktra (Balh)’da iken, bu kıral, maiyetinde 1500 asker olduğu halde, gelerek, İskender’e itaat ve dostluk arzetmiş ve ülkesinin Karadeniz sahillerindeki koleh ve Amazonlar ülkeleri sınırlarına kadar uzanmakta olduğunu, iskender Karadeniz sahillerindeki kavimleri itaati altına almak isterse, kendisinin ona kılavuzluk ederek, ordusunun yiyeceğini te’min edeceğini söylemiş idi. İskender bu defa şimal yolunu takip etmeyeceğini anlaşmış, fakat Hvarizm kıralı ile bir dostluk ve askerı andlaşma akdetmiştir.

Biruni, Tahdid nihayat al-amakin adlı eserinde naklettiği eski Hvarizm tarihine ait rivayetlerinde, Hvarizm ülkesinin teşekkülü, medenietin, sulama ile ziraatın ve şehirler binasının şimdiki Amu-Derya’nın şarkındaki Sağ Hvarizm’de inkişaf etmiş olduğunu anlatmıştır. [bk. mad. AMU-DERYA, 423 v.d.]. Hekataios’un Hvarizm’in payitahtı olarak “Hvarizm” yani Kat şehrini zikretmesi buna uygundur. Batlamyus da hvarizmlilerin Oxus’un şarkında yaşadıklarını kaydetmiştir. 138-126 (m.ö.) yıllarında türkistan’da seyahat yapmış olan Çin generali Çian-Kien’den alındığı anlaşılan çin kayıtlarında, Güy-şüy (Amu-Deray) üzerinde binlerce li (=1/2 km.) uzaklığındaki yerlere, bu nehir üzerinden ve kara yolları ile, gidip, ticaret yapmakla meşgul olanbir kavmin yaşadığı ve burada beş K’ang-ku, (Maveraünnehr) vilayetinden birisi olan Yue-gien vilayet ve şehrinin bulunduğu zikredilir (Maveraünnehr) vilayetinden birisi olan Yue-gin vilayet ve şehrinin bulunduğu zikredilir (Hyacinth-Biçurin, sobranie svedenii o narodah obitavşih v sredney Azii, III, ı-ıo, 58, 246; Barthold, Svedenia Ob arlskom more, s. 19-25). Bu Yue-gien Amu-Derya’nın garbında bulunan sol Hvarizm’in merkezi olan Gürgenç (arap, curcaniya, türk. Ürgenç=şimdi Köhne-Ürgenç) şehri olarak kabul olunmaktadır. Yani sol Hvarizm’de kltürün II. (m.ö.) asra ve Sakaların cihan hakimiyeti devrine ait olduğu anlaşılan (bk. Z. V. Togan, Umumı türk tarihine giriş, s. 36, 160, 403) iran destanlarında da burası, merkez şehri olarak, zikredilmekterdir. Çinlilerin Tang sülalesi devrinde ise, hvarizm şimalde Ge-sa (Oğuz) kavmi ile komşu olan holisimi ülkesi olarak anılmış ve bu hvarizmlilerin, büyük arabalar kullanarak, muhtelif ülkeler egidip, ticaret yaptıkları kaydedilmiştir (Hyacinth, ayn. Esr., III, 246; Barthold, Svedenia ob Aralskom more, s. 19-25).

Birunı islamiyetten evvelki Hvarizm hukümdarlarına ait Hvarizm rivayetlerini nakletmiştir (al-Aşar al-bakiya, s. 35 v.d.). Buna nazaran, sülalenin ceddi, Afrig isminde birisi olup bunun oğlu Kat ve Fir (yahut Fil) isimleri ile maruf olan Hvarizm şehrini, Selevk takvimi ile, 616 (m. 304)’da bina etmiştir. Buna göre, Afrig III. Asırda yaşamış bir hukümdardır. Biruni’nin sözünden bu alimin bunları Ahamenıler ile bir asıldan gelmiş olduğunu zannettiği anlaşılabiliyorsa da, İskender’in muasırı olan Pharasmanes ile Afrig’in aynı nesliden glediğini gösteren hiçbir kayıt yoktur. Marquart (Festschrift für Edvard Sachau, s. 255) ise, İran’ın efsanevı Siyavuş’unun ismini hatırlatan Savuş (Çavuş) ismini kullandıkları görülen diğer K’ang-ku (Maveraünnehr) hukümdarları gibi, Hvarizm hükümdarlarının da Ak-Hunlardan neş’et ettiğini ileri sürmüştür. Son yıllarda eski Hvarizm şehirleri harabelerinde yapılan hafriyat esnasında bulunan eski Hvarizm sikkeleri arasında birinin üzerine yazı rus alimi S. Tolstov tarafından, S’vşpr MR’MLK pr’r Hzrn (“Hazarların mutlakı padişahı Savuşper”) şeklined okunmuştur (bk. S. Tolstoc, Monetı şahoc drenego Horezma, Vestnik drevney istorii, 1938, nr. 4, s. 125; Sovetskaya etnografya, 1946, nr. 2, s. 102-106). Çok cür’etkar görülen bu kıraate göre, bu Savuşper biruni’nin naklettiği Afrig-oğulları sülalesinde görülen Savuşfer olacaktir. S. Tolstov Biruni’de Şavuşfer’in oğlu ve halefi olarak gösterilen Türksbase (kitabın British Mussum nüshasında Türkistane) ismini de Türkistanate okumuş ve bunun Bizans kaynaklarında görülen Türkistanata ismi ile bir olacağını,bunun Hazar ve Hvarizm ülkelerini idare eden bir hukümdar olduğunu, kendisinin türk hukümdarları ile aynı menşe’den geldiğini ileri sürmüş ve Hazar hakanı yusuf’un mektubunda kendisine tabı şehirlerden biri olarak gösterilen Grgan’ın da sol Hvarizm’in merkezi Gürgenç olacağını iddia etmiştir. Arapların Hazarlar ile olan ilk muharebeleri esnasında Hazar ordularının baş kumandanı As-Tarhan isminde bir harizml iolduğu malum idi (Tabari, Annales, III, 378; Ya’kubi, Tarih, II, 446; J. Marquart, Ungarische Jahrb., IV, 271). İskender’in muasırı olan Hvarizm kıralı Pharasmanes bütün Hazer denizi ile şimalı Kafkasya’nın kendisine tabı olduğunu zannettiği gibi, VI. Ve VII. Asırlardaki Hvarizm kırallarının da, belki de Hazar ülkesi üzerinde siyası nufuz te’sis etmek için, kendilerini, Hazar hakanları gibi, türk hakanları neslinden gösterdikleri yahut Hazar hakanlarının nufuzu altında bulundukları kabul edilebilir bir iddiadır. Her halde Hvarizm devlet teşkilatında da, Hzaar ve GökTürk hakanlıklarında olduğu gibi “çifte kırallık” (bk. Z. V. Togan, İbn Fadlan, s. 271 v. d. ) usulü hakim olmuştur. Biruni (al-Aşar al-bakiya, s. 36)’de şahiyat ve vilayat kelimeleri ile ifade edilen bu hususiyeti S. Tolstov da tesbit etmiştir (Sov. Engor., 1946, nr. 2, s. 102-106).

Afrig-oğulları neslinden gelen Hvarizmşahlar. Miladı 717’de ülkeyi araplar fethedince, bunlar tarafından, vilayet’den mahrum edilerek, yalnız şahlık uncanını haiz olmak üzere, hvarizmşah bırakılan İskecmük, 13. batınad, büyük ceddi Afrig’a ulaşır. Bunların şeceresinin doğruluğu İskecmük’ten sonra hvarizmşah olan Şavuşfer'in isminin Çin tarihlerinde de görülmesi ile sabit olmaktadır. Tang sülasesi tarihine göre, bu Şavuşfer (çin yazısı ile Şao-şe-fen) 751 yılında, yani çinliler garbı Türkistan’da Talas ve Taşkent’e kadar ilerileyip, araplar ile yaptıkları savaşta mağlup oldukları sene, Çin’e elçi göndermiş idi (bk. E. Chavannes, Documents sur les Turcs Occidentaux, s. 145). Bu sülaleden, islam devrinde hukümranlık eden Hvarizmşahlardan biri sıfatı ile, Biruni’de zikredilen Muhammed b. ‘İrak’ı Abbası halifesinin elçilik katibi İbn Fazlan, 921/922 kışında, Hvarizm üzerinden İdil Bulgarlarına giderken görmüş ve onunla konuştaklarını anlatmıştır. Kat’ta oturan bu Hvarizmşah Saman-oğullarına tabı olmuş ise de, bu ülkeden geçerek, tür diyarına girmek için müsaade verip-vermemek hakkının kendisine ait olduğunu anlatmış, yalnız elçiliğin Bulgar’a seyahati ve Hvarizm emırinin de buna müzahereti amir al-mu’minin (al-Muktadir bi’llah)’in kat’ı emri olduğunu söyleyip, onun mektubu gösterilince, Muhammed b. ‘İrak da elçilere yollarına devam etmek müsaadesini vermiş idi. Bunu müteakip hey’et Hvarizm (Kat)’den, nehir yolu ile, Cürcaniye’ye gitmiş ve havalar ısınıncaya kadar, bu şehirde kalıp, 3 mart 922’de bozkırlara doğru hareket etmiştir. Halife al-Maktadir bi’llah horasan umumı valisi Naşr b. Ahmed Samani’ye kendisinin Hvarizm’deki valisine (yani Muhammed b. ‘İrak’a) elçiliğe dokunmamak hakkında, bir de “Türk kapısı” kumandanınada elçiliğe, Bulgar’a giderken, refakat edecek muhafız kıt’a terfik etmek hakkında mektuplar vermek hususlarını emrederek, mektup yazmış idi (İbn Fadlan, s. 4). İbn Fazlan diğer bir yerde ( 17) bu “Türk kapısının” Cürcaniye’nin garbında bir günlkü mesafede Oğuzlar ülkesine götüren yolun başında (Hudud al-alam ise, Gürgenç=Cürcaniye’nin kendisine “Türk kapıs” adını vermektedir) bulunan Zamvan rıbatı olduğunu söylemektedir. Bu Zamcan’da Samanı emırine tabı kuvvetli hudut muhafız kıt’aları olduğu anlaşılıyor. İbn Fazlan’ın kısaca anlattığına göre, hudut muhafaza kumandanı halifelik tarafından elçiliğe verilmesi istenilen refakat kıt’asını vermiş ve bu askerler Yayık (Ural) vilayetinde elçiliği ve ticaret kervanını Başkırtların taarruzundan korumuştur (İbn Fadlan, 37). Fakat Zamean’da “Türk kapısı” muhafızı olan kumandanın elçiliğin işlerine müdahale ettiğine yahut Hvarizmşah’ın Hvarizm ülkesindeki idaresinden ayrı bir idare kurmuş olduğuna dair, İbn Fazlan’da hiçbir işaret yoktur. Her halde Cürcaniye şehri Muhammed b. ‘İrak’a tabı bulunuyordu. Hvarizm’in merkez mıntakasında, Kat’tan Cürcaniye’ye giden nehir yolunda, Hazarasp’ten 17 ve Cürcaniye’den 14 fersah mesafede kain olan (bk. Z. V. Togan, İbn Fadlan, s. 108; hamd Alah Kazvini, Nuzhat al-kulub, s. 177; Yakut, mad. Arşahuşmiten) ve şimdiki kılıç-Niyaz-Bay ve Taşhavuz civarında bulunduğu anlaşılan Artahuşmiten kasabası Abbası halifesinin vezırlerinden ibn al-Furat b. Musa isminde bir hıristiyan vekil vasıtası ile idare etmiş; kendisi azlolunup, emlaki müsadere edildikten sonra, halife tarafından bu zay’a’nın idaresi Ahmed b. Musa al-Hvarizmi isminde yeni bir vekile devredilmiş; halife Muktadir bi’llah İdil Bulgarları ülkesinde yaptıracağı kalelerin inşa masrafları ile Bulgar’daki müslüman ulemasının maaşlarının ve bundan başka Bulgar hanına halifeden, hediye olarak, 4.00 dinar kadar bir meblağın da Artahusmiten varidatından verilmesini emretmiş, fakat İbn al-Furat’ın vekili bu meblağları vermeği, desıse ile, geciktirmiş, hatta bu hıristiyanın kendi yerine tayin edilmiş olan yeni vekilin arap elçileri Hvarizm’de iken, buraya gelmemesi için, Naşr b. Ahmed’in uyanık olmasına rağmen, Horasan tarafındaki hukumet me’murları vasıtası ile tertibat almış ve muvaffak olmuş olduğunu da İbn Fazlan ( 1, 4, 5, 48)’dan öğreniyoruz. Bu kayıtlar Hvarizm’deki Artahuşmiten şehir, belki d vilayetinin varidatının, Abbası halifesinin dış siyasetinde büyük rol oynayacak kadar, zingen olduğunu ve onun her halde hvarizmli bir hıristiyan olan müdürünün Bagdad hukumetine kafa tutacak kadar kudretli olduğunu göstermektedir. Artahusmiten’i ziyaret etmiş olan Yakut, bu şehri ön Asya’daki Nuşaybn şehri ile mukayese etmekte, fakat bu Hvarizm şehrinin, Nuşabin’e nisbetle, daha mamur ve ahalisinin daha çok olduğunu kaydetmektedir. İbn Fazlan’ın b ukayıtları, Abbası halifeleri devrinde eski Afrig oğulları sülalesine mensup olanlar, vali sıfatı ile ve Cürcaniye’deki hudut muhafızları da asker sıfatı ile, Buhara’daki Saman oğullarına tabı oldukları haled, tekmil Hvarizm ülkesinin iç idaresinin Hvarizmşah’ın elinde kaldığını, İbn al-Furat’ın hvarizmli hıristiyan vekilinin hukumet içinde hukumet sürdüğünü göstermesi bakımından, çok mühimdir.

Ma’mun oğulları.

Çok geçmeden, vaziyet değişmiştir. Saman-oğulları bozkır ile ticarette ehemmiyeti gittikç artmakta olan cürcaniye’nin idaresini bizzat kendilerine tabı ayrı bir valiye tevcih temişler ve b valiler de vilayet, irsı bir sülale sıfatı ile, idare etmişlerdir. Malum olan ilk vali abu’l-Abbas Ma’mun b. Muhammed isminde bir zat olduğundan, bu sülaleye Ma’muniler denilmektedir. Bunların Baranlı Türk uruğundan neş’et etmiş olmaları muhtemeldir (bk. Z. V. Togan, Umumı türk tarihine giriş, s. 58, 59, 181, 416, 440). Mevcut sikkelerine ve tarihı kayıtlara göre, Ma’mun b. Muhammed 385-387 (995-997), oğlu Abu’l-Hasan Ali b. Ma’mun 387-406 (997-+0+5), bunun biraderi Abu’l-Abbas Ma’mun b. Ma’mun 406-409 (1015-1017), Ali’nin oğlu Abu’l-Haris Muhammed b. ‘Ali 409 (1017) senelerinde huküm sürmüşlerdir (A. Markov, Zapiski numismat. Cidel. Russkin arheolog. Obşç., I, 80). Ma’mun b. Muhammed merkezi Cürcaniye (Gürgenç) olan “sol Hvarizm”’i idare eden Afriğ-oğlu Hvarizmşahlar ile çarpışmağa başla’ı. Hvarizm’i Muhammed b. ‘İrak’ın torunu ‘Abu ‘Abd Allah Muhammed b. Ahmed idare ediyordu. Alim ve edipleri himaye eden bu iki hukümdar arasında 385 (95) senesinde başlayan savaşlardan Biruni “Hvarizm’in iki büyüğünün doğurduğu teşvişler” diye teessüfle bahseder ki, bu yüzden kendisine 384 ve 385 senelerinde Hvarizm (Kat) şehrinin cenubunda Buşkatir ismindeki bir köyde vücuda getirdiği 15 arşın kutrunda bir yarım-küre ile yapmağa başladığı rasad işlerini tatil ederek, bir müddet vatanından ayrılmak icap ettiğini ve bu yüzden “diğerlerinin kuskançlığını mucip olan dünya (mansup, siyaset) işlerinden” uzaklaştığını, fakat Abu’l-Abbas Hvrizmşah (yani Ma’mun b. Muhammed) tarafından himaye görerek, tekrar ilmı işleri ele aldığını zikreder (bk. Z. V. Togan, biruni’s picture of the World, New-Delhi, 1949, s. 59). Filhakika 996 senesinde bu mücadele Hvarizmşah Muhammed b. Ahmed’in mağlup olması ve her iki Hvarizm’in Ma’mun b. Muhammed’in idaresinde birleştirilmesi ile sona erdi. Memleketi 50 sene tam refah içinde yaşatan Muhamed b. Ahmed (bk. Abd al-Malik al-Şa’alibı, Lata’if al-ma’arif, nşr. P. De Jong, 1867, s. 79, 80) üzerinde kazanılan bu zafer Ma’mun’un, askerı kuvvet bakımından faikiyetinden ziyade, cürcaniye (Ürgenç)’nin bütün ülke ticaretinde kazandığı yüksek mevki ile izah edilmelidir.

Ma’mun b. Muhammed gibi, onun oğuları ‘Ali ve Ma’mun da hvarizmşah unvanını aldılar ve her ikisi Abu Sahl, İbn Sina, Biruni ve Abd al-Malik al-Şa’alibi gibi, büyük alimleri himaye etmekle, bunların eserlerinde medh ü sena ile zikredilirler. Ma’mun b. Muhammed alim ve şair bir zat idi, kendisinin bazı arapça şiirleri ve vecızeleri bize kadar gelmiştir (Sa’alibi, Yatımat al-dahr, Beyrut, IV, 159 ve ayn. S. 30). Biruni Ma’mun b. Ma’mun’un vezıri yahut devlet işlerinde müşaviri idi (bk. Abu’l-Fazl al-Bayhaki, Tarih, nşr. Morley, s. 841, 844). Bugün Ürgenç harabelerinde ayakta duran büyük minarede Ma’mun b. Ma’mun’un bunu 501 (1010/1011) ‘de bina ettirdiğini bildiren arapça yazılı kurşundan bir kitabe bulunmaktadır (ZVO, XIV, 015). Ma’mun’un 408 safer (1017 temmuz) ayında katli üzerine, memleketi Mahmud Gaznavi’nin eline geçti. Eski Afrig-oğulları neslinden gelen Abu Naşr manşur b. Ali b. İrak, Ma’mun oğulları sülalesi münkarız olup, Hvarizm Mahmud Gaznavi’nin idaresine geçtiği zaman dahi hayatta idi. Biruni kendisinin üstadı ve zamanının büyük alimi olan bu Abu Naşr Manşur’dan hvarizmliler arasında en muhterem zat ve “amir al-mu’minin’in mevlası” yani Abbasi halifesi nezdinde bir nevı “kapı-kulu” zadeganı diye, sonsuz hayranlık ile bahseder (Abu Naşr’ın nesebi ve eserleri için bk. Z. V. Togan, İbn Fadlan, s. 10; Max Krause, Die Spharik von Menelaos, in der Verbesserung von abu Naşr Manşur b. İraq, Berlin, 1936, s. 109-116).

Eski Hvarizm medeniyeti.

Biruni Hvarizm’in kendisine has bir kültürü olduğunu söyleyerek, Hvarizm dilinden ve bu dilde yazılmış eserlerden bahseder; ayrı dinleri ve din alimleri olduğunu, arapların, ülkeyi işgal ederken, bu kültürü imha ettiklerini kaydeder (al-Aşar al-bakiya, s. 36, 48). İslamiyetten önceki Hvarizm din alimleri, ahbar tabiri ile, Tabari (II, 1237)’de de zikrediliyor. Biruni hvarizmlilerin kullandığı eski bir İran takvimini ve bayramlarını da mufassal surette anlatmıştır. Burada zikri geçen ay ve bayram isimleri eski Hvarizm dilinden kalan yegane nümuneleri teşkil ediyordu. Nevruz’u İran ve Buhara nevruzundan üç hafta önce gelen bu takvim, Hvarizm medeniyetinin, mazdeizm esasına dayanmakla beraber, orijinal br medeniyet olduğunu göstermiş e zamanımızda bazı mühim tetkiklerin (bk. J. Marqart, Untersuchungen von Eran, s. 215 v.d. ve S. H. Takı-zade, Gahşumari der İran-i kadim, s. 142-147, 196-206, 291) mevzuunu teşkil etmiştir. Biruni’nin zamanında umumiyetle müslüman olan hvarizmliler arasında zerdüt kültür izleri, ancak bazı halk örf ve adetleri şeklinde, baki kalmıştır. Bununla beraber, bu dine mensup hvarizmlilerin bulunduğu da görülürdü.

Bunlardan başka Hvarizm’de yerli hıristiyanlar da var idi. Bunlar orta Asya’da yayılan nasturı mezhebine değil, ortodoks milkaye (melkit) mezhebine mensup idilir. Biruni’nin bu Hvarizm hıristiyanlarına ve yortularına ait verdiği malumat son zamanlarda şark hıristiyanlığı mes’elelerini aydınlatan bir çok tetkiklerin meydana gelmesine vesile olmuştur (İ. Kraçkovskiy, Ebermann, R. Grahmann ve A. Baumstark gibi alimlerin eserleri için bk. mad. BİRUNİ, s. 647). Hvarizm ( ) hıristiyanları miladı VII. Asırda Kırım Goth (Doros) metropolidliğine tabı idi (S. Tolstov, Sovyetskaya etngrafiya, 1946, s. 90); yunanca slav dillerinde koliagka, rumen. Kolinda denilen yeni yıl yortusunu Hvarizm hıristiyanları da tutuyorlardı; Biruni bunu ismi ile kayıt ve tavsif etmiştir ( s. 288, 296). Bu keyfiyet Hvarizm’e hıristiyanlığın, Pontus sahası ile temas neticesinde ve şimal yolundan gelerek, yerleştiğini göstermektedir. Bu hıristiyanların mikaye mezhebine mensup olmaları da bundan ileri gelmiştir. Hvarizmliler Hazer denizinin cenubundan ziyade şimalinde faaliyette bulunmuşlardır. Arap istilasından sonra sözü ülke ismi sayılıp, kavim ismi olarak hvarizm şekli kullanılmış ise de, daha önce bu isim (sogd ve tohar isimleri gibi) kavim ismi idi; bu kavim gittiği her yerde bu ismi taşımıştır. Şarkı Avrupa’da bu isim daima kavim ismi olarak kalmıştır. Hvarizmli kolonistler hvalis ismi ile Tuna’daki Peçenekler arasında, bunların bir müslüman kolu olarak ve Mavaristan’da Kalis ( ) ismi altında, yine müslüman, kısmen de musevı tüccar bir kavim (bk. Z. V. Togan, İbn Fadlan, s. 217-219; TM, VII-VIII, 351 v.d.) olarak zikredilirler. Macaristan’da bunların bir kısmı Sava nehrinin sağ sahilindeki müstahkem mevkilerde yaşıyorlardı. Rus vak’anüvisi Nestor bunları İdil Bulgarlarına akraba bir kavim diye, yine Hvalis ismi altında zikretmiş, Hazer denizine “Hvalis denizi” ve “Hvalin (yahut Hvalim) denizi” ismini vermiştir. Bu yüzden orta İdil’de bu gün dahi mevcut Hvalin şehrinin bir eski Hvarizm kolonisi bakiyesi olacağı ileri sürülmüştür (bk. P. Lereh, Khiva oder Kharezm, Petersburg, 1873, s. 55)

Hvarizmlilerin İdil munsabındaki Hazar şehirlerinde yaşayanları, Hazarların bir kısmı sıfatı ile, “Hvalis Hazarları” ismi altında zikredilirler (şarkı Avrupa’da bu ismin böyle ısrar ile ve birkaç kavim tarafından hvalis olarak söylenmesi, hvarizm kelimesinin bazan r ve bazın l ile telaffuz edildiğine delalet ettiği gibi, eski irancası huvaruzmiya olduğu iddia edilen hvarizm kelimesinin sonundaki m’nin, hvarizmce cemi edatı olan n (bk. Zap. İnst. Vostokov., VII, 314) gibi, bir edat olması ihtimalini varid gösterebilir. Hatta Hazarlarda hakim olan çifte kırallık sisteminde bir halis tarhan, “hakanın naibi” (malik) olarak, kaydedilmiştir. (bk. Z. V. Tgan, ibn Fadlan, s. 218). İdil Bulgar ve hazarları ile pek sıkı ihtilatları neticesi olacaktır ki, hvarizmliler İbn al-Kalbi’de Hazar, Yazar, Barsul (yani Bulgarların dört uruğundan biri olan Baraçolı, Baraç-oğlu) ile Hvaizm dört birader gösterilmişlerdir (Z. V. Togan, İbn Fadlan, s. 219). Şarkı Avrupa’da hvarizmliler en çok Hazarlar ve İdil Bulgarları sahasında yaşamış görünüyorlar. İbn Fazlan ziyaret ettiği zaman, Bulgarlarda hvarizmli kadınlar var imiş ve bunlar burada daha temelli olarak yerleşememiş olan müslümanlığı temsil ediyorlarmış (karısı hvarizmli olan bir bulgarın cenazsi, islam adetine göre, yıkanmıştır; bk. ayn. Esr., s. 76). Hvarizmliler islam devrinde bozkırlarda musurman yahut busurman (“müslüman”) ismi ile maruf idiler; Plano carpini’De de bu isim altında zikredilirler. Musurman’ın hvarizmlilerin kendi telaffuzlarına göre vücuda gelmiş bir şekil olduğu bu dile ait vesıkalardan anlaşılmıştır. Bulgar ülkesinde busurman, Ürgenci ve Urnas (Ahmed Tusi’de) isimleri ile zikredilen şehir yahut köylerin ve Bulgar’ın şimalinde, Kama havzasında eskiden müslüman olduklarını hatırlayan Busurmanların mevcudiyeti, buralara yerleşen hvarizmli tüccar kolonilerinin izlerini teşkil etmektedir (bk. Z. V. Togan, ayn. Esr., s. 219).

Hvarizm’de musevılik de yer tutmuş idi. Bu da hvarizmlilerin Hazalar ile sıkı teması ile izah edilmektedir. İbn al-Kalbı’de Hazar, Barsula, Yazar ve Hvarizm, ibrahim peygamberin oğlu İshak’ın dört oğlu olarka, zikredilmişlerdir (Z. V. Togan, ayn. Esr., s. 219). Hvarizm ülkesi harabelerinde son zamanlarda yapılan hafriyat esnasında bulunan sikkeleri inceleyen S. Tolstov aramı asıldan geldiğini ileri sürdüğü Hvarizm millı yazısının VIII. Asırda, yahdi kültürü te’siri ile, murabba bir şekil aldığını söylemiştir (S. Toltov, Monetı şahov drevnego Horezma, Vestnik drevney istorii, 1938, nr. 4, s. 120). Mamafih islam devrindi musevılik Hvarizm ülkesinde tutunamamıştır. Biruni de burada bir yahudi kalabalığı bulmamıştır (K. İnostrantsev, O do musulmanskoy kulturı hivinskago oazisa, s. 2, 1-4’te Hvarizm yahudilerini muhalegalı bir ifade ile anlatırsa da, söyledikleri ciddı bir delile dayanmamaktadır).

Hvarizmlilerin kendilerine has ölçü ve para sistemleri var idi (bk. Z. V. Togan, ayn. Esr., s. 113 v. d., 116-118 ve Türk tarihine giriş, s. 117, 118, 426 v.d.). Kalın ve yüksük duvar ile çevrilmiş müstahkem şato ve evlerde oturan dihkanlar bütün memlekette, köyden ziyade, ayrı ayrı çiftlik hayatı sürüyorlardı; arna ve yab denilen, sonra türklere geçen büyük ve küçük kanal sisteminin idare memleketin müşterek cemiyet hayatına temel olmuş idi. Hvarizmlilerin örf ve adetleri, kıyafet ve karakterleri (XI. Asır)’nin naklettiği imalumata göre, hvarizmlilerdindir hamiyet ve mürüvvet sahibi insanlardır; onlarda temkin ve vakar hakimdir. Müslüman olmayan türklere karşı harp ederler. Kendi haysiyet ve şereflerine tecavüze müsamaha etmezler ve memleketlerinde ancak adalet icra eden hukümdarı, padişah olarka, tanıyıp, ona itaat ederler. Dilleri güçtür ve konuşmalarında en çok işitilen ses z’dir. Sefer ve seyahati severler (bk. Z. V. Togan, ayn. Esr., s. 125). Boyları uzun, şişmanca, başları ve alınları geniş idi (Yakut). Kendi rivayetlerine göre, anneleri türk olduğunda”, türke benzemişler, simalarında türk eseri, ahlak ve tabiatlarında türk unsuru galip gelmiş ve türkler gibi dayanıklı ve kanaatkardırlar; bundan dolayı, iranlılar ve araplar tarafından, türk zannı ile esir edilerek, satılırlarmış; bunun önünü almak için, babalar çocuklarının kafalarını, türklerinkinden farklı yapmak maksadı ile, iki taraftan kum torbaları asarak, bastırır ve genişletirlermiş. Böylece kafa tasları türklerinkinden farklı bir şekil almıştır (Mukaddasi, s. 285 v. d., Yakut, mad. Hvarizm; S. Volin, Mateyalı poistorii türkmen i türkmenii, I, 1939, s. 186’da, Mukaddasi’deki bu kafa şeklinin değiştirilmesine ait kısmı izah etmiştir). Bunun neticesi olsa gerektir ki, hvarizmliler araplara çok garip görünmüş ve şair Lahham da onlar hakkında: “Hvarizmliler adem cinsinden değil, behaim cinsindendir; onların çizmeleri ve başları gibi bir şeyi bu dünyada gördün mü? Eğer büyük babamız Adem onları kendi evladı sayıyorsa, o haled biz Adem evladı değiliz demektir” demiştir (Yakut). Her halde hvarizmliler, türkler gibi, uzun saçlı idiler; araplar gelince, tahkir maksadı ile, bunların prenslerinin saçlarını kestirmişlerdir (Tabari, II, 1525). Bundan başka devlet teşkilatları da türklerinkinin aynı, yani çifte kırallık şekli idi. Hvarizmlilerin kıyafetlerinde bilhassa uzun tüyleri dışarıya konulan geniş kalpaklar ve kalın çizmeler göze çarpıyordu. Diğer şarkı İran kavimlerinde oldğuğu gibi, hvarizmlilerde de mahbup dostluk revacda idi ve komşu Türkler onların bu adetlerinedn nefret ederlerdi (İbn Fadlan, 27). Hvarizm ahalisi her devirde fikir hürriyetinin aşıkı kalmış, camilerinde kelam mes’elelerine dair serbest münakaşalar yapmaktan hoşlanmış (Zakariya Kazvini, Aşar albilad, nşr. Wüstenfeld, s. 253) ve en liberal fikirlere karşı gösterdikleri müsamaha ile, Yakut Hamavi ve Fahr al-Razi gibi, alimleri hayrette bırakmıştır. Bu cihetten bu memlekette hakikı manası ile, mutezile mezhebi intişar etmiş ve bu mezhebe mensup büyük fakıh ve müfessirler ile kelam alimleri yetişmiştir (Mahmud Zamahşari ve onun talebelerinden Muvaffak Hatib Hvarizmi ve Matarrizi gibi alimler için bk. Der Islam, III, 220). İbn Fazlan’ın ziyareti esnasında burada, Abbası halifelerine tabi diğer islam ülkelerinden farklı olarak, Emevıler zamanındaki an’ane yaşıyor ve her namazdan sonra ‘Ali tel’in ediliyordu (İbn Fadlan, 12). Hvarizm’de hıristiyanlarda serbestıden faydalanırlardı; aralarından devlet ve idare işlerine iştirak ettirilenler de var idi. İslam mezheplerinden bidayette şafi’ı mezhebi yayılmış ise de, sonradan hanefılik galip gelmiş, şafi’ı mezhebi (XIII. Asırda) ancak Hive taraflarında kalmıştı. Hvarizmlilerin en bariz ve kayda şayan vasfı, şark milletlerinde pek görülmeyen dikkat, işte sebat ve vukuf, usul ve disiplin sevgisidir (bk. ZDMG, XC, 30).

Hvarizm dili.

Hvarizmlilerin daha XI. Asırda, kendi aralarında mektuplaşmada kullanılan bir yazı diline sahip oldukları Abu’l-Fazl al-Bayhaki (Tarih, nşr. Morley, s. 842)’nin bir kaydından anlaşılmaktadır. Arap coğrafyacıları (İştahri, s. 304; Mukaddasi, s. 335) Hvarizm dilini, başka kavimlerce anlaşılmaz bir dil olarak, kaydederler. Bin’ Fazlan ( 11), hvarizmlilerin lisan ve simalarının çirkin olduğunu, bunlardan Kerdeliye (Kerder) kasabası ahalisinin dilinin ise, kurbağaların vak-vaklarına bezediğini söylemektedir. Bazı eserlerde Hvarizm dilindten münferit kelimelere tesadüf edilmekte idi (msl. Mukaddasi’de: hvar “et”, rezm “odun”; Yakut’ta: nuz kat “yeni kasaba”; Sam’ani’de: enbijek “dış”; İbn Fazlan’da: pekend “ekmek”, tazça “dirhem”; Biruni’de ay ve bayram isimleri, yine onun Camihir ve Şaydana adlı eserlerinde Hvarizm dilinde bazı maden ve nebat adları görülür). Gerçi Biruni bunlmarı “fars ağacının dallarından biri” olan bir kavim diye tarif etmişti; dillerinin eski İran dilleri ile akraba olduğu da aşikar idi; bununla beraber, bu münferit kelimelere bakarak,bu dilin kuruluşu ve mahiyeti hakkında kesin hüküm vermek kabil olmayordu. W. Borthold (İstoriya oroşenya Turkestana, s. 77) şarkı türkistan hafriyatında meydana çıkan aryanı dil vesikalarından birinin hvarizmce olabileceğini söylemiş idi. Sonraları bu dile ait 500’den fazla ayrı cümle ve kelime, arapça ve farsça karşılıkları ile birlikte, Zamahşari’nin Mukaddimat al-adab adlı eserinde ve XII.-XIII. Asırlarda yaşayan hvarizmli fakıhlerden ‘Ala’ Tarcumani ve Muhtar al-Zahidi’nin fıkha dair eserlerinin Türkiye kütüphanelerinde mevcut nüshalarında ve Camal al-Din al-İmadi al-Kardari’nin fıkıh kitaplarında görülen bu nevı hvarizmce cümleleri izah etmek maksadı ile, bu dilin Hvarizm’de artık unutulduğu XIV. Asırda te’lif ettiği ayrı risalesinin yine İstanbul kütüphanelerinde bulunan nüshalarında keşfedilmiştir (bk. Z. V. Togan, Chwarezmische Satze in einem arabischen Fighwerke, Islamica, 1927, III, 190-213; ayn. Mll., Über die Sprache und Kultur der alten Chwarezmier ve W. Henning, Über die Sprache der Chwarezmier, ZDMG, 1936, XC; Berichte der VIII. Deutschen Orientalistentag zu Bonn, s. 27-33). Bu keşifler neticesinde Hvarizm dilinin şarkı İran dillerinden biri olduğu, Avesta, Sogd, Yagnub ve Oset dilleri ile münasebeti meydana çıkmıştır. Arap harfleri ile yazılırken, Hvarizm dilinin sesleri arap alfabesine ayrı harfler ilavesi ile, msl ve yanında ve yanında ve ve ve yanında ve yanında ve ve yanında harfleri bulunmaktadır. W. Henning bunlardan ve harfleri ile Oset dilindeki iki sese muadil iki Hvarizm sesinin, diğer harfler ile de soğdca ile müşterek seslerin ifade fikrindedir. Türkçeye de geçen hvarizmce ahşam kelimesini yazarken, kullanılan harfi hş’ye tekabül etmektedir. Zamir şekillerinden birinci şahıs as (Gen. Mana), soğdcadaki arzu (Akk. Ma)’ya ve Avesta’daki şekillerine benzetmekte ve şahıs mülkiyet lahikalarında (f. Piş-em, peet, piş-eş yerine) mapiş, vapiş ve hipiş sekilleri görülmektedir. Fiil şekillerinden kam edatı ilavesi ile yapılan gelecek zaman soğdca ile müşterek olduğu halde, praes., praes. Konj. Ve imperfekt şekillerinde 3. şahıs cem. R ile (msl. “vermek” manasındaki hipr’den hi rir, hi rar ve ha rar) Avesta ve Saka dili ismi verilen eskri Hoten ve Yagnub dili ile müşterek olduğu halde, hususlarda soğdcadan ve Oset dilinden ayrılmaktadır. Misal olarak bir cümle: kimi hibribkam i zirni ni di ac ev iş harc nikkam pahi ispani hinamkan “eğer sen bana bu altını verirsen, ben senden (senin hesabına) bir iş (mangır) bile sarfetmem, ben bu altın ile demir satın alırım”.

Dil vesıkaları arasında kültür ıstalahları da vardır. Bu eserler yazıldığı devirde (XIII. Asrın başında) Hvarizm’de “ihtiyarlar için mektepler” de mevcut idi ve bunlara hvarizmce pazir mujikanç denilirdi. Aynı dil vesıkalarından Hvarizm’in eski sikke sistemi (iş, tazça, zirni) ve ölçüleri (miskal, dirham, suh, gur ve gar; bk. Z. V. Togan, Umumı türk tarihine giriş I, 426 v.d.) de zikredilir; bunlar hakkında Katib al-Hvarizmi, Biruni, Zamahşari, Matarrizi v. b.’da malumat vardır. Bunların XIII.-XIII. Asır fıkıh kitaplarında zikredilmesi bu sikke ve ölçülerin bu eserlerin yazıldığı devirdi, eskisi gibi, kullanıldığını göstermektedir.

Eski Hvarizm’de şehir hayatı. İslamdan önceki şehirlerden ancak Kat, Gurgane, Hazarasp, Kereder ve Hamcard malum olup, hafriyatta meydana çıkan şehirler hep bugünkü harabelerinin taşıdığı isimler ile tesmiye edilmektedirler. Biruni, Tahdid nihayatal-amakin’inde şimdiki sol Hvarizm’de kültür hayatı başlamadan önc,e Hvarizm ülkesideki medenı hayatın Amu-Derya’nın şarkında sağ Hvarizm’e münhasır kaldığını, o zamanki ismi ile Şeytan-Bendi (Sakr al-Şatan, aynı zamanda hvarizmce div fitna= ; krş. Pitnek ismi; bazı nüshalarda şeklinde yazılmıştır; İran destanındaki ismi ile Famm al-asad, Dahan-i şir), şimdiki türkçe ismi ile Düldül-Atlagan bogazı yanından şark istikametinde Farab (Mukaddasi’de: Farab-sar)’a doğru akan Fahmi yatağı üzerinde 300 kadar şehir ve kasaba kurulmuş olduğunu ve bunların harabelerinin kendi zamanında mevcut olduğunu zikretmiştir [bk. mad. AMU-DERYA, s. 422]. Ben bu kanalın yahut yatağın bugünkü Güldürsün-Kala, Taman-Kala ve Ayaz-Kala harabeleri mıntakasında olacağını tahmin etmiştim (s. 424). Rus ilim akademisi tarafından, eski Hvarizm kültür bakiyelerini araştırmak için, bir hey’et ile gönderilen S. Tolstov’un bu sahada yaptığı araştırmalar neticesinde, bu fikir teeyyüt etmiş ve çok mühim neticeler elde edilmiştir. Bu zat 1937 yılında yaptığı hafriyat ile, sa Hvarizm’de Berküt-Kala mıntakasında, V.-VII. Asırlara ait 60 kadar müstahkem kale ve şato enkazı keşfetmiş, bir çok Hvarizm sikkeleri bulmuştur; Güldürsün-Kala ve Kuvad-Kala kalelerinin X.XII. asırlara ait olduğu Narıncan-Baba harabelerinde 712 (1311/1312) yılına ait Muhammed b. Musa b. Davud Abu ‘Abd Allah isminde birinin mezar taşı keşfedilmiştir (Vestnik drevney istorii, 1938, nr. ½; Sovetskaya arheologiya, 1940, VI, 168-189). S. Tolstov’un 1938 yılında, özbeklerden Gulam-oğlu, Ali-zade ve Mamlı oğlu ile birlikte, yaptığı ikinci seferinde Berküt-Kala sahasında II. (m.ö.) binin sonu ve I. bin senelerine icra edilerek, cesurane tarihlendirilen keramik ve tunçtan eserler bulmuştur. Kelte-Münar mevkiinde bulunan ve en çok balıkçılık kültürünü gösteren eserler de 1100 (m.ö.) yıllarına ait olarak tarihlendirilmiştir. Canbas-Kala mevkiinde bulunan eski Hvarizm’in V.-IV. (m.ö.= asırlara ait müstahkem kalelerinin enkazı arasında 100’den fazla heykelçikler bulunmuş ve burasının kültürüne, kaşifi Tolstov tarafından, “Hvarizm helenizmi” ismi verilmiştir. Aynı kültüre Ayaz-Kala’da da raslanmış e burada Küşan hukümdarı Kanişka’ya ait bakır paralar bulunmakla, bu kültürün miladı I. asra ait oludğu anlaşılmıştır. Duman (yahut Taman) Kala’da da islamiyetten evvelki zamana ait sikkeler bulunmuştur; Güldürsün-Kala ve Berküt-Kala civarında Gulam-oğlu tarafından yapılan hafriyat bu iki harabenin yerinde bulunan eski kalelerin aynı “büyük kanal” üzerinde olduğunu göstermiş ve burada Afriglar devrine (VII.-VIII. Asırlar) ait 96 kadar şato harabesi keşfedilmiştir. Her halde Biruni’nin bahsettiği Fahmi yatağı bu “büyük kanaldan” ibaret olacaktır. Burada Teşik-Kala harabelerinin şimal-i şarkısinde 36 numaralı alçıdan kemik sandukası bulunmuş ve ölülerin ev içinde defnolunduğu anlaşılmıştır (S. Tolstov, Horezmskaya ekspeditsiya 1939. goda, Kraktiye soobşçenya instituta istorii materyalnoy kulturi Akademii Nauk, 1940, IV, 70-79). 1939 seferinde sol Hvarizm’de Cermen-Yab kanalı üzerinde yapılan hafriyat ve bulunan eserler buralarının Helen ve Küşan devirlerinde mamur bir saha olduğunu ve kanallar ile iska edilen yerlerin bugünkü Taşhavuz’un 250 km. cenub-i garbına kadar uzandığını, keşif ve tetkik olunan 35 şatonun ancak beşi (o cümleden Kabriz-Kala, Toprak-Kala ve Koş-Kala)’nin antik devre ve diğerlerinin ise, Afriglar ve islam devrine ait olduğunu göstermiştir. Bununla medeniyetin önce sağ Hvarizm’de ve sonra da sol Hvarizm’in yukarılarında inkişaf ettiğine dair, Biruni tarafından, verilen malumatın doğurulğu tahakkuk ediyor. Bütün bu tetkikat eski Hvarizm’in bazı yerlerde iki katlı olduğu anlaşılan bina tiplerin, san’at ve iktisadı hayat şartlarını aydınlatmaktadır.

S. Tolstov ile Gulam-oğlu 1946’da da eski Hvarizm tetkiklerine devam etmişler ve Toprak-Kala harabelerinde 2.000 m.2 işgal eden 28 odalı bir kasr keşfetmişlerdir. Bunun duvarlarında, orta Asya kültür tarihi bakımından, son derece ehemmiyetli resimler ve alçıdan mamul heykelcikler bulunmuştur. Çın’ın cenubunda X. Asra ait kale enkazı, bilhassa Puljay-Kala isminde, X.-XII. Asılara ait hudut kalesinde kıymetli eserler elde edilmiştir. Bir taraftan Sır-Derya kenarlarında yapılan tetkiklerde Hvarizm’inki ile aynı tipte bir medeniyetin daha V (m.ö.) asırdan başlayıp, aşağı Sır-Derya sahasında dahi inkişaf etmiş olduğunu göstermiştir (Voprosı istorii, 1947, nr. 5. s. 162 v.dd.). Neticeleri hakkında hakkında şimdilik ancak kaşifin pek umumı mahiyette mutalealarını okuduğumuz bu tetkikler sayesinde, aşağı Amu-Derya’da miladdan önceki devrlerde yaşayan medeniyetin II. Bin (m.ö.)’in başlangıcına kadar çıktığı tahakkuk ederse, eski Hvarizm takviminin tarihi bir esasa dayandığı da gerçekleşmiş bulunacaktır.

Arapların geldiği zamana ait kayıtlarda pek az şehir ismi geçiyorsa da, sonraki kaynaklar’da Hvarizm’deki şehir hayatı hakkında bol malumat bulunmaktadır. X. Asır arap coğrafya alimleri sağ ve sol Hvarizm sahalarında pek çok şehir ve kasaba zikrederler ki, unları W. Barthold (Turkestan down to the Mongol Invasion, s. 142-155 ve İstoriya oraşenya Turkestana, s. 77-102) ile G. Le Strange (The Lands of the Eastern Caliphate, s. 446-459) toplamış ve şehirlerin yerlerini de kısmen tayin etmişlerdir.

Resmı devlet merkezi Kat olduğu halde, Cürcaniye’nin ticaret ve bazan da müstakil emaret merkezi olmasından dolayı, arap coğrafyacıları Amul (Amu-Derya’yı takip ederek)’dan, Gürgan (Amu-Derya’nın eski mecrası Özboy’u takip ederek)’dan ve Merv’den oraya giden yolları ve menzilleri göstermişlerdir. Bu müelliflere göre, Hvarizm’e giden yolda Amul (Çarcay)’dan 5 günde Tahiriya (şimdi Kitmençi, belki Daye-Hatun)’ye gelinirmiş ve Hvarizm burada başlarmış. Buradan Dargan (2 gün; şimdiki Dargan-Ata), Ciğerbend (7 fersah), Divfitne (=Dahan-i Şir, 5 fersah; bugün Düldül-Atlagan), Sadvaru (4 fersah, bugün Sadvar), Ribat-i Hasan, Nabadgin ve Hazarasp (10 fersah), Kerderan-has (3 fersah), Hiyva (yahut Hayvak, 5 fersah), vedak, Artahuşmiten (ı merhale), Deskahankas (ı merhale), Deskahanhas (ı merhale), Uzarmend (4 fersah), ruzvand (2 fersah) ve Zamahşar (ı merhale, şimdi Uzmukşur) şehir yahut kasabalarından geçerek, Zamahşar’den ı merhalede bulunan Cürcaniye’ye gelinirdi. Diğer yol da Hazarasp’ten Dih-i Azrak (ıo fersah), Artahuşmiten (7 fersah), Andarastan (6 fersah), Nuzvar (2 fersah) üzerinden cürcaniye (6 fersah)’ye geliyordu. Nesa yanındaki Efrave (şimdi Kızıl-Arvat)’den Cürcaniye’ye giden yolda araları birer merhale olan Ribat-i Ca’far, Ribat-i Abi Sah, Bi’r al-Hakim, Ribat-i Miyanşah, Ribat-i Mahdi, Ribat-i Bahan ve Ardkiva istasyonları sayılır; Ardkiva’den Cürcaniye de bir merhale idi. Sağ Hvarizm’de Buhara’dan Kat’a ve oradan cürcaniye’ye yahut Arap gölü sahiline yakın Kerder’e giden yollar mühim idi. Buhara’dan, çöl yolu ile, 4 fersahta olan Amze’den araları birer merhale olarak Taş rıbatı, Şuruh, Kum, Togan, Ciğerbend rıbatı, Hasan rıbatı ve Nabadgin’de geçerek, “dar yere” yani Dahan-i Şir (Düldül-Atlagan)’e gelir. Buradan 3 fersahta Gavhore (Gavhvara) kanalı başlıyordu. Selçuklılar, Horasan’a geçmeden evvel, bir müddet bunun köylerinde yaşamışlardı. Bu kanalı takiben 5 fersah gittikten sonra, buradan sağa Girye (yahut Gizne) kanalı ayrılırdı; bunun üzerinde de bir çok nahiyeler var idi. Gavhore’nin başından 6 fersah mesafede Garabhaşne şehri bulunmakta idi; burada Gavhore şark istikametinde akar, yolcular Garabhaşne yanında Gavhore’den ayrılan Harkerur adlı büyük kanalı 6 fersah takip ettikten sonra, Kat şehrine gelirlerdi. Kat ile Cürcaniye arası, Amu-Derya üzerinden, İbn Fazlan’a göre, 50 fersahlkı yol idi; Cürcaniye’ye 2 merhale mesafede nehrin şarkında Barkan kasabası var idi ki, meşhur edip Abu Bakr al-Hvarizmi buradan neş’et etmiştir. Kat ile Cürcaniye arası karadan 20 fersahlık yol idi. Kara yolunu takip edenler Kat’tan bir günde Artahuşmiten’e, oradan bir günde Nuzvar (yahut Buran)’a ve oradan da bir günde Cürcaniye’ye gelirlerdi. Kat’tan Amu-Derya deltasına giderken, 2 merhalede Darcas kasabasına, oradan ı merhalede (her halde şimdiki Kıpçak ve Nüküz arasında vaki) Kerder şehrine, oradan 2 günde, şimdi Burhtav civarında bulunduğu anlaşılan, Beratigin şehrine, oradan da Amu-Derya’nın esas mecrasının sağ tarafında bulunan Medminiye şehrine gelinirdi. Kerder ve Beratigin mühim merkezler idi. Kerder ahalisi 110 (723)’de Türk hakanının yahut Oğuzların yardımına dayanarak, araplara karşı isyan etmiş idi. Arplar kerderlilerin bu teşebbüsünü akamete uğratmış olmalarını, Horasan’ın merkezi Merv’in fethine muadil, bir başarı saymışlar ve şair Arfaca al-Darimi: -“Biz (araplar) Merv ahalisinin ve diğerlerinin hakkından gelebildik; Kerder ahalisi (ile beraber bulunan) türkleri de oralardan kovabildik” –demiştir (Tabari, II; 1525). Yakut’a göre, bunların diline hvarizmce ve ne de türkçe idi. Kerder’e tabı bir çok köyler var idi; ahali zengin idi ve “kendisilerine sahip”, iradeli, seciyeli ve şecaatli insanlar idi. Kerder’e tabı Beratigin kasabası oğuzlar ile yapılan ticaretin merkezi idi (TM, II, 341). Bu kasabadan Cürcaniye’ye giderken, harabesi şimdiki Hocayli yanında olan Mazdahkan şehrine gelinirdi. Mukaddasi (s. 343) sağ Hvarizm’de bir de “Dar yer”’Den araları birer merhale olan Ribat-i Mas, Ribat-i Sanda, Bağırkan (Bakırgan) ve Surahan istasyonları üzerinedn Kat’a, oradan Hsa (ı merhale), Nuzkat (4 ersah), Vayhan (ı merhale) ve Nubağ (ı merhale) üzerinden Mazdahkan (2 merhale)’a gelinirdi.

Kara-Kum tarafından Cürcaniye’den Üstyurt’a giderken, iki günlük mesafede, Git kasabası var idi ki, ibn Fazlan da orada bulunmuştur. Bu Git, Cürcaniye ve beratigin, oğuzlar ile yapılan ticaret için, birer merkez sayılıyordu. Burasının da nahiyeleri var idi.

XV. asırda Hvarizm devleti, kuvvetli göçebe oğuz v. b. türklere karşı müdafaa mecburiyetinde olduğundan, dar bir yere sıkışmıştı; özbekler zamanında olduğu gibi, geniş sahaya yayılmış değil idi. Hazarasp ile Kat arası ancak bir merhale yol ii. Hive ile Kat arası 8 fersah idi. Arada (Hive’den 5 fersahta) Safardiz kasabası var idi.

Bütün bu sahaya büyük kanallar yayılmıştı: ı. Hazarasp (Gavhore’nin yarısı kadar); 2. bunun bir kısmında daha geniş olan Kerderan has; 3. bundan aşağıda ve daha büykü olan Hive: 4-bundan 2 fersahta başlayan ve Gavhore’den büyük olan Medra; 5. bundan bir mil (2 km.) mesafede başlayan ve Kat’ten 2 fersah mesafede olan Vedak kanalı: 6. büyük Vedak ile birleştikten sonra, Cürcaniy’nin cenubundan garba geçen büşük Buva: 7. buva’dan sonra, asıl Ceyhun gelir ve Cürcaniye’nin ı fersah şarkından, Mazdahkan’ın 2 fersah garbından geçerek, Aral gölüne munsap olurdu; 8. Kat’ten 4 fersahta (aş.yk. 28 km.) ceyhun’un sağında Amu-Derya’nın bugünkü yatağı olan Kerder kanalı var idi. Hazarasp’ten buraya kadar, bu kanallar aş.-yk. 80 km. bir sahayı sulardı. Kayıklar işleyen bu kanallar ülkenin esas muvasala yolları idi.

Buranın şatolarına araplar kal’a ismini vermişlerdir. Memleketin mamurluğunu tasvir eden Mukaddasi (s. 388) yılnız Mazdahkan etrafında 12.000 kale, yani kalın ve yüksek duvarlar ile çevrilmiş müstahkem çiftlikler bulunduğunu söylerken, her halde mübalega etmiştir. Fakat yalnız Artahuşmiten ve civarının varidatı İdil Bulgar kırallığının masraflarına tahsis edilecek kara bir yekin teşkil ettiğinden, x. Asırda Hvarizm ülkesinin zenginliğine dair verilen malumatta hakikatin büyük bir hissesi bulunduğuna inanılabilir.

Hvarizm’in Arap coğrafya eserlerinde zikredilen ticaret maddeleri bu ticaretin daha X. Asırda en çok transit mahiyetinde olduğunu gösterir. Mukaddasi (s. 325)’ye göre Hvarizm ticaret maddelerinde sincap, hermin, her türlü tilki derileri, mum, elbise, balık dişi, balık tutkalı, kiymuht (meşin) derileri, bal, ve kuşları, kılıçlar, zırhlar, süslü kutular yapmakta kullanılan halenç ağacı safları, saklab (slav ve cermen) köleleri, koyun ve sığınlar, bulgar’dan gelmektedir. Kılıçlar, Bulgar yolu ile, Skandinavya’dan, balık dişi ve tutkalı da yine Bulgar yolu ile, şimal denizinden gelen mallar idi. Kiymuht ise, bilhassa bulgar mataı idi. Bu cihetten Hvarizm’e İdil bulgar tüccarları, hatta Biruni’nin şimal kavimlerine, rus ve Skandinavya kılıçlarına ait naklettiği rivayetlerden (ZDMG, XC, 37-51), onun bu ülkelerin etnografya ve folkloruna ait malumatı Hvarizm’e kadar gelmiş olan rus-varyag tüccarlarından almış olduğu anlaşılıyor. İbn Fazlan’ın mensup olduğu sefaret hey’eti Bulgar’a Cürcaniye’de tertip edilen 5.000 kişiden ibaret bir büyük ticaret kervanı ile birlikte yaptı (İbn Fadlan, 29). Hvarizmlilerin şimal kavimleri ile ticaretlerinin ehmmiyetini belirtmek için, yalnız bu rakam kafidir. İbn Fazlan ( 25-27) oğuzlar arasında ticarte ile meşgul olan hvarizmli tüccarların bozkır ahalisi ile temas ve dostluk münasebetlerini güzel anlaşmıştır. Aynı zamanda hvarizmli tüccarlar, islam memleketleri ile olduğu gibi, Hindistan ile de ticarı münasebette bulunuyorlardı. Bundan dolayı Hvarizm’in büyük ölçüleri (suh ve gur) hindistan ölçüleri ile bir idi (bk. Biruni, Tahkik ma li’l-hind, s. 79).

Hvarizm’in kendi mahsullerinden ihrac malı olarka, Mukaddasi ve Abd al-Malik al-Sa’alibi (Lata’if al-ma’arif, nşr. P. De Jong, s. 129, 142), pamuk yağı, halı, yorgan, kumaşlar, peçe, süslü elbiseler ve Hvarizm peyniri ile balığı zikrederler. Bir de madenı kutularda Bagdad’a kadar gönderilen Hvarizm kavunları maruf idi. Bunlar halife Ma’mun ve Vasik zamanlarında pek makbul sayılırdı.

Hvarizm’in türkleşme devri. 1017 temmuzunda gazneli Mahmud’un Hvarizm’i işgal etmesi tehlikesi belirince, Hvarizmşah Abu’l-Abbas Ma’mun alim müşaviri Biruniyi çağırarak, onun ile yalnız başına kalıp, ne yapmak icap ettiğini istişare etmiş, Biruni ona: -“Hanlar (yani Karahanlılar) ile birleşin; bunlar Özgend yanında çarpışıyorlar, sen aralarını bul; onlar sana minnetdar olurlar; onların dostluğunu kazanmakla, memleketi Muhmud’un istilasından kurtarırsın” –demiştir (Bayhaki, Tarih, s. 844). Mahmud memleketi işgal etti ve idaresini emırlerinden Altın-Taş’a verdi; bunun vefatından sonra, oğlu Harun idareyi eline aldı; 24 sene sonra (1041’de) idare Kıpçak ve Kanlı uruğlarından gelen emırlerin eline geçti. Böylece Hvarizm’de karahanlılarınkinden farklı, oğuzca ile bağdaşmış bir Kanglı-Kıpçak dili ve kültürü yerleşti.

Altın-Taş’ın oğlu Harun, Cend hakimi Baranlı Şah Malik tarafından, bertaraf edildi ise de, bu da, az sonra, Selçuklu Çağrı Bey tarafından, Hvarizm’den atıldı. Selçuklular devrinde Hvarizm bunların valileri tarafından idare edildi. Bunlar arasında Melikşah’ın “tastdarı” olan Enuştigin ile Ekinçi b. Koçkar maruftular. Bu iki zat ülkenin türkleşmesi tarihinde de mühim yer tutmuşlardır. Muahhar büyük Hvarizmşahların ceddi olan Enuştgin’in grçe ( ) lekabını okuyan Raşid al-Din, onu oğuzlardan saymış ise de, isminin enuşe (nuşe, nuç) ve tigin gibi Tiyanşan sahası türkleri arasında kullanılan iki kelimeden mürekkep olduğuna ve torunlarının maiyetlerinin hiç de Oğuz olmadığına bakılırsa, o da oğuz olmasa gerektir. Enuştigin’in torunları hep Yemek ve Kanlı gibi Kıpçak ve “Yugir” zümreleri ile çevrilmiştir. Bunların diline dair Şams b. Kays tarafından yazılan lugat kitabında da bu dil “Kanlı dili” tesmiye edildiğinden (bk. Fuad Köprülü, Türk dili ve edebiyatı, İstanbul, 1934, s. 155-161), Hvarizm’de Enuştigin oğulları devrini “Kanlı Hvarizmşahları devri” diye anıyoruz. Enuştigin’in lekabını garçe okutan rivayetlere (bk. Barthold, Turkestan, s. 323) rağmen, bu kelimenin gurçe (küçük Gur=Ugur) olması da mümkündür; nitekim bu Hvarizmşahlar zamanında Kıpçak zümresine mensup türklere “yugur oğulları” (Yugur zadagan) da denilmiştir (bk. barthold, ayn. Esr., s. 370). Enuştigin’in halefi olan Ekinci b. Koçkar da Kıpçak ve Yugur zümresinden olan Kun türklerinedn neş’et etmiştir (bk. Sharaf al-zaman Tahir Marvazı on Cina, Turks and India, nşr. V. Minorksy, London, 1942, s. 30, 98-102). Kanlı, Kun ve Kuman, etnik menşe’ bakımından, hemen farksız olan zümrelerin isimleridir. Enuştigin’in oğlu Muhammed (Kutb al-Din) vali oldu. Bunun oğlu Atsız, sultan Sencer’in oğuzlar elinde esir kalıp, Selzçuklular hakimiyetinin zaafa uğramış olmasından istifade ederek, Hvarizm’i kendi keyfine idare etmeğe başlamıştı. 1157’de Sencer vefat edince, alenen istiklal ilan edip, şarkta karahıtaylar’a dayanan bir “Kanlı-hvarizmşahları” sülalesini kurdu. Atsız’ın oğlu Tekeş ve torunu Ala al-Din Muhammed zamanında Hvarizm her tarafı Kıpçak beyleri tarafından idare olunan bir ülke halini almıştı. 1220’de ülke Cengiz’in oğulları tarafından işgal edilip, moğul devletinin dört ulusundan Cuci ulusuna ilhak edildi. Fakat 1256’da Hulagu İran’ı işgal edip, İlhanlı devletini kuruncaya kadar, Horasan ve İran işleri ekseriya Hvarizm’de oturan valiler tarafından idare edildi. Sonraki ulus taksimatında şimalı ve garbı Hvarizm-Cuci ulusuna ve Hive ile Kat, yani sağ Hvarizm-Çağatay ulusuna bağlandı. Cuci oğulları Hvarizm’in idaresini Kongrat urugu beylerine verdiler. Bundan başka burada Uygur, Nüküz, Hıtay, Mangıt ve Bilgüvüt gibi uruğlar yerleşti. Hvarizm Cuci ulusunda islamiyetin yayılmasında başlıca rolü oynamıştır. Özbek Han’ı müslüman yapan at, Seyyid Ata ve onun emırlerini islamiyete sokan da Fahr al-Din Hvarizmi adlı bir tüccardır. Özbek Han’ın Kongrat uruğu beylerine verdiler. Bundan başka burada Uygur, Nüküz, hıtay, Mangıt ve Bilgüvüt gibi uruğlar yerleşti. Hvarizm Cuci ulusunda islamiyetin yayılmasında başlıca rolü oynamıştır. Özbek Han’ı müslüman yapan zat, eyyid Ata ve onun emırlerini islamiyete sokan da Fahr al-Din Hvarizmi adlı bir tüccardır. Özbek Han’ın Kongratlardan olan annesi Bayalın müslüman idi; Toktagu zamanında Hvarizm’de bunun biraderi Beydemir vali idi. Bundan sonra sırası ile Kutluk-Temür (1321-1336), Kongrat beylerinden nagaday (yahut Nangıday) Noyan, oğulları Hüseyin (1155-1381) ve yusuf Sufı; Timur zamanında, Nüküz uruğundan Musaka, Şahruh zamanında, Bilgüvüt uruğundan emır Şah Malik (1414-1426), oğlu İbrahim (1426-1430) ve bunun oğlu Nur Sa’id (1467’ye kadar) umumı valilik ettiler. Hangi uruğa mensup olduğu malum olmayan Emır Kutluk-Temür, Öz-Allah Kaşani ondan, bir şehzade olarka, bahs eder (Tarih-i Ulcaytu, Nuruosmaniye kütüp., nr. 3271, var. 37b-38a). Bu zat, Hvarizm valisi sıfatı ile, Altın-Ordu ile İlhanlılar arasında cereyan eden hadiselerde büyük rol oynamış ve kendisinin 1336 başında vefatı, Özbek han’ın İlhanlılara karşı açtığı seferinin akım kalmasına sebep olmuştur (Hafiz Abru, Zayl-i cami al-tavarih, Tahran, s. 135, 137). Bin Batuta ondan ve eserleri zamanımıza kadar gelen zevcesi Türebek Hatun’dan, maiyetlerindeki güzıde alimlerden sitayişle bahsetmiştir. Nüshası Kabil Millı kütüp. (yazma eserler, nr. Iı)’de bulunan vesıkalar mecmuası Fasl al-hitab (144b-145b)’da Şihab al-Din telkip olunan Kutluk-Temür’ün Ürgenç’teki bina ettirdiği camiler, “dünyada misli görülmemiş medresesi”, darüşşifası, darülhuffazı, darülhadısi, rıbatları, kanal ve köprülerini yaşatmak için tahsıs ettiği vakıları sayılmıştır. Bu vesıka Altın-Ordu devrinde Ürgenç’in imarının vüs’ati hakkında da bir fikir vermektedir. Halefi olan Nagaday Noyan’ın Hvarizmdeki müsbet faaliyeti ve adaleti, muahar Hiva Kongrat emırleri tarihinde, cedd-i alaları sıfatı ile, çok zikredilir. Onun meşhur Seyyid Ata ile samımı sohbetleri, bu şeyhin emir ile, “köhne Kat”i, yani Hvarizm’in payitahtını, hukumet merkezi yaptığı ve bu suretle Bakırgan’da yaşayan şeyhin huzuruna her vakit gidebildiği, kendisinin bu eski Kat’te evliyadan Şayh Abbas Vali’nin mezarı yanında defnedildiği, menkıbevı mahiyette, anlatılır. Ak-Hüseyin, Berdibek Han’ın 1355’te vefatını müteakip, Hvarizm ordusu ile Altın-Ordu işlerine karıştığından, “Nagıda-oğlu Ak Hüseyin Bke” ismi ile (Ötemiş Hacı, Tarih-i Dost Sultan, hususı kütüp., yazma, 39a; Haci Abd al-Gaffar al-Krimi, Umdat al-tavarih, s. 44) ve Timur’un 1381 Hvarizm seferine ait kayıtlarında “Nıgaday Kongrat-oğlu Hsüeyin Sufı” ismi ile (Şaraf al-Din Yazdi, Zafar-nama, I, 232, 241), keza halef ve biraderleri olan yusuf-Sufı ile Ak-Sufı ve aşağı Özboy’da bu sonuncunun adını taşıyan Ak-Sufı kalesi zikredilmektedir. Bu kayıtlardan türk tasavvuf tarihinde mühim yer tutan Bakırgan kasabasının eski Kat yanında bir yer olduğu ve X. asır arap coğrafyacısı Mukaddasi tarafından Kat yukarısında 2 merhalede zikredilen Bağırkan ile, yine Kat yanında olduğunu son Hiva hanları tarihlerinden öğrendiğimiz Bakırgan-Ata’nın aynı yer olduğunda (bk. Barthold, Turkestan, s. 150) şüphe bırakmamaktadır. Diğer taraftan Ak-Sufı kalesi de Hvarizm’i idare eden Kongrat beylerinin Özboy’u imar eylediklerini gösteren delıllerin birini teşkil eder. Timur zamanında yıkılmış, fakat sonra kısmen tamir edilmiş olan Ürgenç Şahruh zamanında, emır Şah Malik tarafından, imar edilmiştir. O zamanki Hvarizm’in orta Asya ticaretinde tuttuğu mühim mevkı Ali b. Muhammed al-Kumi (Şams al-siyak, Ayasofya kütüp., nr. 3986)’nin Şahruh zamanı Timurlu devleti büdesien dair eserinin Hvarizm’e ayrılan faslında rakamlar ile belirtilmiştir. Burada (132b) Hvarizm’in dış ticaret maddeleri, bunlardan alınan “tamga” vergisinden bahsedilmiştir. Bu arada “rus ketenleri, çin atlası, çin kembası” gibi emtia da zikredilmektedir. Hvarizm ile Saray arasındaki ticaret muamelesi (842, muharrem ı) anılmıştır. Kendisi alim ve tarih meraklısı bir zat olan emır Şah Malik, oğlu İbrahim ve bunun şair olan oğlu Nur Sa’id Bey Hvarizm kültür hayatını devam ettirdiler. Nur Sa’ıd Bey’in bazı faraça şiirleri ile bunun oğlu şair Mir Şalih Bey’in türkçe manzum eseri bize kadar gelmiştir. ‘Ali Şir Nava’inin Çaycuy’dan Azak’a kadar uzanan ülke’leri idare ettiğin ikaydettiği Nur Sa’id Bey 1460’ta, Nur-Ata’da oturarak, Maveraünnehr işlerine karıştı (Barthold, Ulug Beg und seine Zeit, s. 214). 1467’de Hvarizm için, Nur Sa’id Bye ile çekişen Herat hukümdarı Husayn Baykara tarafından Şahruh’un beylerbeyi Firuz şah’ın oğlu emır ‘Abd al-Halik Firuz Şah ve şairler meyanında sayılan Çağatay emırlerinedn Sultan Husayn Hatmi Hvarizm’i idare ettiler. Fakat 1460’tan sonra bunar ancak cenubı ve şarkı Hvarizm’i ellerinde bulndurdular. Şimalı ve garbı Hvarizm Cuci ulusu hanları ve Kongrat beyleri idaresinde kaldı. Zikri geçen senede bunlardan Özboy’da Vezir şehrini merkez yapıp, Mustafa Han ile biraderi Pir Budak Sultan ve yanlarında Kongrat beyi Muhammed Sufı oğlu Osman sufı aşağı Hvarizm’i idare ediyorlardı. Bu Mustafa, ismi bir sikkede Giyas al-Din oğlu Mustafa diye yazılan han olsa gerektir ki, Giyas al-Din Şadibek Han’ın oğlu olmalıdır. Nur Sa’id Bey’in tekmil Hvarizm’i idaresi 1460’ta sona ermiş olduğu, bundan sonra onun cenubu Hvarizm ile Çarcuy ve Adak tarafları, yani Karz. Kum ve Özboy ile iktifa ettiği anlaşılıyor. Buna rağmen özbeklerden Şaybak Han’ın Hvarizm’i 1486’da bir defa ve 1502’de nihaı olarak işgal edip, ülkeyi bozkır uruğları idaresine aldığı güne kadar, Hvarizm’de kültür hayatı devam etmiştir. Her halde türkler idaresindeki Hvarizm, orta Asya’nın bir medeniyet merkezi olmuş ve beş asır kadar (1017-1500) bu halini muhafaza etmiştir.

Bu devrin en büyük hadisesi memleketin, tam olarak, türkleşmesi olmuştur. Hvarizmliler kendilerine iranlı ve Türkten mürekkep bir kavim nazarı ile baktırklarından, bu netice mukadderdi. Miladdan evvelki zamanlardan beri bir taraftan Peçenek, diğer taraftan Oğuz ve diğer türk kavimleri ile çevrilmiş idiler [bk. madd. ALAN ve AMU-DERYA]. Hvarizm’in efsanevı Afrasyab’ın Peşeng ismindeki oğlunun idaresi altında bulunduğuna dair rivayetteki (Firdavsi, Şahnama, nrş. Vullers, III, 1144) bu Peşeng ismi Peçenek veya Peçenk olsa gerektir. Zaten u ülkenin garbındaki Sarıkamış’ın en eski ismi Peçenek türkçesince “Hız tenizi” olduğunu Biruni’nin naklettiği rivayetlerden öğreniyoruz. Bin Fazlan Cüreaniye’de hvarizmlerden öğrendiği klavuz kelimesini şeklinde yazmıştır. X. asır arap coğrafyacılarında zikredilen coğrafi isimlerden Beratigin, Kücag, Bagırkan (Bakırgan), Barkan, Cagıroguz (bk. Materyalı po istorii Turkmen, I, 180, 200)’un türkçe olduğu görülüyor. Az sonra bir hvarizmli büyük fakıhin mensup olduğu kaydediliyor. Bugün Aral civarındaki Kazaklar arasında bir Kerderı urugu bulunduğuna bakılırsa, kerderler bir türk yahut türk ve hvarizmli halitası olsa gerektir. Yakut (IV, 257) türk padişahı Afrasyab’ın hazınelerinin Kerder’de gömülmüş olduğuna dair rivayetler nakleder.

Mahmud Kaşgari Hvarizm’de “yerleşmiş”, yani medenı türk uruğu olarak, Küçet uruğunu zikreder (I, 298). Bu uruğ Cuğrak uruğu (Bayhaki, s. 398) yahut Cugrak ve Kıpçak uruğları ile birlikte, Hvarizm türtkleri (Bayhaki, s. 91, 394-396) ve Ma’mun-oğulları zamanında ordunun temelini teşkil eden siyası zümreler olarakzikredilir. Küçetlerin Munçuk isminde reislerinden de bahsedilmektedir (ayn. Esr., s. 859; Mater po istor. Turkmen, I, 234). Cuğrak, şarkı Türkistan’da yaşayan uruğ olarak, VIII.-XI. Asra ait kayıtlarda zikredilen Ugrak yahut Yugrah uruğu olsa gerektir. Alp-Arslan’ın 1065 senesinde yaptığı hvarizm seferinde, burada, kendisine karşı koyan yerli türk unsurları olarak, Kıfşat (Kıfçak) ve Cazığ (her hlde Yazıg-er, Yazger)’lerin isimleri zikredilmekterdir. Kanlı Hvarizmşahları zamanında Hvarizm bir Kıpçak-Kanlı ülkesi şeklini aldı. Lükenin moğullar tarafından işgalinden 30 sene sonra seyahat eden Plano Karpini “Bisermin” yani hvarizmlilerin dilini bir “Koman dili” diye anmıştır. Muhtar al-Zahidi’nin fıkıh kitaplarında hvarizmlilerin türkçe de konuştuklarını gösteren (“eğer bir hvarizmli, türkçe olarka, derse”) kelime yahut cümleler nakledilmiştir. S. Valin (Zapiski instituta vostokovedenya, VII, 87) bunadn hvarizmlilerin, Muhtar al-Zahidi’nin zamanında, yani XIII. Asrın ilk yarısında, hvarizmce ve türkçe olmak üzere, iki dilde konuşan bir kavim oludğu neticesine varmıştır. Fakat bu iki dililik daha önce yer tutmuş görünüyor. Daha X. asırda Bakırgan, Şura-Han ve Bar-Kan adlı kasabaları bulunan sağ Hvarizm’de Kanlı hvarizmşahları zamanı vekayiinde görülen “Karasu” (Barthold, Turkestan, s. 349), sol Hvarizm’de de “Suburni” (her haled” “su burnu”; bk. ayn. Esr., s. 337), “Temir-Taş” (‘Abd al-Hayy al-Luknavi, al-Fava’id al-bahiya, Mısır, 1324, s. 15) ve “Gürlen” (krş. Hamd Allah Kazvini, Nuzhat alkulub, s. 214; Özboy’da “Gürledi”) gibi, türkçe coğrafı isimler geçer. Hvarizm türklerinden Abbası halifeleri ordusuna mensup bazı zevat mühim vazifelerde bulunmuştur. Bunlardan Basra Valisi sü-başı al-Hacb al-Hvarizmi al-Türk başta gelmektedir. İlk Selçuklu beylerinden Suriye’nin fatihi Atsız (yahut Aksıs) b. İnak al-Hvarizmi de bir hvarizmli türk idi. Hvarizmli büyük alim Biruni’nin de, menşe’itibarı ile, türk olduğu görülmektedir. (bk. Z. V. Togan, Umumı türk tarihine giriş, I, 86-90, 420 v.d.). Ülkenin türkleşmesinin ilerilemesi neticesinde, menşe’i türk olan hvarizmli alimlerin sayısı çoğaldı. Eserlerinden yahut türkçe isimlerinden ve nisbelerinden türk oldukları anlaşılan yahut türk oldukları başkalarınca tasrıh edilen alimlerden Mahmud Zimahşari (tefsir ve lugat alim), Ali b. Muhammed b. Arslan al-Hvarizmi ile biraderi büyük Hvarizm tarihi müellifi Muhammed b. Muhammed b. Arslan al-Hvarizmi (Yakut, İrşad, V, 410 v. dd.), Muhammed b. Bayçul al-Hvarizmi (fakıh), Ahmed b. İsma’il Zahir al-Din al-Temirtaşı al-Hvarizmi (fakıh), Calal al-Din al-Gurlani al-Hvarizmi (fakıh), Balhan türklerinden Rukn al-Din Abulhanı al-Hvarizmi (Muhtar al-Zahidi’nin talebesi, fakıh), Muhammed b. Ahmed ‘Abd al-Karim al-Türkistani al-Hvaizmi (fakıh) ve oğlu Muhammed b. Muhammed Şams al-A’imma (büyük fakıh), Muhammed Kivam al-Din al-Kati al-Hvarizmi (fakıh; eserlerinde türk örf ve adetlerine dair kayıtlar vardır), Yusuf al-Sakkaki al-Hvarizmi (fıkıh ve luga alimi; mutezilden olup, hanların imamıdır), Manşur b. ahmed al-Ka’ani al-Hvarizmi (fakıh), Sulayman Bakırganı (şeyh), Pehlivan Ata (şeyh), Sayyid Ata ve Şayh Şaraf (şeyh) zikredilmelidir. Burada zikri geçen fakıhlerden bazıları Sır-Derya havzasında Cend’de Ahmed b. Şams al-Din al-Candi ve oğlu Danişmand muhammed, emır katib al-İkani (galat olararak, itkani diye maruftur; bk. Brockelmann, GAL, I, 372) ve Husam al-Din husayn al-Sıgnaki (Brockelmann, GAL, II, 79) gibi alimlerin nezdinde tahsil etmişler; hvarizmli türk şeyhlerinden Sulayman Bakırgani, Sayyid Ata ve Şayh Şaraf Sır-Derya havzasında yaşamış olan Ahmed Yasavi’nin ve halifelerinin yanında yetişmişlerdir. Bilhassa moğullar devrind aşağı Sır-Derya ile Hvarizm, kültür itibarı ile, bir küll teşkil ediyordu.

Moğullar zamanında bu türkleşme daha kat’ı bir şekil aldı. Zikri geçen Muhtar al-Zahidi’nin XII. Asrın ilk yarısında ve ‘Ala’ Tarcumani al-Hvarizmi’nin daha önce yazdıkları fıkha ait eserlerinde hvarizmce olarak yazılan cümleleri XIV. Asrın ilk yarısında Camal al-Din al-İmadi al-Kardari, b cümleler artık kimsece anlaşılmaz olduğu için, eski hvarizmcelerin yanında yazılan arapça yahut farsça tercümelerini br araya getirerek, ayrı bir eser yazmak mecburiyetinde kalmıştır. XIV. Asırda Hvarizm’de yetişen alimler artık kamilen türktür. Kerder’den bir çok büyük alimler yetişmiş (bk. TM, II, 340), bunların bir çoğu Cuci ulusundaki türk ve moğul uruğlarında ve şehirlerinde, kadı, imam, hafız veşair sıfatı ile, faaliyette bulunmuşlardır. Bunlardan Tac al-Din al-Kardari Orhan Gazi zamanında ve Hafiz al-Din Muhammed al-Bazzaz al-Baratigini al-Kardari Murad I. zamanında Bursa’ya gelerek, yerleşmişlerdir. Hvarizmi ve Kardari mahlaslı türk şairleri Ali Şir Nava’i v. b. çagatay şairlerinin üstadı olmuşlardır. İstanbul, Konya ve Kütahya’daki bir çok yazma dini e edebı eserlerin hvarizmliler tarafından yazılmış ve Cuci ulusu vasıtası ile, Türkiye’ye gelmiş olduğu, üzerindeki kayıtlardan, anlaşılmaktadır. Bir kerderli tarafından te’lif olunup, 1360’ta diğer bir hvarizmli türk tarafından istinsah olunan türkçe Nahc al-faradis nüshası da Yeni-cami’de bulunmaktadır (TM, II, 332 v.d.) Hvarizm türkleştikten sonra orada, tıbba ait Camal al-Din ‘Abd Allah b. Muhammed b. Abd al-Razzak al-Hvarizmi tarafnıdan 719 (1319)’da te’lif olunan eser Laleli kütüp. (nr. 1625), riyaziyata ait Muhammed b. Muhammed b. ‘Omar al-Çagmini al-Hvarizmi (ölm. 1344) tarafından yazılan ve müteaddit alimler tarafından şerh edilen eserin nüshaları İstanbul’da ve bu zatın eserine yine hvarizmli Kamal al-Din al-Turkmani (ölm. 1357) tarafından Canibek Han namına yazılan bir şerh de londra’da British Museum (nr. 13422)’da bulunmaktadır. Timur ve oğulları zamanında eski Hvarizm kültür an’anelerini salahiyetle yaşatan Nu’man al-Hvarizmi ve oğlu ‘Abd al-Cabbar al-Hvarizmi, Ahmed al-Hafiz al-Hvarizmi ve Kamal al-Din Hsuayn al-Hvarizmi’nin zikredilmesi icap eder. Mutezileden olan Kamal al-Din Husyan, bazı hür fikirlerinen dolayı, Herat’a Şahruh’un huzuruna çağırılarak, isticvap edilmiş ise de, ictihadına hürmetle tekrar memleketine gönderilmiştir. Bu zatın emır Şah Malik ve oğulları ve 1430’da birkaç ay Hvarizm’i işgali altında bulunduran özbeklerin hanı Abu ‘l-Hayr namına farsça ve türkçe yazdığı eserleri bize kadar gelmiştir. Hvarizm türkleri Timurlular zamanında musikı ve mimarıde de üstad sayılmışlardır. ‘Ali Şir Nava’i, Farhad ve Şirin’inde hvarizmlilerin musıkideki maharetini dünyaca tanınmış bir keyiyet gibi zikreder. ‘Abd al-Razzak Samarkand de Timur’un Keş’teki Aksaray sarayının, hvarizmli ustalar tarafından, 1379’da yapıldığını zikretmiştir (bk. Barthold, Ulug Beg und seine Zeit, s. 35). Bununla Timur devrinin muazzam ve mümtaz eserlerinin bu cihangirin İran seferlerinden, yani iranlı ustalar getirilmeden, Türkistan’ın yerli, bilhassa hvarizmli ustalar tarafından yapıldığı sabit olmaktadır. Eski Cürcaniye (Köhne-Ürgenç)’de, bilhassa moğullar zamanına ait olmak üzere, sağlam kalan binalar (Bunların arasında zikri geçen Türebek Hatun’un türbesi v. b.), 1928, 1929 ve 1934 senelerinde tetkik olunmuş (A. Jakubovskiy ve M. Voyevodov’un tetkikatı) ve bu san’atı yine moğullar devrinde idil sahasında Saray ve Bilgar mimarisi üzerine olan te’sirleri de tesbit edilmiştir.

Hvarizm’in gerileme devri. Bütün orta Asya ve islam şarkında olduğu gibi, Hvarizm’de de XVI.-XIX. asırlar tam bir gerileme devridir. Yükseliş devirleri beynelmilel ticaretin inkişafına bağlı olan Hvarizm’de bu gerileme, diğer islam ülkelerine nisbetle, daha bariz ve daha şiddetli bir şekil almıştır. Ülke 1502’de Buhara özbeklerinin hanı Şaybek Han’ın idaresine geçince, Kongrat beyleri onlar ile anlaştılar. 1511 yılında garbı Sibirya özbek Şıbanlı hanlarından Yadigar Han’ın oğullarından İlbars Han Hvarizm’i işgal etmiş ve 1740 yılında Nadir Şah tarafından indirilen bir darbe ile sona edercek olan “Yadigar Şıbanlıları” sülalesini kurmuştur. Bunlarnı devrinde ülkeye pek çok özbek uruğları gelip yerleşti. Hanların dayandığı uruğlar (bk. Z. V. Togan, Bin Fadlan, s. 155-158), an’aneye göre dört olmak üzere, Kongrat, Mangıt, Nayman ve kıpçak yahut Uygur, Kanlı, Kıyat ve nüküz birliği şeklinde idi. Hvarizm’in yerli türk ve türkleşmiş hvarizmli ahalisine toptan “Şart” adı verilmiş ve bunlar devlet idaresine karıştırılmamıştır. Bu sülalenin 230 yıl süren hakimiyeti devrinde ülke kah Buhara özbeklerinin (1538 yılında ‘Ubayd Allah Han ve 1593-1598’de ‘Abd Allah Han) istilasına, kah kalmukların tecavüzüne maruz kalmış ise de, zikre değer başka bir harp olmamış ve buna mukabil hanlar, sık sık Safevı İran’a ve ara-sıra da Buhara’ya yaptıkalrı akınlar, ile, kenid hayatiyetlerini göstermişlerdir. Arada Dost Muhammed Sultan (1546-1558; b.bk.), Abu’l-Gazi Han (1643-1663; b.bk.) ve oğlu Enuşe Han (1663-1687) gibi, ilim seven ve eserler yazan bazı kimseler yetişmiş ise de, ülke iktisaden gittikçe çökmüş, ilim ve fikir hayatı sür’atle gerilemiş, komşu ülkeler ile olan münasebetler de kesilmiştir. Bu gerilemede zikri geçen umumı amilden başka, hususı bir amilin te’siri de vardır ki, o da Hvarizm’in bütün mukadderatı üzerinde müessir olan büyük bir hadise yani Amu-Deray’nın 1576 yılı etrafında mecrasını değiştirip, Hazer denizi yerine Aral gölüne dökülmesidir. [bk. AMU-DERYA, I, 422]. Bu zaman orta Asya’da seyahat etmiş olan Osmanlı müellifi Seyfı Çelebı bu hadiseyi, Hvarizm ahalisine Allah tarafından gönderilen umumı bir felaket olarak, kaydetmiştir (bk. Z. V. Togan, Türkistan tarihi, İstanbul, 1947, I, 178). Hadise ülkenin iktisadı hayatını alt-üst etmiştir. Bütün orta Asya’da te’sirini gösteren kara ticaretinin durması, ticaret ile yaşayan Hvarizm’de kendini durması, ticaret ile yaşayan Hvarizm’de kendini şiddetle hissettirdi (ayn. Esr., s. 117-122, 186, 188). Bu husus 1535 sırasında Buhara’dan gelerek, Hvarizm’den geçen osmanlı bahriyelisi Seydı Reis tarafından da kaydedilmiştir. 1557’de hvarizm’i ziyaret eden ingiliz A. Jenkinson Ürgenç’te ancak 4 parça kumaş satabilmiş, para ile ticarte yerine, mal değiştirme usulüne dönülmüş, yani şark ve Çin ile olan eski ticaretin tamamiyle sönmüş olduğunu görmüştür (ayn. Esr., 183, 186). XVII. Asırda başlayan Kalmuk istilası bozkırların bütün ticaretini bozmuştu. Memleket maddı ve manevı bir fakirliğe düştü. Abu’l-Gazi Han türk ve Hvarizm tarihine dair eserini yazarken, her memlekette tarih padişahlar başkalarına yazdırdaklır halde. Hvarizm’de ilmin tam sukutu yüzünden bu vazifenin padişahın kendisi tarafından yapılması zarureti hasıl olduğunu kaydetmiştir. Eski şehirli ahali askerliği unutmuş, siyasetten çekilmiş ve siyası nufuz ile servet özbek kabıle reisleri elinde temerküz etmiş idi (ayn. Esr., s. 147-149). Bunlar yeni köy ve kasabalar bina ederek, özbekleri buralara yerleştirdiler. Özboy kuruyunca, ürgenç terk edildi; Arap Mehmed Han (1603-1613) Hive’yi payitaht yaptı. Amu-Derya eski Kat’tan da uzaklaştı. 1645’ten az sonra Ürgenç ve Kat şehirleri, Hive’nin şimal-i şarksinde, “yeni Ürgenç” ve “yeni Kat” adı ile tekrar kuruldu. Hanlar memleketi Kongrat, Mangıt ve Uygur beyleri arasındaki ihtilaflara dayanarak, idare ediyorlardı. 1717’de Yadigar-oğullarından Şir-Gazi, rus çarı Petro’nun Hive’yi işgal maksadı ile Bekoviç idaresinde gönderdiği 750 kişiylik kuvveti imha etmiş idi. Hive tarihçileri (Munis Mirab ve Babacan Mangıt) bu hadiseyi ülke tarihinde görülmeyen bir kahramanlık olarak kaydetmişlerdir. İlim ve edebiyatı çok himaye eden bu Şir-Gazi Han 1728 yılında katledilince, Kongrat beyleri Yadigar oğularını han tanımak an’anesini bırakıp, Kazak hanlarından Bahadır Han’ı, sonra bunun babası Kayıp Han’ı bozkırdan getirip, han ilan ettiler ise de, Yadigar oğullarına sadık kalan diğer uruğlar aynı yılda Abu ‘l-Gazi Han’ın ahfadından Hvarizm’den ayrılıp, boz kır uruğları arasında yaşadığı anlaşılan İlbars Han’ı getirip, hanlığa geçirdiler (Babacan Mangıt, Tarih-i Hvarizm şahiya, Berlin nüshasi, Acc. Ms. Or., 1927, nr. 144, 86a. İlbars Han’ın cedleri İlbars Han b. Şahniyaz han b. cuci Sultan b. Haci Muhammed II. B. Enuşe Han b. Abu’lGazi Han şeklinde sayılmış ve bunların hanlık devirleri de kısaca anlatılmıştır. 1732 yılında Hive’ye gidip, üst-Yurt’ta Şam mevkiinde soyulup, geri dönen rus mümessili Herzenberg’in kazanlı Seyid Batır vasıtası ile aldığı malumatta İlbars Han, Kazak hanlarından zikri geçen Bahadır Han’ın akrabası olarak, gösterilmiştir; Journal von der Reise aus Astrochan nach Chiwah, Petersburg, 1902, s. 57). Bu han, Nadir Şah Hindistan seferinde iken, Meşhed ve Nişapur’a kadar girip, Horasan’ı yağma etmiş ve 12.000 kadar esir getirmiş idi. Nadir Şah Hvarizm’in Hankah şehrini işgal edip, Hive’yi topa tuttu ve İlbars Han ile baş vezıri (mihter) olan Kongrat İşmehmed Bey’i, diğer 20 bey ile birlikte, yakalayıp, 14.x. 1740’ta idam ettirdi (L. Luckhart, Nadir Şah, London, 1938, s. 192 ve Babacan Mangıt Nadir şah Mangıt beylerinin başı olan Huraz Bey’i tuttu; bunlar da Hvarizm tahtına son Buhara hanı Abu ‘l-Fayz Han’ın akrabasından Veli Mehmed Han’ın oğlu Tahir Han’ı, sonra İlbars Han’ın o senelerde Nadir Şah’ın nezdinde bulunan oğlu Gayib Han’ı, Nadir Şah’dan isteyerek, Hive’ye getirip, hanlıga geçirdi. 1735 yılında başkırtların kıyam hareketine de karışmış olan bu Gayip Han faal bir zat idi. O beyler ihtilafına ve Mangıt tegallübüne son vermek maksadı ile, Huraz Bey ile 60 kadar Mangıt beyini öldürdü ve 1765’te Hvarizm’in karışık vaziyetini beğenmeyip, maiyetinde bulunan babası ihtiyar Bahadır Han ile birlikte, Hvarizm’i terk etti ve kendi yerine kardeşi Karabay Han’ı kardeşi Mehmed Rahim Sultan’ın oğlu Temir Gazi Han’ı hanlığa getirdiler (bu Temir-Gazi’nin Yadigar Şıbanlıları neslinden olduğ Babacan Mangıt’ın tarihinde mufassalan anlatılmıştır. Bunun ile Hvarizm’de Yadigar Şıbanlıları hakimiyetinin 1694 yılında sona erdiği hakkında Lane-Pool, Howorth, Barthold v. b. eserlerine geçen mutaleaların yanlışlığı sabit olmaktadır). Beylerini öldürüp, kongratlardan Mehmed Emin İnak’ı baş-vezır yaptı. Bir sene sonra Mehmed Emin İnak, Temir Gazi’yi öldürüp, kendi evladının 158 sene fasılasız devam eden hakimiyetini te’sis etti. Başta Mehmed Emin İnak da hep hanlar değiştirrdi. 1762-1804 yılları arasında bazısı Kazak yahut Kara-Kalpak ve bazıları da Yadigar cengizlilerinden olmak üzere, 12 han tahta geçirildi. Kongrat beylerinin tahakkümünü diğer uruğlar, bilhassa Uygur ve Mangıt uruğları, kabul etmediklerinden, Mehmed Emin İnak Özbek uruğ başlarından müteşekkil “divanı” dağıtıp, kendi keyfine göre, sart’tan vezır nasbetti ve ordusuna acem esirlerini aldı. 1767 yılında veba çıktı ve Hvarizm ahalisi çok kırıldı. Hvarizm’in gerilemesine ve nüfusun azalmasına sebep olan bu felaketli günlerde, payitaht olan Hive’de, 40 fakir aileden başka, kimse kalmadı; diğerleri Buhara ve Aral tarafına kaçtı. 1770’te türkmenlerin Yomut uruğu Hive’ye taarruz edip, vebadan sonra geri dönmüş olan ahaliyi kestiler. Özbekler bu felaketleri, Kongrat beyi Mehmed Emin İnak’ın eski hanlık an’anesini bırakıp, “şart”’tan vezır tayin ederek, memleketi onların eli ile idare etmek yolunu tutmasından doğan uğursuzluğa hamlettiler. Sartların bazı adetlerini Özbekler bir şeamet alameti sayıyorlardı. Babacak Mangıt, bu veba ve türkmen katl-i am ve yağması dolayısı ile, “Mehmed Emin İnak ancak kendi akrabalarına yer ve mevkıler verir, hep sartlar ile iş yapardı. Guya bir sart hakimiyeti zamanı gelmiş idi. Tanrı tebareke ve taala kudret-i kamilesini etvarları kabıh ve şeni’ olan şartlar vasıtası ile icra etmek istemediği için, memlekete Yomutları musallat etti ve Mehmed Emin İnak devletin başına tekrar bir han getirmek ve özbek beylerine müracaat etmek mecburiyetinde kaldı” demiştir (Tavarih-i Hvarizmşahiya, 188b-189a). Mehmed Emin’in torunu İl-Tüzer Beğ (1804-1806) Abu’l-Gazi b. Yadigar’ı 17 kasım 1804’te hanlıktan iskat edip, kendisini han ilan etti. Bu ise, Hvarizm tarihinde yepyeni bir hadise idi. Çünkü Hvarizm türk uruğları Cengiz nezlinden olmayan hiç kimseyi han tanımazlar ve bey neslinin hanlık davasına kalkmasını meş’um sayarlardı. Hatta beylerin mensup olduğu Kongrat uruğu dahi buna razı olmadı. İl-Tüzer aldırış etmedi. Özbek uruğ reislerini devlet idaresinden tamamiyle uzaklaştırıp, sartlara ve mühim bir kısmı esirlerden müteşekkil muhafızlara dayanan, tam bir şahsı diktatörlük usulü te’sis etti. İl-Tüzer’in halefi olan biraderi Mehmed Rahim Han (1806-1825) uruğ reislerinin gönlünü bulmak siyasetini tuttu; bunun devrinde Aral gölü civarında kendi başlarına hanlık kurmuş olan kara-Kalpakların ülkesi de Hive’ye ilhak edilerek, ülkenin eski birliği tekrar iade edildi. Merv vilayeti türkmenleri de 1822’de, Buhara’dan ayrılıp, Hive’ye tabi oldular. Bunun zamanında 1819’da, kaptan N. Muravyev idaresinde, bir rus hey’eti Hive’yi ziyaret etti. Bunun seyahat raporu 1823’te Paris’te fransızca olarak neşredilmekle, avrupalılar orta çağdan beri işittikleri Hvarzim memleketi hakkında, ilk defa olarak, bir avrupalı tarafından toplanan yeni malumat elde ettiler. Bu hey’eti iyi karşılayan Mehmed Rahum Han Rusya ile Manüsabet t’sis etti. Halefi ve oğlu allah Kulı Han (1825-1842) zamanında Sır-Derya munsabında bazı istihkamlar vücuda getirildi ve şimdiki Rusya-Efganistan sınırında Küşk yanındaki Kal’a-i Mavr Hive’ye bağlanıp, artık “Hive hanlıgı” ismi ile tanınan Hvarizm, Kagnlı hvarizmhları zamanından ber igörmediği bir şekilde, genişlemiş oldu. Allah Kulı Han eski Ürgenç’i ihya etti. 1939’da ingiliz mümessili J. Abbott ingiltere-Hive siyası münasebetini resmı bir yol akoydu. 1841’de Nikiferov ve 1842’de Danilevskiy ile tabiatçı Basiner Hive’yi ziyaret edip, önce Muravyev tarafından toplanan malumatı genişlettiler ve bu malumata dayanarak, 1845’te Berlin’de Hvarizm’in haritası tertip edilip, neşredildi. Allah Kulı Han halefi olan oğlu Mehmed Emin Han II. (1846-1855) da Hive’de iskan ve imar işlerini ileriletti. Bir çok yeni kanallar açıldı, medrese ve camiler bina olundu. Bunun oğlu Mehmed Rahim hn II. (1864-1910) devrinde Hvarizm Rusya istilasına maruz kaldı (1873). Tam mağlubiyete uğratılan han sağ Hvarizm’i ruslara bırakıp, kendisi Rusya’ya tabı olmak ve ancak sol Hvarizm’i idare etmek üzere, bir sulh akdetti. Oğlu İsfendiyar (Esfendiyar) Han (1910-1918) türkmenler ile anlaşamadığı için, onların reisi Han Cüneyd tarafından öldürülüp, yerine oğlu Abdullah hanlığa geçirildi. Bu sırada rus ihtilali başlamıştı. Sovyet idaresi kurulunca hanlık kaldırıldı. Abdullah Han Moskova’ya götürülerek, orada açlıktan öldürüldü. Sovyetler bir “Hvarizm halk cümhuriyeti” kurdular. Bu işte Pelvaniyaz Hacı’nın rehberlik ettiği “genç hivelileri” idareye geçirdiler. Fakat 1924’te sovyetler ub “Hvarizm’i Türkmenistan, Özbekistan ve Kara-Kalpakistan arasında taksim ettiler. 1926 sayımına göre, Hvarizm’in nüfusu 725.815 olup, bundan 314.850 Özbekistan’a, 286.501 Kara-Kalpakistan’a ve 124.461 de türkmenistan’a ayrılmıştır.

Hvarizm son dört asır içinde büyük badireler geçirmiş olmasına rağmen, kendi eski kültür an’anelerini epey muhafaza etmiştir. Eski Hvarizm’de 48 ve 96’ya bölünen ve diğer islam ülkelerinden küçük olan gümüş tenke (=4 altın kuruş) eski “tazça’nın, 20 tenke karşılığı olan küçük tıla (= 80 altın kuruş) eski zirni’nin yerini tutuyordu. Türkistan’ın diğer yerlerinde ve Buhara’da kulanılan ve ruslara da geçen 16,389 kiloluk ölçünün karşılığı olarak, eski Hvarizm ölçülerinin ağırlığını yeni bir taksımat ile muhafaza eden 19,656 kiloluk batman kullanıldı ki, onardan “on ser”, “ser” (sarı) ve ağrı (ara)’lara bölünüyordu (R. Klimpert, Lexicon der Münzen, s. 380; Mehmed Emin, Asya-i vustaya seyahat, s. 294). Bu hatmanın ı/ıo’i Pegolotti’nin 1335’te kaydettiği Saray men’inin ve sir (o, 491 gr.)’i de eski sümerlilerin “küçük darik” (o, 491 gr.; bk Seminarium Kondakovianum, Prag, 1927, I, 271 vd.)’inin aynıdır. Hvarizmlilerin an’ane severliğini ve dikkatini takdir için, yalnız bu hususun tesbiti kafi gelir. Eski hvarizmliler, memleketlerinin bir hususiyeti olarak, “gümüş bize girer, fakat dışarıya çıkmaz” derlerdi (Mukaddasi, s. 286). 1819 yılında Hive’de bulunan N. Muravyev (Voyage en Turcomanie et a Khiva, Paris, 1823, s. 317):- “Burada cenebı paraları kendi şekillerini muhafaza edemiyor. Çünkü han onların pazarda geçmesine derhal mani oluyor ve bu paraları yerli sikkeye çevirtiyor”-demektedir. Devlet idaresinde “çifte kırallık”, 4 uruğ ve 4 vezır (mihter, kuş-beyi, mahrem ve divan-beyi) usulü hakim idi. Mekteplerde çocuklar bile muallimi han yerinde tutup, davayı ona bildirmeden, kendi aralarından seçtiklerı kadı ile halletmeği vecıbe biliyorlardı.

Çifte kırallıkta “naip” (ınak yahut atalık) bir uruğ reisi olduğu halde, asıl hukümdarın hanlar ensilnedn olması icap ettiği fikri, hanlığın 1804 yılında ortadan kaldırılmasına rağmen, Kongra beyleri diğer uruğlarca gasıp sayılmıştır. Kongratların resmı tarihçileri olan Munis Mırab ile Agehı Kongrat sülalesini güya Cengiz’den beri Hvarizm’i idare eden hanlar gibi göstermek ve XVIII. Asırdaki Cengiz neslinden gelen hanları gölgede bırakmak istemişlerse de, Mangıt uruğuna mensup Babacan’nı 1864’te yazdığı Tavarih-i Hvarizimşahiya’sinde, hakikı hukümdarlar sıfatı ile, ancak Cengizliler gösterilmiş ve Kongrat beylerinden “Mehmed Emin İnak’ın evladı” sıfatı ile bahsedilmiş ve onların tegallübünün halkta uyandırdığı akisler tebrüz ettirilmiştir.

Yadigar oğulları devrinde birleşen devlet idare cihazı Kongratlar zamanında da muhafaza edildi. Ayrı uruğların başında ınak, atalık, beg, su işlerine bakan mirab ve askerı işlere bakan duruga ve iç işlere bakan ağa’lar hakim idi. Bozkırdan gelip yerleşen özbekler “sart” dedikleri eski ahaliye, kültür itibarı ile, tamamen temessül ettiler. Orada aynı Hvarizm “kalpağı” ile “ton” denilen bir nevı pardesü, işlemeli kürk ve çizme giyilirdi. Eski Hvarizm nevruzu, Buhara ve İran nevruzudan üç hafta evvel yapılmak üzere, devam etti. Yalnız Allah Kulı Han bunu 1827’de değiştirip, “Nevruz-i şahi” adı ile İran nevruzundan üç hafta evvel yapılmak üzere, devam etti. Ahali, zeka itibarı ile, daima komşularına faik idi. Bütün geçirilen badirelere rağmen, ilim hayatı ve fikir hürriyeti sönmedi. Son hanlardan Ören (1678-1694), Şir-Gazi, İlbars ve Temir-Gazi şiir ve san’atı himaye ettiler. Ören Han’ın maiyetinden mavlana Vafa’i iyi bir nakkaş idi. Son Hive hanı Mehmed Rahim II. de şair idi. Firuz mahlası ile yazdığı türkçe şiirleri bir divan teşkil ediyordu; memleketindeki şairlerden 30 kadarının şiirlerini de, kalın bir clid halinde, neşretlmiştir; 1865 yılında açtırdığı matbaayı Vambery görmüştür (WZKM, VI, 270). Oğlu İsfendiyar Töre ve vezıri İslam Hoca rusça öğrenmişlerdi. Türkçe ve rusça gazete okurlardı. N. Muravyev Hive’ye geldiği zaman (1819), eski Muhammed b. Musa al-Hvarizmi, Abu Naşr b. ‘İrak ve Biruni’nin memleketinde artık riyaziyat bilgisi tamamiyle ortadan kalktığını görmüş ve Hive’de aşarı hesabın hiç bilinmediğini, fakat münevverlerin, efsane karışık olmakla beraber, tarihe çok meraklı olduklarını kaydetmiştir (Voyage, s. 389). Az sonra Mehmed Rahim II. İstanbul’dan topçu, hey’etşinas ve riyaziyeci gelirtmiş idi. 1877’de kendisini Hive’de ziyaret eden osmanlı seyyahı Mehmed Emin ile riyazı ilimler, makine ve telgraf mes’elelerini konuşmuş, Hive’yi ziyaret eden H. Vambery ile ingiliz F. Burnaby’nin eserlerini okumuş olduğunu anlatmış; biraderi Seyid Ahmed Töre ise, osmanlı seyyahı ile konuşmalarına hep cehir ve hey’et mes’elelerinde bahsetmiştir. Eski Hvarizm’de olduğu gibi, XIX. asrın sonlarında Hvarizmde taassup yok idi; bu hususta Hive, komşu Buhara’dan büs-bütün farklı idi. Rus istilasından az evvel, ülke tarihine dair, zikri geçen Munis Mırab ile yeğeni Muhammed Rıza Agehı tarafından vücuda getirilen büyük eserlerin bir nüshası, Mehmed Rahim II. tarafından, hediye olarak, İstanbul’a gönderilmiş idi (Üniver, kütüp., TY, nr. 82). Bu eserlerde, o devirde Buhara ve Hokand’da vücuda getirilen bu nevı tarihı eserlerden farklı olarak, geniş ihata, ciddiyet, doğruluk, iktisat ve kültür mes’elelerine karşı alaka görülmektedir. Bu eserlerde hanların imar ve inşa işleri, muntazam olarak, kaydedilmiş ve halk tabakalarının ictimaı hayatlarına dair malumat verilmiştir. Zaten Abu’l-Gazi Han’ın, fransızca tercümesi sayesinde, avrupalılara daha 1726’da malum olan Şecere-i türk de Hvarizm’in sadelik, doğrluku ve şe’niyetçiliğini tebarüz ettirmiş bulunuyordu.

(İ.A. Harizm Maddesi, Zeki Velidi Togan, cilt: 5 Kısım: I, s.241 - s.257 arasından alınmıştır.)

**Bibliyografya:**Eski devir için bk. E. Sachau, Zur Geschichte und Chronologie von Khwarizm (SB. Akad, Wien, 1873, LXXIII, 471-555; LXXIV, 285-330); K. İnostrantsev, O domusulmanskoy kulture hivinskago oazisa (Journal ministerstva narodn. Prosveşçeniya, 1911, nr. 2, ksm. 2, s. 284-314); W. Barthold, Turkestan down to the Mongol invasion (London, 1928), s. 142-153; N. Veselevskiy, Oçerk istorikogeografiçeskih svedenii o hivinskom hantsve (Petersburg, 1877); W. Barthold, K istorii oroşeniya Turkestana (Petersburg, 1914), s. 77-102. Son Hive hanları devri için bk. H. Howorth, History of the Mongols, II, 2.; M. N. Muravyev, Voyage en Turcomanie et a Khiva fait en 1819 et 1820 (Paris, 1823); J. Abbott, Narrative of a Journey from Herat to Khiva and Mangyshlak (London, 1840 ve 3. tab., London, 1884); Danilevskiy, Opısanie hivinskago hanstva (Zapiski imper, russk. Geogr, obşç. 1851, V, 62-139); Basiner, Naturwissenchaftliche Reise nach Chiva (1848); I. A. Mac Gahan, Conpaigning on the Oxus and the Fal o Khiva (1876; bu eserin, bazı ihtisar ve ilaveler ile, türk. Trc. İçin bk. Hive seyahatnamesi ve tarihi, 1292); Friedrick Burnaby, A Ride to Khiva (London, 1876); Ali Suavı, Hiva fi muharram sana 1290 (Paris, 1873; frns. Olarak, bazı ihtisar ve ilaveler ile, Le Khiva en mars 1873, Paris, 1873; müellif arap kaynakları, Abu’l-Gazi Han, Muravyev ve Abbott seyahatnamelerinden istifade etmiş ve Amu-Derya’nın Hazer denizine XIII.-XVI. Asırlarda munsap olduğu mes’elesi ile de meşgul olmuş ve iki harita eklemiştir); Mehmed emin, İstanbul’dan Asya-i vüstaya seyahat (İstanbul, 1295). –Yerli kaynakları: Şır Muhammed Munis Mırab, Firdavs-i ikbal (1806’da İl-Tüzer için yazılmıştır; Kongrat sülalesi kuruluşundan 1740’a kadar); Muhammed Rıza Agehı (her hanın devri için ayrı olmak üzere, 5 kitap şeklinde yazılmıştır: ı. Riyaz al-davla, Allah Kulı Han devri; 2. Zubdat al-tavarih, Rahim Kulı Han devri; 3. Cami al-vuku at al-sultaniya, Mehmed Emin Han devri; yazması Leningrad Akademisi şark enstitüsü kütüp. N. E. 6’da bulunmaktadır; 4. Gulşan-i davla, Seyid Mehmed Han devri, 1856-1865; yazma nüshası aynı enstitü kütüp’de: B, 1891, 562’dedir; 5. Şahid al-ikbal, Seyyid Mehmed Rahim Han devri, 1872’ye kadar; yazma nüshası aynı enstitü kütüp. C, 572’dedir). İstanbul Universitesi kütüp., TY, nr. 82’de bulunan, 1737 sahifeden ibaret “Hive tarihi”, Munis’in Firdavs-i ikbal’inden maada, Agehı’nin eserlerini, ihtiva etmektedir. Leningrad akademisi tarafından, 1938-1939 senelerinde, bir çok alimlerin iştiraki ile neşrolunan iki cildlik Materyalı po istorii türkmen i türkmenii külliyatında da Hvarizm tarihine dair şark kaynaklarının verdiği malumat rusça olarak, nakil ve iah edilmiştir (ı. cildinde XV. Asrın sonuna kadarki devrin tarihine dair arap ve fars kaynaklarının kayıtları; 2. cildinde XVI.-XIX. asırların eserleri; o cümleden s. 355-638’de Munis ve Agehı’nin isimleri zikredilen bu eserlerden alınan parçalar bulunmaktadır). Agehı’nin muasırı olan Babacan b. Hudayberdi Mahgıt’ın 1280 zilkadesi sonunda (1864 mayısı başında) tamamladığı Tavarih-i Hvarizmşahiya (diğer ismi Ma’arif alnasab) adlı 400 şahifelik eseri Berlin devlet kütüp., Acc. Mss. Or., 1927, 144 numarada mahfuzdur.-Hvarizm san’at tarihi için bk. grad, 1930); M. Voyevodov, Summary Report of Khvarizm Expedition (Bulletin of American Orania Art and Archaeology, 1938, V, nr. 3, s. 235-244).

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+18
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.