Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 12 Nisan 2015 - 11:37
Son Düzenlenme Tarihi 01 Eylül 2017 - 20:37
FUAD KÖPRÜLÜ, TÜRKOLOJİ VE TÜRKÇÜLÜK

FUAD KÖPRÜLÜ, TÜRKOLOJİ VE TÜRKÇÜLÜK

Beria Remzi Özoran

Fuad Köprülü’nün ölümü şüphe yok ki Türkoloji için milletlerarası ölçüde ve kolay kolay giderilemiyecek evsafta büyük bir kayıptır. Şu var ki, her bilim dalı gibi araştırmalara ve müsbet delillere dayanan Türkoloji, milletlerarası cephesiyle çalışmalarını sürdürecek, eskilerin yerlerini alan yeni bilginler zamanla Fuad Köprülü’nün eksikliğini hissetmez ve ettirmez olacaklardır.

Türk dünyası için durum böyle değildir. Zira batıda sadece bir bilim dalı olan Türkoloji, Türk dünyası için önemli bir cereyanı -Türkçülüğün yeniden doğuşunu- hazırlamak bakımından ayrı bir değer ve mâna taşır. Bu noktanın iyice anlaşılabilmesi için bir hayli gerilere, 18. Ve 19. Yüzyıllara göz atmak gerekmektedir.

Milliyetçilik, Haçlılar Ruhu ve Türkçülük.

18.yüzyılda bir soyluluk yarışı içinde bulunan Avrupa’da başlıyan ve 19. Yüzyılda hızını artıran tarih merakı ve tarih araştırmaları bir yandan Avrupalıları milliyetçilik cereyanına sürüklerken, bir yandan da çoktan unutulmuş gerçekleri gün ışığına çıkarmış, bu arada Osmanlı İmparatorluğunun belkemiğini teşkil eden türklerin, bu devlet kurulmazdan yüzyıllarca önce var olduğunu ortaya koymuştu.

Ancak ne bu buluş, ne de bunun bir sonucu olarak önem kazanan Türkoloji Avrupa çevrelerinde büyük bir ilgi görmedi. Batının hâlâ Haçlı Seferleri ruhu taşımasının bunda muhakkak ki rolü vardı. Gerçekten, Avrupa efkârı Osmanlı İmparatorluğuna karşı düşmanlık duygularını aralıksız körüklüyor, her vesile ile Osmanlı devletinin aleyhinde bulunuyor, Avrupa’daki Osmanlı topraklarını kapışmak için tertipler hazırlıyordu.

(Beria Remzi Özoran, Fuad Köprülü, Türkoloji ve Türkçülük, Türk Kültürü Dergisi, Eylül 1966, Yıl. IV, Sayı. 47, Sayfa. 57)

Osmanlı devleti en kudretli günlerinde yardım isteyene el uzattığı, aman dileyeni bağışladığı, idaresi altında aldığı halklara en geniş anlamda insan hakları tanıdığı halde Hıristiyan dünyasından hep düşmanlık ve ihanet görüyordu. Büyük Devletler, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Hıristiyan cemiyetlerini devlet aleyhine kışkırtıyor, bunların ayaklanması üzerine Bâb-ı Âli tedbir alınca “Osmanlılar Hıristiyanları asıyor, kesiyor” diye yaygara kopararak Avrupa halkları arasında Osmanlı aleyhtarı propaganda yapıyorlardı.

Bir yandan Haçlı Seferlerinin diplomasi alanında böylece sürüp gitmesi, bir yandan Hıristiyan tebaanın yarattığı gaileler ve İslâmiyeti dar bir çerçeve içinde yorumlayan zihniyetin engellemeleri yüzünden devlet işlerinin aksaması, İmparatorluğun kudretini sarsıyor, bu kudretin sarsılması yeni yeni aksaklıklar doğuruyordu. Bütün bu sebepler yüzünden 19. Yüzyıl Türkler için gaileli ve felâketli bir asır oldu.

Bu gelişmeleri üzüntü ile izleyen ve imparatorluğu çökmekten kurtarma ve koruma çarelerini düşünen Türk aydınları arasında, Batılılara karşı durabilmek için bilgi alanlarında onlarla boy ölçüşecek durumdu olmak gerektiği inancı gittikçe kuvvetleniyordu.

Öte yandan Batılılar, düşmanca davranışlariyle Türklerin gururunu yaralamak ve hele bu yaraları tekrar tekrar deşmekle İmparatorluğun selâmeti kaygusunun baskı altında tuttuğu duyguları tutuşturuyor, coşturuyordu. Bu sebeplerledir ki Avrupa’yı saran milliyetçilik akımı Türk aydınları arasında çok elverişli bir vasat buldu ve Türkçülük, Türkoloji bilimine taptaze bir ruh kattı.

Meş’aleleşen ruh.

Türkoloji biliminin Türk dünyasındaki önemini Batıdakinden ayıran işte bu ruhtur. İmparatorluk içindeki gerici unsurların direnmelerine meyden okuyarak yurtta yenileşme cereyanı ile Türkçülüğü el ele yürütenler bu ruhtan kuvvet aldılar. Türk milletine benliğini buldurmak, Türk edebiyatının, Türk dilinin, Türktarihinin ve folklorunun değerlerini bulup meydana çıkarmak için çalışan öncüler: Ahmet Vefik Paşalar, Süleyman Paşalar, Şemsettin Samiler… bu ruhu taşıyorlardı. Bu öncülerin açtığı yolda ilerleyen Mehmet Eminlerde, Ahmet Hikmet’ler de, Yusuf Akçura’lar da meş’aleleşen bu ruhtu.

Fuad Köprülü de bu ruhu taşıdığı içindir ki Türklüğün karanlıklara gömülü kalmış ya da gömülmek istenen kültür ve sanat değerlerini birer birer bulup çıkarmış, bunları bilim dünyasının önüne sermekle kalmayarak teker teker duygulu bir sanatkâr ve ateşli bir milliyetçi heyecaniyle işlemiştir. Köprülü’nün kendine has sağlam ve şaşmaz bilim metodunun yanı sıra sezilen bu heyecan da meş’aleleşen ruhtan doğmuştur.

Gene aynı sebepledir ki onun bir bütün olarak Türk edebiyatını, bu edebiyatın özel gelişmelerini, başka milletlerin edebiyatları ve dilleriyle olan münasebetlerini inceleyen, Türk zümre edebiyatının içtimaî ve millî yaşayışımızla olan sıkı bağlarını belirten eserleri dünya Türkoloji çevrelerinin sadeve hayranlığını kazanırken Türklere taze inanç, taze güven ve büyük birer güvenç kaynağı olmuştur. Büyük Türkçü Müftüoğlu Ahmet Hikmet’in millî şair Mehmet Emin (Yurdakul)’e yazdığı zir mektupta, “Ey Türk Uyan” şiiri için söylediği şu sözler (1- Bak.: Dr. Fethi Tevetoğlu, Büyük Türkçü Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Ankara, 1951, S. 38.), Fuad Köprülü’nün birer anıt niteliğini taşıyan eserleri için de doğrudur: “… bence bu, birkaç orduya bedeldir. Bize o kadar kuvvet verecek, benliğimizi o kadar bildirecektir.”

Köprülü’nün eserleri bir başka bakımdan da ordulara bedeldir: Türk’e türlü haksızlığı reva gören, Türk’ün medeniyetini, insaniyetini, sanatını görmek istemeyen Batı dünyasına -hiç olmazsa bu dünyanın bilim çevrelerine- kendi şahsında Türk bilimini, Türk sanatını ve Türk medeniyetini alkışlatmak. Gerçekten, “Sorbonne’da Türk ilminin bayrağı” (2- Fuad Köprülü’nün başarılarını en güzel bir şekilde özetleyen bu sözler, değerli edebiyat tarihçimiz Nihat Sami Banarlı’nın 84 sayılı ve 23 Ağustos 1966 tarihli “meydan” dergisinde çıkan bir makalenin başlığıdır. – B.R.Ö.) nı dalgalandırmakla Fuad Köprülü’nün kazandığı başarı savaş alanlarında kazanılan zaferler kadar büyüktür, şanlıdır.

Türk dünyası, işte bu çapta bir Türkçüyü, bilginini, milletlerarası bilim ve kültür elçisini kaybettiği için yaslıdır.

Bu yası dindirmek için Türkçü Türkologların yolundan giderek Türklüğü bütün güzel yanlariyle hem Türklere hatırlatmak, hem dünyaya tanıtmak bütün Türk yedebiyatçılarının, Türk yazarlarının, Türk düşünürlerinin ve bilim adamlarının boyunlarına borçtur.

(Beria Remzi Özoran, Fuad Köprülü, Türkoloji ve Türkçülük, Türk Kültürü Dergisi, Eylül 1966, Yıl. IV, Sayı. 47, Sayfa. 58)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+52
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.