Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 16 Nisan 2015 - 14:20
Son Düzenlenme Tarihi 16 Nisan 2015 - 14:43
Eski Türklerde Kengeş Meclisi

Eski Türklerde Kengeş Meclisi

ESKİ TÜRKLERDE KENGEŞ MECLİSİ

Ali Rıza GÖNÜLLÜ

Türk Devlet felsefesine göre, Ulu Tanrı tarafından kendisine, Kainatı idare etme görevi verilen Türk Milleti, tarih boyunca, bu kutsal olayı tahakkuk ettirmeye çalışmıştır.

Bu sebepten dolayı da devlet idaresinde, Türk hükümdarına yardımcı olan kurular teşekkül etmiştir. Bunlar arasında ise Toy ve Kengeş (kingeş) meclisi başta gelmektedir.

Biz burada Kengeş meclisi üzerinde duracağız. Yalnız ana mevzua girmeden önce “Kengeş” kelimesi hakkında bilgi vermek istiyoruz.

Kengeş (ng=geniz n’s),; “Keng” fiil köküne, fiilden fiil yapan eklerden “ş” getirilerek yapılmış fiil soylu bir kelimedir. Kelimenin dar manası “danışma, müzakere tme, istişare etme” geniş manası ise “karşılıklı danışma ve önleyici tedbir almadır”

Kengeş kelimesi yukarıdaki manada olmak üzere, ilk önce Uygur Türklerine ait vesikalarda ortaya çıkmaktadır.

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 239)

Daha sonra Türk İslam-Kültür muhitinin ilk muhteşem eserlerinden olan kutadgu Bilig (M.S. 1069-1070) ve Divanü-Lügat-İt Türk’te (M.S. 1074) de varlığını devam ettiren Kengeş kelimesi, Harizm Türk lehçesinin değerli sözlüğü Mukaddemet-ül Edep’te (12. Asır) İbnü Muhanna Lügatinde (13-14 asır) ve Mısır’daki Kıpçak Türk lehçesinin ünlü yadigarlarından Et-Tühfetüz-Zekiyye’de de (15. Asır) mevcuttur.

Ayrıca Eski Anadolu Türkçe’sine ait metinlerde de kelimemize rastlamaktayız.

Kengeş kelimesi bu gün de Kazak Kırgız ve Karaçay gibi muhtelif Türk lehçelerinde yaşamaktadır.

Böylece Kengeş kelimesinin,eski, orta ve yeni Türkçe devirlerinde, dilimizde kullanıldığını, günümüzde de varlığını devam ettirdiğini görmekteyiz.

Şimdi bu etimolojik malumattan sonra ana mevzumuza geçebiliriz. Mevzumuzu iki kısımda inceleyeceğiz. Bunlar;

**1-**Kengeş meclisinin teşekkülü,

**2-**Kengeş meclisinin görevleridir.

1- KENGEŞ MECLİSİNİ TEŞEKKÜLÜ

Tarihi kayıtlar, Türk devlet teşkilatı içinde, doğrudan doğruya “kengeş” meclisinin varlığından söz etmemekte ancak aşağıda da göreceğimiz gibi, bazı işaretler, böyle bir kurulun mevcut olduğunu bildirmektedir.

Eldeki bilgilere göre, kengeş, meclisi, ünlü siyaset kitabımız Kutadgu Bilig’de de belirtildiği gibi, “anlayışlı, bilgili, akıllı ve hakim” şahıslardan teşekkül etmekte ve üyeleri arasında “hükümdarın babası, hatunu, veziri, kardeş ve akrabaları, beyleri ve yakınları, aklı erenler vb. bulunmaktadır.

Ayrıca Kaynaklarda “Kengeş Beyi” olarak bilinen bazı isimlere de tesadüf, etmekteyiz. Mesela İmir halkından Kerüncek, Salur halkından Tabak (budak Burka, batak) ve yine Salur halkından Engeş’in, oğlu Ötken ve onun oğlu Kul Sarı ile Arkıl Hoca gibi”

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 240)

2- KENGEŞ MECLİSİNİN GÖREVLERİ

Kengeş meclisi, Türk devletini yakından ilgilendiren adli, askeri ve idari meseleleri görüşmekte ve bunları karara bağlamaktadır. Şimdi, bu mevzularla ilgili misaller verelim.

a) Kengeş Meclisini Adli Görevi: Kengeş meclisi, Türk töresine aykırı hareket eden şahısları yargılamak için, hükümdarın daveti ile toplanmakta ve suçu sabit görülenlerin cezalandırılmasına karar vermektedir. Mesela; “Karahan öfkelendi ve kinle doldu. Hemen o zaman kardeşlerini ve akrabalarını (beylerini) toplayıp onlara dedi ki; “oğlum Oğuz çocukluğunda mesut, talihli ve padişahlığa istidatlı idi. Şimdi işitiyorum ki kende dininden dönmüş ve başka bir tanrı seçmiş. Bir çocuğun bize ve mabudumuza ihanet edip, onu küçümsemesi rezaletine nasıl katlanabiliriz?” Kengeş ederek Oğuz’u öldürmeye karar verdiler. “Qorı Han; yarın (dan) tezi yok babamla kengeş yapıp, sana layık olduğun cezayı vereceğim”, (Merdan) Halaç halkının iyi insanlarını suçsuz yere öldürmeye başladı. İl yahşıları yığılıp kengeş kılıp Merdanı öldürüp, Evez denilen zatı Lektuni tahtına oturttular”

b) Kengeş Meclisinin Askeri Görevi: Kengeş meclisi, fütuhat esnasında, lüzumlu kararları almak ve bunların uygulanmasını sağlamak için, hükümdarın başkanlığında her an toplanabilmektedir. Böylece içinde bulunan durum değerlendirilmekte ve en iyi netice elde edilmek istenmektedir. Mesela; divan-ü Lügat-it Türk’ten aldığımız şu şiir parçası mevzumuzla yakından ilgilidir. “Mening bile kengeşdi/Bilgi manga tengeş di/Eren bile süngüşdi/Alpler başın ol yuvar (Benimle danıştı. Aklı başına denk oldu. Yiğitlerle çarpıştı. Yiğitlerin başını yuvarlıyor)

Yine İslami Oğuz Kağan Destanında da şöyle denilmektedir. “Oğuz, Kuzye ülkelerini fethetmeye kararlı idi. Beyleri ile yolda kengeş etti. Burada hint yörelerinin meselelerini halletme yolunda bazı kararlar alındı”, “Oğuz, Kara-Hulun sınırına yani Karanlık ülkesine vardığında, karanlık dolayısıyla oraya gitmek mümkün olmadı. Oğuz yakınları ve aklı erenlerle kengeş yapıp danışdı”. “Böylece askerin sayısı olduğundan daha kalabalık görünecekti. Bundan sonra Mısır’ı ne şekilde almaları ve nasıl il yapmaları konusunda kengeş yaptılar”. “Mes’ud Şah, bu yıl kışlamak için Cürcan ve Mezenderana gidince Çağrı Bek ve Davut varıp mahmutluların Gazne başşehrini almak için kengeş yaptılar”

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 241)

c) Kengeş Meclisinin İdari Görevi:

1- Kengeş meclisi, herhangi bir sebepten dolayı, hükümdarlık makamının boşalması durumunda naip atamaya ve hükümdar seçmeye yetkilidir. Mesela. “bu sırada Korkut ortaya gelip tuman Han’a dedi ki, “Baban öldüğü vakit sen henüz küçük olduğundan padişah naipliğini aramızda kengeş yaparak sen büyüyünceye kadar Kül Erki Han’a verdik Şimdi sen büyümüş ve uğurla bu makama erişmişsin”. Nihayet onun bu halini gören Beyler “üç oğlundan hangisini kendi yerine Han olarak seçersin” diyesordular. Buğra Han “Kengeş yapın, beylerin istediği hangisi ise onu tayin edin dedi”

2- Kengeş meclisi, yabancı ülkelerden gelen elçilik heyetlerine karşı nasıl tavır alınacağına da karar vermektedir. Mesela; Oğuz Sübaşısı el-Katağan oğlu Etrak; “Kendisinden sonra gelen kumandanları çağırttı. Bunlar Tarhan, Yınal bunların kardeşinin oğlu İlguz idiler. Etrak onlara,

“Bunlar Arap hükümdarının sıhrım (damat-kayın baba) Almuş b. Şikli’ye gönderdiği elçilerdir. Size danışmadan (keneşme) onları bırakmak istemedim”

Görüldüğü gibi;

1- Kengeş meclisi umumiyetle hükümdarın çağrısı üzerine, hükümdarın bulunmadığı zamanlarda ise kendiliğinden toplanmaktadır.

2- Devlet idaresinde Türk hükümdarının yetkisi sonsuz değil, aksine kengeş meclisi tarafından sınırlandırılmaktadır. Yani, Türk devletinde mutlak hükümdarlık yoktur.

3- Kengeş meclisi, bu günkü anlamda yasama, yürütme ve yargı ile ilgili hususlarda hükümdara danışmanlık görevi yapmakta, ancak bazı hallerde yerine getirilmesi mecburi olan kararlar almaktadır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Türk devletini kainat devleti (cihanşumul-üniversal) hüviyeti kazanmasının temelinde yatan sebeplerin başında, devlet idaresinde istişareye önem verilmesi gelmektedir.

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 242)

BİBLİYOGRAFYA

Dr. ALİ BERAT ALPTEKİN, Yesevi Ocağında 210 gün, Çağ Ofset Matbaacılık, Elazığ 1996, VI+283 s. Türkiye ve Türk Dünyası İktisadi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Elazığ Şubesi Yayınları. 1. Türk Dünyası Dizisi: 1, ISBN: 975-94972-0-4, fiatı yazılı değil.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra hürriyet ve bağımsızlıklarına kavuşan ülkeler arasında. Türk asılı insanların yaşadığı cumhuriyetler de vardı. bunlar, bizim Türkistan adını verdiğimiz ve Asya kıtasının ortalarında kurulmuş devletlerdi. Tarihi kökleri bir olmakla birlikte çeşitli politik oyunlarla, adeta bir birlerinden farklı topluluklarmış, farklı dilleri konuşuyorlarmış gibi tanıtılan ve uzun süre böyle yetiştirilen bu insanlar için aynı kökten geldiklerini anlamanın zamanı gelmişti. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan devletlerinde, tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi güzel gelişmeler yaşandı. Ancak bu gelişmeler her cumhuriyette aynı derecede olmadı. 70 yıl, “Sen Kazaksın, dilin Kazakçadır” “Sen Kırgızsın, dilin Kırgızca’dır. Diye yetiştirilen insanları, bir çırpıda bu yanlıştan vazgeçirmek pek de kolay olmayacaktı; nitekim öyle olmuştur.

Bundan birkaç yıl önce, bu cumhuriyetlerden ülkemize binlerce öğrenci getirilmiş lise ve üniversitelerimizde yetiştirilmeye çalışılmıştı. Önce Türkiye Türkçe’sini öğrene bu gençler, sonra liselere (meslek liseleri dahil) ve girdikleri sınavın sonucuna göre de fakültelere yerleştiriliyordu. Bu işin bir de tersi vardı. Türkiye’den bu yeni cumhuriyetlere öğretmen ve öğretim elemanı gönderiliyordu. Böylece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, dost ve kardeş cumhuriyetlerde, oradaki gençlere hocalık yapacaklardı. Birkaç yıldan beri pek çok arkadaş ve öğrencimizi o diyarlara gönderdik ve onları böyle şerefli bir görevle taçlandırdık.

Dr. Ali Berat Alptekin de bu öğretim elemanlarından biri. Kendisi, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türk Halk Edebiyatı öğretim üyesidir. Yapılan bir teklifi kabul ederek “ o güzel” topraklara koşmuş ve kendi ifadesiyle “210 gün” orada hizmet etmiştir.

Velut bir yazar olan Dr. Alptekin, işte bu 210 günün hikayesini bir kitapta toplamış ve eserine güzel bir ad koymuş; Yesevi Ocağında 210 gün. Eser, Dr. Alptekin’in notlarından meydana geliyor.

Dr. Alptekin, Kitabın arka kapağına K. Atatürk’ün 29 Ekim 1933’teki konuşmasından birkaç cümleyi almış, Ulu Önder’in 55-60 yıl önce, en güçlü olduğu dönemlerde Sovyetler Birliğinin parçalanacağını söylemesi, elbette onun devlet adamlığı vasfıyla ilgilidir.

Şu birkaç cümleyi alarak Gazi’yi de bu vesileyle anmak istiyorum;

“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elindeki sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.... bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir , inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür.... İnanç bir köprüdür.... Tarih bir köprüdür...”

“.... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklemeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...” M.K. ATATÜRK 29 EKİM 1933

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 243)

Önsöz’de, yolculuk geçmiş ile gelecek arasında bir yerlere oturtulmak isteniliyor. Öğreniyoruz ki Dr. Alptekin’in 210 günü 10 Ekim 1994 ile 22 Mayıs 1995 tarihleri arasına rastlıyor.

Türkistan’da İlk Gece başlığı bizi Türkiye’den çok uzaklara götürüyor. Her yolculuğun pek çok sıkıcı yanı vardır. Dr. Alptekin’de, daha önce yaşadığı bu sıkıntıları hatırlayarak yabancılık çekmiyor.

Eser, hatırlananların değil, yazılacakları düşünülerek tesbit edilen olayların ve hatıraların 30 kadar bölüm altında toplanmasından meydana geliyor. Dini bayramlar, Nevruz, Temizlik Günü, Misafirperverlik vb. birer başlık altında ele alınmış. Ayrıca, Öğreticiliğin tabii gereği olan pek çok olay da, tatlı bir üslupla anlatılıyor.

Yolculuk yazılarını okumaya meraklı iseniz, bir de Türkistan’ın bu köşesini merak ediyorsanız bu eseri okumalısınız. Dr. Alptekin ayrıca pek çok il, ilçe ve köyü de gezdiği için anlatılanlar geniş bir coğrafyayı içine almaktadır.

Eserin, ikinci, bölümü diyebileceğimiz sayfalarında ise halk edebiyatı ve halk bilimi ile ilgili bilgi ve örnekler veriliyor. Ninni, atasözü, bilmece, atışma fıkra (N. Hocanınkiler dahil) efsane, adlar doğum ve ölüm, inanışlar ve halk hekimliği gibi konulara 120 sayfa ayrılmış (151-271) bizim için bir muamma olmasa bile hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız Kazak halk bilimi kısa bilgilerden sonra verilen örneklerle tanıtılmaya çalışılmıştır. Böylece eser bir gezi yazısı olmanın yanında halk bilimi antolojisi olma özelliğini de kazanmış olmaktadır.

Son yıllarda Prof. Dr. A. Bican Ercilasun ve Prof. Dr. Tuncer Gülensoy da gezdikleri yerleri anlatan kitaplar yayımlamışlardı. Dr. Alptekin’in kitabında da, onların kitaplarının yanında bir yer ayıracağız. Dr. Alptekin’i tebrik ve eserini sizlere tavsiye ediyorum. Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

(Ali Rıza Gönüllü, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Nisan 1996, Eski Türklerde Kengeş Meclisi, Cilt: XXXIV, Sayı: 396, S. 244)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+210
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.