Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 04 Kasım 2017 - 19:11
Son Düzenlenme Tarihi 04 Kasım 2017 - 19:11
ESKİ EDEBİYAT LİSÂNI ve TÜRKÇE

ESKİ EDEBİYAT LİSÂNI ve TÜRKÇE

Arapça ve Acemce terkiplerin karıştığı eski edebiyat lisânında Türkçe’nin bu çok güzel, sevimli ve ahenkli lisânımızın edası, şivesi yaşayamaz.

Hele aruz... Türk şivesinin en korkunç bir düşmanıdır! Eski terkipçi şâ'irlerden Tevfik Fikret Bey bile aruz sebebiyle Türkçe şivesine ri'âyet edememiş, onu ihmale mecbur olmuştur.

Türkçede vücudu inkâr olunamayan hususî ve bariz bir ahenk vardır. Hafif başlayan kelimeler hafif, ağır başlayan kelimeler ağır biter.

Kelimelere yapışan edatların da ikişer şekli vardır. Ağır hafif...

mak, mek.
cak, cek.
da, de.
den, dan gibi.

Misaller:
sarmak, sermek.
saracak, serecek.
evde (de), sarayda (da).
evden (den), saraydan (dan)

Konuşurken asla hata yapmaz, “da” diyecek yerde “de” “cak” diyecek yerde “cek” “den” diyecek yerde “dan” demeyiz. Fakat eski edebiyat lisanıyla yazarsak “da” yerine “de” demekte be'is görmeyiz... Çünkü eski lisânda Türkçe’nin, ahenginin, şivesinin ehemmiyeti yoktur. Varsa yoksa Arapça, Acemce... Türk olduğumuz için haklı bir
temayille hatta kullandığımız Arapça, Acemce kelimeleri de hazmetmemeiz, Türk tecvidine uydurmamız lâzım ike biz aksine kendi güzel kelimelerimizi ve edatlarımızı acımadan bozar, Arap ve Acem kelimelerine kafiye düzmeye kalkarız.

Başlı başına bir lisânı olmayan bir milletin müstakil bir vatanı olmayacağı gibi mukaddes ana lisanını -ahengiyle, şivesiyle, tabî'atiyle, hususiyetiyle, tecvidiyle- sevmeyen bir millet vatanını da sevmez. Hatta çoklarımız gibi - vatanın ne olduğunu bilmez.

Arapça, Acemce terkipli şi'irler neşrederek eski sun'î edebiyat lisânının ateşin bir müdâfi'i kesilmiş “Peyâm’da” yine bir şi'ir var: şafak ve .........

Muhterem şâ'ir ağır okunması icap eden “temaşa” kelimesinin nihayetinde “de -da” edatını “de” gibi hafif kullanıyor ve “azade”ye kafiye yapıyor. İşte:

“Sevin, hemen sevişin siz yaşarken âzâde;
Soğuk, sönük görünen zend kânî-i bî-rûh
Fena değil o kadar, sözleri temaşede.”

Şâ'irin hatası yalnız bir Türk edatının i'dâmıyla kalsa iyi... Fakat hayır... kullandığı gayr-i millî ve ecnebi aruzda da birçok hataları var. İşte:

Sahâblar yarılı, çehre-i “ufk” sararı,
Havaya ra'şe gelir, (asuman), zemin kararır,
Fena değil o kadar, (sözleri) temaşade,
Ki şu'leler saçarak (üstüne) geçer şeb-tâb

Bu şâ'ir Türk olduğu için Türkçe ve millî olmayan bir aruzdaki hatalarını ayıp saymamalıyız. Türkçe’nin güzel, tabî'î ve yanlışsız yazılır.

Türk şâ'iri sevgili ve tamamiyeti mukaddes olan ana lisânına Arapça, Acemce kâ'idelerle yapılmış terkipler sokmakla kalmıyor. Dünyada hiçbir Türk’ün ma'nâsını bilmediği kelimeleri kullanıyor. “Perî-i gabe” diyor. “Gab” ne demektir? Bunu içimizde hatta Arapça, Acemce okuyanlarımızdan bir bilen bulunur mu? “Zâr, Dârende, ......, müş'ir-i eser-i nâyâb” gibi sözlerden kim ma'nâ çıkarabilir?

Ey Türkçe! Ey güzel ve ilâhî lisan! Senin yüksek ve ahenkli tabî'atindeki edayı, şiveyi yabancı ve soğuk te'sirlerden kurtaracak olan millî şâ'ir daha gelmeyecek mi?

Bekliyoruz, hepimiz onu bekliyoruz. O, şimdi daha boş duran milliyet mabêdinin ölmez bir ma'bûdu olacak, lisân denilen mukaddes ve ma'nevî vatanın ebedî padişahı gibi ruhlarımızın üzerine nurdan tahtını kuracaktır.

HÜSN KORKUT, TÜRK SÖZÜ, YIL : 1 SAYI: 12, 26 HAZİRAN 1330 PERŞEMBE

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+9
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.