Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 03 Ağustos 2015 - 14:45
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 13:25
Eski Anadolu’da Kadının Mevkii

Eski Anadolu’da Kadının Mevkii

Eski Anadolu’da Kadının Mevkii

Dr. Füruzan Kınal

Anadolu, ancak M.Ö. II. Binyıl başlarında yazının aşığına çıktığı için, araştırmalarımız bil mecburiyeti bir tarihten başlayarak Hititlerden önce ve Hititler çağında olmak üzere başlıca iki bölümde mutalâa edilecektir.

Bu itibarla evvela II. Bin yıl başlarında orta Anadolu’da kurulan Asur ticaret kolonileri devri vesikaları, sonra, Hitit İmparatorlukları vesikalar araştırılacaktır. Bu maksatla asurlu kolonistlere ait olan mektup, mukavelename, senet ve.s. neşredilmiş hukuki ve iktisadi vesikalarda geçen kadınla ilgili bütün kayıtlar toplanmıştır. Gerçi bu vesikalara aslında asurlu Kolonistlere aittir, fakat Asurlu tüccarlar yerli halkla o derce sıkı bir münasebet içinde görünürler ki, yerliler hakkında da indrekt olarak bilgi elde edilebilmektedir. Hatta bu münasebetlerin yalnız ticari verişe inhisar etmeyip, evlenme, boşanma gibi sosyal münasebetlere kadar gittiğinin gösteren vesikalar da vardır.

Fakat Kültepe’de keşfedilen binlerce ticaret vesikaları arasında cemiyetin bünyesini göstermeğe yarayan evlenme mukaveleleri pek azdır, öyle ki yalnız bu vesikalarla bu evindeki Anadolu cemiyetinin patriarkal veya matriarkal bir aile üzerine kurulduğunu tesbit etmek pek zordur. Bundan dolayıdır ki, bu maksat için vesikaların heyeti umumisine bu zaviyeden bakmak icap etmektedir.

Bu devirde Anadolu’da, tıpkı III. Binyaldı Mezopotamya’da olduğu gibi, bir çok küçük şehri beylikleri bulunduğu bunlardan bazılarının “Büyük Prenslikler” olduğu anlaşılmıştır. Kültepe vesikalarında bu prensler yanında bazan zevceleri de zikredilmektedir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 355)

Mesela bir vesikada (El 150) “Wahşuna prensesi geldiği gün” tarzında bir not vardır. Bir diğer vesikada ise (El 188) Timilkia şehri prenses ve prensesinin, borçlu yüzünden bir adamı karısı ve oğullariyle birlikte alacaklıya teslim ettikleri yazılıdır. Fakat bu bir tek vesika ile Anadolu’da kıraliçelerin de mahkeme kararlarına iştirak ettiklerine hükmetmek tabi doğru olmaz. Maalesef bu devrin kıraliçeleri hakkında daha fazla bilgimiz yoktur. Zira kültepe vesikaları umumiyetle saray vesikaları değil, tersine halka ait, halktan gelen ticaret vesikalarıdır.

Fakat bu ticari senetler içinde o devrin içtimai bünyesi hakkında bazı imalar vardır. Mesla vesikalarda çok defa kölelerden veya esirlerden bahsedilmektedir. Böylece o devrin bütün şehir prensliklerinde kölelik müessesesinin mevcudiyet ve insanların hürler ve köleler diye sınıflara ayrıldıkları kendiliğinden anlaşılmaktadır. Kültepe vesikaları bilhassa yerlilerin borç yüzünden köleliğe düştüklerini göstermektedir. Mesela kendisine “memleketin kadını” denilen şatahşuşar adındaki yerli bir kadın, borcunu “Harihari” bayramında ödeyeceğine dair senet vermektedir (Hrozny 24.) Başka bir senette de Bn. Huzura, sadece 2/3 Mine ve 2 Şekel gümüşü ödünç alma karşılığında rehin olarak bırakılmıştır. Borç ödenmediği taktirde eseri olarak satılacağı yazılıdır. (TC III 252). Aynı suretle “Balhuisa ve kocası Babala I/3 Mine 2 Şekel gümüş için rehindirler. Hasatta borçlarını ödemezlerse, Enişru’nun evine girerler” denilmektedir (EL 86) yani ikisi bu kadar küzçük brui meblağ için esir olacaklardır. Aynı tüccara başka bir yerli aile 15 Şekel gümüşün karşılığını hasat zamanında 2 çuval buğday ile ödemek üzere kızları Kukran’ı rehine olarak verirler. Nitekim insanların satıldığını gösteren vesikalar da vardır: Asurlu tüccarlardan Qaqqaria yerli bir cariye olan Gatidayı 5 Şekel gibi çok aşağı bir fiyata satmıştır. (EL 105). Bir diğer senet de yine yerli bir ailenin, kızları Balhuisa’yı 6 Şekele sattıklarını göstermektedir. (Al 106). Yerli Bn. Şupianika kızı Suli’yi Salua’ya satar (Hrozn 35.). Aynı suretle asurlu Bayan Ahatum, yerlilerden Kanunia ile kocasına cariye samnanika için 22,5 Şekel gümüş ödemiştir, fakat satanlar bilahara bu fiyatın sekiz mislini vererek belki de çocukları olan Şamnanika’yı geri olduklarına dair bir makbuz senedi vardır. (EL 214).

Bu köle alım satımının yalnız Asurlularla yerliler arasında değil,yerliler arasında da cari olduğunun görüyoruz. Nitekim yerli bir bey olan Peruwa ile karısı Tamadanika’ya borçlu olan ve isimlerine göre yerli olmaları gereken Dilukunian ile babasının borçlarına mukabil el konulan malları arasındaki cariyeleri 9,5 Mine ve 7,5 Şekel gümüşe satılmıştır (EL 189). Böylece cariye fiyatı 10 Mine ile 5 Şekel arasında değişmektedir. Kölelik erkeklerde kadınlar arasında bir fark gözetmemektedir, yalnız erkeklerin iş gücünün daha fazla olmasından dolayı fiyatları daha bahalıdır.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 356)

Mamafih bu devirde kadınların yalnız ev işlerinde değil, tarla işlerinde de çalıştıkları anlaşılıyor: bir vesikaya göre (TC II 66) Bayan Hana borcu mukabilinde sabanda çalışacağına dair senet vermektedir. Keza yerli Bayan Şubikuni, Asurlu tüccar Puşukenu’dan borç aldığı 8,5 Şekel gümüş, ot biçmek suretile ile ödeyeceğini taahhüt etmektedir. (El. 81)

Diğer taraftan kadınların ticaret işlerinde kocalarına veya biraderlerine yardım ettiklerini de görüyoruz. kappadokya’da doğmuş olduğu tahmin edilen Asurlu Bayan iştar-Baştı, Asur şehrinde erkek kardeşi Puzur-İştar’a mektup yazarak (TC III 112) Kanişteki işleri hakkında kendisine izahat vermektedir. Keza Bayan Hattitum da biraderi Enlil-bani’ye ticaret işlerinde yardım etmektedir. (KTS 53) Öyle ki bu kadın nabına gönderilmiş 6 iş mektubu vardır. Hatta doğrudan doğruya kedi adlarına iş yapan kadınlar da görülmektedir. Mesela, Bn. Kanunia’ya assur-Muttabil’den gönderilmiş bir mektupta bazı siparişler verilmektedir. (KTS 6) Aynı kadının “hemşirem” dediği Asu-İlka’ya gönderdiği irca mektubu ise, kadınlar arasındaki en eski muhaberattan birin teşkil etmektedir. (KTS 5). Bir diğer kadın mektubu da Asurlu meşhur tüccarlardan Puşu-kenu’nun bir rahibe olan kızı Ahaha’nın vesiki assur-Muttabil’e gönderdiği mektuptur (KTS 7). Bu mektuptan Bn. Ahaha’nın rahibe olduğu halde tiaret de yaptığı anlaşılmaktadır. Bir başka vesikada ise (El 180); Anah-İxtar adındaki Asurlu bir kadın,vesika Bn. Lamassatum’dan aldığı 20 Şekel gümüşten ibaret borcunu ödenmesini Şadea’ya havale etmektedir. Yukarıda adı geçen Hattitum’aun annesi Tariş-matum isimli bayan oda Asur’daki oğlu enlil-bani’ye bir mektup göndermiştir. Erkekler tarafından kadınlara gönderilmiş mektuplar arasında bir tane de izdivaç teklifi mektubu bulunması enteresandır.

Görülüyor ki, bu devirde kadınlar iş hayatına atılmış bulunyorlardı. Bu durumunonlara hukuk sahasında da bazı hak ve salahiyetler temin edeceğine şüphe yoktu. Nitekim bu devrin kadını, kendi adına borçlanıyor, veya kendi adına ödünç veriyor, bunlar hakkında bizzat sente tanzim ve imza ediyor, şahit olabiliyor ve dolayısıyla her çeşit hukuk işlerinde dava açılabiliyor veya şahsen dava edilebiliyordu. Mesela, asurlu Bn. Şadea-Puşuken bir vesikada (EL 60) şahsen borçlu göründüğü gibi yerlilerden BN. Şaşuşar (El 58) ile Bn. Hiştahşuşar da alacaklı görünmektedirler. (el 36) Aynı surutle koca ı Asurlu olan Bn. Zuşgana, kocası seyahette iken onun namına mukavele aktediyor (El 292) Bundan başka vesikalar üzerinde kadınlara ait birçok mühür baskıları vardır. Bu bize kadının ferdi mülkiyet hakkına sahip olduğuna göstermektedir. Bu mülkiyet hakkı ona mahkeme huzurunda hukuki bir şahıs hak ve mes’uliyetini vermiş olmalı idi. Nitekim bir vesikada dava edilen üç şahıstan birinin da sat-ili isminde Asurlu bir bayan olduğunu görüyoruz (EL 245). Asurlu bir tüccar, ayrılmış olduğu yerli karısı Zibe-zibe’yi üç oğlunu geri almak için mahkemeye vermiştir. (EL 276) Keza yerli bir cariye olan Wala-wala da ayrılmış olduğu Asurlu efendisi Pilah-İştar aleyhine bir nafaka davası açmıştır. (Hronzny 32).

Diğer taraftan bu son vesikalar, Asurlu kolonistlerin Anadolunun yerli yerli kadınlar ile evlendiklerini ortaya koymaktadır. Yerli erkeklerin Asurlu kadınlarla evlendiklerine dair vesika henüz yoktur. Fakat bunda gerek mevcut evlenme vesikalarının gerekse kolonideki Asurlu kadınların sayıca azlığı amil olmalıdır.

Asurlu tüccarların yerlilerle Anadolu’ad cari olan adet ve ananeye göre evlendikleri anlaşılmaktadır. Zira Asurlu bir tüccarını yerli bir kadınla evlenme mukavelenamesinde (Hrozny 3) evlenmeden önce verilen bir paradan bahsedilmemekte, yalnız ayrılma halinde her iki tarafın beşer Mine gümüş ödeyecekleri kaydedilmektedir. Halbuki bu devir de Mezopotamya kanunlarında Sumerlerde ve Asurlar’da izdivaç müessesesi kadını satın lam esasına dayanmaktır. Yani kız babası, kızı üzerindeki hakimiyet hakkını damadına satmakta ve kızını da baba evinde ayrılırken muayyen bir meblağ vermektedir. Zira kız evlat bundan sonra baba mirası almamaktadır. Kültepe’nin sayısı mahdut evlenme mukavelelerinde ise Mezopotamya’nın benzeri mukavelelerinde görülen bu tarz Şeriqtum (Çeyiz) veya tirhatum (Başlık) gibi paralardan bahis yoktur. Buna mukabil boşanma vesikalarında daima bir boşanma parası mevzu bahistir. Bir vesikada Bn. Tahlama’nın kocasının, boşanmak için gereken “şehrin yeminini yaptığı ve başka bir vesikada ise (El 3), erkeğin kadına boşanam parasını şehrin prensinin huzurunda verdiği..” yazılıdır. Gerke bu yemin kaydı, gerekse boşanma parasının resmi şahsiyetlerin huzurunda teslimi, evlenmeler gibi boşanmaların da muayyen bir seramoniye tabi olduğunu anlatmaktadır. Boşanma mukavelelerinin en ilgiç çeken noktası, para cezasının ayrılmak isteyen tarafa şamil olmasıdır (Hrozny 3 ve EL 3.) Bu bize Anadolu’daki izdivaç müessesesinin kadına da boşanma hakkını tanıdığını ispat etmektedir. Bundan başka kadını satın alma esasına dayanmayan bu müessese, yanı zamanda monogamdır. Gerçekten iki vesikada da (Hrozny, 3 ve EL I) erkeğin başka bir kadın alamayacağı açıkça zikredilir. Fakat bu yasak, ancak erkeğin nikahla başka bir kadın almayacağı demektir. Zira birinci meşru zevcenin mevcudiyeti, daha başka cariyeler almasına mani değildir, hatta çocuksuz kadın, kocasına bir cariye vermeğe mecburdur. Erkek çocuk elde edildikten sonra da bu cariyeyi, zevce isterse satabilir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 359)

Görülüyor ki, II. Binyıl başlarında Anadolu’da cari olan Adet ve anane hukukuna göre, evlenirken kadın satılmaz ve erkek gibi kadına da boşanma hakkı tanılır, boşanma vukuunda çocuklar kadına düşer (El 276). Bu durum, bugünkü anlayışımıza göre, çok ileri bir zihniyetin iadesi ise de aslında bu tarz bir evlilik müessesesinin, bu devirdeki Anadolu cemiyetinin anaerkil (matriarkal) bir ailenin geleneklerini aksettirdiğine şüphe yoktur. Bu geleneklerin değişmesinde Asurlu kolonistlerin asim asıllı adetlerinin tesiri olacağı gibi, müteakip Hititler çağının da bu karışmada tesiri kendini gösterecektir.

Hitit Devletleri zamanında:

Kültepe çağını takip eden Hitit devletleri zamanında kadının sosyal durumunu tetkik etmek için, bir taraftan Hatuşaş arşivinin vesikalarından, diğer taraftan arkeolojik eserlerden faydalanmak mümkündür. Fakat buruda unutmamak lazımdır ki, hitit vesikaları umumiyetle saray tarafından yazdırılmış olduklarından, Hitit halkını ve cemiyetini değil, sadece saray halkını aksettirirler. Bundan dolayı tetkik edeceğimiz vesikalar da sadece saray kadınlarına, kıraliyet ailesinin kadın fertlerine inhisar etmektedir. Halka malolmuş vesika olarak yalnız kanunlar ve birkaç arazi bağış vesikası mevcut bahsolabilir. Hitit kanunları devir cemiyetinin bünyesine göre, yani fertlerin hür veya esir olmaları esası üzerine tetvin edilmiştir. Bundan dolayı bu devir kadınlarını da hür kadınlar ve esir kadınlar olarak evvela iki büyük sınıfa ayırmak lazımdır.

Hititli hür kadın tipini ise ancak kıraliçeler temsil etmektedir. Hitit cemiyetinde kıraliçelerin rolü çok mühimdir. Hatta bir metinde müstakilen hüküm süren bir kıraliçeden bahsedilmektedir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 360)

Gerek mabedlerdeki dini merasimlerde, gerekse saraylardaki resmi kabullerde kıraliçeler daima hazır bulunuyorlardı. Mesela çok mühim bayramlardan biri olan Pırasa bayramında kıral ile kıraliçeye tamamen müsavi muamelede yapılmaktadır. Bazı bayramlara ise yalnız kıraliçeler katılmakta idi. umumiyetle kıraliçelere “Şakuvaşşar” deniliyordu. Fakat hüküm sürmekte olan kıralın birini, meşru zevcesine Tavannana diyorlardı. Kocaları ölen Tavannanalar unvan ve mevkilerini oğulları zamanında da muhafaza ediyorlardı. Yeni karılan zevcesi, ancak kayın valdesinin ölümünden sonra Tavannana sanını alabiliyordu. Kıralların ilk kıral Labarna’nın adını meşru’iyet alameti olarak taşıdıkları gibi, Tavannana ünvanınını da ilk kıraliçenin adından gelmiş olduğu tahmin edilmektedir, zira Eski devlet kıral adlarını gösteren “B” kurban listesinde Labana’dan sonra sadece Tavannana yazılmıştır. Fakat bu kelime ilk Hitit kıraliçesinin özel adı mı idi, yoksa herhangi bir suçu yüzünden asıl adı zikredilmeyerek sadece, ünvanı mı yazılmıştı. Bilmiyoruz.

Tavannana’ların siyasete karıştıklarını, kıral listesinin ikinci karılı ı. Hattuşil zamanında görüyoruz. Hattuşil meşhur vasiyetnamesinde kıraliçenden “yalın gelecek, Hattuşa’yı sokacak” şeklinde mahsettiğine ve vasiyetnamede prens veliahd Huzzia’nın yerine I. murşel veliahd tayin edildiğine göre, kıraliçe Haştayar’ın oğlunun hat üzerindeki hakkını korumak için ileri atıldığını ve nüfuzun kullandığı anlaşılmaktadır. Eski Devletlerin diğer kraliçelerini yalnız urban listelerindeki isimlerile tanımaktayız. İcraatları hakkında vesika yoktur, hatta bazılarının tarihdeki mevkii dahi tayin edilmemektedir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 361)

Yeni Devet karıliçelerinden en eskisi, Şuppiluliuma’nın annesi olması gereken III. Tuthalya’nın zevcesi Nikalmati’dir. Bu kıraliçeyi biz hem kurban listeleri ile, hem de kızına ati bir mühürle tanıyoruz. Filvaki kızı Aşmunikal’e ait hayli vesika vardır. Mesela başka bir mühür üzerinde de kendisine Tavanna denilmektedir. Bir diğer vesikaya göre ise kıraliçe, Aşmunikal’ı, kıral Arnuvanda ve muhtemelen oğulları “Tuhkanti” Tuthalya ile beraber Kuvaltalla isminde bir hierodula arazı bağışlamaktadırlar (Kbo V, 7). Bu devre ait başka bir vesikada Kaşka hücumları ile ihmale uğrayan dini merasimlerin bozulması hakkında bir münacaat metni kıral ve kıraliçe tarafından yazdırılmıştır. (Kub XVIII, 21).

Vesikalarda Şuppiluliuma’nın zevcesi olarak iki kadın zikredilmekte ve bu durum gerek mühürler, gerekse kurban listeler iile Hinti’nin adları yazılmıştır. Prof. Güterbock bu listelerin tarihi sıraya göre tanzim edilmiş oldukların kabul ederek, Dadu-hepa’yı birinci, Hinti’ye ikinci zevce demektedir. Halbuki gelinine, yani aldığı ve bu meyanda daha bir çok yolsuzluklar yaptığı iddiası ile oğlu tarafından mahkemeye verilen Tavannana, eğer Dadu-Hepa ise, bu takdirde Şuppululiuma’nın birinci zevcesi kıraliçe Hinti olmalıdır. Bundan başka bu zevcelerden birinin babali kıralının kızı olması da teklif edilmiştir. Çünkü sahimesinin ad kırılmış, fakat unvanları kalmış iki mühür üzerinde “Babil kıralının kızı” ibaresi yazılıdır. Prof. Güterbock tarafından bu mühürler Şuppiluliuma devrine konulmuştur, fakat ne bu devirde, ne de Murşil zamanında Hitit-Babil münasebetlerine dair kat’i bir vesika vardır. Ancak Hitit kıraliçelerinin çoğu tanriçe Hepat’lı Theophor adlar taşıdıkları düşünülürse, Babalilil prensesin yeni vatanında Dadu-Hepa ismini almış olması akla daha yakın gelmektedir.

Bu devirde birçok Hititli prenseslerin komşu vasal prenslerle evlendirildiklerini görüyoruz: şuppiluliuma’nın kız kardeşi, Hayaşa kıralı Hukkanaş’a; kızı prenses Muvattiş, Mira Beyi Maşhuiluvaş’a verildiği gibi, ismini bilmediğimiz diğer bir kızı da mitani kıralı Mattivaza ile evlendirilmiştir. Daha sonra Muvatalli’nin ele geçen kurban listelerinde II. Murşil’in zevcesi gösterilmediği gibi, Murşil devrinin mebzul vesikaları arasında da zevcesinin adı geçmemektedir. Yalnız çivi yazı lejantlı bir mührün üzerinde Murşil adı ile birlikte görülen “Büyük kıraliçe Malnikal” in Murşil’in zevcesi olabileceği faraziyesi reddedilmiştir. Böylece bu kıralın zevcesini .bilmiyorsak da, son zamanlarda Ugarit (Ras-Şamra) de bulunan Mirşil mührü ile bir sureti kadının oğlu olan kıral urhi-Teşüp’un taht üzerindeki meşruiyetini sağlamak gayreti ile dedesinin hierogliflerin kullandığı, yani III. Murşil adını taşıdığı anlaşıldığından beri bugüne kadar Urhi-Teşübua ait zannedilen mühürlerden bir kısmının, II. murşile ait olacağına şüphe yoktur, çünkü Murşil hierolifli mühürlerin bir kısmı Muvatalli’nin zevcesi büyük Kırıaliçe Danu-Hepa adı ile, bir kısmı da henüz okunamayan başka bir Büyük Kıraliçe ismiyle görünmektedir. Buna göre, bu okunamayan isim, bu devrin Tavannanası olması gereken Murşilin zevcesinin hierolgifleri olmalıdır. Zika aynı suretle Muvatalli mühürleri de yine iki kadın adıyle görünürler, bunlardan biri, bu devirde Büyük kraliçe, Urhi-teşüp zamanında ise Tavannana olması iscabeden Danu Hepa’dır okunamayan ve kapalı duran üç şemsiye şeklindeki işaretler sonunda Hepat işareti bulunan X-Hepat da Urhi Teşup’un zevcesi olmalıdır.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 362)

Bundan sonra Yen iHitit Devleti tarihinin en mühim simalarından biri olan III. hattuşil’in zevcesi Pudu-Hepa gelmektedir. Bu kıraliçeye ati bir çok mektup, adak ve vakıf vesikaları mevcuttur. Bunlardan başka Firaktin kabartması üzerinde ve bazı mühürlerde kocası ile birlikte adı yazılıdır. Esasen bu devre ait bir çok resmi vesikalarda da bu kıraliçesinin adı daima Hattuşil ile beraber geçmektedir. Bu vesikalardan anlaşıldığına göre, Lavazantia şehri baş rahibi Pentipşarri’nin kızı olan pudu-Hepa, memleket dahilinde bir çok hayır işleri yapmaktadır. Lelvani kültüne tahsis ettiği ailelerin listesini veren bir tabletten öğrendiğimize, göre, kıraliçe bir kızı kocaya vermekte, küçük çocukları eniştelerinin yanına çıraklığa koymakta, öksüzleri himaye etmektedir. Bir diğer vesika ile de onun Hattuşil ile beraber Şahurunuva isimli kölelerine azatlık imtiyazı verdiğinin öğreniyoruz. Bütün bu iyiliklerine mukabil de tanrısından Heşmetmaabı Hattuşil için “altın, gümüş seneler, altın, gümüş aylar ve altın, gümüş günler” dilemektedir. Bir başka tabletin alt yazısına göre kıraliçe Pudu-Hepa başkatibe Kizzuwatna tabletlerini toplamak vazifesini vermiştir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 363)

Diğer taraftan Kırilçei pudu-Hepa memleketin dış siyasetinde de kendisine düşen vazifeleri yapmaktadır. 17 sene süren Mısır-hitit savaşlarından sonra III. Hattuşil’in zamanında sulh yapılınca, Pudu-Hepa da Mısır kıraliçesine bir tebrik mektubu yazmıştır. Mısır Firavunun II. Ramses’ten III. Hattuşil'e 26, Pudu-Hepa’ya ise 13 mektup gönderilmiştir. Kraliçenin protokoldaki mevkiini, bu mektupların sayısından daha iyi hiçbir şey gösteremez.

Bundan başak Pudu-Hepa, başka bir Büyük kıralla daha muhabere etmiştir. Bu mektupdaki “Ben kıraliçenin almış olduğum bali ve Amurru Prensesleri...” kaydı, kıraliçenin evlenmeler yolu ile yapılan barış siyasetinde ne derece rolü olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı mektupta Hattuliş’in kızının bir kudretli kıral ile izdivacından bahsedilmektedir. Esasen Hattuşil’in kızlarından birini, Mısırla yapılan barışı takviye için, II. Remses’in 34. Senesinde bizzat Hattuşil tarafından Mısır’a gelin götürüldüğünü, Abu Simbel mabedi duvarları üzerindeki tasvir ve kitabe ile bilmekteyiz. Bir diğer kızının da Amurru kıralı Pentişina’ya verildiği, bu kıral ile yapılan muahede de açıklanmaktadır.

Görülüyor ki Hitit kıraliçeleri, memleket dahilinde merasimlerde, ayinlerde bulunmak, ayır işleriyle meşgul olmak gibi vazifelerinin yanında devletin dış siyasetinde barış için de mühim bir vazife deruhde etmiş bulunuyorlardı. Hitit kıraliçelerinin bu durumları Mısır ve babil prensesleri ile mukayese edilemeyecek kadar yüksek ve asildir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 364)

Hitit cemiyetindeki halk tipi kadını tanımak için, yalnız Hitit kanunları ile iktifa etmek zorunda olduğumuzu söylemiştik. Bu kanunlar Hitit cemiyetinin pederşahi bir nizama dayandığını göstermektedir. Zira bu kananlardan s 48 göre, baba isterse, çocuklarını satabilir veya tazminat olarak verilebilir. S 198 de karısını başka erkekle yakalayan koca, suçluları isterse öldürebilir, cezası yoktur. Bu son madde, erkeğin kadın üzerindeki mutlak hakimiyet hakkının ifadesidir. Nitekim s. 29 göre, Hititlerdeki evlenme müessesesi de kadının satın alınması esasına dayanmaktadır. Son olarak da boşanmalarda çocuklar daima babaya düşmekte, anneye sadece bir çocuk bırakılmaktadır. (S.31,32). Bundan başka bir masalda (XXIV,8) erkek karısına; “Sen kadınsın, Kadınlığına göre bundan bir şey anlamazsın” demekte ve çocuktan başka herşeye malik olan Appu, “Oğlum yok” diye dert yanmaktadır. Esasen**”eğer bir adam”** kanunlarında da kiralanan bir erkeğin ücreti 12 Şekel gümüş olduğu halde, bir kadının gündeliği onun yarısı kadar tesbit edilmiştir (42)e. Bir diğer kanun maddesinde ise “bir kimse yabancı bir memlekette öldürülürse, o taptığın sahibi hür bir adamasa, tarlasını, evini ve üstelik I Mine, 20 Şekel gümüş ödediği halde, kadınsa sadece 3 Mine verir, denilmektedir.

Hitit kanunlarında verasete ait maddeler ele geçmediğinden, verasette erkek evladın tercih edilip edilmediğinin bilmiyoruz. Fakat Telipinu fermanında kıraliyet ailesinin veraset sırası düzenlenirken “Karılan oğlu yoksa, en büyük kıza bir koca alsınlar, o karıl olsun” denildiğine göre, bu hususta da erkek evladın tercih edildiği anlaşılmaktadır. Bütün bu deliller, Hitit cemiyetini patriarkal olduğunu göstermeğe kafidir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 365)

Fakat derhal ilave etmek lazımdır ki, iyen bu kanunlarda eski devirden, yani maderşahi cemiyet hayatı zamanından kalma izler de vardır. mesela: Ş 27 de kadının ölümü halinde, çocukların annenin çehizini paylaşmaları zikredildiği halde, babanın ölüm hali yazılmamıştır. Keza S. 171 de bir annenin oğlunu evladlıktan reddi mevzu bahis olduğu halde, babanın oğlunu reddi söylenmiyor. Gerçi burada iki ihtimal hatıra gelebilir; ya kanunların bu maddeleri mevcut idi de ele geçmemiştir, veyahut da babanın mirasını oğlun alacağı tabii bir hak olduğundan yazılmamıştır. Fakat Hitit kanunları üzerindeki son tetkikler, bunların tamamiyeti lehindedir.

Hitit kanunlarının bu kuru ifadesi dışında Hitit cemiyet hayatındaki kadınlara dair bütün bilgimiz, arazi bağışı veya adak vesikalarında sayıla isimlerden ibarettir. Bir de çok defa ritüel metinlerin müellifi olarak kadınlar görülmektedir. Bundan başka rüya tabiri veya ölü yıkama gibi işlerin de ihtiyar kadınlar tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Bütün bunlar bize Hititler devrinde kadına koloni çağında olduğundan daha az ve fakat Önasya’nın diğer kavimlerini nazaran daha çok kıymet verildiğini göstermektedir.

Neticede, müşahede ettiğimiz iki devirden ilkinde, yani “Kültepe devri” de diyebileceğimiz Asur ticaret kolonileri çağında kadın hayatın her sahasına erkek kadar iştirak ettiği ve dolayısıyla sosyal bir çok haklara sahip olduğu halde, b devri takibeden Hitit Devletleri zamanında kadın ve haklarından erkek lehine gittikçe feragat ettiği anlaşılıyor, bu sosyal değişikliğin amili, şüphe yok ki, Anadolu’nun birbirini müteakip maruz kaldığı asim ve Hind –Cermen unsarları ile karışmasıdır. Bunlardan biri, partiarkal gelenekli ve III.Ur sülalesinin ince ve yüksek Sumer kültürü ile sivilize olmuş Asurluların Orta Anadolu’ya yayılan kolonilerinin yapmış oldukları tesirdir. Diğeri de Koloni çağını mütaakip iyen pederşahi gelenekli Hititlerin Orta Anadolu siteleri üzerindeki hakimiyeti neticesinde zaten sarsılmış olan yerli adet v ananelerin zamanla Hititlerin partiarkal geleneklerine doğru kaymasıdır.

Binaenaaleyh Hitit kanunlarının aksettirdiği partiarkal karakterle Hitit kıraliçelerin devletini iç ve dış siyasetindeki mühim mevkileri arasında görülen tezat, fikrimizce bu intikal safhasının izlerinden ibarettir.

(Dr. Füruzan Kınal Eski Anadolu’da Kadının Mevkii Belleten Temmuz 1956 Cilt: XX. Sa: 79 Sayfa: 366)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+32
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.