Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 23 Temmuz 2018 - 19:22
Son Düzenlenme Tarihi 23 Temmuz 2018 - 19:22
ÇOLAK HASAN

ÇOLAK HASAN

İki taş arasında ezildi kolu

Sakattır askerlikten geçemez yolu

Hasan'ın kalbi yiğitlik dolu

Padişah çadırına koymaz kafiri

Hasan saray muhafızlarından birinin oğluydu. Onbir yaşındaydı. Bütün isteği acemi oğlanlar ocağına girip ileride Yeniçeri olmaktı. Fakat zavallı çocuğun. 3 yaşındayken geçirdiği bir kaza yüzünden sağ eli sakat olduğu için onu ocağa almadılar. Hasan üzüntüden hastalandı, günlerce yemedi, içmedi. Padişahının savaş hazırlıklarını duyunca kahrı büsbütün arttı. Hiç bir zaman böyle bir sefere katılmayacağını düşünüyor, küçük kalbi bu acı ile yanıyordu. Devrin büyük bilginlerinden tarihçi Sâdettin Efendi, Hasan’ı, bir gün saray bahçesinde gördü. Çocuk gene ağlamıştı, çok üzgündü. Sâdettin Efendi, onun başını okşadı, derdini sordu. Hasan sakat elini yavaşça kaldırdı:

-Elim böyle diye beni askere almıyorlar, dedi. Ömrünün sonuna kadar hiç savaşa gidemiyeceğim. Halbuki 2 yıl evvel acemi oğlanlar ocağına girebilseydim, şimdi padişahımızın ordusunda belki ben de savaşa giderdim.

Sâdettin Efendi, çocuğun durumuna çok üzüldü. Onun küçük kalbindeki sızıyı biraz olsun dindirmeyi düşündü:

-Bu sefere ben de gideceğim, dedi, istersen seni yanıma alayım, Padişah otağının hizmetkârları arasına katılırsın, savaşta her hizmetin değeri vardır.

Küçük Hasan’ın gözleri sevinçle parladı. Aylardan beri üzüntüden çöken zayıf omuzları dikleşti. Sâdettin Efendinin elini öptü:

-Hiç gelmez olur muyum, dedi, varıp babama, anama haber vereyim. ..

O günden sonra küçük Hasan, Sâdettin Efendinin hizmetine girdi. 21 Haziran 1596 da ordu sefere çıkarken o da ordu hizmetkârlarının arasındaydı. Artık Küçük Hasan çok mutluydu. Sağ eli bileğinden dönük olduğu için ona "Çolak Hasan" diyorlardı.

Fakat bu zeki ve çalışkan çocuğu herkes seviyordu.

Ordu Budin’in Kuzeyindeki Eğri kalesine geldi. Kale çok direnmeden teslim oldu. Hasan Eğri savaşını heyecanla seyretmişti. Padişah otağı ve ordugâh savaş yerinden uzakta kurulduğu için hizmetkârlar geride kalırlardı. Fakat Hasan bir kolayını bulup kaçıyor, savaş yerine kadar sokuluyordu.

Eğri kalesinin fethinden sonra bu seferin en büyük meydan savaşı 25 Ekim 1596 günü Haçova meydanında başladı.

İki orduyu Cinciya bataklığı ayırıyordu. Bir tarafta, Avusturya, İspanya, Floransa, Erdel, Papalık ve Fransız askerlerinden derlenmiş düşman ordusu, bir tarafta da Türk Ordusu vardı. Bataklığı gören yüksek bir tepede Padişah 3. üncü Mehmet’in otağı kurulmuştu. İki ordu akşama kadar bataklık geçitlerini zorladı. Gün biterken şiddetli bir yağmur başladı. İki tarafın da askerleri ordugâhlarına çekildiler. Karanlık ve yağmurlu bir gece başladı. Hiç kimsenin gözünü uyku tutmuyordu.

26 Ekim günü iki ordu tekrar karşı karşıya geldi. Padişah 3 üncü Mehmet ordunun ortasında yer almıştı.Etrafmda savaşa katılmış beyleri, paşaları vardı. Düşman bataklığın gerisinde toplarla korunmuş bir ordugâh kurmuştu. Türk ordusu bataklığın bütün geçitlerini tuttu.

Öğleden sonra bataklık geçildi. Fakat, Arşidük Maksîmilyan ile kral Sigismond yönetimindeki düşman ordusu, birden karargâhlarından çıkarak hücuma geçtiler. İlk çarpım da Türk kuvvetlerinin öncüsü olan Kırım atlıları bozuldu, bataklıktaki kaynaşma bütün orduya tesir etti, bozgun başladı.

Türk tarihinin bu acı dakikalarında, düşman ordusu bozulan Türk bölüklerini önüne kattı, bataklığı geçip ordugâha girdi. Padişah geri çekilmiş, bir tepeden olayı seyrediyordu. Düşmanın, ordugâha doğru yürüdüğünü ilk gören Küçük Hasan’dı... İlk çadırlarda yağma başlamıştı bile... Kudurmuş düşman askerleri padişahın otağına doğru ilerliyorlardı. Hasan içinin acı ile burkulduğunu hissetti... Otağı hümayun, kâfir çizmesiyle çiğnenecekti. Gerideki hizmetkârlar çadırına doğru koşmağa başladı... Büyük çadırın önüne, at oğlanları, hizmetkârlar, ahçılar, seyisler toplanmışlar ne yapacaklarını şaşırmış bir halde bekliyorlardı. Küçük Hasan yıldırım gibi aralarına daldı, bütün gücüyle bağırdı.

-Ne duruyorsunuz burada, düşman padişahımızın otağını yağmalamaya geliyor, etrafta bizlerden başka kimse yok, askerimiz yetişene kadar otağı korumak bize düşer...

Sonra sol eliyle kocaman bir balta yakaladı, başının üstünde çevirmeğe başladı:

-Ben gidiyorum, dedi...

Çolak Hasan’ın bu hareketi ordu hizmetkârlannı birden coşturmuştu. Fakat silâhları yoktu, etraflarında ne buldularsa kapıp Hasan’ın peşinden koştular, kiminin elinde kepçe, kiminin kazma, balta, ocaklarm altından alınmış ucu ateşli odunlar, et satırlarıyla düşmanın üstüne yürüdüler, o sırada ordugâhın gerisini tutan, padişahı korumakla görevli bin kadar şehbaz yiğit onlara katıldı. Küçük Hasan’ın öncülüğünü ettiği bu savaşın, tarihte bir eşi daha görülmemişti. Bir ahçı başı kepçesini Macar generalimn başında kırarken, bir başkası ucu alev alev yanan odunla tepeden tırnağa silâhlı askerleri kovalıyordu. Ummadık bir anda baskına uğrayan düşman askerleri ordugâhtan kaçmaya başladılar.

Küçük Hasan sol elinde salladığı baltası ile Padişah otağının önünü tutmuştu. İncecik sesiyle:

-Düşman kaçıyor. koman vurun gaziler, diye bağırıyordu.

Ordugâhta olanları Sâdettin Efendi görmüştü, Atını tepeden aşağı sürüp, öncü kumandanı Cağaloğlu Sinan Paşa'nın yanına vardı.

-Ne duruyorsunuz? dedi, düşmanın bu şaşkınlığından faydalanabilirsiniz.

Bozulan askerlerini toplamaya çalışan Sinan Paşa atını kaçak düşmanın üstüne sürdü, askerleri onun bu hareketini görünce coştular, geri dönüp düşmana saldırdılar. Tarih Türkler için tekrar altın sayfalarından birini yazmağa başlamıştı. Giray Han ile Sinan Paşa bataklık geçitlerini tuttular. Yirmi bin düşman askeri birden temizlendi. Bütün düşman ordusu bozuldu, dağıldı. Arşidük Maksimilyan ile kral Sigismond atlarına atlayıp kaçtılar. Düşman ordugâh topları, ordu hazinesi ele geçirildi.

Akşama doğru, padişah 3 üncü Mehmet otağına döndü otağın önünde devrin büyük bilim ve din adamı Sâdettin Efendi, yere serili cübbesinin üstünde yatan küçük vücuda eğilmişü. Ağır yaralı Küçük Hasan, son dakikalarını yaşıyordu. Yiğitler etrafına toplanmışlar, gözleri yaşlı küçük kahraman için dua ediyorlardı.

Hasan bir ara gözlerini açtı, Sâdettin Efendiye baktı sonra otağın kapısında duran Padişahı gördü, titrek bir sesle:

-Oh... Çok şükür, dedi, Padişah otağına kâfir girmedi...

Mutlu bir gülümseyiş yüzünü aydınlatırken, gözleri yavaş yavaş kapandı. Kolundan ağır yaralı Seyisbaşlı göz yaşlarını tutamamıştı. Ağlıyarak küçük şehidin yanına çöktü:

-Alev alev yanardı yüreciği. vuruştan geri kalıyor diye geceleri ağlar dururdu... Koca yiğitler gibi kükrerdi önümüzde...

Sâdettin efendi, gözlerini Hasan’ın yüzünden mırıldandı.

-Yaşının küçüklüğüne ne bakarsın, bir koca yiğitti o...

ŞENER NURHAN, TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, MİLLİYET KÜLTÜR KULÜBÜ, EKİM - 1966, S. 61-66

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+1
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.