Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 30 Nisan 2017 - 17:00
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2017 - 21:35
"ÇIRAĞAN VAK'ASI" VE SARIKLI DEVRİMCİ ALİ SUAVİ

"ÇIRAĞAN VAK'ASI" VE SARIKLI DEVRİMCİ ALİ SUAVİ

İLHAMİ SOYSAL

  1. Murat'ı kurtarmak üzere Çırağan Sarayı'na yapılan baskın sıradan bir ayaklanma, bir saray darbesi girişimi olmadığı gibi, Ali Suavi de dengesiz bir serüvenci değildir. Falih Rıfkı "Ali Suavi'yi Haşan Paşa'nın sopası değil, fikir adamlarımızın kayıtsızlığı ve tenkit sistemimizin bozukluğu öldürmüştür" der.

Tarihlerimizde bir Çırağan Vak’asından (olayından) söz edilir. Dönemin Padişahı Abdülhamid’e karşı bir hare­kettir. Ali Süavi adında azıcık da denge­siz biri, Mekteb-i Sultani Müdürlüğü’nden kovulunca kızmış, buna tepki olarak başına ne idiğü belirsiz birkaç yüz serseriyi toplayıp, delirdiği için tahttan indirilen ve Çırağan Sarayı’na hapsedilen eski Padişah Beşinci Murat’ı yeniden tahta çıkarmaya kalkışmış, ye­tişen Beşiktaş Muhafızı Yedisekiz Haşan Paşa’nın başına vurduğu bir sopayla ölmüş ve ayaklanma da bastırılmıştır, denilir...

Resmî tarihlerde, üç aşağı beş yukarı Çırağan Sarayı baskınının öyküsü budur. Dahasını ararsanız, karşınıza büyük özgürlük ve vatan şairimiz Namık Kemal’in şöyle bir dört­lüğü de çıkabilir:

“Suavi dedikleri o küçük adam
Paris’te oturmuş yanında madam
Biz anı adam sandık o damı cudam
Aman yalnız kaldı Mustafa Paşa.”

Dahanın dahası da vardır. Hürriyet kahramanlarımızdan ünlü şair-vali Ziya Paşa da, Abdülhamid’in saltanatının ilk
yıllarında kurulan bir edebiyat cemiyetine Ali Suavi’nin alınmasını veto etmiş, bu yüzden de o cemiyet, kurulduğunun ertesi günü kapanmıştır.

Ali Suavi’ye dengesizlikten öte “deli” diyen­ler, “İngiliz ajanı, Rus maşası” diyenler de hiç eksik olmamıştır. "Mürettib-i melanet ve menşe-i mefsedet” (Melunlukların düzenleyicisi ve azdırmaların kaynağı) gibi deyimler ise, 1878’den bu yana Ali Suavi için yakıştırılmış nice nitelikten sadece biridir.

Falih Rıfkı Atay ise, Ali Suavi için;

“ Ali Suavi’yi Haşan Paşa’nın sopası değil, bizim fikir adamlarımızın kayıtsızlığı ve tenkit sistemimizin bozukluğu öldürmüştür” der.

Ondan, “ Baş veren bir inkılapçı” olarak saygıyla söz eder, İsmail Hami Danişmend’e göre de “ Ali Suavi’nin ihtilâlciliği dünyanın en samimi sayılmış ihtilalcilerin­de bile görülen menfaat fikrinden münezzehtir. Tazminat ve Birinci Meşrutiyet devirlerinde fikri­ni canından tatlı bilen ve böyle bildiği için ecel şarabını kendi eliyle hazırlayabilen yegâne şah­siyet ondan ibarettir”...

Ali Suavi’ye şarlatandır ya da büyük bir zekâdır, cahildir ya da bilgindir, ahlâksızdır ya da fazilet sahibidir, çıkarcıdır ya da özverilidir, gerektiğinde canını bile vermesini bilmiştir di­yen nice ünlü kişi bu dünyadan gelmiş ve geç­miştir.
Ali Suavi’nin Yeni OsmanlIlar hareketinde, Birinci Meşrutiyet döneminde olduğu kadar, Türk basın tarihinde de önemli bir yeri vardır, ol­ması gerekir. Ama gariptir, tüm bunlar böyleyken ülkemizde Ali Suavi, bundan yüzbeş yıl önce yaşamış ve ölmüş bir büyük devrimci doğru dü­rüst bilinmez ve anılmaz.

Ali Suavi her şeyden önce bir halk adamıdır. Halkın içinden gelmiş, halka dayanmak istemiş, ne yapmak istemişse halkıyla birlikte yapmak is­temiştir. Yanlışları, dengesizlikleri, ters davra­nışları kuşkusuz ki olmuştur. Cemal Kutay’ın de­yimiyle Ali Suavi’nin en talihsiz yanı, “doğru söylemeyi bilir, doğrunun nasıl söyleneceğini bilmez” oluşudur.

Dokuz yıl Avrupa’da kaldıktan sonra bağışla­nıp yurda dönmesini sağlayan Mithat Paşa’ya kalemiyle ilk saldıran Ali Suavi olmuştur. Baş­langıçta kısa bir süre, biraz da Avrupa’daki kır­gınlıkları yüzünden birinci meşrutiyetçilere karşı
Abdülhamid’in yanında yer almıştır. Ama bu al­danışlarını pek kısa sürede görmüş, düş kırık­lığını da canını vererek ödemiştir.

Ali Suavi, bir sarıklı küçük hocadır. Kendi kendini yetiştirmiştir. Otuzdokuz yaşında öl­dürüldüğünde ardında bıraktığı yapıt sayısı 127’dir. Onyedi yaşında hacca gitmiş, Arapça öğrenmiş, bunun yanı sıra Farsça, Fransızca ve İngilizceyi sadece okuyacak kadar değil, bu dillerde en iyi biçimde yazacak kadar iyi özümle­miş, İstanbul’da “ Muhbir” , Londra’da gene “Muhbir” , Fransa’da “Ulûm” gazetelerini yayın­lamıştır. Bu kadar da değil, -sarıklı bir hoca olmasına karşın, laikliği ilk savunan Osmanlı ya­zarı Ali Suavi’dir. Osmanlı Devleti’nin gerçekte bir Türk devleti olduğunu yazıp söyleyen de gene Ali Suavi’dir. 1870’lerde, Hilafetin dinde yeri ol­madığını söylemek ve yazmak, Lâtin alfabesi
dilimize uygun düşerse yazıyı değiştirmenin şeriatla hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmek, ki­tabına resim koyduğu için kendisine zındık di­yenlere karşı peygamberin dahi resminin yapı­labileceğini ortaya atmak, üstelik bütün bunları çok iyi bildiği din kurallarına göre açıklayarak tüm şeriatçıları kapkara yobazlar olarak suçla­mak kolay bir şey olmasa gerektir. Unutmayalım ki o dönemde Namık Kemal, Mustafa Reşit Pa­şa’ya çatarken, onu “ Kur’an dururken frenklerden kanun almak” la suçlamaktadır. Çağdaşları “ ümmet” derken Ali Suavi “ Millet”demekte ve ilk Türkçülerden biri olarak ortaya çıkmaktadır.

Falih Rıfkı Atay 1951 yılında, Ali Suavi için yazdığı bir kitapçıkta, “ Ali Suavi’nin bundan sek­sen yıl önce o kapkara taassup devrinde yazdık­ları , 1951 Türkiyesinde hususi meclislerde söylemek bile medeni cesaret sayılabilir” demektedir. Atay’ın bu gözlemine 1983 Türkiyesin­de de katılmamak için hiçbir neden yok...

Çırağan baskını nedir?

Türk Devrim Tarihi’nin en önemii halkalarından ve kilit taşlarından biri olan Ali Suavi’nin yarattığı Çırağan Vak’asına gelince...

Ali Suavi’nin kişiliği gibi, bu olayın gerçek yüzü de ne kadar yazıktır ki, tam bir açık­lıkla ve kesinlikle bilinmemektedir. Yüz yıldan uzun süre bu gerçeğin ortaya çıkmaması için bi­linçli bilinçsiz pek çok çaba gösterilmiştir.

Yansız ve önyargısız tarih araştırmacılarından pek çoğunun günümüzde vardıkları kanıya göre Çırağan Olayı, salt bir Abdülhamid düşmanlığı, bir diktatöre karşı baş kaldırma, ilkel bir saray darbesi girişimi değildir.

Gerçekte Çırağan olayı, “93 bozgunu” denen ve Çarlık Rusyası’nın ordularının o zamanlar Ayestefonos diye bilinen, Yeşilköy’e kadar ger­mesi üzerine, bu orduların gerisinde, Rumeli’nde kalmış milyonlarca Türk’ü ayaklandırmak ve İs­tanbul’u tehdit eden Rus ordularının arkasını kesmek için bir başlangıç hareketidir.

Ali Suavi’ye göre, Yıldız Sarayı’ndan ve telgraf başından OsmanlI ordularını yönetmeye kalkı­şıp, bozgun üstüne bozguna uğramamıza neden olan Abdülhamid’in korkak yönetiminde böylesi bir girişimde bulunulamazdı. Bütün Balkanlar elden gidiyordu. Buna karşı önlem, Çırağan Sarayı’nda hapis tutulan Beşinci Murad’ı bura­dan kurtarıp, Padişah olarak Rumeli’ne götür­mek, oralarda daha hâlâ direnmekte olan Türk askerî birliklerinin başına geçirmek, halkın da desteğini sağlayarak, Ruslarla yüz kızartıcı bir barış anlaşması yapılmasını önlemekti.

Ali Suavi ve arkadaşları, bunun içindir ki Filibeli birkaç yüz göçmenle birlikte Çırağan Sarayı’nı basıp hapisteki eski padişahı bulduk­ larında, “Aman efendimiz gel bizi Moskoflar'dan halâs et!..” diyerek koluna girmişler, dışarı çıkarmak istemişlerdir. Ne var ki, yetişen Beşik­taş Muhafızı Haşan Paşa ve yanındaki askerler, hemen oracıkta bu ayaklanmayı başta Ali Suavi olmak üzere 21 kişiyi öldürüp otuz kadarını yara­ layarak bastırmışlar.Beşinci Murad’ı da zindana
tıkmışlardır.

20 Mayıs 1878 yılında, öğle vakti gerçekleş­ tirilmeye çalışılıp, kısa sürede bastırılan bu ayaklanma sırasındadır ki, az yukarıdaki Yıldız Sarayı’ndaki Padişah Abdülhamid, ömrü boyu ilk ve son defa askerî üniformalarını giyip silahlanarak ağabeysi Beşinpi Murad ve Ali Suavi’ye karşı harbetme hazırlığına girişmişse de, karacahil muhafızı Haşan Paşa’nın kalın sopası bu savaşa gerek bırakmamıştır.

Çırağan Vak'ası'ndan sonra, geniş soruş­turmalar yapılmış sağ kalan ve yakalanan ayaklanmacılar ağır cezalara çarptırılmış. Rumeli'nden İstanbul’a sığınmış yüzbinlerce göçmen de hemen Anadolu'ya yollanmışlardır.

KİŞİSEL ARŞİVLERDE İSTANBUL BELLEĞİ, TAHA TOROS ARŞİVİ

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+31
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.