Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 03 Mart 2016 - 17:00
Son Düzenlenme Tarihi 28 Nisan 2016 - 16:08
Çin-Müslüman Münasebetleri

Çin-Müslüman Münasebetleri

ÇİN-MÜSLÜMAN MÜNASEBETLERİ

  1. MÜSLÜMANLARIN ÇİN İLE İLK TEMASLARI

  2. RESMİ KAYITLARA GÖRE

İslamiyet’in Çin’e ilk olarak girdiği devreyi araştırdığımız da bu konuda geleneksel rivayetler ve tarihi vesikalara dayanan bir çok çelişkili görüşlerle karşılaşırız.

Tanınmış Çinli Alim Chin Chi-t’ung, “Chung Kuo Hui Chiao Shih Yen Chiu” (Çin’de İslam Etüdleri) adlı eserinde Müslüman Arabların Çin’le ilk temaslarının 628’de olduğunu bildiriyorsa da 1 (Ko Byöng-ik, “İslam kyodo va vöndae sahoe (Müslümanlar ve Yüan Toplumu)” TKY; Seoul, 1980, s. 348) tarihçilerin ekseriyeti “Chiu T’ang-shu’nun Hsi-yü Chüan” 2 (Çin Tang sülalesi (618-906) yıllığının Batı Bölge kısmı (CTS) vesikasına dayanarak 651 yılını İslam’ın Çin’e ilk giriş tarihi olarak işaret ederler. Söz edilen metinde şu bilgiler kaydedilir.

“651 yılında Tashi (Arabistan) 3 (Bkz. Bu bölüm III B-2) kralı Çin sarayına ilk olarak bir elçi gönderdi ve aynı zamanda Tashi sarayının otuz dört yıldır üç kralla 4 (Hz. Ebu Bekir (632-644), Hz. Osman (644-657) saltanat süre geldiğini ilan etti.” 5 (Chiu T’ang-Shu (CTS) Ta-Shi Chüan, Kao-tsung kısmı, 651 yılı.)

Çin’e ilk defa gelen Arabistan temsilcisi Üçüncü Halife Hz. Osman (644-656)’ın emriyle gönderilmiş olup 651 yılın 25 Ağustosunda T’ang hanedanının başkenti Changan’a varmıştır. Bu elçi, imparator Kao-tsung (650-684) ile resmi bir görüşme yaparak Tashi imparatorluğunun genel durumunu ve İslam dini inancını açıklamıştır. 6 (Ma Qi-cheng. “A Brief Account of the Early Spread of İslam in China” JCASS, Vol, 4, Peking, 1983. S. 98 /C. Wang Zin-shan, “Çin’de İslamiyet” İTED, C-III, Cüz 2-4, İstanbul, 1960, s. 158 / M. Broomhall, İslam in China, A. Neglected Problem, London, 1910, s. 4)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 29)

Arabistan ile İran arasındaki savaş sırasında Sasanilerin son hükümdarı III. Yezdcerd’in oğlu Firuz (Çin vakayinamesine göre Pi-lu-ss) 650 yılında Çin’den yardım talebinde bulunmuştu. 7 (E. Chavannes, Documents sur les Tou-kiue (Turcs) Occidentaux, St, Petersburg, 1903, s. 172) Çin, Muhtemelen Arabların durumunu henüz tam olarak kavrayamadığından ve en az Arabların Çin’e karşı herhangi bir husumette bulunmadığından İran’a istenilen birliklerini göndermek için çok uzak olduğu cevabını vermiştir. 8 (T.W. Arnold, The Preaching of İslam, Lahore, 1968, s. 298)

Ayrıca Halife Osman’a hususi bir elçi göndererek İran prensinin isteklerine karşı dostane bir tavassutta bulunmak istemekle beraber kendisi için Arabistan’ın gerçek gücü ve durumunu araştırmıştır. 9 (M. Broomhall, ayn. Esr., s. 13 / T. W. Arnold, ayn. Esr., s. 298)

Bu Çinli elçiye karşılık olarka, Halife Osman meşhur kumandanlarından birisini resmi bir mektupla Çin sarayına gönderdi. 10 (M. Broomhall, ayn. Esr., s. 13)

Bu hadise 651 yılında vuku bulan iki imparatorluk arasında ilk resmi temas idi. Fakat Arab tüccarlar münferid olarak bundan çok önceleri Çin’e ulaşmışlardı ve muhtemelen din adamları sarayda imparatorun huzuruna kabul edilmiş de olabilirler. 11 (M. Broomhall, ayn. Esr., s. 14/R. İsraeli, Muslims in China: A. Stduy in Cultural Confrontation, London, 1980, s. 80)

  1. BAZI MENKIBELERE GÖRE

Resmi kayıtların 651 yılını göstermesine rağmen Çinli Müslümanların anlattıkları bazı menkıbelerde Müslümanların Çin’e ilk gelişinin daha önce olduğu belirtilmektedir. Bunlar arasında en çok anlatılan e Çinli Müslümanların ekseriyetle kabul ettikleri bir menkıbe ise, İslamiyet’in Çin’de ilk olarak Hz. Muhammed’in dayısı olan Sa’d bin Ebi Vakkas 12 (Sahabenin ileri gelenlerinden olup Bedir ve Uhud savaşların katılan bir İslam kumandandır. 678 yıllarında ölen Vakkas, Cenazesi Medine’ye getirilerek namazı Peygamberin mescidinde Medine valisi tarafından kıldırılmıştır (İ.A. Sa’d B. Abi Vakkas md.) tarafından tebşir edildiği idi. Bu menkıbeye bakılırsa, Liu Chih’in hikaye ettiği üzere 13 (Ünlü Çinli Müslüman tarihçi olan Liu Chih, 1721 yılında tamamlanan “Hz. Muhammed’in Örnek Hayatı” adlı 10 ciltlik eserinde Sa’d bin ebi vakkas hikayesini kaydetmiştir. Bu eser Archimandrite Palladuis tarafından Rusça’ya I. Mason tarafından İngilizce’ye tercüme edilmişti) Sa’d bin Ebi Vakkas Çin’e 632 yılı dolaylarında yanında üç arkadaşı olduğu halde Arabistan’a gönderilen Çin elçisiyle beraber gelmiştir. O, Çin’de İslam’ın öncüsü olarak kabul edilir ve hatta Kanton’da medfun olduğu iddia edilir. 14 (M. Broomhall, ayn. Esr., s. 74-76/ 1. Mason, “When and How Muhammadanism Entered China”, MW, 19, 1939, s. 249-263)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 30)

Ma İbrahim tarafından kabul edilen buna benzer bir değer menkıbeye göre de, Çin’e ilk gelen Müslüman Araplar 632 yılında Çin’de İslam’ı yayan Sahabe Sa’d Lebid Al-Habashi ve Yusuf isimli zatlar olmuştur. Bunlar, çok önceden Çin’e gelip yerleşmiş olan gayr-i Müslim Araplara İslam’ı öğretmişlerdir. 15 (M. İbrahim, Muslims in China, Kuala Lumpur, tarihsiz, s. 10-11)

Sa’d Lebid’in hikayesi şöyle anlatılır.

“Mekke’de putperest Kureyş kabilesinin Müslümanlara uyguladığı baskıların şiddetlenmesi üzerine kadın ve erkeklerden oluşan 101 Müslüman Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Bunların arasında Cafer ve Sa’d Lebid isimli iki lider de bulunuyordu. Sa’d Habeşistan’daki hayata uyum sağlayamadı, bunun üzerine geçimini bir başka yerde temin etmek ümidiyle bir gemiye binerek oradan ayrıldı. Mevsim rüzgarlarını takibederek Mayıs-Haziran aylarında İran körfezinden Doğu’ya doğru yelken açıp ekim-Kasım aylarında geri dönen Arap gemileri, Sa’d Lebid’i aylar sonra, o zamanlar dünyanın en modern limanı olan ve Çin’in güney kıyılarında bulunan Ch’üan-chou’ya getirmişti. Burada pek çok Arab soydaşı ile tanıştı. Onların bazıları da İran körfezinin yukarı bölgelerinden gelmişlerdi. Bunların hepsi henüz Müslüman değillerdi. O, 633 yılında hemen kendi soydaşları arasında İslam’ı tebliğ etmeye başladı. Sa’d Lebid’in tahminen Ch’üan-chou’da veya Kanton’a seyahat ederken tanıştığı Yusuf isimli bir arkadaşı da vardı. Sa7d, Ch’üan-chou’da İslam’ı yayarken, Yusuf da Kanton’da İslam’ı tebliğ ediyordu. 16 (Ayn. Esr., s. 10-11. Kendisi ele mülakat (30 Ağustos 1979 tarihinde Kuala Lumpur şehrinde)

Yukarda nakledilen iki menkıbeye göre Sa’d bin Ebi Vakkas ve Sa’d Lebid’in aynı kişi olup olmadıkları açıkça anlaşılmamaktadır. Fakat faaliyet alanları ve zaman dilimi dikkate alındığında iki kişinin hemen hemen aynı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bununla beraber Hz. Muhammed’in dayısı olan Sa’d Ebi Vakkas hakkında yapılan araştırmada, tarih onun Çin’e gitmediğini söylemektedir. Gerçekten Sa’d bin Ebi Vakkas Çin’e ayak basmamıştır ve Medine’de medfundur 17 (C. Wang, a.g.e., s. 160/M. Broomhall, a.g.e., s. 76-77) Kanton’da medfun olan zat, şayet gerçekten tarihi bir zat ise ve Sa’d bin Ebi Vakkas ile münasebeti olmuşsa, bu büyük İslam kumandanı İran’ı fethederken Basra körfezi ve Hind okyanusu yoluyla Çin’e giden Arap tüccarları ile Güney Çin’e gönderilmiş biri olabilir. 18 (C. Wang, ayn. Esr., s. 160)

Kanton’da Sa’d bin Ebi Vakkas’a nisbet edilen bir cami de vardır. Rivayete göre Hui-sheng-se adlı bu cami Çin’de ilk cami olup Sa’d bin Ebi Vakkas tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin yakınında ona ait türbe de mevcut olup buradaki mezar taşında onun hayat hikayesi yazılmaktadır. 19 (M. Broomhall, a.g.e., s. 109-114)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 31)

Son devir Osmanlı seyyah ve alimlerinden Abdürreşid İbrahim Efendi’nin “Alem-i İslam” 20 (Tafsilat için bkz. Üçüncü Bölüm, II-A-I.) adlı eserine göre 1909 yılında Pekin’de bulunan Abdürrahman Wang Kuang isimli bir Çinli imam, kendisinin Sa’D bin Ebi Vakkas Hazretlerini soyundan olduğunu iddia ediyor ve şeceresi dahi olduğunu söylüyordu. Bu esere göre bu zat Çin hükümeti nazarında dahi itibarı olan meşhur bir din adamı idi. 21 (Abdürreşid İbrahim, Alem-i İslam, c. I, İstanbul, h. 1328, s. 524)

Yukarda zikredilen iki menkıbeye inanmak için güvenilir tarihi deliller bulmak mümkün değildir. Fakat şüphesiz daha Hz. Muhammed hayattayken bile iki ülke arasında münasebetlerin yapıldığı bir tarihi gerçektir. Hz. Muhammed’in kendi sahabelerine tavsiyede bulunduğu şu hadisi meşhurdur.

“İlim talebi her Müslüman’ın vazifesi olduğundan Çin’de bile olsa ilim peşinde koşunuz.” 22 (İsma’il Bin Muhammed el-‘Aclünni el-Corrahi (nşr. Ahmed al-Kallash) Keşif el-Hafa ve Muzil el-ilbas amma ishtahara min el-ahadis ala elsinat el-nas, Hadith, Collection, Halep, c. II, s. 56)

Arabistan ile Çin arasındaki ticari münasebetlerin onun doğumundan çok önceleri kurulmuş olmasından dolayı Hz. Muhammed’in Çin’in adını bilmesi hiç de gayr-ı mümkün değildir. 23 (T.W. Arnold, a.g.e., s. 297)

Bu yüzden İslam’ın ilk devirlerinde yani Çin ile Arabistan arasında diplomatik münasebetin kurulduğu 651 yılından evvel bazı dini liderlerin Çin’e gönderilmiş olması kuvvetli bir ihtimaldir.

B. TİCARİ VE İKTİSADİ MÜNASEBETLER

  1. İSLAM ÖNCESİNDEN T’ANG DEVRİNE KADAR

Çin ve İslam ülkeleri arasındaki münasebetler bir bakıma İslam öncesi Çin-Arap temaslarının bir devamıdır. Asya Kıtasının en doğusundaki Çin ile batısındaki Arabistan; coğrafi bakımdan birbirinden çok uzak iki ülke olmasına rağmen, müteşebbis insanlar için bu mesafe aşılması güç bir engel değildir.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 32)

İslam’ın doğuşundan çok önceleri Çin ile Arabistan arasında deniz yolu ve çok az da İpek Yolu üzerinden sık sık temaslar oluyordu. İki bin yıl önce Arap yarımadası Çinliler tarafından biliniyor ve Tiao-chi 24 (Eski Farsça’da Araplar için kullanılan Tacik veya Tazi kelimesinden gelen Tia-chi, Han hanedanı (M.Ö. 206-m-220) ve daha sonra T’ang hanedanı zamanında (m. 618-906) ise To-shi veya Ta-shi terimleri Araplar için kullanılmıştır Yani, Tia-chi To-shi-Ta-shi) olarak adlandırılıyordu. 25 (Ma. Quicheng, a.g.e., s. 98) Hz. İsa’dan önce bile küçük teknelerle kıyıdan mevsim rüzgarlarını takip ederek Güney Arabistan; Aden, Merbet ve Hindistan’a seyahatlar yapılıyordu. Fakat yelkenli gemilerin yaygınlaşmasından sonra (M.Ö. 10 ve M.Ö. 52 yılları arasında) ticaret büyük bir gelişme göstermişti. 26 (F. Hirth ve W.W. Rockhill, Chau Ju-kua: His work on the Chinese and Arab Trade in the twelfth and thirteenth centuries, entitled CHU-FAN-CHI St. Petersburg, 1911, s. 2)

Çin ve Ta’ts’in (uzak batı) arasında doğrudan temasın, 166’da Batılı misyonun varışıyla yaşadığı söylenebilir. Han hanedanını İmparatoru Ho-ti’nin dokuzuncu yılında (97) Doğu Tzing hanedanı zamanında (317) ve Çin’in Kuzey ve Güney olarak bölündüğü devrede (420) Çin’den İran körfezine büyük yelkenli gemiler işliyordu. Hatta, Çinliler Fırat’ın yukarı kısımları ile Mezopotamya’nın Dicle nehrinde gemi yüzdürüyorlardı. 27 (Ma. İbrahim, a.g.e., s. 126-127. / CFC, s. 5)

Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, V. Yüzyılda Arap tüccarlarının sık sık Hint-Çin yarımadasına kadar gelmelerine rağmen çok az Çinli sadece Kampoçya, Annam veya Tongkin eyaletlerinden 28 (Annam ve Tongkin, Şimdiki Kuzey Vietnam bölgeleri olup zamanında Kampoçya ile Çin’in eyaletlerindendir.) Uzak Batı (Ta-ts’in)ya ulaşmıştı. 29 (CFC, s. 6)

Altıncı yüzyılda Çin-Arabistan arasında Seylan yolu üzerinde hatırı sayılır bir ticaret mevcuttu. Yedinci yüzyılın başlangıcında Çin, İran ve Arabistan arasındaki ticaretin daha da gelişmesi sonucu, İran körfezindeki Siraf kasabası, Çinli tüccarlar için başlıca ticaret merkezi olmuştu. 30 (T.W. Arnold, a.g.e., s. 297/ N. Elisseeff, “L.’Orient Musulman au Moyen Age (622-1260), Paris, 1977, s. 177)

Bu devirde İslam kaynakları Çin ticaret gemilerinden bahsederler ki, bu konuda en eski İslami vesika Hicri 14 (m. 636) tarihini taşır. Aynı senenin Ramazan veya Şaban ayında Utbe b. Gazvan, Basra’yı fethedince Halife Ömer’e aşağıdaki raporu gönderdi.

“-Emma ba’d: Uman’dan, Bahreyn’den, Fars’dan, Hind’den, ve Çin’den gelen yelkenlilerin uğradıkları bir limanı bulunan Basra’yı Allah’ın bizim elimize nasibettiğini, onların altınlarını ve gümüşlerini, kadınlarını ve çocuklarını verdiğini bil ve bunun için ona hamdet, İnşallah, ben bunun tafsilatını size yazacağım.” 31 (Dineveri, kitab el-ahbar ef-tival (nşr. W. Guirgass) Leyden, 1888, s. 123)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 33)

Diğer önemli Arap kaynaklarından birisi olan Mes’udi’nin “Muruc el –zeheb” adlı eserinde Çinli tüccarların ticari mallarını yelkenlilerle doğu Arabistan’a kadar getirdikleri, Uman limanlarını ziyaret ettikleri ve Basra’ya kadar mallarını yükleyip taşıdıkları kaydedilmektedir. 32 (Mes’udi, Müruc el-zahab, va ma’adin el-cevahir (Fransızca trc. Ve nşr. C. Barbier de Meynard et. Pavet de Courteille) Paris, Vol, 1, s. 308) Daha eski bir müellif olan Bin el-Kelbi de Uman’daki Panayırlardan bahsederken “Arabistan’ın iki büyük limanından biri olan Daba’da bir panayır bulunur. Sind’den Hind’den, Çin’den tacirler, doğu milletleri ve batı halkı hep oraya gelirdi.” Diye malumat vermişti. 33 (Ya’kubi, Tarih (nşr. M. Th. Houstma) Leyden, 1883, C. I, s. 313-315)

Açıkça görülüyor ki, eski ve orta çağlardan beri bir yandan Mısır ve Arabistan arasında, diğer yandan da Hindistan, Uzak Doğu ve diğer yerlerle süregelen deniz ticareti, Güney Arabistan kıyılarındaki Arabların teşebbüsleriyle işliyordu. Onlar çok önceden kıyı şeridi boyunca İndus’un güneyinden en son Kanton’a kadar uğralınacak limanlarda gerekli istasyonları kurmuşlar ve tesbit edildiğine göre, Kanton 34 (Çin’in güney kıyılarında bulunan tarihi bir limandır. Eski Arap coğrafyacılar ve Tarihler bu limanı Kanku, Hanfu, Kuang-chou şeklinde zikretmişlerdir. Şimdiki Hong-Kong şehrinin bulunduğu bölgedir.) da 300’den beri yerleşmiş ya da koloni dahi kurmuşlardır. 35 (CFC, s. 4/Ma İbrahim a.g.e. s. 13)

Çin’in yabancı ülkelerle ticari alanda ithalat ve ihracatının başlaması, Müslümanların gayretleriyle canlanmıştı. Çeşitli ülkelerden tüccarlar, misyonlar ve seyyahlar deniz ve kara yoluyla Çin’e gelmişlerdi. Bunlar arasında Çin pazarına hakim olan hiç şüphesiz nadir ve kıymetli mallara sahip Araplar idi. 36 (Ma Qicheng, a.g.e., s. 99)

Beşinci yüzyılın ilk yarısında, “Fa-hien” adlı bir Çinlinin Güney denizlerinde yaptığı bir deniz seyahatının hikayesi günümüze kadar gelmiş ise de, yedinci yüzyıla kadar Çin denizcilik teşebbüsü pek kendini göstermemiştir. 37 (CFC, s. 27-28/VII. Yüzyıla kadar Çin-Arabistan ticaret münasebetleri için bkz. W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi (trc. E. Z. Karal) Ankara, 1975, s. 3-18) Ancak sui hanedanı (518-618)na mensup imparator Yang-ti (605-617)nin üçüncü yılı olan 607’de ticari ilişkileri başlatmak üzere Siyam’a deniz yolundan bir heyet gönderilmiştir. 38 (CFC, s. 8 / Tafsilat için bkz. Sui-shu (sui sülalesi yıllığı) C. 82, Ch’i-t’u kısmı.)

Fakat yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren deniz yolu özellikle kullanılmaya başlandı ve Kanton şehri gemilerin yüklendiği en önemli liman oldu.

Seyehatlar daima kışın kuzey-doğu rüzgarlarıyla yapılır ve Çin’e dönüş yazın Nisan’dan Ekim’e kadar güney-batı rüzgarlarıyla olurdu. Bu ehemmiyete binaen altıncı ve yedinci yüzyılın Çin kaynaklarında Güney Asya ve takımada ülkeleri hakkında çok miktarda ve oldukça doğru bilgiler bulanmaktadır. 39 (CFC, s. 9/M. Broomhall, a.g.e., s. 6-8)

Çoğunlukla Arap ticaret gemileri, mevsim rüzgarlarını takibederek, Hindistan ve Güney Doğu Asya deniz yolundan gelirlerdi. Bunlardan bazıları güzergahları boyunca değişik yerlerde daimi olarak yerleştiler ve Champa (güney Vietnam bölgeleri) ile orta-doğu Vietnam)’da yaşayan halk, kendilerini “bini Sham”! olarak adlandırırlar ki, bu tahminen “Suriye’nin evlatları” anlamına gelmektedir. 40 (Ma İbrahim a.g.e., s. 13) Bununla beraber ticaret gemilerinden pek çoğu Çin’e giriş çıkıştı Malaka ve Champa limanlarını kullanmışlardır ki bunların güzergahları genellikle şöyle idi. 41 (M. Broomhall, a.g.e., s. 7-8-N. Elisseeff, a.g.e., s. 177)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 34)

Gemiler İran körfezindeki Siraf’ta yüklenir, böylece açık denizin fırtınalarından sakınılırdı. Araplar Çin’e gitmek üzere belli başla bir rota takibederlerdi. Uman körfezindeki Maskat, su ve yiyecek almak için ilk limandı. Oradan kıyıyı takibeden eski Yunan ve İran gemicilerinin tam aksine gemiler açık denizde rüzgar alarak cesurca yelken açarlar ve tam bir ay sonra Hindistan’a varırlardı. Seylan’ın güney kıyılarına doğru ilerlerken, Nikobar 42 (Malay yarımadasının batısı ve Sumatra adasının kuzeyindeki denizde bulunan adalar.) takımadalarına varıncaya kadar başka bir açık deniz yolu takibederlerdi. Gemiler Malaya yarımadasını dolaşarak Malaka’ya doğru yol alıp on gün içinde siyam körfezine 43(Malay yarımadası ile Hind-Çin yarımadası arasında yer alan körfez.) geliyorlardı. Buradan 15-20 gün sonra da Pulu Kondor 44 (Şimdiki Kampoçya’nın güney denizinde ve Çin Denizinin ağzındadır.) adasına varılarak taze su temin ediliyordu. Oradan Çin denizine doğru bir ay süren yolculuk sonunda yorgun Arap gemiciler meşhur Çin limanı Kanton’a ulaşıyorlardı.

Yedinci yüzyılın başlangıcında çok sayıda Arab ve İranlı Kanton’daki yabancı koloniyi oluşturuyorlardı. Hicretten önce Arabların Kanton’da bir fabrika kurmuş olmaları da muhtemeldir. 45 (M. Broomhall, a.g.e. s. 8/CFC, s. 14-15 / Chen Yan, “On the Maritime Slik Road” JCASS, Vol, I, 1983, Peking, s. 164.) T’ang rahibi Chian-chen, “Tien Pao” 46 (T’ang İmparatoru Hsüan-tsung saltanatının ikinci devrinin adı.) devrinde (742-756) İran körfezinden gelen sayısız gemilerin Kanton’un sularında görüldüğünü söyler. Onlar baharat ve nadir mallarla dağ gibi yüklenmiş olarak yakın mesafedeki sularda demirlemişlerdi. 47 (T’ang-ta-ho-shang-tung-cheng-ch’uan-chi (T’ang Rahiplerinin Doğu Seyahatnamesi(nden naklen veren Ma Qicheng. A.g.e., s. 99)

Çin ile Arabistan arasındaki çok yakın ticari münasebetlerin tabii bir neticesi olarak İslam, ilk önce, Kanton, Zeytu, Yang-chou ve Hang-chou gibi güney doğu kıyı şehirlerine girmiştir. X. Yüzyılda Tuan Cheng-shi’nin yazdığı “Youyang Tsa-tus” (Youyang üzerine derleme) adlı eserde kaydedildiğine göre, son T’ang ve İlk Beş Hanedanı (907-960) devrinde İran körfezinden gelen bütün gemiler, binlerce mil uçabilen posta güvercinleri taşıyorlar ve böylelikle ülkelerine selam ve hayır dualar dolu mesajlar gönderebiliyorlardı. 48 (Ayn. Esr. s. 99)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 35)

T’ang’dan Sung (960-1279) devrine kadar Çin’e gelen İran ve Arab tüccarların sayısı gittikçe arttı. Bu sıralarda Arap imparatorluğunun başkenti olan Bağdat’da İpekli kumaş porselen çay ve ham ipek gibi Çin malarını satmak için hususi pazarlar kurulurdu. 49 (Ayn. Esr. s. 99) Aynı şekilde T’ang’ın başşehri (chang-an’ın doğu ve batı pazarlarında CTS’nun ifadelerine göre, “Hu-JEN (Yabancı kişiler) caddeleri doldururlardı. 50 (CTS, C. 198, Hsi-yü kısmı.) Ayrıca Onların HU-TİAN ve HU-ti denilen dükkanlarında özellikle Arabistan ve İran menşeli emtiada kıymetli taşlar, fildişi, baharat, cam, inci vb. satılırdı. 51 (Li Fang’ın Tai-p’ing-kuang-chi’den naklen veren, Ma Qicheng, a.g.e., s. 98-99)

Çin’den ihraç edilen başlıca mallar; kağıt, kumaş (özellikle tabii sarı lifli kumaş) çay, porselen, ipek, ilaç ve şapdır. Çin’e gelen ithal malar ise; fildişi, parfüm, kıymetli taşlar, züccaciye (Afrika’dan) inci, baharat, yeşim (Seylan, burma ve Güney Asya’dan) dir. 52 (Ma İbrahim, a.g.e., s. 13-14/ Chen Yan, JCASS, Vol, I, s. 164/ B. Lewis, İslam, from the Prophet Muhammad to the capture of Constantinople, Vol. II Relligion and Society, New-York, 1979, s. 154-155)

Çin’in güney-doğu denizcilik sahaları arasında Kanton, Zeytun, Yang-chou ve Hang-chou, Çin hükümeti tarafından resmen ticari limanlar olarak hazırlanmışlardı. 53 (Ma Qicheng, a.g.e., s. 99) Zaman geçtikçe Çin’in güney-doğu bölgesindeki Müslümanların nüfusu hızla artarak büyük bir sayıya ulaştı. Ticarette yabancı ülkelerden hiç biri Ta-shi ülkesinden üstün gelemiyordu. 54 (Chou Ch7u-fei, Ling-vai-tai-ta C. 3’ten naklen veren Ma Qicheng, ayn., esr. s. 99)

Dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Süleyman el-Tacir ve Ebu Zeyd adlı Arap seyyahlardan bize ulaşan iki önemli eserde, Çin’de yaşayan Arap Müslümanların sayıları ve faaliyetleri hakkında çok dikkate değer bilgiler verilmektedir.

Ebu Zeyd’in bildirdiğine göre, 876’da meydana gelen Huang-ch’ao ayaklanması sırasında Kanton’da 120.000 ile 200.000 arasında Arap, Yahudi, Hıristiyan ve diğer yabancılar öldürülmüştür. 55 (W. Eberhard, Çin Tarihi, Ankara 1947, s. 217/Ko Byöng-ik ve Chon Hae-chong, Tong-yang munhua sa (Doğu medeniyet tarihi) Seoul, 1982, s. 273/ M. Broomhall, a.g.e., s. 31, 50/ Ma İbrahim, a.g.e., s. 26) Verilen sayı biraz abartılmış olsa bile buradan Çin’in güney-doğu kıyılarında yaşayan yabancıların çoğunun Arab olduğu mütalaasıyla Müslümanların sayısının çokluğunu anlıyoruz.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 36)

Huang-ch’ao ayaklanması sırasında, çok sayıda Arab ve İranlı Müslüman, katliamdan kaçarak Hind-Çin yarımadasına yada daha evvel orada yaşayan dindaşlarıyla buluştukları Malaya limanlarına doğru yayılmışlardır. 56 (Rita Rose Di Meglio, “Arab Trade with Indonesia and the Malay Peninsula from the 8th to the 16th century”, İslam and Trade of Asia (nşr. Richard d.) Philadelphia, 1970, s. 190/ C.A. Majul, Muslims in the Philippines, Quezon, philippines, 1973, s. 38.) Bu sırada Müslümanlardan bazılarının, müsait bir deniz rotas

T’ang hanedanı devrinde Araplara karşı girişilen bu katliam, deniz yoluyla gerçekleşen ticareti büyük ölçüde baltalamıştı. Arap tüccarlar, bu hadiseden sonra gelen yüzyıllık veya daha fazla bir zaman boyunca bu yolda hiçbir teşebbüste bulunmamışlardı. Arab iş adamlarının gönülsüzlüğü, o devirde Çin ihracat ve ithalatını büyük bir çıkmaza sokmuştu. Yalnız bir avuç maceraperest ve cesur Araplar küçük tekneleriyle Çin’e seyahat etmişlerdi.

Sung idaresinin başlangıcında Araplar kalabalık gruplar halinde Kanton ve Fukin eyaletindeki Zeytun limanlarına yeniden ticaret için gelmeye başlamışlardı.

  1. SUNG DEVRİ (907-1127)’DE TİCARİ MÜNASEBETLER

T’ang devrinde Arabistan başta olmak üzere İslam ülkeleri ve Çin arasında temeli atılan iktisadi ve ticari münasebetler; sung hanedanı zamanında daha da gelişmiştir. Çin’e gelen Arapların sayısı artıyor ve onlar daha ziyade kanton ve Ch’üan-chou’da toplanıyorlardı.

Sung hükümetinin yabancı tüccarları koruyan tedbirler alması ve ticaret politikasında belirli bir sistem kurmasıyla, yabancı tüccarların Çin’e akını daha da hızlanmıştı. Sung hanedanı zamanında gelenler, T’ang devrindekinden daha çoktu. Gelen tüccarlarını çoğunluğu ise Müslüman’dı. 57 (Ma İbrahim, a.g.e. s. 31)

Bu tüccarlar üstün maharetleriyle kendi ülkelerinden Hindistan, burma, Champa ve Güney Asya’daki diğer yerlere yelken açarak, oradan Çinliler tarafından en çok aranan malları toplarlardı.

Tüccarlardan bazıları zaman zaman Kore ve Japonya’ya kadar seyahat etmişlerse de 58 (Bu hususta tafsilat için birinci bölüm II. kısmına bkz./ Ma İbrahim ayn. Esr. s. 31-32) onların son durağı daima Çin olmuştu. Özellikle de o zamanlarda dünyanın en yoğun ticaret merkezi olan Çin’in güney-Doğu’daki iki büyük milletlerarası limanı olan Kanton ve Zeytun (Ch’üan-chou)’a 59 (Şimdiki Amoy limanını doğusunda yer almış Ch’üan-chou olan Zeytun, Arablar tarafından adlandırılmış olup XI. XIV. Yüzyıllar arasında İslam dünyası olmak üzere Avrupa’da da geniş çapta kullanılmıştı. Ne bu şehirde ne de sair Çin şehirlerinde zeytin bulunmadığı halde, bu şehre Zeytun adının verildiğini ifade eden İbn Batuta gibi biz de Zeytun şehri adı menşei hakkında malumata sahip değiliz.) gelmişlerdi.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 37)

Sung devrinde Zeytun’un durumu oldukça önem kazanmaya başladı, hatta güney sung devri (1127 – 1279)nden sonra Zeytun artık Kanton’dan daha önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Yabancı tüccarlar ve mallar “arı gibi” buraya toplanmış ve onların hepsi Çin’e geliş-gidişlerinde daima Zeytun’u bir iskele olarak kullanmışlardı. 60 (Ma Qicheng, a.g.e. s.99/ CFC. S. 17-18)

XIV. yüzyılın büyük seyyahı Fas’lı İbn Batuta, Zeytun’a ziyareti üzerine, Güney Sung zamanından beri Zeytun’un dünyanın en büyük limanı olduğunu, limanda yüzden fazla büyük gemi bulunduğunu ve küçük gemilerin de sayılamayacak kadar çok olduğunu söyler. 61 (İbni Batuta, Seyyahatname, C.I-II, (Türkçe, trc. Ve nşr. Mümin Çevik) İstanbul, 1983, s. 464) Yine aynı kaynak “sadece Kanton ve Zeytun’da üretilen Çin porseleni Hindistan ve diğer ülkelerde, hatta bizim Fas’a bile satılıyor.” Demektedir. 62 (Ayn. Esr. s. 461)

Sung hanedanı ihracat e ithalat işlerine büyük önem veriyordu. Hatta ihracat ve ithalatı geliştirmek için hususi bir daire bile tesis etmişlerdi. Bu arada Çin’e gelen Müslüman tüccarların sayısı arttıkça ve Müslümanlarla olan ticaret geliştikçe onlara yönelik işlere de ihtiyaç duyuluyordu. Bunun üzerine Müslümanların topluca bulundukları Kanton, Zeytun, Hang-chou ve Ming-chou gibi büyük limanlarında “deniz ve gemi işlerine ait büroları” 63 (Milletlerarası ticaretleriyle ilgili bütün işlere bakan bu bürolar, Yüan devrine kadar devam etmiş, ancak ticaret merkezinin Güney Çin’den Kuzey Çin’e nakledilmesi, deniz yolu ticaretinden İpek Yolu Ticaretinin daha yaygın olması, Yüan Ekonomik yönetmeliğinin Orta Asyalı Müslüman tüccarların eline geçmesiyle 1291 yılında kapatılmışlardı (YS. C. 16. Chih-yüan 28. Yılı, Ağustos, 1291) (Shih Po Shih) açılmıştı. 64 (CFC, s. 20/Ch’oe Sang-su Relations, between Korea and Arabia, Seoul, 1971, s. 35-36) Arap soyundan geldiği çok iyi bilinen “pu Shu-keng” (ebu Bekir) Ch’üan-chou (Zeytun) şehir gemicilik müdürlüğüne getirilerek Arapların işlerinden sorumlu olarak tayin edilmişti.65 (Pu Shu-keng hakkında tafsilat için bkz. J. Kuwabara, MTB II (1928), VII (1935) Lo Hsiang-Lin, P’u Shu-keng Chuan, Taipei, 1955/S. Maejima, “Senshu no Perushiyajin to ho Juko”, Shigaku 25:3 (1952), s. 256-321)

P’u Shu-keng 933 yılında Arabistan’dan Zeytun’a gelerek Sung sarayına aralarında eli fildişi e 1800 adet tütsü bulunduğu çok miktarda hediye sunmuştu. Bugünkü manada deniz polisi yüksek komiseri görevini yürüten P’u, Çin’deki Arap ticari faaliyetlerinde çok etkili rol oynamıştı. 66 (SS. Ta-shi kısmı, chuan, 49)

Bu arada pek çok zengin Arap tüccar tabakası ortaya çıkmıştı. XI. Yüzyılın ikinci yarısında bir Arap tüccar olan Sin Abdullah, uzun yıllar Zeytun’da ikamet ederek muazzam bir servet edinmiş ve daha sonra tüm servetini şehrin yeniden imarına tahsis etmişti. 67 (Ma Qicheng, a.g.e.,s. 100) Emsalsiz servet kazananlara diğer bir örnek, XII. Yüzyılın sonlarında Zeytun’da ikamet eden ve cömertliği herkesçe takdir edilen P’u ailesiydi. 68 ( Yu Ke, T’ing-shih, chuan 11) XIII. Yüzyılın başlangıcında Zeytun şehri genişleyip sağlam bir yapıya kavuştuğunda da Arap tüccarların ekonomik gücünden oldukça yararlanılmıştır. 69 (Ma Qicheng, ayn. Esr. s. 100)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 38)

Bu devirlerde ithal edilen mallardan ilaç maddeleri (gemi aselbent sandal ağacı lavanta sakızı, alçı, kafur, keskin tütsü, parfüm yağı, zift) baharatlar (kara biber, karanfil, küçük Hindistan cevizi ağacı, çeşitli hurma) yiyecek maddeler (şeker, deniz ürünleri, köpekbalığın yüzgeci, bal vs.) gibi mallar genellikle Arap tüccarlar tarafından getirilirdi. 70 (SS. 186, 18 b/CFC., s. 19. 19/ Ma İbrahim a.g.e., s. 30)

Lüks mallar arasında fildişi ve değişik gül esansı (günümüzde kadınlar tarafından kullanılan parfüm çeşitleri gibi) Kuzey Afrika’dan mercanlar ve inciler İran körfezinden zümrütler ve sakızlar Arabistan’dan kılıçlar Şam’dan, ham yeşim taşları Burma’dan demir plakaları ve cam Mısır’dan Arap tüccarlar tarafından Çin’e getirilirdi. 71 (Ma İbrahim ayn. Eser. s. 30/ Ch’oe Sang-su, a.g.e., s. 37/Nevile Chittick, “East African Trade with the orient” İslam and Trade of Asia, s. 98-101)

O devirde Çinliler pek çok şey icat etmişler ise de, cam ve demirin nasıl üretildiğini bilmiyorlardı. Şimdilerde ucuz ve basit şeyler olarak mütalaa edilen demir ve cam, o zamanlarda Çin ve Kore’de lüks madde sınıfına giriyordu.

C

SİYASİ VE DİPLOMATİK MÜNASEBETLER (İPEK YOLU TEMASLARI)

Çin tarihinde İslamiyet’ten T’ang sülalesi (618-907)nin ikinci hükümdarı T’ai-tsung (637-659) zamanında bahsedilmeye başlamıştır. 638 yılında Çin hükümdarı sarayına batıdan birbirini müteakip iki elçi gelmiştir. Biri İran’daki Sasani hükümdarı Yezcerd III. Tarafından diğeri de Roma İmparatoru tarafından gönderilmiştir. 72 (A. Gaubil, “Abrege de l’historie chinoise de la grande dynastie T’ang” Memories concermant l’historie des chinois, C. XV, s. 449) Her iki elçi kendi hükümetlerinin Arapları mağlubiyete uğrattıklarını bildirmiştir. 73 (M. Broomhall, a.g.e., s. 12/ Cemeleddin Wang, algle,s. 157)

Arap tarihçiler de bu hadise hakkında, Halife Hz. Ömer (634-644) zamanındaki yıldırım fetihler sırasında İran imparatorunun sadece kendi eski düşmanı Bizans imparatorundan değil, aynı zamanda Çin imparatorundan da yardım istemesine mecbur edecek kadar doğu sınırının çok sıkıştırdığını zikrederlerdi. 74 (M. Hamidullah, “Çin ile ilk devir Müslüman ülkelerinin temasları”, İTED, C. VI. Cüz 1-2, s. 143)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 39)

Bu münasebetle Çinliler il defa olarak Arap ve İslamiyet’in dünya hadiselerinde mühim yer tutan bir faktör olduğunu anlamışlardır.

Fakat iki bölge arasındaki münasebetler hakkında Tashi İmparatorunun Çin imparatoru Kao-tsung’a bir heyet gönderdiği 651 yılına kadar resmi bir belge bulunmamaktadır.

Bundan sonra taraflar arasında heyet ve elçilerin gidip gelmesiyle iki ülke arasındaki siyasi münasebetler daha da gelişmiştir. Çin tarih kaynaklarına göre 75 (Bkz. CTS, C. 4-198/TFYK, C. 952, 970, 971, 972, 975, 976) 651-798 yılları arasında geçen 147 yılda Arap imparatorunun gönderdiği elçi ve heyetlerin sayısı 37’nin üzerindedir. 76 (CTS’da d. TFYK’de 33 defa zikredilmektedir/Heyetin geliş tarihi ve adları için bkz. Yang Huai-chung, “T’ang-tai ti fank’ ITC, s. 111-115) Sung devrinde ise 908-1168 yılları arasında Arap elçiler Çin’e 49 defa gelmişlerdir. 77 (Ma Qicheng, a.g.e., s. 98)

İki ülke arasındaki siyasi münasebetlerin bu ilk devresinde, hem siyasi hem de kültürel münasebetleri büyük ölçüde etkileyen iki önemli hadise vardır. Bunlardan biri Talas Savaşı, diğeri de An Lu-shan ayaklanmasıdır: bu iki mühim tarihi hadise Müslümanların Çin’in içlerine, hatta başkentine doğru ilerlemelerine yardımcı olmuştur. Böylece ilk İslami devrede İslam kültürü, aynı zamanda İpek Yolundan da Çin toplumuna girmiş oluyordu.

  1. TALAS SAVAŞI (751)

Batı Türkistan sahip olduğu siyasi, askeri ve iktisadi önemi sebebiyle VIII. yüzyılın ilk yarısında Türkler, Araplar ve Çinliler arasında çeşitli mücadelelere sahne olmuştur. Aynı asrın ortalarına doğru dünyanın en büyük iki süper ülkesi olan Arabistan ve Çin, Batı Türkistan’da birbirlerine yaklaşmışlardı.

Arap kuvvetleri batıdan Büyük İpek Yoluyla Semerkand’a sınır olan Horasan’a varmışlardı. T’ang kuvvetleri ise kendi himayesinde muhtar bir ülke olan Taşkent’te karargah kurmuşlardı ki, burası Büyük İpek Yolu’nun Çin ile bağlantı kurduğu önemli bir yerdi. Böylece önceleri birbirine uzak mesafelerde bulunan Çin ve Arabistan artık birbirlerinin saygın komşuları olmuşlardı 78 (Huang Von-ku, Tongyang munhua saryak (Doğu medeniyet tarihi) Seoul, 1980, . 42-43)

Bu sırada T’ang imparatoru siyasi ve askeri faaliyetleri yürütmek üzere, Çin’in batıdaki tabii olan Doğu Türkistan’ın koça eyaletine bir vali atadı, Kore asıllı bir general olan vali Kao Hsien-chi (Korece: Ko son –chi) 751 yılında Taşkent seferine çıkmıştır. 79 (Kim Chong-vi, İslam munhua sa (İslam Medeniyet tarihi) Seoul, 1981, s. 89)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 40)

Gök-Türk ve Türgiş kağanlıklarının yıkılmasından sonra siyasi bakımdan Çin için yegane tehlike Taşkent’ten gelebildi. Askeri gücün zayıf olmasına mukabil Taşkent, buraya Göktürk şehzadelerinin hakim olması sebebiyle Çin’e karşı bir Türk birliği oluşturabilirdi. 80 (H. D. Yıldız, “Talas savaşı hakkında bazı düşünceler” Edebiyat Fakültesi ayrı baskı, İstanbul, 1973, s. 79)

Bu sebepten general Kao, Taşkent hükümdarı Bagatur’un Çin ile yaptığı anlaşma şartlarına uymaması keyfiyetini bir bahane ederek Çin’in “batıya doğru genişleme siyaseti” çerçevesinde batı cephesini sağlamlaştırmak için Taşkent üzerine yürümüştür. Taşkent hükümdarı esir alınarak Changan’a gönderilmiş ve orada öldürülmüştür. 81 (Ayn. Esr. s. 78-79)

“Doğuya doğru yayılma politikası” takip eden Abbasi Devleti ordusu, Taşkent prensi tarafından yapılan yardım talebini eskiden beri istediği gayesine ulaşmak için kaçınılmaz bir fırsat olarak ele alıp, bunu tereddütsüz kabul etmişti. 83 (L. Kwanten, Imperial Nomads (Korece trc. Song Ki-chung) Seoul, 1984, s. 84-85)

bundan haberdar olan Kao Hsien-chi büyük bir ordu ile Arapları karşılamak üzere harekete geçmişti.

751 yılının Temmuz ayında iki ordu Talas civarında karşı karşıya geldi. Beş gün devam eden çetin bir savaştan sonra, bir yandan Karluk kuvvetlerinin saf değiştirmesi yüzünden diğer yandan da kendi komutanlarından birinin kendisine karşı isyan etmesi yüzünden Çin ordusu iç ve dış bunalıma düşmüş ve askerlerinin çoğunu harp meydanında kaybederek ağır bir mağlubiyete uğramıştır. Kao Hsie-chi az bir kuvvetle canın zor kurtarmıştır. Yirmi bin kadar da Çinli asker esir düşmüştür. 84 (H.D. Yıldız, ayn. Eser., s. 70-80)

Tarihte Çin ile Arabistan arasında tek çatışma olan Talas savaşı, Türk, İslam ve dünya tarihi bakımından da büyük bir önem taşımaktadır.

Bu tarih, Çin’in batı Türkistan üzerindeki siyasi emellerinden ebediyyen vazgeçmek zorunda kalmasının bir başlangıcıdır. Bu bölgede Çin nüfuzu, artık daha sonraki tarihlerde görülmemektedir. 85 (C. Hucker, The China’s Imperial Past, California, 1975,s. 144) Batı Türkistan’da Çin tehlikesini ortadan kaldıran Türkler ve Araplar burada yarım asırdır devam eden mücadelelere son vermişlerdir. Bu tarihten itibaren yerini sulh ve dostça münasebetlere terk etmiştir.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 41)

Böylece İslam dini Türkler tarafından yavaş yavaş benimsenmeğe başlamıştır. Müslümanlığın Türkler arasında yayılması, kısa zaman sonra Abbasi devletinin başta askeri kadroları olmak üzere çeşitli idari kadroların Türkler tarafından işgal edilmesi neticesini vermiştir. Bundan sonra Türklerin İslamlaşması ve İslam dünyasına hakim olmaları hızlanmıştır. 86 (H. D. Yıldız, ayn. Esr., s. 80-81 / O. Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, Tarihi, İstanbul, 1978, s.215) Bu devirlerde bilhassa sınır bölgelerindeki Türklerin İslamlaşması ile başlayan ve hemen arkasından Karahanlıların İslamiyet’i kabul edişleri, Türklük açısından son derece önemli neticeler doğurmuştur. 87 (R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu (Türkçe trc, Reşat Uzmen) İstanbul, 1980, s. 148)

Hatta Türkler bu vesile ile kısa sürede Budizm’in yaygın olduğu pek çok orta Asya şehrinde İslamiyet’i yaymış ve Uzak Doğu’da İslam ve Türk kültürünün ilk defa hissedilmesini sağlamıştır. 88 (L. Kwanten, a.g.e. s. 85/ J. Needham, Science and Civilisation in China, Cambridge, 1979, C. I, s. 125)

Talas savaşı dünya kültür tarihi bakımından da büyük gelişmelere zemin hazırlamıştır i savaş sırasında Müslümanların eline esir düşen bazı Çinliler vasıtasıyla Batı Türkistan bölgesinde ilk defa kağıt imalatına başlanmıştır. 89 (Bu hususta tafsilat için bkz., Birinci bö. I-D 3 kısmı)

Arab savaş esirleri ise kısa sürede serbest bırakıldıktan sonra hemen Çin’in başkentinde iş yapmakta olan soydaşlarıyla birleşiverdiler. Çin-Arap bunalımından 10 yıl sonra T7ang hanedanlığında yani 760 yılında yapılan nüfus sayımına göre Chang’an’da 4000’den fazla Arap ailesi bulunuyordu. 90 (Ma İbrahim, Muslims in China, s. 21/ Ma Qicheng, İslam in China, s. 99) Chang-an, Çin’in batısında Müslümanların yaşadığı büyük bir merkez olarak tanınıyordu. Chang-an’daki büyük cami bu sıralarda inşa edilmiş olup günümüzde Çin’in tarihi yapılarından biri olarak hala durmaktadır. Şüphesiz savaştan sonraki bu dönemde Batı’dan Çin içlerine doğru büyük bir İslam ve Türk tesiri olmuştur. 91 (Ma İbrahim, ayn. Esr., s. 21)

751 yılında cereyan eden Talas savaşı, her ne kadar iki ülke arasında siyasi ilişkilerin gelişmesi yolunda olumsuz faktörler ortaya çıkarmışsa da, şunu kaydetmek gerekir ki, 752 yılında Arablar ile Çin arasında dostça münasebetler yeniden başlatılmıştır. 752 yılında resmi görevli bir Arab heyeti savaştan sonra ilk kez, karışlıklı ilişkileri önceki gibi normalleştirmek üzere deniz yolundan Çin’in güney kıyılarına gelmişlerdir. 92 (Ayn. Esr., s. 23)

Bu karşılıklı dostça ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ile dört sene sonra 756 yılında Çin’de çıkan An Lu-shan isyanı sırasında Çin idaresine yardım sağlanabilmiştir.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 42)

  1. AN LU-SHAN İSYANI (755-757)

Talas savaşından sonra Çin Arap münasebetlerinde olumlu bir faktör olarak önemli rol oynayan bir hadise ise, Çin hükümdarının An lu-shan isyanını bastırmak üzere Arap birliklerinden büyük ölçüde yardım sağlamasıdır.

T’ang sülalesinin en parlak kültür devrini yaşatan imparatoru Hsüan-tsung (712-756)ın tahta çıktığı ilk yıllarında memleketin dahilinde siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmeler için katkıda bulunmakla beraber dış politikasında da önceki imparatorların yaptıkları geleneksel “böl-vur” “Çinlileştirme” siyasetini yürütmekle T’ang tarihinde ihtişamlı hükümdar (ming-huang) olarak tanınmaktadır. 93 (C. Hucker, a.g.e., s. 143/ Huang Vön-ku, a.g.e., s. 75)

Fakat Hsüan-tsung iktidarının son yıllarında sanata taalluk eden her şeyi teşvik etmekle birlikte siyasete karşı olan alakası da gittikçe azalmıştır. Hatta Yang Kui-fei adıyla meşhur bir kadın ile olan aşkı, imparatorun hükümette Yang’ın kardeşlerine ve bütün akrabalarına mühim vazifeler vermesine sebep olmuş ve böylece durum daha da kötüleşmiştir. 94 (W. Eberhard; Çin Tarihi, s. 210-211/ C. Hucker, ayn. Esr., s. 143/ Huang Vön-ku, ayn. Esr. s. 75)

Yang’ın adamı olan zamanının başbakanı Yang Kuo-chung tarafından takibedilen menfi politika ülkesinde ve halkı üzerinde çok kötü etkiler yapmıştı. Yang’lar bütün iktidarı ele almağa çalışıyorlardı. Bu sırada Yang kuo-chung ile çıkan anlaşmazlık üzerine Pinlu eyaleti valisi ve Çin’in büyük askerlerinden An Lu-Shan 95 ( Asıl adı Aroşam olan An Lu-Shan, annesi A-sihih-te ailesinden bir şaman olup babası ise kimlere mensup olduğu bilinmeyen Jehol bölgesinden bir yabancı idi. An Lu-Shan’ın “muharip manasına gelen Türkçe bir kelimenin transkripsiyonu olması muhtemeldir. (G. Çandarlıoğlu, “Uygurların Çinlilere yaptıkları yardımlar ve bunların iç yüzü.” TD. Sayı 31, 1977,s. 38/Eberhard, ayn. Esr. s. 211) isyan başlattı. 96 (Ma İbrahim, a.g.e., s. 24)

İki bin kişilik bir ordu ile hükümet merkezinin üzerine yürüyen An Lu-Shan ilk önce Lo-Yang’ı (755) ve Chang-an’ı (756) zapt etti. Kendisini Ta Yen sülalesinin İmparatoru Hsuing-Vu olarak ilan etti. Bunun üzerine imparator Hsüan-tsung kaçarak Sih-ch’uan’a kadar çekilmeye mecbur kaldı. 97 (G. Çandarlıoğlu, a.g.m. s. 38/Eberhard Çin tarihi, s. 212/Cho Chua-ho, Sege munhua sa (Dünya Medeniyet Tarihi) Seoul, 1981,s. 270-271)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 43)

T’ang hanedanı bir kaos içine sürüklendi, halk ızdırap çekti ve başbakan Yang öldürüldü.

Hsüan-Tsung’dan sonra tahta geçen oğlu Su-tsung (756-762) bu isyanı bastırmak için bazı bakanları batıya bir heyet halinde göndererek Arab ve Uygur ordularından yardım istedi. 98 (G. Çandarlıoğlu, a.g.m. s. 37-42) Abbasi Halifesi Ebu Cafer Mansur, bu müracaatı derhal cevaplandırarak Doğu’ya Chang-an’a doğru 4000 yahut 10000 kişilik ordu techiz ederek göndermişti. 99 (Arnold; The preaching of İslam, s. 299/R. İsraeli, Muslims in China, s. 80/Celaleddin Wang, “Çin’de İslamiyet” s. 159)

An Lu-shan müttefik ordusu tarafından mağlup edilerek bir harem ağası tarafından öldürülünce taraftarları kaçtılar. Loyang zapt ve yağma edildi. An Lu-shan’ın generali Shih shi-ming An Lu-shan’ın yerine hakimiyeti eline aldı ve isyan 763’e kadar devam edince, Çin imparatoru tekrar Uygurların yardımına ihtiyaç duydu. 100 (C. Hucker, China’s ımperail Past, s. 144//Eberhard; Çin Tarihi, s. 212/ Shih Sih-ming isyanında Uygurların yardım hususunda bkz. G. Çandarlıoğlu, a.g.m. s. 42-44)

T’ang sülalesi tarihi, Arap birliklerini Türk-Uygur ordusuyla işbirliği yaparak 757 yılında asilerin elinden Chang-an ve Lo-yang şehirlerini kurtarmada Çin ordusuna yardım ettiğini açıkça belirtmektedir. 101 (HTS., C. 6, 4a Hsi-yü kısmı)

Şu ilginç noktayı işaret etmek gerekir ki, altı sene önce Tien-Pao’nun dokuzuncu yılında (750) Müslümanlar Çinlilerle savaşırken şimdi ise aynı Müslüman ordusu bir isyanı bastırmak için Çinlilere yardım etmek üzere toplanmışlardı.

Bu hadise, iki eski halkın anlaşmaya e dostluğa ihtiyaç duydukları zaman, kin ve düşmanlığı sürdürmeme yolundaki düşünce ve davranışlarını göstermektedir.

Bu hadiseden kaynaklanan diğer mühim bir nokta da, bu sıralarda yabancıların Çin’de ne kadar büyük bir rol oynadıklarını göstermesidir. T’ang hükümdarı Su-tsung minnet ve şükranlarını belirtmek üzere İslam ordusuna en kıymetli misafirleri gibi muamele etmiş ve onların daimi olarak Çin’de kalmalarına müsaade etmişti. Bu İslam ordusunun pek çok askeri, Çin’in verimli topraklarına yayıldılar. Çin kızları ile evlenerek Lo-yang ve Chang-an’da yerleştiler. Yalnızca küçük bir grup kendi memleketleri olan Horasan’a dönmüştür. 102 (C. Wang “Çin’de İslamiyet” s. 159/L. Mason, “The Mohammedans, of China: When and how they first came.”, JRAS/NCB, LX, 1929,S. 67//M.W. Vol, XXIV, 1934, no. 1, s. 4)

T’ang sülalesinin tarihine göre 787’de 4000 kadar yabancı ailesi Çin’in Sianfu şehrinde yerleşmiştir. Bu aileler Horasan, buhara ve Kaşgar gibi İslam ülkelerinden gelmiştir. Sianfu’da yerleşen bu aileler Çin sarayından aylık alıyorlardı. Bu aylıkların yekunu senede takriben beş yüz bin gümüş tutuyordu. 103 (C. Wang, ayn. Esr., s. 159)

O zaman Tibetliler Çin’in batısındaki yoları işgal etmişlerdi. Bu Müslüman aileler bu yüzden memleketlerine dönmemişler, onları bu istekleri Çin hükümdarı tarafından kabul edilmiştir. Bunlar aynı zamanda Çin ordusuna da girmişlerdir. 104 (Ayn. Esr., s. 159)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 44)

İşte Halife Mansur zamanında Çin imparatoruna yardım maksadıyla gelmiş olan bu Müslüman askerlerin ahfadık bugünkü Çin Müslümanlarının atalarından bir kısmını teşkil etmektedir. 105 (R. Israeli, a.g.e., s. 80)

Böylece kalanların gayretleri neticesinde, Çin’in batı kısmında İslam daha da yayıldı. Bu hadise Müslümanların İpek Yolundan Çin’e ikinci büyük akım olarak mütalaa edilebilir. 106 (ma İbrahim, a.g.e., s. 24-25)

D. İSLAMIN YAYILMASI VE KÜLTÜREL TESİRLER

  1. ÇİN’DE İLK İSLAMİ YAYILMALAR

Arablar ve Çin arasında bir taraftan siyasi ve ekonomik münasebetler gelişirken, diğer taraftan da kültürel münasebetler ve özellikle İslam dini, ilmi ve edebi münasebetler de hızla ilerliyordu.

Arapların Çin’deki en dikkate değer etkisi T’ang-Sung devrinde bilhassa güney doğu kıyıları boyunca Çin’e İslam dinini getirmeleriydi.

T’ang devrinde Çin’de inşa edilen en eski camiler arasında Kanton’daki Kuang-tai-se, Zeytun (Ch’üan-chou)’daki Chilin-se ve Hang-chou’daki Feng-huang-se camileri bulunmaktadır. Kuang-tai-se camiinin minaresi Müslümanları namaza çağırma görevinin yanında, bir fener kulesi olarak da gemilere rehberlik ediyordu, hatta çatısında bulunan bir fırıldakla rüzgarların yönünü de gösteriyordu. 107 (Ayn. Esr. s. 11)

Kuang-tai se camiinin İslam’ın başlangıç devresinde dünyada inşa edilen ilk camilerden olması muhtemel gözükmektedir. 108 (The Chinese İslamic Association, Moslem in China, Peking, 1953, sayfasız) Kuang-tai-se camiinin esas adı Hui-sheng-se olup bu camiinin yıkıldığı yerde yeniden inşa edilmiştir. Hui-sheng-/se Çin’de inşa edilen en eski cami olarak kabul edilir. 109 (Ayn. Esr.) Bu tarihi cami şüphesiz Çin’e İslamiyet’in ilk girişine şahit olmuştur.

Daha önce de ifade edildiği gibi, Çin’de bulunan çok sayıda gayr-i Müslim Arapların ihtidasıyla İslam yayılmaya başlamış, onların yerli kadınlarla evlilikleri münasebetiyle ve İslam’ın geleneksel Çin adetlerine fazla aykırı olmayan ilkeleri sebebiyle İslam dini kan dökülmeksizin Çinliler arasında kolaylıkla kabul edilmiştir. 110 (Bu konuda tafsilat için bkz. R. Israeli, a.g.e./ Ma İbrahim, ayn. Esr., s. 14)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 45)

HTS’ya göre Çin’in İslam ve Müslümanlar hakkındaki bilgisi oldukça doğrudur.

“Ta-shi eskiden İran’a ait toprakları kaplıyordu. Erkeklerin büyük burunları ve siyah sakalları vardı. Onlar gümüş bir kın içinde gümüş hançer taşırlar. Şarap içmezler ve müzik dinlemezler. Kadınların yüzü beyaz renklidir ve evlerinden çıktıkları zaman yüzlerini örterler. Büyük mabedleri vardır. Her yedinci günde kral, mabeddeki yüksekçe kürsüye çıkarak şu cümlelerle halka hitap eder: “Kim düşmanı bertaraf ederse mutlu olacak.” Bu yüzden Ta-Shi’ler böyle yiğit savaşçıdırlar. Onlar günde beş defa Tanrı’ya ibadet ederler.” 111(HTS., Hsi-yü chüan kısmı/ Bu kısmı değerlendiren eserlerden bkz., I. Mason, “When and how Mohammadanizm entered China”, s. 12-13: M. Broomhall, a.g.e., s. 15)

Kanton vakayinamesi ise Araplar ve onların dini olan İslam’ın Kanton’a girişi hakkında şöyle yazar:

“T’ang hanedanının başlangıcında Annam krallığı, Kamboçya, Medine ve diğer pek çok ülkeden çok sayıda yabancı Kanton’a geldi. Bu yabancıların tanrılarına (T’ien) ibadet ettikleri mabedlerinde put ve resim yoktur. Medine krallığı Hindistan’a yakın olmakla beraber, krallığın ve bu yabancıların dini, esas itibarıyla Buda dininden çok farklıdır. Onlar ne domuz eti yerler, ne de şarap içerler. Kendileri tarafından kesilmeyen her hayvanı mundar kabul ederler. Onlar zamanımızda Hui-Hui 112 (Bu terim Yüan devrinde (1264-1368) Müslümanlar için kullanılmıştır. Tafsilat için bkz. İkinci böl. C-2-a) olarak adlandırılırlar. T’ang hanedanının başlangıcında inşa ettikleri Hui-sheng adıl bir mabed vardır. Mabedin bir tarafında Kuantgtai denilen büyük bir kule bulunur. Bu yabancılar dini törenlerini yapmak üzere her gün mabetlerine giderler. Onlar imparatordan yerleşme izni istediler ve Kanton’da yerleştiler. Mimarisi ülkemizinkinden son derece farklı olan muazzam evler yaptılar. 113 (Arnold, a.g.e., s. 298/ M. Broomhall, ayn. Esr., s. 71)

Yukarıdaki tarihi belgelerden anlaşıldığına göre, İslam Çin’e ilk olarak T’ang hanedanının başlangıcı olan VII. Yüzyılın ortalarında eski deniz yolunu takip eden Arap tüccarlar tarafından getirilmiştir.

Daha sonra Müslümanların kendilerince inşa edilen büyük camiler vasıtasıyla dini ibadetlerini sürdürmeleri, Çin hükümetince oluşturulan özel toplum (Fan Fang) içinde serbestçe İslami hayatlarını muhafaza etmeleri, Çin’in güney-doğu kıyı bölgelerinde İslamiyet’in yayılmasına katkıda bulunmuş ve Çinlilerin İslamlaşmasına yardımcı olmuştur.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 46)

  1. FAN FANG (Yabancı Kolonileri)

T’ang devrinden beri Arablar ile Çin arasında süre gelen siyasi, iktisadi ve kültürel münasebetler neticesinde, çok sayıda Müslüman tüccar Doğu’ya gelerek Çin’in güney-doğu kıyıları boyunca yer alan ticari bölge ve limanlarda yerleşip dini hayatı topluca yaşadıkları bir cemiyet meydana getirmişlerdi.

Bunlar yerli Çinli kızlarla evlenerek sürekli olarak oraya yerleşmişler ve dini faaliyetlerin merkezi olarak camiler de inşa etmişlerdi. Bazıları karlı ticaretten mal mülk edinmişler, bazıları da memur olarak çalışmışlardı. Böylece Çin’e İslam’ı getirerek, İslam’ın Çinliler arasında XIV. Yüzyıla kadar hızla yayılması ve büyümesi için sağlam bir temel atılmış oldu. Çin’e gelen Arapların bir kısmı Çinliler arasında yaşarken büyük çoğunluğu toplu halde yabancı tüccarların artmasıyla Kanton, Zeytun, Yang-chou, Hang-chou, vd. yerlerde tesis edilen ve Fan Fang adıyla bilinen yabancıların özel toplanma bölgeleri (koloni)inde kalıyorlardı. 114 (CFC, s. 16/ Ma Qicheng, a.g.e., s. 100)

Ticari faaliyetlerden başka toplanma bölgelerinin dışında yerleşmeye izin verilmiyordu. 115 (Ma İbrahim, a.g.e., s. 15) Zamanla Arapların işyerlerinin pazarlarda olması, onların kurallara uyması ve Çin geleneklerine saygılı olmaları gibi sebeplerle bu uygulama gevşetildi.

Onlar, ch’üan-chou, Chang-chou ve Kuang-chou’dan kuzeye doğru yayılarak Ming-chou (Ning-po) ve hatta Yang Tse ırmağının aşağı bölgesinde bulunan Yang-chou’ya kadar varmışlardı. 116 (Ayn. Esr., s. 15)

Arap tüccar liderleri, şark geleneğinin iyi niyet ve samimiyet anlayışına uygun bir hareketle Çin imparatoruna sık sık kıymetli hediyeler takdim ediyorlardı. Çin imparatoru da aynı sıklıklı ve daha şeref payeleriyle onlara karşılık veriyordu. 117 (CFC.,s.17)

Fan Fang içerisinde bir iki şeyh ya da kadı bulunur ve bunlar Müslümanlar arasında en çok saygı duyulanlardan Çin hükümetince atanırlardı. Fan-chang-si denilen başkanlık makamında oturan Fan-chang adıyla tanınan şeyh ya da kadı Fan Fang’da cereyan eden bütün meselelere bakardı. Şeyh ya da kadı bir yandan Müslüman toplumdaki halkın içtimai faaliyetlerini yürütüp tüccarları vergi vermeye çağırırken diğer yandan da dini ibadetleri tertip ederdi. Hatta toplumda adli dava ve anlaşmazlık hallerinde haklı ve haksızı birbirinden ayırt eder ve Müslümanlar arasındaki meseleleri de Kur’an ve İslam hukukuna göre hallederdi. 118 (Ko Byong-ik, “İslam Kyodo...” s. 391-392 /CFC., s. 17/ MA Qicheng, ayn. Esr., s.100-101/Ma İbrahim ayn. Esr. s. 16) Fan Fang böylece Çin’de yaşayan Arap halkı için doğal olarak İslam dinine göre düzenlenmiş dini bir cemiyet olmanın yanı sıra sosyal bir idari üniteydi.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 47)

Mahalli Çin hükümeti, hadiseler kendisini ilgilendirmediği sürece umumiyetle Fan Fang’ın iç işlerine müdahale etmezdi. 119 (Ko Byong-ik, ayn. Esr. / CFC., s. 17/Ma İbrahim, ayn., esr., s. 16) Bazen yerli Çinlileri ilgilendiren hadiseler çıktığı halde Çin köy muhtarlığı ve kaymakamlığına sahip olan kadı, Müslüman cemaatle Çin’in ilgili makamları arasında arabuluculuk yaparak meseleyi çözüyordu. 120 (C. Hucker, China’s İmperial Past,s. 171)

Fan Fang ile ilgili kayıtlara ilk olarak T’ang devrinde Fang Chian-li’nin Tou-Houang adlı kitabında rastlanmıştır. Bu kitap günümüzde mevcut değildir. Fakat Ku Yang’vu’nun yazdığı “Tian Tsia Chungo Libing Shu” adlı eser şöyle bir iktibas yapar.

“Geçmiş yıllarda Kanton’daki Fan Fang’da yiyecek olarak bal ve balık, bunun yanında da misk ikram edilirdi, böylece güzel kokular diğer çirkin kokuları bastırırdı” 121 (Ma Qicheng, ayn. Esr.,s. 101)

T’ang devrinde Fan Fang ve Çin’de bulunan yabancılara verilen olağanüstü haklar, daha sonraları Çin ve diğer ülkelerde yabancılar ve diplomatlara kanun dışında bir takım haklar ve dokunulmazlığın tanınmasıyla sonuçlanmıştır. 122 (Chon Hae-chong, Hangkuk kua chung’guk (Kore ve Çin) Seoul, 1979, s.40/Ko Byong-ik ve Chon Hae-chong, Tong-yang munhua sa, s. 272/ Ma İbrahim, ayn. Esr., s. 16)

  1. SOSYAL TESİRLER (ÇİNLİLEŞMELER)

Çin’de iş yapan Tashi tüccarların pek çoğu kış mevsiminde memleketlerine dönerlerdi. Fakat bazı Arap ve İranlı Müslümanlar Çinlileşerek Çin Müslümanlarının en eski grubunu oluşturmuşlardır. Hoşgörülü Çin kültürü ile uyum, cazip hayat şartları, mevsimlik havaları, verimli ziraat, Çin idaresinin müsamahası ve karlı ticaret, Müslüman Arapları Çin’de sürekli kalmaya ikna eden başlıca sebeplerdir: bunlara Chu T’ang (T’ang’da yaşamak) deniyordu. 123 (Ma İbrahim, a.g.e., s. 32)

Bazıları 20-30 sene Çin’de kalarak keseler dolusu para kazanmışlar, bazıları Çinlilerle evlenmişler ve memuriyet yolunu seçerek saray muhafızı, çeşitli bakanlıklarda iareci olmuşlardı. Hatta bazıları o zamana kadar beş nesil boyunca Çin’de kalmışlardır. Bu hadiseler Çinlilerin İslam’dan daha çok etkilenmesini sağlamıştır.

Birkaç nesilden sonra Çin’de bulunan Müslümanların günlük alışkanlıkları ve giyimleri hemen hemen Çinlilerin yaşayışlarıyla aynı hale gelmişti, tek farkları inanç ve gıda (domuz eti ve içki) idi. 124 (Ayn. Esr.,s. 32) Bunların nikah ve cenaze töreleri ise Çinlilerden biraz farklıydı. Böylece Çin ve İslam kültürlerini uyumlu karışımı Çinli Müslümanların Çin cemiyetinde İslam şuuruna dayanan seçkin bir İslam toplumunu oluşturmalarına yardımcı olmuştur.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 48)

T’ang ve Sung hanedanlıkları boyunca, Çin geleneklerine uyan ve Çin’e sadakati diğer Çinlilerden aşağı olmayan çok sayıda tanınmış Müslüman yetişmiştir.

Müslümanların böyle doğal ve çekici bir şekilde Çinlileşmeleri devam ederken 876 yılında meydana gelen Huang-ch’ao isyanı, Müslümanların yükselmeleri ve Çin’de uyum içinde yerleşmelerinde olumsuz bir dönüm noktası olmuştur.

Tuz tüccarı olan Huang-ch’ao, devlet imtihanında muvaffak olamayıp yüksek memuriyet imkanını kaybedince, sıkıntıya düşerek açlık çeken köylülere iltihak etmiş ve hükümete karşı büyük bir isyan başlatmıştı. 125 (Eberhard, a.g.e., s. 216-217,/ C. Hucker, a.g.e., s.146-147)

Hükemetin, Şato’ların 126 (Şato’lar, 630’u takip eden yıllarda Beşbalık civarındaki kurak bozkırlara çekilmiş bir grup Türk kütlesi olup 840’da Uygurların Kırgızlar tarafından yakılmasından sonra Çin sınırlarına göç etmişlerdi. Bunlar Çin’in Beş Sülale Devri (906-960)’nde en az üç devlet (Muahhar Tang, Muahhar Chin ve Muahhar Han sülaleleri) kurmuşlardır (Eberhard, s. 231/İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1984, s. 127/ A. Z. V. Togan, Türk Tarihi..., s. 69-435) Gönderdikleri askerlerin yardımı ile şiddetle karşı koyması üzerine Huang-ch’o güney-doğu ve güneye dönerek 879’da Kanton’u zapt etti ve yaktı. Bu hadise sırasında sadece Kanton’da yüz bin yabancı katledilmiştir. Kurbanların çoğu hiç şüphesiz Arap ve İranlı Müslümanlar idi. 127 (M. Broomhall, a.g.e., s. 50/ Eberhard, ayn. Esr., s. 217)

Huang-ch’ao, Kanton’da bu zengin ticaret şehrinin hazinelerinden faydalanarak isyanı birkaç sene daha sürdürdü ve 884’te Şatolar tarafından öldürülerek bertaraf edildi. 128 (Eberhard, ayn. Esr., s. 217-218)

Bu hadise Çin Müslümanlarının karşılaştıkları ilk acı çile idi. Huang-ch’ao’nun yabancı katliamı esnasında Arap ve İran asıllı pek çok Çin Müslüman’ı yakın ülkelere sığınmak üzere Çin’den kaçmıştır. Bunların gittikleri ülkeler çoğunlukla Champa, Malezya, Hind-Çin Yarımadası ve Endonezya olmakla beraber. 129 (Rita Rose Di Meglio, “Arab Trade with Indonesia...” s. 109) bir kısmı da deniz yoluyla kolaylıkla ulaşılabilen çok yakın Kore’ye kadar gitmiş oldukları tahmin edilmektedir. Bu döneme ait bazı İslam kaynaklarında Müslümanların Kore’ye gidip yerleşmelerine dair ifadeler bu tahminimizi desteklemektedir.

Diğer bir Müslüman katliamı da T’ang hanedanı döneminde meydana gelen Ten Shen-Kung isyanı sırasında olmuştur. Tien Shen-kung, Kuzey Çin’de Tse-chou, Ching-chou, Chi-chou’dan isyanını başlatmış, yoluna çıkanı öldürüp yakıp-yıkarak Huei-chou ve nihayet Yang-chou’a kadar gelmişti. Orada çoğunluğu İranlı sayılan 5000’e yakın Müslüman katledilmiştir. 130 (HTS, C. 114, Tien Shen-kung chüan kısmı / Ma İbrahim, a.g.e., s. 26)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 49)

Bu iki büyük felaketten sonra Müslümanlar, Ch’ing hanedanı (1644-1912)’nın kuruluşuna kadar benzer bir talihsizlikle karşılaşmamışlardır. Bu devrede Müslümanların Çin isimleri alarak kendilerini felaketlerden koruma yoluna gitmeleri, bir asırdan fazla muhafaza ettikleri Müslümanlığın özelliklerini kaybederek hızla Çinlileşmelerine sebep olmuştur.)

Pek çok Müslüman’ın ismi Mesud, Mahmud, Melik, Mecid, Mansur ve Muhammed gibi Arapça mim () harfiyle başlar. Bu yüzden Müslümanların kendi isimlerini Çince’ye çevirirlerken hem Müslüman özelliğini muhafaza etmek, hem de okunuşta Çinli gibi göstermek için mim () harfinden kaynaklanan MA () harfini soyadı olarak kabul etmiş olmaları muhtemeldir. 131 (Ma İbrahim, ayn. Esr. s. 162)

MA isminin menşe’i açısından bütün MA’ların Müslüman olduklarını söylemek doğru değildir, çünkü çok önceleri, yani Çin’de Müslümanların varlığından önce bile soyadı MA olarak tanınan kişilerle karşılaşırız 132 (Mesela Doğu Han devri (m. 25-267)’nin Ma yuan, Ma Vu, Ma Tong ve Uç Krallık devri (m. 220-277)’nin Ma Chao ve Ma Tai gibi büyük adamların Müslümanlar ile hiç ilgisi yoktur.) Fakat bugün özellikle güne Çin’de bulunan MA’ların çoğunluğunun (ki %” 80 civarındadır) Müslüman olarak tanınması 133 (Ma İbrahim, ayn. Esr., s. 162-163) şüphesiz Çinlileşme sırasında çok sayıda Müslüman’ın MA ismi alarak kendisinin Müslüman vasfını kısmen de olsa devam ettirmek niyetinden kaynaklanmış olması ihtimal dahilindedir.

MA’dan başka Müslüman menşeli olduğuna inanılan ve en yaygın olarak rastlanan Çinli Müslüman isimleri şunlardır. 134 (Ayn. Esr., s. 163)

KHA (Khalid ya da Hasan’dan)

TA (Davud)

MAN (Mansur)

TİEH (Timur)

Hu (Hüseyin)

SHA (Şah ya da Şemsuddin)

HAİ (Haydar)

SA (Sa’d)

PA (Bedruddin)

NA (Nasruddin)

LAH (Abdullah)

Aİ (İsa)

TİNG (-Din) vb.)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 50)

Çinlileşmiş Tashiler ve torunları Çin kültürünü etüd ederek çeşitli alanlarda Çin tarihinde önemli rol oynayabilecek derecelere kadar yükselmişler. Bir çok Çinli Müslüman asker olarak devlet görevinde bulunurken, bir kısmı da devlet imtihanından geçerek üst düzeydeki hükümet memurları olmuşlardı. Bazıları ise meşhur birer şair olmuş ve az bir kısmı da deniz ticaretindeki üstün kabiliyetleriyle denizcilik işleri müdürlüğüne getirilmişlerdi.

Tashi Menşeli olup asıl ismi muhtemelen Rıza olan meşhur Li Yen-sheng, T’ang hanedanlığının dev bir edebiyatçısı olarak bilinir. 135 (Ma İbrahim, ayn. Esr., s 128/ Fakat Ma İbrahim burada onun Çince ismini Li-Yen-sheng olarak yanlış göstermişti.) Bir Çin ismi olan Li-Yen-Sheng Çin’de bir süre kalmış olup kendisini Çin etüdlerine adamış ve bunda da oldukça başarılı olmuştur 136 (Ma Qicheng, a.g.e., s. 102-103) “Ven-yüan-ying hua” 137 (Li Fang (925-996) tarafından hazırlayıp hükümdara sunulan 1000 ciltlik bir eser.) adlı kitabın “Pien-lun-ven” kısmında bulunan Ch’en Yen’ın 138 (IX. Asrın ikinci yarısında yaşayan meşhur yazarlardandır. Yazar ve eserleri hakkında bkz. Ch’üan T’ang Ven C. 767) yazdığı “Hua-hsin (Çin kalbi) başlıklı bir denemede anlatıldığına göre, Li Yen-Sheng’ın Tashi asıllı yabancı olmasına rağmen 848 yılında Jin-shi 139 (Üst düzey devlet memurları almak için T’ang devrinden itibaren Çin’de uygulanan en yüksek devlet memuriyeti imtihanı olup T’ang devrinde senede sadece 25 kişiden fazla alınmamıştı. Sung devrinde ise bu imtihanda senede yakaşık 200 kişi alınmıştır. Bu sistem Kore ve Japonya’da aynen benimsenmiştir (C. Hucher, China’s imperial Past, s. 316) derecesine geçmesi Çinliler arasında taşkınlığa sebep olmuştur. 140 (Ma Qicheng, s. 103) Bir yabancının bu imtihana alınmasının dahi doğru olup olmadığı sorusu uzun uzun tartışılmıştır. Fakat Çin imparatorunun fermanıyla imtihana alınan Li Yen-sheng çok iyi derece ile başarılı sonuç alınca, tarafsız gözlemciler 141 (Fan-Yang eyaletinin valisi ve Ta-liang eyaletinin generali olan Lu Chün, Li Yen-sheng’i destekliyordu. General Lu, Arap Kolonilerin çok bulunduğu Kuang-tung bölgesinde görevli iken Li Yen-Sheng ile tanışmış, onun üstün ilim kabiliyetini anlayıp imparator sarayına imtihana alınması için tavsiyede bulunmuştu.) Çin kültürüne vakıf olması nedeniyle yabancı olmasına rağmen Li Yen Sheng’in imtihanı kazanmasını münasip bulmuşlardır. 142 (Ch’en Yüan, Western and Central Asians in China under the Mongois (Trc. Ve nşr. Ch’ien Hsing-hai ve L, C. Goodrich) Los Angeles, 1966, s. 8-10)

Li Yen-sheng her ne kadar bir yabancıysa da Çin kültürü içinde yaşamış ve yetişmiş biri olarak Jin-shi derecesini kazanmıştır. Bu sıralarda devlet yüksek memuriyet imtihanı olan Jin-shi kazanılması çok zor olup o sene yalnız 22 kişi kazanabilmiştir. 143 (Ma Qicheng, ayn., esr., s. 102-103) Li-Yen-sheng’ı konu alan Hua-hsin (Çin kalbi) adlı denemede görüldüğü gibi Li Yen-Sheng dış görünüşü itibariyle yabancı olsa da kalbi Çin tarafından büyülenmiştir.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 51)

Son T’ang ve Beş sülale devri (906-960)’nin meşhur şairlerinden Li Hsün uzun süre Si-chuan’da oturup Çinlileşen bir İranlı Müslüman’ın torunuydu. Halk onu İranlı Li’ diye çağırırdı. Bütün ailesi baharat ticaretiyle meşgul olup, madenlerle eski sanat eserleriyle de ustaca ilgilenirlerdi. 144 (Ayn. Esr. s. 103) Li Hsün, bir farmakoloji üzerine “Hai-yao-pen ts’ao (Deniz Bitki Farmakolojisi) 145 (Ayrıca bu eser nan hai pen ts’Ao (güney denizdeki farmakoloji) olarak da bilinir (Ma Qicheng, s. 103) J. Needham ise bu eserin Li Hsun’un kardeşi Li Hsian tarafından yazıldığını söylemektedir. (J. Needham, Science, in China..., s. 188) adlı bir eser yazmıştır. 146 (Ma Qicheng, ayn. Esr.,s. 103)

Bu eserden çok miktarda malzeme olarak istifade eden Ming devrini bilim adamı Li Shih-chen adlı bir zat, pen ts’ao-kang-mu adlı meşhur bir eser bırakmıştır. İlaçların bileşimini ve hazırlanma usullerini anlatan ilmi bir eczacılık kitabı olan bu eser daha sonra Kore’de de tıbbi alanda bir ders kitabı olarak kullanılarak yeni tıbbi gelişmelere yardımcı olmuştu. 147 (Ayn. Esr., s. 103)

Ayrıca Li Hsün’ün yazdığı bütün şiirlerini topladığı Ch’iung yao chih adlı bir eser elimize geçmemiş ise de, bu şiirlerin bir kısmı Li Tia-yuan tarafından derlenen Ch’üan Vutai Shih (Beş sülale devrinin bütün şiirleri) kitabında bulunurken 148 (Ayn. Esr., s. 103) diğer 54 tane şiir ise “Ch’üan T’ang Shih (T’ang devrinin bütün şiirleri)” kitabında muhafaza etmektedir. 149 (Ch’üan T’ang Shih, C. 10, kısım 12.)

Onun küçük kardeşi Li Hsien, tanınmış bir kimyacı ve farmakolojist idi. 150 (J. Needham, a.g.e., s. 187) Kız kardeşi Li Shun-hsien ise bir şaire ve ressamdı. “Ch’üan T’ang Shih” adlı kitabında bu meşhur İran asıllı şairenin bir şiiri bulunmaktadır. 151 (Ch’üan T’ang Shih. C. 11 / J. Needham, s. 188/ Ch’en Yüan, a.g.e., s. 276-277./ Ma Qicheng, s. 103)

Sung devrinde edebiyat alanında büyük şöhret kazanmış olan Mi Fu (1051-1107) Semerkand bölgesindeng elen bir Müslüman idi. Meşhur bir ressam ve hattat olan Mi Fu’nun eserleri yalnız çin’de değil komşu ülkelerde de kuvvetli tesir bırakmış, halen Çin, Kore, Japonya’da onun hat sanatındaki usulü önemli bir hat çeşidi olarak öğretilmektedir. Onun oğlu Yu-Jen (1086-1165)’de babasını takip ederek ünlü bir ressam olmuştur. 152 (Ch’en Yüan, a.g.e., s. 8, 207-209/ Ma İbrahim, a.g.e. s. 128)

Sung devrinin son zamanlarında meşhur Arpa asıllı Müslümanlardan P’u Shoukeng’in kardeşi P’u Shou-ch’eng hem yüksek dereceli bir memur hem de bir şair idi. 1271’de Mei-chou 153 (Kuan-Tung eyaletinde bulunur.) bölgesinin valiliğini yürüten P7u Shou-ch’eng, günümüze kadar gelen Hsin Ch’üan hsüeh shih kao adlı eseri yazmıştır. Bu eser tamamen Çin edebiyatına has bir biçimde yazılmış olup hala Çin’de hayranlıkla okunmaktadır. 154 (Ch’en Yüan, ayn. Esr., s. 13-17 / Ma Qicheng, s. 103)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 52)

Kuang-chou eyaletini P’u ailesinin şeceresine göre P’u Shou-ch’eng’in ilk atası P’u Meng-tsong, Sung’ın Jen-tsung (1023-1064) saltanatı döneminde bir Hsi-yü-jen (orta Asyalı) 155 (Çin’in batı bölgesinde yaşayan gayr-i Çinli manasında olan Hsi-yü-jen terimi T’ang-Sung devrinde Arap-İranlı Müslümanlar, Türkler ve diğer orta Asyalı kabileler için kullanılmıştır: Yüan devrinde bu terim Se-mu-jen olarak değişmiş, Müslümanlar için ayrıca hui Hui terimi kullanılmıştır. Hsi-yü hakkında tafsilat için bkz. M. N. Özerdin, “Hsi-yü olarak Çin Türkistan’ının Tarihi sınırlaması ve Tarahi önemi” DTCF/D, XV/1-3, 1957, s. 209-217) idi. Altınca nesilden sonra P’u Jin-Pin, Kuang-chou eyaletinin Chin-chiang bölgesi valiliğini yürütüyor ve aynı bölgenin Fa-shi köyünde oturuyordu. Tsai adlı karısından üç oğlu vardır. Yedinci nesilde bulunan bu üç kardeşin adları, Shou-ch’eng, Shou-Sheng, ve Shou-keng idi. Shou-keng ve oğlu Shi-ven, Fu-chian şehrinde denizcilik idaresi baş yöneticisiydiler. 156 (Ma İbrahim, ayn. Esr., s. 29,31/ Ma Qicheng, ayn. Esr. s. 103) Bu şecereden anlaşılmaktadır ki, P’u shouk’eng’ın ailesi nesiller boyunca Çinlileşirken, Arap kanı taşımalarına rağmen üst düzey bir Çinli olmuşlar ve anavatanlarını unutacak kadar da mutlu olmuşlardır.

Çinliler menşei ne olursa olsun, üstün Çin kültürüne hayran olup Çin kültürü etüdlerine kendilerini adamış olan yabancıları Çinli olarak kabul ediyorlardı. Böylece Çinlilerin geleneksel dünya görüşü Çin’de bulunan Müslümanların Çinlileşmesine ve onların Çin toplumuna hizmet etmelerine imkan sağlıyordu.

  1. KARŞILIKLI KÜLTÜREL TESİRLER

Arablar ve Çin arasındaki büyük Talas savaşı, iki ülke arasındaki siyasi münasebetleri kısmen baltalarken, ekonomik ve kültürel münasebetlerin büyük oranda hızlandırılmasına sebep olmuştu.

Araplar tarafından esir edilen 20000 kadar Çinli arasında keten ve kenevirden imal edilmekte olan Çin usulü kağıt 157 (Bilindiğine göre kağıt, ilk olarak Çin’in Han sülalesi (M. Ö. 206-220)nin imparator Vu-ti zamanında m. 105’ta Saray Bakanı olan Ts’ai-lun tarafından keşfedilmiştir. Kağıt keşfini teşvik eden başlıca sebeplerden bazıları ise günden güne artmakta olan yüksek ipek fiyatı ve kullanımında zor olan bambu kağıdından daha elverişli bir çeşit aranmasıdır. (A. Gaur, “Writing meterial”, British Library Exibitian Note, London, 1984, s. 3) imalatı konusunda tecrübeli ustalar varmış. Bunlar,kendilerine iyi davranılmasına karşılık olarak esareti altında bulundukları Araplara kağıt imalini öğretmişlerdir. 158 (Kim Chong-vi, İslam munhua sa, s. 89/ H. D. Yıldız, “Talas savaşı..s. 81/ Ma İbrahim, a.g.e., s. 21)

Çin dışında ilk defa Semerkand’da imal edilmeğe başlanan Çin usulü kağıt yapımı tekniği kısa süre sonra Semerkand’dan Bağdat, Şam, Tiberius, Hama, Trablusşam ve Kahire’ye yayılmıştır. 159 (Ebu Abdül-melik b. Muhammed Sa’alibi, Letaif el-Ma’arif (Nşr. İbrahim el-Abyari ve Hasan kamil el-Sayrafi), 1960, s. 218 / Sa’alebi’nin vermiş olduğu bu bilgi hemen bütün modern müelliflerce benimsenerek kağıdın, Talas savaşından hemen sonra Semerkand’da imaline başlandığı kabul edilmiştir. Bu hususta bkz. C1. Huart, İ.A., Kağıt mad/ H.D. Yıldız, a.g.m., s. 81)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 53)

Halife Harun el-Reşid (786-809)in veziri Ca’fer b. Yahya el-Bermeki, h. 179 (m. 794-795) yılında muhtemelen bu sırada Horasan valisi olan kardeşi Fazl’ın teşviki ile Bağdat’ta bir kağıt imalathanesi kurmuştur. 160 (800 yılında kağıt üzerinde yazılmış olan eski Arapça metninin bulunmasından VIII. asrın sonlarında kağıt imalatının başlandığın anlaşılmaktadır (M. Fadel, Relation of Arabs and İslam with the West and America, Cairo, 1969, s. 63/ J. Saunder, ayn. Esr., s. 186) Birkaç yıl içinde, Kahire, Şam, Fez, Valensiye, Toledo gibi İslam dünyasının diğer şehirlerinde de pek çok kağıt imalathaneleri kuruldu. IX. Asrın başlarından itibaren İspanya’dan Hindistan’a kadar bütün İslam ülkelerinde kağıt yapımına başlandı. Kağıt daha sonra Avrupa’ya Sicilya ve İspanya’dan ihraç yoluyla girmiş ve XIII. Asırdan itibaren de Avrupa’da imalatına başlanmıştır. 161 (Bkz. Kağıt yayılması ile ilgili harita, ek. No, 1)

  1. asırdan itibaren Çin’de yapılan kağıdın, Çin haricindeki ülkelerde bilinmediği zamanlarda yazı malzemesi olarak Mısır’da aynı adı taşıyan bir bitkiden imal edilen Papirüs 162 (Mısırlı bir din adamı tarafından keşfedildiğine inanılmakta olan papirüsün ilk olarak kullanımın M. Ö. 3000’e kadar rastlanmıştır. Yaklaşık 4000 sene boyunca papirüs Mısırlıların ve Akdeniz bölgesi insanlarının kültürel hayatında önemli rol oynamıştır. Kağıt manasında olan “paper” kelimesi, esasen bugün kullanılmayan papirüsün Yunanca okunuşu olan “papyros”den geçmesi ilginçtir. (A. Gaur, “Writing material”, s. 3) ile hayvan derisinden yapılan parşömen kullanılmakta idi. İslam dünyasında ise ilk zamanlar daha ziyade papirüs, Abbasilerden itibaren de parşömen kullanılıyordu. 163 (H. D. Yıldız, a.g.m., s. 81)

Fakat Çin usulünde üretilen kağıt, yüksek kaliteli , yumuşak ve düzgün idi. Hatta kağıt üretiminde Çinlilerin keçe, keten ve bambu kullanmasına karşılık bitki lifleri kullanan Araplar bu konuda büyük bir aşama yapmışlardı. Bu başarı, uzun zamandır Bağdad’a papirüs ihraç etmekte olan Mısır’ın papirüs endüstrisini gölgede bırakmıştır. 164 (Yi Tong-yun, Segesa Kaeron (Kısa Dünya Tarihi) Seoul, 1982,s. 12/ Ma İbrahim, ayn. Esr.,s. 21-22) X. asırdan sonra papirüs ve parşömen üzerine yazılı vesikalara artık tesadüf edilmemektedir. 165(C1 Huart, İ.A., kağıt Mad./ H. D. Yıldız, a.g.m., s. 82)

Müslümanlar daha ilk günlerde Çinlilerle temasa geçer geçmez hemen kağıt fabrikalarını kurma ve işletmede bazı köleleri istihdam ettiler. Derhal bu fabrikalar geniş İslam imparatorluğunun her tarafına yayıldı ve tatbikatta her şehrin kendine has kağıdı o kadar ucuzladı ve o kadar çoğaldı ki, en fakir kişileri bile söylemek istediklerinin hepsini yazmaktan alıkoymadı. 166 (M. Hamidullah, “Çin ile ilk devri...” s. 145)

Bu sayede İspanya’dan çin’e kadar kesilmeksizin uzanan ve üç kıtayı içine alan bütün İslam memleketlerinin resmi dili olan Arap dilinde her nevi ilim ve hatta her nevi dinlere ait bilgiler veren bir milyondan fazla sayıda yazmalar günümüze kadar gelmiştir: orta çağ boyunca Müslümanlara ait ilimlerin muazzam yayılışının Çin’de keşfedilen bu kağıt sayesinde olduğu görülebilir. 167 (B. Lewis, The Arabs in History, London, 1950, s. 139)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 54)

Bir müddet sonra Araplar, sadece kağıt ithalini durdurmakla kalmayıp Avrupa ve Mısır’a kağıt ihraç eder hale geldiler. Çin usulü kağıt imalini Haçlı seferleri sırasında Avrupalılar Araplardan öğrendiler. Nitekim önce Müslüman ustalar tarafından İspanya ve Sicilya'’a geçen kağıt imalatı, daha sonra 1492’de Müslümanların İspanya’yı kaybettikleri zaman, fazla becerikli olmayın Hıristiyan ustaların eline düşmüş, bu aynı zamanda kağıt kalitesinin düşmesine sebep olmuştur. 168 (Kağıdın ortaya çıkması, Ayrıca Avrupa’da Rönesans’ın doğmasına temel etkenlerden biri olmuştur. 169 (Ma. İbrahim, a.g.e.,s. 22)

Ortaçağ Müslümanlarının kitapları çoğaltmada istifade ettikleri diğer bir keşfi daha vardır ki, bu modern garb ilminin her tarafa yayılmasında çok şeyler borçlu bulunan kitap basma ameliyesidir. 170 (M. Hamidullah, ayn. Esr., s. 145)

Talas savaşının Avrupalılar üzerine yansıyan dolaylı fakat çok faydalı diğer sonuçlarından biri de Avrupalıların Haçlı seferleri sırasında Araplardan ilim bilgiler alarak maddi gelişmeleri elde etmesidir. 171 (Bu konuda tafsilat için bkz. J. Needham, Science in China, C. I, s. 240-243)

Kağıt yapımından ayrı olarak yel değirmenleri de Çin’den Müslümanlara onlardan da Haçlılar vasıtasıyla Avrupalılara geçmiştir. İran’da keşfedilip Çin’de gelişen yel değirmenleri 1880’e kadar Avrupa’da çok yaygın olarak kullanılmıştır: Çin’in batı kesiminde halk halen yel değirmenlerini kullanmaktadır. 172 (J. Needham, a.g.e., s. 240/ Ma İbrahim, a.g.e., s. 22-23)

Ayrıca Müslüman ülkelerde daima büyük takdir gören Çin kapları ve porselenleri de önemli bir kültürel taşıyıcı rol oynamıştır. Bu kapların bazıları zehiri açığa vurma özelliğine sahip olduğundan gayet tabii olarak krallar ve yüksek dereceli zevat tarafından pek aranır oldular. 173 (B. Lewis, a.g.e. s. 138/ Hamidullah, a.g.m., s. 145)

Diğer yandan bu sıralarda Arap dünyası ve İslamiyet hakkında bilgiler Çinliler arasında ayrıntılı biçimde yayılmaya başlamıştı. Talas savaşına katılan Kao Hsien chi’nin ordusunda Tu Huan isimli bir rahip subayı vardı. bu zat Arapların eline esir düşerek 12 sene Kufe’de mecburi ikamet etmiştir. Daha sonra Çin’e dönen Tu Huan oradayken yaptığı geniş seyahatları “Ching Hsing Chi” başlıklı bir kitapta topaldı. Bu kitabında İslam inancı ve prensipleri hakkındaki doğru olarak bilgileri kaydetti. Ayrıca, İslam’ın temel inanç sistemine dair bilgilere de yer verdi. 174 (Yang Yung-ch’ang, “Tsao-ch’i ssu lan chiao hsüeh-shu tsai chung-kuo ch’uan-po ch’ing-k7unang ti shen-t’ao (Çin’deki ilk İslam ilmi ve yayılması hakkında detaylı araştırma) İTC., s. 49-50/ Ma İbrahim, Ayn. Esr.,s. 23/Yang Huai-chung “T’ang-tai ti fank-k’o” s. 127-128)

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 55)

“Ta-shi’ni diğer ismi Ya-chu-lo olup Kralın adı Mu-men ve başkenti Tz’u-ch’u idi. Elbiseler temiz kadınlar evlerinden çıktığı zaman yüzlerini örterler. Sınıf ayrımı yok. Günde beş vakit namaz kılarlar. Kendi elleriyle kesilmeyen hayvanların etini yemezler. Alkollü içki içmezler ve müzik dinlemezler. 20-30 bin kadar kişiyi alacak büyük mabetleri vardır. Her yedinci günde kral namaza çıktığı zaman mabetteki yüksekçe kürsüye çıkarak halka hitap eder ki, “Dünyevi hayatımız kısa, Allah yolunda yapacağımız şey sonsuzdu. Her türlü kötülükten çekinin, fakirlere yardım, büyüklere saygılı olmak ve küçüklere acımak, insanlara merhamet etmek demektir. Bunlara Allah merhamet eder.” 175 (Yang Yung-ch’ang, ayn. Esr., s. 50-53/T’ung Tien, C. 193/ yang Huai-chung, ayn. Esr., s. 127-128)

Gerçekten onun “Ching Hsing Chi” isimli kitabının Çin’de İslam üzerine yapılan ilk çalışma olduğu kabul edilir.

Tu Huan’ın veridği bilgiler kardeşi Tu yu’nun kaleminden “T’ung-Tien” adlı bir kitapta toplanmıştır. Bu bilgilere göre, Abbasi başkentinde bulunan parlak ipek dokumacılar, altın ve gümüş işlemleri yapan kuyumcular ve bazı ressamlar Çinliydi. Ressamlardan Fan Shu ve Liu TsHu, Sian şehrinden ve ipek dokumacılarından Yüeh Huan ve Lü Li, Shensi eyaletinden gelen Çinlilerdi. 176 (J. Needham, ayn. Esr., s. 236)

Talas savaşından sonra başlayan Çin ve İslam ülkeleri arasındaki kültürel münasebetler daha sonra hızlandırılarak her alanda yeni teknik, alet malzeme ve metodlarla birbirlerinin kültürel gelişmesine katkıda bulunmuştur.

(Doç. Dr. Hee - Soo Lee (Cemil), İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması, S. 56)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+10
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.