Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 03 Kasım 2017 - 19:13
Son Düzenlenme Tarihi 03 Kasım 2017 - 19:13
CANDAROĞULLARI

CANDAROĞULLARI

XIV. yüzyılın başlarında Kastamonu ve Sinop civarında kurulan bir Türk beyliği.

Çobanoğulları Beyliği’nin yerini alan Candaroğulları’nın tarih sahnesine çıkışı, devirle ilgili kaynakların yetersizliği yüzünden tam olarak bilinmemektedir. Anadolu Selçukluları arasındaki taht mücadelelerine karışan Şemseddin Yaman Candar’a İlhanlı Hükümdarı Geyhatu tarafından Eflâni ve civarı iktâ* olarak verildi. Beyliğin kurucusu olan ve ona adını veren Candar’ın hangi Türkmen boyuna mensup olduğu belli değildir. Candar*lık sıfatını Selçuklu sarayına intisabından dolayı alan Şemseddin Yaman beyliği süresince İlhanlılar’ın hâkimiyetini tanımış, ancak Eflâni yöresini aşamadan muhtemelen 1308 yılında ölmüş ve yerine oğlu Süleyman Paşa geçmiştir.

Bir süre Eflâni’de oturan Süleyman Paşa, Kastamonu ve Safranbolu’yu alarak hâkimiyet sahasını genişletti ve beyliğin merkezini Kastamonu’ya nakletti. Daha sonra Sinop’u da ele geçirerek buranın idaresini oğullarından İbrâhim Bey’e, Safranbolu’nun idaresini ise öteki oğlu Ali Bey’e verdi. Beyliğin topraklarını genişletmesine rağmen Süleyman Paşa’nın İlhanlı hâkimiyetini tanımaya ve onlara vergi vermeye devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak 1327 yılında Demirtaş’ın Anadolu genel valiliğinin sona ermesi ve 1335’te Moğol Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın ölümü ile ortaya çıkan karışıklıklardan faydalanan Süleyman Paşa bağımsızlığını ilân etti. Nitekim hükümdarlığının son beş yılında kestirdiği sikkelerde “es-sultânü’l-a‘zam” unvanını kullanması bunun açık delilidir. Mevlânâ ailesiyle de dostça münasebetlerde bulunan Süleyman Paşa, Mevlânâ’nın torunu Ârif Çelebi tarafından iki defa ziyaret edilmiştir. Uç beylerine yapılan bu ziyaretin gayesi, Bizans’a karşı yaptıkları gazâlar neticesinde nüfuzları artan bey ailelerini Râfizî şeyhlerinin tesirinden kurtarmaya yönelikti.

Candaroğulları Beyliği’nin gerçek kurucusu olan I. Süleyman Paşa, komşuları Bizans, Osmanlı ve Tâceddinoğulları’na karşı dengeli bir siyaset takip etti, Batı ve Orta Anadolu’ya doğru fetih teşebbüslerinde bulunmadı. Bununla birlikte çağdaşı olan Orhan Gazi ile aralarında zaman zaman anlaşmazlıklar çıktığı kaynaklarda belirtilmektedir (İbn Fazlullah el-Ömerî, s. 42). Osmanlılar’ın ve Candaroğulları’nın sürekli akınlarına mâruz kalan Bizanslılar, hıristiyan bir Tatar olan İzmit Valisi Nogay’ın aracılığıyla Süleyman Paşa’ya barış teklifinde bulundular, böylece Osmanlılar’a karşı Candaroğulları’nı kazanmak istediler. Ancak Süleyman Paşa Bizans kalelerini muhasaraya devam etti. Süleyman Paşa döneminin en büyük başarısı, Sinop’un ilhakı ve buna bağlı olarak Karadeniz ticaretini ellerinde tutan Cenevizliler’le temasa geçilmesidir. Süleyman Paşa’nın oğlu İbrâhim Bey’in Sinop emirliği zamanında Sinop Limanı’ndaki on kadar Ceneviz gemisi zaptedildi.

1331-1332 yıllarında Safranbolu ve Kastamonu’ya uğrayan seyyah İbn Battûta, Süleyman Paşa’nın vakur ve heybetli bir hükümdar olduğunu ve etrafında itibar sahibi din âlimlerinin bulunduğunu yazmaktadır. Bu arada

Süleyman Paşa tarafından kabul edildiğini de belirten İbn Battûta, kendisine iyi cins bir at ve elbiseler verildiğini söyler. Hükümdarın her gün ikindi namazından sonra kabul töreni yaptığını, her hafta cuma selâmlığına çıktığını ilâve eder (İbn Battûta, II, 464-465). Ömerî de yaklaşık aynı bilgileri nakletmekte, ayrıca Kastamonu’da 25.000 atlı askerin bulunduğunu, burada iyi cins at, doğan ve atmaca yetiştirildiğini yazmaktadır (Mesâlik, s. 40). Bu bilgilerden, Candaroğulları Beyliği’nin ekonomik bakımdan güçlü bir yapıya ve ileri bir devlet teşkilâtına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Süleyman Paşa 1341 yılında vefat etmiş olmalıdır. Çünkü oğlu İbrâhim’in bu yıl içinde hükümdar olduğu bilinmektedir.

Gıyâseddin unvanıyla anılan I. İbrâhim Bey babasının sağlığında Sinop emîriydi. Tahtı elde edebilmek için babasına karşı iktidar mücadelesinde bulundu (İbn Fazlullah el-Ömerî, s. 39). Onun hükümdarlık dönemine ait en önemli olay, 1341’de Venedik ve Cenevizliler’le yapılan deniz savaşı sonunda birçok düşman gemisinin ele geçirilmesidir. Bundan da Candaroğulları donanmasının Cenevizliler’le baş edebilecek güçte olduğu anlaşılmaktadır. 1344 yılında Sinop’ta düzenlenen vakfiyesinde “Emîrü’l-muazzam sâhibü’l-ilm ve’l-kalem ve’s-seyf” unvanlarıyla anılan İbrâhim Bey’in ölüm tarihi bilinmemektedir.

İbrâhim Bey’in yerine muhtemelen amcası Yâkub Bey geçmişse de onun beylik döneminde cereyan eden olaylar hakkında bilgi yoktur. Yâkub Bey’in oğlu Âdil’in 1346 yılında beyliğe geçtiği kabul edilmektedir. Uzunca bir süre Candaroğulları Beyliği’nin başında bulunan Âdil Bey’in adaletli bir hükümdar olduğu anlaşılmakta, fakat devrinin olayları hakkında kaynaklarda fazla bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak Sinop’ta ilk Ceneviz ve Venedik ticaret kolonilerinin teşkiline bu bey zamanında izin verildiği ve yine o sıralarda Anadolu beyliklerinin hâlâ Moğol teşkilâtına dahil oldukları anlaşılmaktadır. Âdil Bey’in de ölüm tarihi belli değildir.

Âdil Bey’in yerine Osmanlı kaynaklarında “Kötürüm” lakabıyla anılan oğlu Bayezid geçti. Kestirdiği paralarda unvanı Celâleddin olan Kötürüm Bayezid muhtemelen 1361 yılında bey oldu. Çeyrek yüzyıl kadar süren beyliği zamanında Karadeniz’de Venedik ve Cenevizliler’le nüfuz mücadeleleri olmuş, Osmanlı Devleti ile münasebetleri ise dostça gelişmiştir. Devrin Osmanlı padişahı I. Murad’ın, Balkanlar’daki fetih hareketleri münasebetiyle bu dostluğa ayrı bir önem verdiği anlaşılmaktadır. Ancak I. Murad’ın Avrupa topraklarındaki başarıları, ayrıca Germiyanoğulları Beyliği topraklarını oğluna aldığı Germiyan beyinin kızının çeyizi olarak, Hamîdoğulları Beyliği’ne ait bazı yerleri de satın alarak ülke sınırlarını Anadolu’da da genişletmesi Kötürüm Bayezid’i endişeye düşürdü. Fakat barış taraftarı olan Osmanlı padişahına itaatini arzetmekten de geri kalmadı. Bu arada, damadı olan Amasya Türkmen Emîri Ahmed’le ilişki kurarak Osmanlılar’a karşı güç birliği teşebbüsünde bulundu. Kendisi de zaman zaman Sivas Hükümdarı Kadı Burhâneddin’e karşı damadına askerî yardımda bulunmuştu.

Kötürüm Bayezid dönemi, oğulları arasında taht mücadelelerine de sahne olmuştur. Babasının, tahtı küçük oğlu İskender’e bırakma niyetini anlayan büyük oğlu Süleyman kardeşini öldürmüş, bunun üzerine Bayezid Süleyman’ın çocuklarını ve bu işte rolü olduğu anlaşılan kendi kızını öldürtmüştür. Süleyman ise Osmanlı padişahına sığınmış, bu iltica olayı iki devlet arasındaki barış devrinin sona ermesine sebep olmuştur. Öteden beri rakip gördüğü Osmanlılar’ın bu iktidar buhranından faydalanmak istediğini anlayan Kötürüm Bayezid, hemen Kadı Burhâneddin ile ilişkilerini düzeltme teşebbüsünde bulunmuştur. I. Murad bir Osmanlı ordusu ile Süleyman’ı babasının üzerine gönderdi. Kastamonu’da yapılan savaşta Kötürüm Bayezid yenilerek Sinop’a çekildi. Kastamonu’yu ele geçiren Süleyman Paşa ise hükümdarlığını ilân etti. Böylece Candaroğulları Beyliği ikiye ayrıldı. Bu sırada Amasya’da bulunan Kötürüm Bayezid’in diğer oğlu İsfendiyar süratle Sinop’a babasının yanına döndü. Osmanlı padişahının himayesinde Kastamonu beyi olan II. Süleyman Paşa’nın hükümdarlığı uzun sürmedi; zira I. Murad bizzat Kastamonu’ya gelerek Süleyman Paşa’yı hapsetti ve Candaroğulları Beyliği’nin Kastamonu şubesini Osmanlı topraklarına kattı. Fakat Kastamonu halkının Süleyman lehine harekete geçmesi üzerine Sultan Murad bir süre sonra burayı ona bırakmak zorunda kaldı. Ancak Süleyman Paşa babasının süratle Kastamonu’ya gelmesi üzerine tekrar Osmanlı padişahına sığındı ve ikinci defa Kastamonu’ya hâkim oldu (1384). İkinci ilticası sırasında Osmanlı padişahı, kızı Sultan Hatun’u Süleyman Paşa ile evlendirerek onu kendisine damad edindi.

Kötürüm Bayezid’in 1385 yılında ölmesi üzerine Sinop beyliğine oğlu İsfendiyar geçti. Süleyman Paşa ise hâmisi olan Osmanlı Devleti ile bir süre iyi geçindi; I. Murad’ın 1386’da yaptığı Karaman seferinde ve I. Kosova Savaşı’nda askerî yardımlarda bulundu. Bu dostluk Yıldırım Bayezid’in saltanatının ilk zamanlarında da devam etti. Nitekim Yıldırım’a karşı Anadolu beylikleri arasında yapılan ittifaka Süleyman Paşa katılmamış, hatta Osmanlı padişahına yardım etmiştir. Ancak bir yandan da Yıldırım Bayezid’in Anadolu birliğini kurma yolundaki başarılarından ürkerek çok geçmeden Osmanlılar’a karşı düşmanca bir tavır takınmaya başladı. Bu yüzden Kadı Burhâneddin ile bir dostluk antlaşması yaptı ve 1392 yılında Yıldırım’a karşı Karamanoğlu Ali Bey’e yardımda bulundu. Bu son olay, Karamanoğulları Beyliği’ni tâbiiyeti altına alan Yıldırım Bayezid’in Candaroğulları’na karşı tutumunun

değişmesine sebep oldu. 1391’de Kastamonu üzerine yürüyen Osmanlı padişahı, Kadı Burhâneddin’in araya girmesiyle bu seferden vazgeçti. Ertesi yıl tekrar Kastamonu’yu ilhak teşebbüsünde bulunan Yıldırım’a karşı Süleyman Paşa yine Kadı Burhâneddin ve Karamanoğlu’na başvurduysa da bir sonuç alamadı. Yıldırım Bayezid büyük bir ordu ile Candaroğlu ülkesine girdi ve Süleyman Paşa’yı mağlûp ederek öldürdü. Böylece Candaroğulları Beyliği’nin Kastamonu şubesi Osmanlı Devleti topraklarına katılmış oldu (1392).

Candaroğulları Beyliği’nin Sinop şubesinin başında bulunan İsfendiyar Bey, bir yandan ülkeleri ellerinden alınan Aydın, Saruhan ve Menteşe beylerini Sinop’ta himaye ederken bir yandan da Eflak Beyi Mirçea’yı Osmanlı topraklarına saldırmaya teşvik ediyordu. Fakat bu tahrik hareketinden dolayı Osmanlı padişahından özür dileyerek ona tâbi olacağını, ancak Sinop’un kendisine bırakılmasını istedi. Bu sırada asıl hedefi Sivas Hükümdarı Kadı Burhâneddin olan Yıldırım bu teklifi kabul etti. Fakat 1392’de Yıldırım ile Kadı Burhâneddin kuvvetleri arasında yapılan savaşın Sivas hükümdarı lehine sonuçlanması, İsfendiyar Bey’in de ona meyletmesi üzerine Candaroğlu’nu cezalandırmaya karar veren Osmanlı padişahı Sinop’u kuşattıysa da teslim alamadı; bazı yerlerin kendisine terkedilmesi şartıyla bir anlaşma yaparak geri çekildi.

Timur’un Anadolu’da görünmesinden sonra onun etrafında toplanan beyler arasında İsfendiyar da vardı. Ankara Savaşı’nda (1402) Yıldırım Bayezid’in yenilmesi üzerine Kastamonu dahil beyliğin eski topraklarına tekrar sahip olan İsfendiyar Bey’e, kendisiyle birlikte Batı Anadolu seferine katılmasından dolayı Timur Çankırı ve Kalecik’i de vermişti. Böylece İsfendiyar Bey Timur’a tâbi olarak Candaroğulları Beyliği’nin başına geçti. Timur’un Semerkant’a dönmesinden sonra Yıldırım’ın oğulları arasında çıkan taht kavgalarına da karışan İsfendiyar Bey’in güçlü şehzadeye karşı zayıfı tutarak mücadelelerin uzamasını sağlamaya çalıştığı görülmektedir. Düzmece Mustafa olayında Mustafa Çelebi’yi, Şeyh Bedreddin olayında da Bedreddin’i destekledi. Ancak oğlu Kasım’ın Osmanlı padişahına sığınarak Kastamonu ve Çankırı dolaylarının kendisine verilmesini istemesi, Çelebi Mehmed’in de onu desteklemesi iki ülke arasındaki ilişkilerin iyice bozulmasına sebep oldu. İsfendiyar Bey, Çelebi Mehmed’in bu yerleri Kasım’a terketmesi teklifini reddedince Osmanlı padişahı Kastamonu’ya yürüdü ve İsfendiyar’ın çekildiği Sinop’u muhasara etti. Çaresiz kalan Candaroğlu beyi Osmanlılar’a tâbi oldu. Ilgaz dağı sınır kabul edilerek Osmanlı himayesindeki Kasım Bey’e istediği yerler verildi. Böylece Candaroğulları Beyliği tekrar ikiye bölündü. Ancak Çelebi Mehmed’in ölümünden sonra harekete geçen İsfendiyar Bey oğlu Kasım’ı Çankırı, Kalecik ve Tosya’dan çıkardı. Yeni padişah II. Murad’ın İsfendiyar Bey’e karşı kuvvet göndermesi üzerine de barış yapıldı. İsfendiyar Bey, Çelebi Mehmed’in küçük oğlu Mustafa’nın ağabeyi II. Murad’a karşı ayaklanması olayında Şehzade Mustafa’yı destekledi ve emrindeki kuvvetlerle Taraklı-Borlu’ya kadar ilerledi. Şehzadenin öldürülmesinden sonra Bolu-Gerede arasında yapılan savaşı kaybederek Sinop’a çekildi ve tekrar Osmanlı tâbiiyetini kabul etti. İsfendiyar Bey’i takip eden Osmanlı kuvvetleri Kastamonu ve Bakır Küresi’ni aldılar. Bunun üzerine İsfendiyar Bey küçük oğlu Murad başkanlığında gönderdiği bir heyetle barış istedi. Ayrıca devlet adamlarına yolladığı hediyeler ve yazdığı mektuplarla barış hususunda aracı olmalarını rica etti. Bu arada torunu Hatice Sultan’ın Osmanlı padişahıyla evlenmesi teklifinde de bulundu. Devlet adamlarının araya girmesiyle II. Murad barışa razı oldu ve Hatice Sultan’la evlendi. 1423 yılında yapılan anlaşmaya göre Kasım Bey’e istediği yerler geri verilecek, Osmanlı işgali altındaki Kastamonu ve Bakır Küresi İsfendiyar Bey’e iade edilecek, ancak Candaroğlu, Bakır Küresi hâsılatının önemli bir kısmını Osmanlı Devleti’ne gönderecek ve gerektiğinde Osmanlı ordusunu askerî yönden destekleyecekti. İsfendiyar Bey 1412-1429 yılları arasında Memlük Sultanlığı ile de dostça münasebetlere girmiş, fırsat düştükçe Osmanlılar aleyhine faaliyetlerde bulunmaktan da geri durmamıştır. Candaroğulları Beyliği’nin bazı kaynaklarda İsfendiyaroğulları adıyla anılması, bu beyin yarım asır kadar süren hükümdarlığı sebebiyledir.

İsfendiyar Bey 842’de (1439) ölünce yerine oğlu İbrâhim geçti. Tâceddin unvanını alan bu hükümdar zamanında önemli bir hadise olmadı. II. Murad’ın eniştesi ve kayınpederi olan Tâceddin İbrâhim Bey 1443 yılında Sinop’ta öldü ve yerine büyük oğlu İsmâil geçti. Kemâleddin unvanıyla anılan İsmâil Bey zamanında bir iktidar buhranı ortaya çıktı. İsmâil Bey hükümdarlığının ilk yıllarında kardeşi Kızıl Ahmed’le uğraştı. Osmanlılar’a başvuran Kızıl Ahmed beylik için gerekli desteği alamadı, sadece Bolu sancağını elde edebildi. 1444 yılında İsmâil Bey II. Murad’a elçi ve hediyeler göndererek dostluğunu pekiştirdi. Ancak bu tarihteki ilk cülûsunda II. Mehmed ve etrafındakilerin bu barışçı politikayı desteklemedikleri görülmektedir. II. Murad’ın idareyi tekrar ele almasından sonra ise Candaroğlu-Osmanlı münasebetleri tekrar dostça devam etti. 1450’de Dulkadıroğlu Süleyman Bey’in kızıyla evlenen Şehzade Mehmed’in düğününe gelenler arasında Candaroğlu İsmâil Bey de vardı. II. Mehmed’in kesin cülûsundan sonra da dostluğu sürdüren İsmâil Bey İstanbul muhasarasında askerî yardımda bulunmuş, bir rivayete göre bizzat muhasaraya da katılmıştır (Chalkokondyles, I, 390-391).

İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed’in Anadolu birliği politikasından

Candaroğulları Beyliği de etkilendi. İsmâil Bey, müttefik bulmak için Trabzon-Rum imparatorunu aracı yaparak Batı hıristiyan dünyası ile temasa geçmişti. Nitekim 1460’ta Roma’ya giden elçiler arasında İsmâil Bey’in elçisi de vardı. Öte yandan Trabzon-Rum imparatoru, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan ve Karamanoğulları Beyliği kendi aralarında bir güç birliği oluşturmuşlardı. Fakat ertesi yıl Fâtih Sultan Mehmed’in önce Kastamonu, sonra da Sinop’u alarak Candaroğulları Beyliği’nin topraklarını ilhak etmesi üzerine bu teşebbüsten bir sonuç alınamadı. Sinop’ta Fâtih’in huzuruna çıkan İsmâil Bey Osmanlı padişahının iltifatına mazhar oldu. İsmâil Bey’e Bursa civarındaki Yenişehir ve Yarhisar timarlarını tevcih eden Fâtih, oğlu Hasan Bey’e de Bolu sancağını verdi. Ancak kardeşi Kızıl Ahmed’in Uzun Hasan’a iltica etmesi üzerine Anadolu’da kalması mahzurlu görülen İsmâil Bey Filibe’ye nakledildi ve 1479 yılında orada öldü. Filibe civarında mescid ve su yolları yaptıran İsmâil Bey zamanında ilim ve sanatta büyük ilerlemeler olmuş, başta Kastamonu ve Sinop olmak üzere birçok yerde cami, mescid, han, hamam, çeşme gibi sosyal tesisler inşa edilmiştir.

İsmâil Bey’in yerine Candaroğulları’nın başına 1461 yılında Osmanlı himayesinde Kızıl Ahmed Bey geçti. Fakat bunun beyliği tamamen görünüşte kaldı ve çok kısa sürdü. Çünkü Fâtih Kızıl Ahmed’e Mora sancağını vererek Candaroğulları Beyliği’ni kesin olarak ilhak etti. Ancak Kızıl Ahmed Mora’ya gitmeyerek önce Karamanoğlu İbrâhim Bey’e, sonra da Uzun Hasan’a sığındı. Fâtih-Uzun Hasan rekabetinin gelişmesinde önemli rol oynayan Kızıl Ahmed, Otlukbeli Meydan Savaşı’nın çıkmasına sebep olanlardandır. Savaşın Osmanlılar lehine sonuçlanması üzerine Kızıl Ahmed bir süre daha Uzun Hasan’ın yanında kaldı ve II. Bayezid zamanında Osmanlı Devleti’ne iltica etti. Bundan sonraki hayatı hakkında bilgi bulunmayan Kızıl Ahmed’in ölüm tarihi de belli değildir. Oğlu Mehmed Bey, II. Bayezid’in kızlarından biriyle evlendi. II. Selim ve III. Murad dönemlerinin nüfuzlu şahsiyetlerinden Şemsî Ahmed Paşa Mehmed Bey’in oğludur.

Dağlık bir alanda kurulan Candaroğulları Beyliği, Karamanoğulları’ndan sonra Anadolu beyliklerinin en uzun ömürlü olanıdır. Nüfusunun hemen tamamı Türkmenler’den oluşan beylikte sosyal hayat köylü ve şehirlilerin hayatı olarak iki grupta ele alınabilir. Köylüler tarım ve hayvancılıkla uğraşırken şehirli nüfus ticaret ve sanatla meşgul oluyordu.

Candaroğulları hükümdarlarının âlimleri himaye etmesi, çeşitli eserlerin kaleme alınmasına vesile olmuştur. Mahmûd-ı Şîrâzî, İntihâb-ı Süleymânî adlı Farsça tasavvufî eserini I. Süleyman Paşa adına kaleme almıştır. Cevâhirü’l-asdâf adlı tefsir İsfendiyar Bey’in emriyle yazılmış, Maktel-i Hüseyin adıyla yapılan Mesnevî tercümesi ise Kötürüm Bayezid adına çevrilmiştir. Sinoplu hekim Mü’min b. Mukbil, Kitâb-ı Miftâhu’n-nûr ve hazâinü’s-sürûr adlı tıbba dair Türkçe eserini İsfendiyar Bey adına yazmıştır. Hulâsatü’t-tıb, İsfendiyar Bey’in oğlu Kasım adına Türkçe olarak yazılmış, Mi‘racnâme ise yine İsfendiyar Bey’in oğlu Hızır adına tercüme edilmiştir. Ömer b. Ahmed Risâle-i Münciye adlı Türkçe tecvidini İsmâil Bey’in emriyle kaleme alırken Yûnus b. Halîl de Mi‘yârü’l-ahyâr ve’l-eşrâr adlı Türkçe eseri yine bu bey adına telif etmiştir. Bu arada bizzat İsmâil Bey’in Hulviyyât-ı Şâhî adıyla fıkha dair Türkçe bir eser yazdığı da belirtilmektedir. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır (Esad Efendi, nr. 670). İsmâil Bey ayrıca Niksarlı Muhyiddin Mehmed için yaptırdığı kütüphaneye 300 kitap vakfetmiştir.

Candaroğulları Beyliği iktisadî bakımdan iyi bir mevkide bulunuyordu. Çünkü Karadeniz’in en iyi liman şehirlerinden olan Sinop bu beyliğin elindeydi. Burası hem ihracat limanı hem de gemi tersanesinin bulunduğu bir yerdi. Beyliğin en önemli ihraç maddelerini bakır ve demir teşkil ediyordu. Cins atları ve avcı kuşlarıyla da ünlü olan Kastamonu bu özelliğini Osmanlılar zamanında da korumuştur.

Candaroğulları devri mimari eserleri arasında, Kastamonu’da İbn Neccâr (Eligüzel) Camii, Safranbolu’da Gazi Süleyman Paşa Camii, Sinop’ta Kötürüm Bayezid Camii ve sarayı ile İbrâhim Bey ve oğlu İsmâil Bey’e ait Kastamonu’daki cami, medrese, kütüphane, mektep ve imaret zikredilebilir.

BİBLİYOGRAFYA:

VGMA, nr. 580, s. 74, 214; nr. 581, s. 226, 376; nr. 582, s. 153, 225-228, 271; nr. 597, s. 98; Kanunnâme, Âtıf Efendi Ktp., nr. 1970, s. 75; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-ahbâr, s. 311; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlik (Taeschner), s. 31-32, 39 vd., 40, 42; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ǿârifîn, I, 463; II, 934; İbn Battûta, The Travels of Ibn Battuta (trc. H. Gibb), London 1962, II, 460-468, 532; Nizâmeddin Şâmî, Zafernâme (trc. Necati Lugal), Ankara 1957, s. 315 vd.; Makrîzî, Kitâbü’s-Sülûk, IV/1, s. 369; Yazıcızâde Ali, Târîh-i Âl-i Selçûk, TSMK, Revan, nr. 1390, vr. 279ª vd.; Esterâbâdî, Bezm ü Rezm (nşr. Kilisli Muallim Rıfat), İstanbul 1928, s. 296, 302, 387; Şerefeddin, Zafernâme, Calcutta 1888, s. 85, 377-378, 467 vd.; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire (Popper), tür. yer.; Clavijo, Timur Devrinde Kadis’ten Semerkand’a Seyahat (trc. Ömer Rıza Doğrul), İstanbul 1933, I, 74-77, 90-91; G. Pachymeres, Georgii Pachymeris de Michaele et Andronico Palaeolopis Libri (ed. I. Becker), Bonnae 1835, II, 316, 345, 389; Laonikos Chalkokondyles, Laonici Chalcocondylae Athenieusis Historiarum Libri X (ed. I. Becker), Bonnae 1843, I, 37, 74, 390-391; Kritovulos, Târîh-i Sultân Mehmed Hân-ı Sânî (trc. Karolidi), İstanbul 1328, s. 146; İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler (nşr. Osman Turan), Ankara 1954, s. 20 vd., 68; Dukas, Bizans Tarihi (trc. Vl. Mirmiroğlu), İstanbul 1956, s. 148-149; Âşıkpaşazâde, Târîh, s. 72, 77, 80, 157; İbn Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, I, 61-63; VII, tür. yer.; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. Mehmed Ârif), İstanbul 1330, s. 42 vd., 97-100; Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 24 vd.; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 204-209, 294, 316-317; II, 527-529, 536, 740, 746, 754; Feridun Bey, Münşeât, I, 220; Mecdî, Şekaik Tercümesi, s. 291; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, I, 63, 94-115, 128, 284, 301-305, 315, 474-475; Müneccimbaşı, Sahâifü’l-ahbâr, III, 29 vd.; 307, 377, 399-402; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 121-147, 230; a.mlf., Osmanlı Tarihi, I, 393-394; W. Heyd, Histoire du commerce du Levant au Moyen âge, Leipzig 1936, I, 551-553; Zeki Velidî Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 68, 315 vd., 325; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livâsı, s. 328-330, vakfiyeler kısmı, s. 268-277; Yaşar Yücel, Çoban-oğulları Candar-oğulları Beylikleri, Ankara 1980, s. 53-181; P. Wittek, Menteşe Beyliği (trc. O. Şaik Gökyay), Ankara 1986, s. 84-85, 89; Abdulkerim Abdulkadiroğlu, “Candaroğlu İsmail Bey ve Hulviyyât-ı Sultânî Adlı Eseri Üzerine Notlar”, Türk Tarih ve Kültüründe Kastamonu, Tebliğler, 19-21 Ekim 1988, Ankara 1989, s. 43-54; Ali, “Candaroğlu Hükümeti”, TOEM, XIV/1 (1340), s. 1-24.

Yaşar Yücel

TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, YIL: 1993, CİLT: 7, SAYFA: 146-149

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+81
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.