Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yazı Kategorileri
Yayınlanma Tarihi 23 Ağustos 2017 - 09:00
Son Düzenlenme Tarihi 22 Ağustos 2017 - 22:03
ÇALDIRAN SAVAŞI

ÇALDIRAN SAVAŞI

MUSTAFA ÇETİN VARLIK

XVI. yüzyıl başılarında iran'da Şii inanışına dayalı bir devlet kuran Şah İsmail, gönderdiği daiIer vasıtasıyla Anadolu'-
bozacak büyük bir Şii propagandasına başladı. Bunlardan Şahku­lu Baba Tekeli pek çok kimseyi şah tarafına çekmeyi başardı ve Kütahya 'ya kadar ilerledi. 1512'de Nur-Ali Halife Tokat'ı zaptederek Şah İsmail adına hutbe okuttu. Şah İsmail'in sebep olduğu son karışıklıklar sırasında Anadolu'da 50.000 kadar insan öldü ve pek çok ev yağmalandı. 24 Nisan 1512'de Osmanlı tahtına Yavuz Sultan Selim geçti. Bu arada Şii propagandası saraya kadar girdi ve Şehzade Ahmed'in oğlu Murad İran'a iltica etti. Sultan Selim bu şehza­deyi şahtan geri istediyse de şehzade geri gönderilmediği gibi giden elçi de öldürüldü. Anadolu'daki bu Şii faaliyetleri devlet ve millet bünyesinde derin yaralar açtı ve Anadolu bir savaş sırasında içten çökecek hale geldi.

Böyle bir durumda tahta geçen 1. Selim her şeyden önce Safevi meselesini kesin olarak çözmeye karar verdi. Şii İranlılar'­la savaşmak için istanbul Müftüsü Sarı­ gürz Nüreddin Efendi ve Kemalpaşaza­ de'den fetvalar aldı ve hazırlıklara baş­ladı. Bu arada sefere çıkmadan önce Anadolu'da Şah İsmail' e taraftar 40.000 kadar kızılbaşı tesbit ettirerek ortadan kaldırdı, böylece hem Anadolu'yu hem de ordusunun gerisini emniyet altına aldı. Şah İsmail de yanındaki Şehzade Murad'ı Osmanlı tahtının varisi ilan etti. Bu arada Osmanlılar'a karşı giriştiği yardım etmesi için Memlük sultanına hediyelerle bir elçilik heyeti gönderdi. Diyarbekir ve dolaylarını şah adına zapteden Ustaçlu oğlu Mehmed Osmanlı padişahına meydan okumaya başladı. Şahın halifeleri de Anadolu'da Şii halkı isyana teşvike devam ediyorlardı.

Bu durum karşısında Edirne'de toplanan olağan üstü divanda alınan savaş kararı üzerine Sultan Selim İran seferine çıktı ve bunu bir mektupla Şah İs­mail'e bildirdi. Osmanlı ordusu Yenişe­hir, Seyitgazi ve Konya üzerinden Sivas'a
geldi. Padişah, muhtemel bir Şii ayaklanmasına karşı Sivas- Kayseri arasında hasta ve zayıflardan 40.000 kişilik bir
ihtiyat kuvveti bıraktı. Osmanlı ordusunun geçeceği yerlerdeki mahsül, otlak ve meskenlerin şahın emriyle yakılması
yüzünden ordu sıkıntı içinde ilerliyordu. Erzincan'da şaha ikinci bir mektup gönderen Selim onu tekrar savaşa davet etti. Bir süre sonra şahtan bir mektup ile içi afyon dolu altın bir kutu geldi. Şah İsmail karışıklık çıkmasını istemediğini, aksi halde kendisinin de savaşa hazır olduğunu bildiriyordu. Sultan Selim hızlı bir yürüyüşle Çermük'e geldi, fakat İran ordusu hala görünmemişti. Buradan Şah İsmail'e bir mektup daha gönderdi. Bu mektupta günlerdir ülkesinde yürüdüğü halde ortaya çıkmadığını belirtiyordu. öte yandan verdiği söze rağmen şahın meydanda görünmemesi, çorak arazide büyük sıkıntı çeken asker arasında hoşnutsuzluk doğurdu. Bazı kumandanların da gizli tahriklerine kapılan yeniçeriler Eleşkirt ovasında padişahın otağına kurşun atacak kadar ileri gittiler. Fakat Sultan Selim'in askere hitaben yaptığı sert, kısa ve tesirli konuşma durumu düzeltti ve ordu tekrar hareket etti. Bu sırada öncü kuvvetlerden İran ordusunun yaklaşmakta olduğu haberi gelmişti. Osmanlı ordusu 23 Ağustos günü İran Azerbaycanı'nda Çaldıran ovasına geldi ve bir kısım devlet adamının muhalefetine rağmen hemen savaş için
mevzilendi. Defterdar Piri Mehmed Çelebi (Paşa) ve Yavuz Selim hariç devlet ricali ordunun 24 saat dinlenmesini tek-
lif etmişlerdi.

Osmanlı ordusunun merkezinde yeniçeri, topçu, cebeci ve kapıkulu süvarileriyle Yavuz Sultan Selim vardı. Veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa, ikinci vezir Dukakinzade Ahmed Paşa, Mustafa Paşa, Ferhad Paşa ve Karaca Paşa gibi devlet büyükleri ve din adamları da padişahın yanındaydı. Ordunun sağ kanadını Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ile Zeynel Paşa emrindeki Anadolu ve Karaman askerleri, sol kanadını ise Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kumandasındaki Rumeli askerleri oluşturuyor­du. Ön kısma yerleşen Ayas Paşa kumandasındaki tüfekli yeniçeriler, araba ve develerden meydana gelen siper gerisinde bulunuyordu . İki kanadın sonunda biri 10.000, diğeri 8000 kişilik Anadolu ve Rumeli azebleri vardı. Zincirlerle birbirlerine bağlanmış topların önemli kısmı azeblerin arkasına yerleştirilmiş­ti. Şehsuvaroğlu Ali Bey Dulkadırlı Türkmenleri'yle öncü, Şadi Paşa da artçı kuvvetlere kumanda ediyordu.

Yaklaşık 2500 kilometrelik uzun bir yoldan gelen 100.000 kişilik Osmanlı askeri ve atları yorgundu, aynı zamanda
yiyecek sıkıntısı vardı. Sayıca en az Osmanlı kuvvetleri kadar olan şahın ordusu ise dinçti ve Tebriz gibi çok kısa bir
mesafeden gelmişti. Topuz. yay ve mız­raklarla donatılmış savaşçıların atlarına çelik eyerler vurulmuştu. Çoğunluğu Ustaciu Varsak, Rumlu, Şamlu, Kaçar ve Karamanlı Türkmenleri'nden meydana gelen Safevi kuvvetleri çeşitli kumandanların emrinde bulunuyordu. Şah İsmail ordusunu sağ ve sol kanat olmak üzere ikiye ayırdı. Sağ koldaki kuvvetlere bizzat kendisi, sol kol kuvvetlerine ise Ustaclu Muhammed Han kumanda ediyordu. Veziriazam Ni'metullah oğlu Emir Abdüibaki ile Kazasker Seyyid Haydar merkezde kalmışlardı. Şah İsmail'in amacı Osmanlı kuvvetlerinin iki kanadı­na birden hücum ederek çevirme hareketi yapmak ve böylece Osmanlı merkezi kuvvetlerini arkadan vurmaktı. Şah ayrıca Osmanlı ordusu içindeki kızılbaş­ları kendi tarafına çekerek rakibini içeriden de yıkmak istiyordu. Yavuz 'un yorgun askerleri hemen savaşa sokmasının en büyük sebebi de şahın bu tür faaliyette bulunması ihtimaline engel olmaktı.

Çaldıran Savaşı, 23 Ağustos Çarşam­ba günü şahın emrindeki 40.000 seçkin süvarinin saldırısıyla başladı. Aynı anda
Ustaclu Muhammed de Anadolu ve Karaman kuvvetlerine saldırdı. Fakat Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa'nın yapılan
plan gereğince askerleri hızla geri çekerek Safevi askerlerini Türk topçularıyla karşı karşıya getirmesi ve topçuların hep birden ateş açmaları üzerine Şii ordusunun bu kanadı perişan oldu. Başta Ustaclu oğlu olmak üzere pek çok Safevi kumandanı öldü. Sinan Paşa'nın kuvvetleri ayrıca Abdülbaki Han kumandasındaki İran piyadelerini dağıttı ve bu
hanı da ortadan kaldırdı, kaçanlar ise şahın yanına gittiler. Osmanlı merkez kuvvetlerine saldıran Şah İsmail top ve
tüfeklerin etkili ateşi karşısında çekilmek zorunda kaldı. Ardından Osmanlı ordusunun sol kanadına hücuma karar verdi ve Malkoçoğlu Ali Bey ile kardeşi Tur Ali Bey'in zayıf kuvvetlerine saldırdı. Büyük kahramanlık göstermelerine rağ­men hemen yardımcı kuvvet yetişeme­diğinden bu iki kardeş şehid oldular. Daha sonra asıl kuvvetler üzerine yönelen İran Şahı kısa sürede azebleri da dağı­tarak Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa'nın kumandasındaki sol kol kuvvetlerinin üzerine yürüdü. Bu koldaki Osmanlı kuvvetleri önceden hazırlanmış planı uygulayamamış, topların önündeki azebler zamanında geri çekemediği için toplardan gereği gibi faydalanılamamıştı. Hasan Paşa'nın da ölümü bu kanadın çözülmesine ve askerlerin padişaha doğru kaçmasına sebep olmuştu. Sultan Selim Rumeli askerlerinin oluşturduğu sol kanada yardım için hemen yeni kuvvetler sevketti. Tüfekli yeniçerilerin müdahaleleri savaşın seyrini değiştirdi. Şah İsmail hemen hücum yönünü değiştirerek Osmanlı artçı kuvvetlerine saldırdıysa da merkezi kuvvetlerinin topluca savaşa girmesi, Şah İsmail'in bir tüfek kurşunu ile yaralanması ve atının yere yuvarlanması Safevi hükümdarına çok tehlikeli anlar yaşattı. Bir Osmanlı süvarisinin üzerine yürüdüğü sırada kendisine çok benzeyen yakın adamı Mirza Ali'nin "Şah benim" diyerek teslim olması İran şahını kurtardı.

Ümit kalmadığını anlayan şah önce Tebriz'e, buradan da Dergüzin'e kaçtı. Onun yaralanıp kaçmasından sonra İran
ordusu daha fazla direnemedi ve dağıl­dı, savaş da Osmanlılar'ın kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Bu meydan muharebesinin kazanılmasında Yavuz'un savaşı olağan üstü başarıyla yönetmesinin yanında istenildiği yere çevrilebilen seyyar topların çok büyük rolü olmuştur.

Zaferden sonra Şii ordugahı. Şah İsmail'in hazineleri, hanımları ve emirleri Osmanlılar'ın eline geçti. Savaşta her iki
taraftan pek çok asker öldü. Osmanlı­lar'dan Rumeli beylerbeyi ile on sancak beyi hayatını kaybetti. Çaldıran Zaferi'nden sonra Yavuz Sultan Selim Tebriz'e hareket etti ve halka aman vererek 5 Eylül'de şehre girdi. Bir hafta kadar Tebriz'de kalan Sultan Selim şahın hazinelerini ve bazı sanatkarları alarak yola çıktı. Kışı Karabağ'da geçirmek istediyse de yeniçerilerin muhalefeti üzerine Kars ve Bayburt üzerinden geriye hareket etti. Bu arada zaferi bildirmek için komşu devletlere fetihnameler yazılıp gönderildi.

Yavuz Selim Amasya'da iken Şah ismail'den bir elçilik heyeti geldiyse de Osmanlı padişahı bu heyeti kabul etmedi.
Bu arada Kemah Kalesi alındı ( 19 Mayıs 1515). Sultan Selim'in Kemah'a gelmesi üzerine Şah İsmail Erdebil'e çekildi. Ayrıca harekat sırasında Osmanlı yiyecek kollarını vuran Dulkadıroğulları'nın ülkesi alınarak Maraş ve Elbistan Osmanlı topraklarına katıldı. Daha sonra İstanbul'a hareket eden Sultan Selim 11 Temmuz'da şehre girdi ve hemen Çaldıran'­dan dönerken yapılan yeniçeri ayaklanmalarını tahkik ettirerek ocak ağalarını sorguya çektirdi ve olaylarda dahli bulunan bazı devlet adamlarını idam ettirdi. Tacizade Cafer Çelebi de bunlardan biridir. Askeri zapturapt altına almada kusuru görülen Hersekzade Ahmed Paşa ile ikinci vezir Dukakinzade Ahmed Paşa Amasya'da görevlerinden alınmışlardı. Bunlardan Dukakinzade. Dulkadı­roğlu ile ittifak yapıp mektuplaştığı anlaşılınca bizzat Selim tarafından yaralanmış ve daha sonra da onun emriyle öldürülmüştür.

Bu sıralarda Şah ismail'den gayet yumuşak üslüpla yazılmış barış mektubu ile birlikte bir elçilik heyeti daha gelmiş­se de Yavuz İran şahının sözlerine güvenmediğinden gelen elçileri hapsettirmiştir. Çaldıran muharebesinden sonra baş­ta Diyarbekir olmak üzere birçok Doğu Anadolu şehri Osmanlılar' ın eline geçti. Böylece Selçuklular'dan sonra bozulan
Anadolu birliği tekrar ve kalıcı olarak sağlanmış oldu. Bıyıklı Mehmed Paşa Diyarbekir beylerbeyiliğine getirildi, tarihçi İdris -i Bitlisi de müşavir olarak onun yanına verildi. İdris-i Bitlisi'nin gayretleriyle Harput Meyyafarikin, Bitlis, Hıs­nıkeyfa, Urfa, Mardin, Cezire ve Rakka'ya kadar Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Musul dolayları Osmanlı idaresine geçti. Tebriz-Halep ve Tebriz-Bursa ipek yolu Osmanlılar'ın kontrolüne girmiş oldu.

Şii inancının yayılması büyük ölçüde durduruldu. geçici de olsa Safevi tehlikesi ortadan kalktı. Bu zaferden sonra Yavuz Sultan Selim "şah" unvanını kullanmaya başlamış , hatta bu unvan "Sultan Selim Şah" diye sikkelere de işlenmiş­tir. Yavuz'dan sonra gelen padişahlar da aynı unvanı kullanıp kendi dönemlerinde basılan paralara işlediklerinden bu unvanla basılan paralara "şahi" denmiştir.

TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, YIL: 1993, CİLT: 8, SAYFA: 193-195

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+8
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.