Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 22 Mart 2016 - 17:00
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 09:15
Büyük İskenderi'in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri

Büyük İskenderi'in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri

BÜYÜK İSKENDER’İN POLİTİK GÖRÜŞÜ VE ONUN

TÜRK-İSLAM DÜNYASINDAKİ YERİ

ADNAN PEKMAN

“Büyük İskender’in politik görüşü ve onun Türk-İslam dünyasındaki yeri” adını taşıyan geniş kapsamlı bir konuyu yirmi dakikalık bir süre içerisinde, ayrıntılarına inerek sunmak olanaksız olduğu için, bu hususta peşinen hoşgörünüze sığınarak konuşmama başlıyorum.

M.Ö. V. Yüzyılın ilk çeyreğinde (M.Ö. 490-480) meydana gelen Pers-Yunan savaşları her ne kadar Hellenlerin zaferi ile sonuçlandı ise de bundan sonraki yıllarda Pers diplomasisi, şehir devletleri arasındaki rekabeti, özellikle Atina ile Sparta arasındaki liderlik çekişmesini, çeşitli entrikalar çevirerek körüklemiş ve sonunda Hellenlerin Perslere karşı birleşmesini engelleyerek politik bir zafer elde etmiştir.

M.Ö. IV. Yüzyılın ortalarında, Hellen dünyasını huzursuz kılan bu duruma bir son vermek ve vaktiyle yapılanların öcünü almak için Perslere karşı bir Hellen Birliği’nin kurulması artık kaçınılmaz bir hale gelmişti.

Birliğin kuruluş şekli hakkında iki politik görüş çarpışmakta idi Demosthenes’e göre, eskiden olduğu gibi şehir devletleri Atina’nın önderliğinde birleşerek Perslere karşı cephe almalıydılar. Başka türlü bir birleşme şehir devletçiliğinin ve dolayısıyla demokrasinin sonu olurdu.

İsokrates’e göre ise, Demosthenes’in bu görüşü hatalı idi. En uygun yol, birliği meydana getirecek olanların güvenini ve saygısını kazanmış güçlü bir kişinin, bir tiran veya kralın başa geçmesiydi.

Sonunda İsokrates’in görüşü üstün geldi ve bu göreve o sırada askeri ve politik gücünün doruk noktasına ulaşmış olan Makedonya Kralı II. Philip seçildi. Ancak, kral bir suikast sonucu öldürülünceye yerine gelen oğlu III. İskender (M.Ö. 336) bir süre sonra Hellespontos üzerinden Küçük Asya’ya geçerek Perslere karşı öç seferini başlattı (M.Ö. 334). Batının doğu ile en yoğun şekilde ilişkisi ve etkileşimi kuşkusuz İskender’in bu seferi ile başlamıştır.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 685)

III. İskender’e “Büyük” sıfatı, Hellas’dan Hindistan’daki İndus Nehri’ne kadar olan toprakları fethedip dünyanın sayılı büyük imparatorluklarından birisini kurduğu, Hellenlerin Perslerden öcünü aldığı, Hellen kültürünün etkilerini doğuya yaydığı, zaferlerini sağlayan yeni bir savaş taktiğini geliştirdiği, ya da onu bu sıfata yaraşır kılan nice davranışlarda bulunduğu için mi verilmiştir? Ona bu sıfatı verenler bu hususların tümünü ya da en azından birkaçını göz önünde bulundurmuşlardır. Fakat kanımca, onu tarih önünde bu sıfata yakıştıran en önemli niteliği ideal bir politik görüşün öncülüğünü yapmış olmasıdır. O, insanlar arasında ırk, din ve dil ayrımını ortadan kaldıran ve tüm ulusları eşit kabul eden bir görüşe sahipti. Bu görüş onda Eskiçağ dünyasındaki tüm ulusları içeren bir “Dünya Devleti” kurma idealini oluşturmuştur. İmparatorluğun yönetimi elinde olduğu sürece uygulamasını sürdürdüğü bu düşüncesi onu zamanla zapt ettiği ülkelerde bir gasp durumundan çıkartarak o ülkelerin meşru hükümdarı katına yüceltmiştir. O sadece Makedonya’da değil, Babil’de de kraldı. İran’da “Büyük Kral”, Mısır’da “Firavun” dur.

İskender’in bu politik görüşü, fethedilen ülkelerde Makedonyalıların ve Hellenlerin efendi, diğerlerinin köle olmalarını engellediği için zamanla Makedonyalı soylulardan ve Hellenlerden bir karşıtlar grubunun oluşmasına ve bunların zaman zaman kralın hayatına kasteden girişimlerde bulunmaların ve baş kaldırmalarına neden olmuştur Bütün bunlara karşın İskender hayatı pahasına da olsa görüşünden sapmamış ve uygulamalarını sürdürmüştür.

Perslerin Hellas’ta yakıp yıktıklarına karşı bir misilleme hareketi olarak Persepolis sarayının ateşe verilmesinden sonra (M.Ö. 330), İskender Hellen Birliği’nin askerlerini terhis ederek öç seferinin sona erdiğini ilan etmiştir. Bundan sonraki girişimleri onun doğuda başlattığı bu seferin, gelişen olaylara bakılacak olursa basit bir öç seferinden öte, ulusları kaynaştıran bir “Dünya Devleti” kurma amacına yönelik olduğunu göstermektedir.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 686)

İskender’in bu amaca yönelik davranışları Makedonya krallığının ulusal geleneklerine ve egemenlik anlayışına ters düşmekte idi. Fakat onun, sadece Makedonya’nın çıkarları ve yabancı uluslar üzerindeki egemenlik istekleri doğrultusunda hareket ederek idealini gerçekleştirebilmesi de olanaksızdır. Makedonya’nın dar açılı devlet anlayışı ve tek başına ulusal gücü, amaçlanan çok uluslu dünya devletini barış içerisinde yönetmeye yeterli değildi.

Bazı tarihçilerin hüküm verdiği gibi acaba İskender gözünü hırs bürümüş, ülkeleri ve ulusları yutarak büyüyen bir politik dev mi idi? Şayet o, sırf Makedonya krallığının ulusal çıkarlarına ve egemenlik anlayışına göre hareket etseydi bu hüküm yerine olabilirdi. İskender tam bunun tersini yapmış, başkaları tarafından baskı altına alınmış ulusları örf, din ve dil bakımından özgürlüğe kavuşturmuş ve bu ülkelerde bir kurtarıcı olarak karşılanmıştır. Örneğin: Babil ve Mısır’da olduğu gibi, Pers Kralı III. Darius’a ölümünden sonra yaptıkları onun en büyük hasmına karşı bile ne denli insancıl davranışlarda bulunabileceğini gösterir bir örnektir. Büyük Kral’ın Bbessos tarafından öldürülmesinden sonra, ona bir krala karşı gereken saygıyı göstererek cesedini Akbatana’daki Pers krallarının mezarına törenle gömdürmüş ve Bessos’tan bu cinayetin hesabını sormak üzere harekete geçmiştir.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 687)

O, bir fatih olarak ele geçirdiği İran’ı ve buradaki ulusları içten benimsediği için onların din ve geleneklerine daima saygı göstermiştir. Zaman zaman Pers krallarının resmi giysilerini giyerek ve Pers saray geleneklerine uyarak törenler düzenlemek suretiyle onlara hem “Büyük Kral”’ın yerini aldığını ima etmiş hem de bu insanların saygı ve güvenini sağlamıştır. Daha sonraları İskender, karşılıklı duyulan bu saygı ve güvenini sağlamıştır. Daha sonraları İskender, karşılıklı duyulan b saygı ve güveni daha ileri götürerek imparatorluğun yönetiminde, kendi devlet görüşü doğrultusunda idari reformları da yapmıştır. Perslere tanınmış olan mülki yönetim hakkının yanı sıra, askeri görevlere atanmak hakkının verilmesi onları askeri yönetimde söz sahibi kılmıştır. İskender’in bu tür davranışlarından ötürü ne Makedonyalılar ne de Hellenler bu seferden beklediklerini elde edebilmiştir. Onlar bir fatih sıfatıyla bu ülkelerin efendisi olara hükmetmek istiyorlardı. Oysa İskender bu ulusları hiçbir fark gözetmesizin kendileriyle eşit tutmaktaydı. İskender İran içerlerine doğru ilerledikten bir süre sonra, olayların gelişmesi sonunda Perslerin yanı sıra Turanlıların da aynı haklara sahip olduğunu görüyoruz. Biraz ileride nedenlerine kısaca değineceğimiz bu olay ve törenlerde doğulu geleneklere yer verilmesi Makedonyalılar arasında hoşnutsuzluğu daha da artırdı. Bu gelenekler arasında Hellenlerin ve Makedonyalıların asla tasvip etmedikleri proskünesis yani kralın önünde diz çökerek ona saygı belirtmek hareketi, az sonra görüleceği üzere tatsız olaylara neden olmuştur.

İskender batı-doğu kaynaşmasının daha somut bir şekilde gerçekleşmesinin ancak ulusların özümlenmesiyle mümkün olabileceğine inandığı için Susa’da düzenlediği muhteşem bir düğünde (M.Ö. 324) Pers kadınlarıyla on9bin Makedonyalıyı evlendirdi. Kendisi de Turanlı prenses Roksane ile resmen evli olduğu halde, Makedonyalılara örnek olmak, bir Asya adeti olan çok evliliği kabul ettiğini göstermek ve Pers kral hanedanı ile akraba olabilmek için, politik amaçla III. Darius’un kızları ile evlendi.

Düşlediği dünya devletinin gerçekleşebilmesi için kendisine bağlı ulusların katılabileceği askeri ve idari bir güce gerek duyan İskender, özellikle Perslerden ve Turanlılardan oluşan birlikleri ordusuna katmakla kalmamış, bunlardan seçilen gençleri, Makedonyalı soylu çocukların eğitildiği “Gençler Alayı”na kabul ederek ileride bunların devlet yönetiminde yüksek kademelere geçme olanağını sağlamıştır.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 688)

İskender, kendisine bağlanmış olan bu ulusların tam güvenini de kazanmıştı. Onun, politik görüşünü tüm baskılara ve tehditlere rağmen ödün vermeden sürdürmesi ve ters yönde gelişen olaylar karşısındaki sert tepkisi bu bağlılık ve güven ortamını yaratmaya yeterli olmuştur. Vereceğimiz örnek bu hususu doğrulayan bir olaydır. İskender seferini sürdürürken, Medya’da yüksek yönetim kademelerinde görev yapan ve vaktiyle başkomutan Parmenion’un öldürülmesinde rol oynayarak İskender’in yakın dostu ve sırdaşı bulunan Herakon, Kleandros, Sitalkes ve işbirlikçilerinin acı sonu, Perslerin ve diğerlerinin İskender’e karşı duydukları güvenin kuvveti gerekçelerinden birisidir. İskender ile olan yakınlıklarına güvenen bu kişilerin Medya’da halk üzerinde yaptıkları baskılar ve işledikleri cinayetler hakkında şikayette bulunulmuştu. Yargılanmaları sonunda suçlu bulunan bu kişiler suç ortakları altıyüz Makedonyalı askerler birlikte derhal idam edildiler. İşte Asya’nın yeni Büyük kral’ı uluslara bu denli tarafsız ve eşit bir adalet uygulayarak onların güvenini sağlıyor ve kendisi de o denli onlara güveniyordu. Bu güvenini az sonra değineceğimiz “Opis” Ayaklanması sırasında askerlerine yaptığı sitemli hitabede belirtecektir. Bu karşılıklı güven sonucudur ki Büyük İskender Babil’de ölümünden az önce (M.Ö. 323) tasarladığı batı seferi için son askeri planlarını hazırlarken ordusunun %5’ini Makedonyalılar %10’unu paralı Hellen askerleri, %30’unu Turanlılar, %20’sini Persler ve geri kalan %35’ini de Medler, Partlar, Karialılar ve Traklar oluşturmakta idi.

İskender’in baştan beri sayageldiğimiz d8avranışları daha önce de işaret ettiğimiz gibi kendisine karşı baş kaldırmalara ve suikast girişimlerine neden olmuştur.

Bu olaylardan ilki İran’ın Drangiana bölgesinde meydana gelmiştir. (M.Ö. 330). Soylulardan oluşan Makedonyalı atlı birliğin komutanı Philotas’ın birkaç subayla birlikte planladığı bir suikast girişimi ortaya çıkarılmıştır. Philotas başkomutanı Paremnion’un oğlu idi. Ordu meclisi tarafından yapılan muhakemesi sonunda suçlu bulunarak idam edildi. Parmenion’un, oğlunun öldürülmesi nedeniyle bir karışıklık çıkarmasından korkularak ölüm haberi daha kendisine ulaşmadan ortadan kaldırılmıştır.

İkinci olay, İskender’le bir silah arkadaşı arasında, bir şölen sırasında yapılan tartışmada meydana gelmiştir (M.Ö. 328). Olayın nedeni, Bessos’tan sonra Pers direnişinin önderliğini ele alan Spitamenes’in yenilgiye uğrattığı Makedonyalı subaylar için düzenlenmiş hicvedici şarkıların söylenmesiydi. Granikos Savaşı’nda İskender’in hayatını kurtarmış olan Kleitos, şarkıların okunmasını İskender’e hakaretler yağdırarak protesto etmiş ve üzerine yürümüştü. Kleitos’un saldırısı üzerine İskender elini hançerine atmış ve onu yerinde bulamayınca, satrapları tarafından öldürülen Darius’u anımsayarak telaşa kapılmıştı. Oysa hançer arkadaşları tarafından, sonradan pişman olacağı bir harekette bulunmaması için kasten alınmıştı. Dışarı çıkartılmış olan Kleitos bir süre sonra küfürler savurarak tekrar içeriye girince İskender bu kez de ölümle tehdit edildiğini sanarak nöbetçilerden birinin mızrağını elinden kapıp Kleitos’a fırlattı ve onu öldürdü. Tarafların sarhoş oluşu bu kötü sonucu doğurmuştu. Kleitos’un İskender’i öldürmek gibi bir amacı yoktu. İskender’in yabancıları Makedonyalılarla eşit tutması, onlara her alanda yetki tanıması, payeler vermesi, onların geleneklerini benimsemesi Kleitos’un içini kinle doldurmuş ve bir sarhoşluk anında bu kini kralın yüzüne boşaltıvermişti.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 689)

Üçüncü olay Raksone ile evliliğinden ve Turanlı prenslerle yaptığı antlaşmalardan sonra olmuştur (M.Ö. 327). Perslerden sonra Turanlı soyluların da kralın yakınları arasına katılması, Pers ve Turanlı çocukların “Gençler Alayına” kabul edilmesi ve kralın önünde diz çökerek saygı sunmak zorunluluğu Makedonyalılar ve Hellenler arasında hoşnutsuzluğu son kerteye getirmişti. “Gençler Alayı”nın eğitimi ile meşgul olan Hellaslı Kallisthenes kralın önünde diz çökmeyi reddederek bu konudaki düşüncelerini kralın yüzüne karşı küstahça açıkladı. İskender’in hocası Aristoteles’in yeğeni olan Kallisthenes resmi tarihçi olarak sefere katılmıştı. O da İskender’e aynı nedenlerle kırgın olanlar arasında idi. “Gençler Alayı” mensupları kralın gece nöbetini tutmakla yükümlüydüler. Bu çok önemli bir görevdi, zira kralın hayatı uykuda, en savunmasız durumda iken bu gençlerin eline verilmişti. İşte bu alayda İskender’e karşı bir suikast girişimi ortaya çıkarıldı ve suçlular cezalandırıldı. Bu arada Kallisthenes’in suikasti planladığı, ya da en azından bu konuda bilgi vermediği ihbarı yapıldı. Fakat Hellen olduğu için Makedonya ordu meclisinin kendisini yargılama yetkisi yoktu. O sırada Hindistan seferine başlamış olduğu için tutuklu olarak götürüldüğü Hindistan’da, yedi ay sonra İskender tarafından, imparatorluğun en yüksek hakimi sıfatıyla idamına karar verildi.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 690)

Dördüncü olay Opis Ayaklanması olarak anılan olaydır (M.Ö. 324). Doğu seferini sona erdiren İskender Ekbatana’ya doğru ilerlerken yukarı Dicle üzerinde bir kent olan Opis’te, uzun yıllar hizmet etmiş on bin Makedonyalı askeri ödüllendirdikten sonra terhis ederek yurtlarına göndermek istedi. Fakat Makedonyalılar bunu İskender’in kendilerini başından savmak istediği şeklinde yorumladılar ve bunun zerine bütün ordu yurda dönmek isteğinde bulundu. Böylece onu, Makedonyalılarla eşit tuttuğu, orduları kurduğu, payeler dağıttığı, geleneklerini benimsediği, “Kralın Akrabası” katına yücelttiği uluslarla baş başa bırakmış oluyorlardı. Ordunun bu davranışı karşısında hiddetlenen İskender bütün Makedonyalı askerleri terhis ettiğini, onların yurtlarına dönerek, krallarının yenik Prensleri daha sadık ve güvenilir bularak onların yanında kaldığını söylemelerini bildirdi ve sarayına çekildi. Birkaç gün sonra askerler sarayın önünde toplanarak kraldan, af edilmeleri ricasında bulundular. İskender ordunun önüne gelince askerlerden birisi söz alarak Perslerin “Kralın Akrabası” katına kabul edilmelerine çok gücendiklerini bildirince kral bu askere sarılarak “Sizler, hepiniz zaten benim akrabamısınız” diye karşılık verdi. Böylece tatlıya bağlanan bu olayın nedeni de, askerin ifadesinde anlaşılacağı üzere diğerlerinin aynıdır.

İskender’in batılı çevresine ters düşen politik görüşü ve davranışlarından kaynaklanan suikast girişimleri ve baş kaldırmalar önce de işaret ettiğimiz gibi onu hiçbir zaman düşüncelerini uygulamaktan alıkoymamıştır. Fakat ölümünden (M.Ö. 323) bir süre sonra imparatorluğu diadohlar arasında bölüştürerek yerel krallıklar kurulmuş ve böylece İskender’in düşlediği “Dünya Devleti” gerçekleşememiştir.

Büyük İskender’in Türk-İslam dünyasındaki yerine gelince: III. Darius’un öldürülmesinden sonra Pers direniş harekatını sürdüren Bessos’un uyguladığı vur kaç türü savaş taktiği sonucu İskender, Baktria (Türkistan) bölgesinde Turanlı kabilelerle savaşmak zorunda kaldı. Her iki tarafın da kahramanca çarpışması karşılıklı bir hayranlık uyandırmıştı.

Kral bu savaşlar sırasında ele geçirdiği Turanlılara ait bir kalede karşılaştığı Turanlı prenses Roksane’ye aşık oldu ve onu babasından isteyerek evlendi. Roksane, İskender’e, ölümünden sonra IV. İskender unvanı ile tahta geçecek olan yegane yasal varisi dünyaya getiren eşi olmuştur. Bu evlilikle İskender ile Turanlılar arasında bir akrabalık bağı kurulmuş oldu ve Turanlılar bundan böyle İskender saflarında yer aldılar. İşte İskender Türk dünyasına bu yoldan girmiştir. Perslerle de iyi ilişkiler içerisinde olan İskender bu uluslar tarafından benimsenmiştir. Türklerin ve İranlıların İslamiyeti kabul edişlerinden sonra da yüzyıllar boyunca efsaneleşmiş cengaver bir kahraman olarak ününü ve anısını sürdürmüştür. Bu durumu Farsça ve Türkçe yazılmış olan “İskender name”ler göstermektedir. İskender İranlılarca o kadar benimsenmiştir ki zaman zaman onun tamamen Makedonyalılıktan sıyrılmış olduğunu dahi görürüz. Farsça kaynakların bazılarında İskender’in Makedonya Kralı II. Philip’in oğlu olduğundan hiç söz edilmeyip, onun son Pers Kralı III. Darius’un üvey kardeşi olduğu ileri sürülerek, Darius’un ölümünden sonra tahta geçtiği söylenmektedir.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 691)

Büyük İskender’in Kuran-ı Kerim’de zikr edildiği de söylenir. Kuran’ın XVIII. Suresi olan Kehf suresinin 84, 87, 95, 96 ve 99. ayetlerinde adı geçen ve çift boynuzlu anlamına gelen “Zülkarneyn”in bir kısım İslam dini araştırmacıları İran Kralı Kyros ve I. Darius ya da Akad Kralı Naram-Sin olduğunu ileri sürerken bazıları da onun Büyük İskender olabileceği görüşünü savunmaktadır. Şöyle ki: İskender Mısır’da Libya Çölü’ndeki Siva Vahası’nda bulunan Keus Ammon Tapınağı’nı ziyarete gittiğinden rahipler kendisini tanrı Zeus’un oğlu olarak selamlamışlardır. Çift boynuzlu koç bu tanrının simgesi olduğu için, bundan böyle İskender’in, başında koç boynuzu bulunan ve sikkeleri üzerinde görülen tasvirleri yapılmıştır. Bu nedenle İslami kaynaklarda Büyük İskender, İskender-i Zülkarneyn olarak geçer. Bu noktadan hareketle Kehf suresinde “Zülkarneyn”in Büyük İskender olduğu söylenmektedir. Kişisel kanımca, İskender’in yaptığı seferin yönü göz önüne alınacak olursa bu görüş gerçeğe uymamaktadır. Kuran’da adı geçen Zülkarneyn ayet 86 ve 91’e göre önce güneşin battığı sonra da doğduğu yöne sefer yapmıştır. Oysa İskender’in seferi sadece güneşin doğduğu yere yani doğuya yöneliktir. İskender Kuran’da zikr edilmemiş olsa bile onun doğuda, İslam aleminde benimsediği ve ününü sürdürdüğünü az yukarıda sözünü ettiğimiz İskender-nameler ve Arap edebiyatındaki Sirat-al-Iskandar adlı anonim eserler ve de Hint dilindeki İskender menkıbeleri ile kanıtlanmaktadır. Müslüman ülkelerde, çoğu kez halk arasında çocuklara İskender adı verilirken, belleklerde yer eden Büyük İskender imajı dışında, onun bir Makedonya kralı adı olan “Aleksandros”un değişmiş bir şekli olduğunun akla bile getirilmemesi onun günümüze dek ne denli benimsenmiş olduğunun diğer bir kanıtı değil midir?

Konuşmama İskender’in batı-doğu etkileşimi hususundaki etkinliği ile ilgili görüşün iki cümle ile özetleyerek son vermek istiyorum. Büyük İskender’in doğuyu Hellenize ettiği, Hellen kültürünü doğuya yaydığı söylenir ise de, onun bu seferi Hellen kültürünün ancak seferi izleyen yüzyıllar boyunca, belirli bir oranda doğuyu etkilemesine neden olmuştur. O hiçbir zaman bu kültürü doğulu uluslara aşılama çabasında bulunmadığı gibi, ne Madetonyalıların ne de Hellenlerin ırk, din ve dil üstünlüğü iddiasında bulunmuştur. Onun doğu hakkındaki görüş, düşünce ve davranışlarının bir sonucu olan sözünü ettiğimiz olaylara bakacak olursak, aksine İskender’in doğuya hayran olduğu ve onun etkisi altında kaldığı hatta bir bakımdan, eylemleri ile batıya doğuyu empoze ettiği söylenebilir kanısındayım.

(Adnan Pekman, Büyük İskender’in Politik Görüşü ve Onun Türk-İslam Dünyasındaki Yeri, Sayı: 10, Cilt: II, s. 692)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+17
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.