Yükleniyor...
Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 1

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 1

BURKAN VE MÂNİ DİNLERİ ÇEVRESİNDE TÜRK SANATI

DOĞU TÜRKİSTAN VE KANSU’DA SANAT MERKEZLERİ

1- Kansu’ya Kuzey'den Giriş

Asya’nın ortasından yüksek dağ silsileleri, bozkırlar, çöller ve tuzlu bataklıklar arasından geçerek dağ yollarını ve onlara muvazi olarak birbirini takip eden vadileri aşan, sonraları İpek Yolu adı verilen, doğu batı istikametindeki yolun başlangıcı Kansu ve Doğu Türkistan'dır.

Eski çağın geç devrinde İpek Yoluna Çin'den giren yolcu Batı'ya doğru yolculuğuna, Çin kültürü bölgesinden değil, Kuzey Asya’nın Çinli olmayan “Lung memleketinden” (Shensi, Kansu) yani “Ho-si”den Shansi ve Ordos’a uzanan Kuzey Çin sınırlarından başlardı.

Yolcu Shansi’ye girerken, Mao-tun’un “ok atan milletler” adı altında birleştirdiği ve târihin “atlı göçebeler” diye andığı kavimler ile karşılaşırdı. İşte Türklerin Kuzey Çin’de, Ho-si’de ve Doğu Türkistan’da birçok devletler kuran ecdâdı, Chou’lar, Ti’ler, Hiung-nu’lar (Doğu hun’ları) bunlar meyânında sayılır.

Çinlilerde ve Uzak Doğu milletlerinde görülmeyen, fakat Tohar ve Wu-sun’lara atfedilen “yeşil göz”, “kızıl saç” gibi ırki hususiyetler, Çin’in hemen kuzeyinde ve batısında görülmeğe başlanırdı. Kadim Chou’ların (Miladdan evvel 1028-201) sanat eserlerindeki insan tasvirleri mongoloid değildir. Hiung-nu’lar uzun boylu, “uzun burunlu”, gür sakallı veya “kırmızı sakallı” olarak da anlatılırdı. Türk kavimlerinden Tinglinglerin ve Kırgızların da uzun boyu, kırmızı saçı ve “kırmızı yüzü, yeşil gözleri” vardı. Kök- Türk kaganı Mu-han’ın uzun yüzü ve “lacivert taşı” gibi gözleri varmış. Kaşgar halkının “kızıl saçları” ve “yeşil gözleri” olduğu rivâyet edilirdi.

Hunlar ve Türkler saçların uzun ve dökük bırakırlar bazen örerlerdi. Bu tarife uyan şahısların tasvirleri, Tsü-k’ü hun ve Tabgaç devrinden kalma Kansu duvar resimlerinde (Bk. Fourcade, levha 19-21) “öy” (mağara) 257), ve Doğu Türkistan resimlerinde görülür (bak. Kısım B III/6). Uzun ve bol elbiseler giyen Çinlilerin aksine olarak atlı milletler olan Çin’in kuzeyindeki kavimler çakşır, çizme vekısaca kaftanlar giyerlerdi. Bu kıyafet Tolstov’un kaydettiği gibi, Batı'da Harezm ve Anadolu’ya kadar uzanan geniş sahadaki bütün ata binen kavimlerin kıyâfeti idi.

Yolcu, göçebe kültürünü de müşâhede ederdi; atlar, kağnılar, madeni işler, zırlar, çadırlar ve keçeler; Orta Asya Sanatının aksettirdiği bütün unsurlar. Orta Asya Budhist yek (cin) ikonografisine şekil veren göçebe sanatının hayvan motiflerini de görürdü. İlk önce Taoism’e,v e Taoism yolu ile (Sukhâvati tarikinin kurucusu, Shansi doğumlu Huiyan aslen taoist idi) Doğu Türkistan’da gelişen Mahâyâna Budhist sanatına hulûl eden dağ nehir, ağaç, gök ve yıldız kültleri ile karşılaşırdı.

2- Kansu Hun Devletleri

Yolcu, Ho-si’ye doğru ilerledikçe kendisini, Çinli'den gayri kavimlerin birleştiği bir kültür karması içinde bulurdu. Taha’lar (Tohar’lar? Milâddan evvel 1100-1030); Yüeh-chih’ler (Milâddan evvel 177’ye kadar Ho-si’de); Kiang’lar, ve Türklerle alâkalı sanılan fakat Tibetlilerle de ilgili olan Kansulu ve Türkistanlı “Batı Jong’ları, hep Ho-si’de yaşamıştı. Kansu’nun kuzeydoğusunda, K’in-Yang’da yerleşmiş olup Mao-tun’un babası T’oban’ın hükümdarlığı zamanında Kuzey'e Doğu Orkun havalisine göç eden Hunlar’a burada rastlanırdı.

“Mao-tun ve ahfadı u bölgeyi ve bütün Kansu’yu Milâddan evvel 177’ye doğru tekrar istila ettiler ve Yüeh-chih’leri kovdular. Yüeh-chih’ler ise, Toharistan’da Kuşan İmparatorluğunu kurdular. Milâddan evvvel 121’de Çinli Han sülalesi Batı’ya doğru yayılmağa başlayıp Kansu’yu alıncaya kadar, Ho-si Hunları, grup halinde birleşen küçük devletler teşkil etmekte idi. Ho-si Hunları, Çin ve Orta Asya tesirlerinin karşılaştığı bir bölgede bulunmakta idiler ve şehir hayatına alışmışlardı. Çin’in batı hududunda, Liang-chou sınır mıntıkasında bir Hun devletinin merkezi ve bir kudsi belde olan Hiung-nu’ların “Ejder Şehri” Ku-tsang’dan Çin menba’ları bahsederler" (Temin nehri kıyılarında Hiung-nu ve Türk ejder ibâdeti ile mukayese edilebilir).

Çinliler, Hunların Hiu-t’o adlı hükümdarına ait altın heykelleri ganimet olarak Ku-tsang’da almışlardı. Hunlar, bu heykellere gök ve ecdad kültü ile ilgili âyinlerde ibâdet ederlerdi. Altın heykellerin Burkan (Buddha) tasviri olduğu ve Ku-tsang Hun’larının o devirde Buddhisme intisâb etmiş bulundukları faraziyesini ileri sürenler de vardır.

Milâddan evvel 121 ile 54 arasında birbirini takip eden Çin galebelerinden sonra, Hun devletleri dize gelmişti. Kansu Hunları Ordos’a ve Shansi’ye sürülmüş beylerine Çin başkentinde saraylar tahsis edilmiş ve böylece Çin kültürüne girmeleri sağlanmıştı. Ancak Çin kültürü tesirine girdikten sonradır ki, Hun beyleri Milâdi 196-220 târihleri arasında Hun milletleri ile beraber Ho-si’yi de ihtivâ eden eski memleketlerine tekrar yerleştirilmiştir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 312)

Bu arada başka Kuzey milletlerinin de Ho-si’ye göçü devâm etmişti. Hiung-nu’ların Tung-hu koluna mensub bulundukları söylenen Sien-pi’ler de bunlar meyânında olup, Milâdi ikinci yüzyılın başında Ku-tsang bölgesine geldiler. Sien-pi’ler, muhtemelen Türk fakat her halde Altaylı olan ve Orkun yazıtlarında Tabgaç tesmiye edilen milletin ecdâdı idi. Tabgaçlar, Milâdi 381 ile 554 arasında Kuzey Çin’de hüküm süren ve Çin tarihlerinde T’oba veya Kuzeyli Wei ismi ile zikredilen millet olup, kendi adlarını ünlü Buddhist Wei ismi ile zikredilen millet olup, kendi adlarını ünlü Budist Wei sanatına vermişlerdi.

İpek Yolunun doğu bölgelerinde yeniden yerleştirilmeleri neticesinde Hunlar tekrar Orta Asya ve Orta Asya’nın Budist kültürü ile temâsa geçtiler. Kültürleri bu sefer Budizm’in tesiri ile yeni bir şekil aldı. Kansu’da olsun bütün Kuzey Çin’de olsun Çin’in kudreti ve medeniyeti, yükselen Budist dalgası önünde geriledi. Milâdi dördüncü yüzyılda Çin’in batı sınırlarında ve Kuzey Çin’de Çinli olmayan birçok devletler kuruldu. Bunların dördü Hun devletleri idi. Miladi 319’da Ts’ien Chao’nun Hun kağanı Liu-Yao kendisi gibi Kuzey Asyalı olan Chou’ları taklid ederek ordusunu kurduğu, Çin’in eski başkenti Ch’ag-ngan’ı ceddi Hun “Shan-yü” sü **“Mao-Tun”**a ithâf etmişti. Liu-Yao ceddi “Mao-Tun”a dört cihete hakim astrolojik bir tanrı olarak taparlardı. Bu cins olaylar Milâdi 350’de Çinlilerin ırkçı mâhiyette bir isyanına ve neticesinde “uzun burunlu ve gür sakallı” ırkdan olan Hun erkek, kadın ve çocuklarının öldürülmesine sebebi oldu. Mâmafih göğe tapma adeti, musiki ve devrân ile gök kültü âyinleri, çadır-saraylar, hayvan maskeleri, Yayıcızade’nin ta’biri ile “dolu” (kadeh) ile and içme merâsimi, kendileri de Çinli olmayan Tang’ların hâkimiyetinde de devam etti.

Milâdi dördüncü yüzyılın Hun Sülâleleri mu’tekid Buddhist idiler. Milâdi 333’te, Hu Ch’ao hükümdarı bir “ecnebi” sıfatıyla “ecnebi” bir dine Burkan dinine hizmet etmenin kendisine yakışacağını söylüyordu. Budist âbideler inşa eden Hun beyleri ve “Hu” (Kuzey ve Orta Asyalı) sanatkârlar Lungmen şaheserlerini hem Çin’in hem Altay kavimlerinin kültür mirası ile derin dini hislerini ifâde eden yeni bir Budist sanat uslübunu meydana getirdiler. Çin ve Altay geleneklerini birleştiren bu sanat “Hu” ların diyarlarına da yayıldı. Böylece Çin’in batısında ve Kuzey Çin’de hüküm süren Hunlar ve Tabgaçlar, Çin medeniyeti ile Türk kültürü arasında bir köprü kurdular. Kâşgari, Tabgaçları Türk sayar ve “Tabgaç” kelimesi ile bütün eski âbideleri adlandırırken Tabgaç âbidelerine olan saygısını ifâde eyler.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 313)

Milâdi dördüncü yüzyıl sonunda, Chang-ye şehri (Liang-chou’nun 50 km. kuzeybatısındaki, bugünki Kan-chou’nın yerinde), Çin tarihlerinin “Tsü-k’ü” veya “Chü-ch’ü” dediği ve Gök-Türk’lerin ecdâdi saydığı bir Hun toplumunun merkezi idi. Tsüt-k’ü’ler Kansu’da Yüeh-chih’lerin oradan Hunlar tarafından koğulmasından yani Milâddan evvel ikinci yüzyıldan beri yerleşmiş idi. M. 401’de Chang-ye beyi olan “Tsü-k’ü Meng-sün” 412’de kendini Ho-si hükümdarı ilan ederek, başkentini Kutsang’a nakletti. Tsü-k’ü’lerin devrinde Kansu büyük bir Budist merkezi oldu. Bu devirden kalan sanat eserleri Kansu’nun her tarafında ve Turfan’da meydana çıkmaktadır. Ho-si’nin proto-Türk Tsü-k’ü sülâlesinin başka âzâları Ho-si ve Doğu Türkistan vâdilerinde Lou-lan ve Turfan bölgesindeki şehirlere hüküm ediyorlardı. Wu- hui Su-chou’da I-te, Chang-ye'de (Kan-chou) bulunuyordu. Sha-chou’ya (Tun-huang) hükmeden Mao-k’ien ünlü bir âlimdi ve birçok memleketlerin Budist hakimlerini Chien-fo-t’ung’da toplayarak meşhur bir kültür merkezi vücuda getirdi. Chien-fo-t’ung’da toplayarak meşhur bir kültür merkezi vucûda getirdi. Chien-fo-t’ung’un en eski sanat eserinin târihi Milâdi 366’dır. Demek ki Tabgaç devrinden evvel beşinci yüzyılın başına atfedilen mağaraların bazısı o tarihlerde Chien-fo-t’ung da hüküm süren ve Buddhismi himâye eden proto-Türk Buddhist Tsü-k’ü’lerin devrinde yapılmıştır. Alim olduğu yukarıda zikredilen Mao-k’ien babasından sonra tahta çıkınca kısa bir zamanda eniştesi Tabgaç hükümdârı ile ihtilâfa düştü. Tabgaç hükümdârı Mao-k’ien’in çok saydığı Budist âlimi Çin’e celbetmeğe kalkmıştı. Milâdi 444’de Tabgaçlar Ku’-tsang’ı kuşatınca Mao-kien ve maiyeti kendi ellerini bağlayarak şehir surlarından çıktılar ve Tabgaç’lara teslim oldular. Esir alınıp Çin’e götürülen Mao-kien’e intihâr etmesi emredildi. Hizmetindeki sanatkâr rahibler de Çin’e götürülmüştü.

Tsü-k’ü’lerin sülâlesinden Orta Asya’da yaşayanlar da Budist kültürünün câzibesine temamen kapılmışlardı. Bu sülâleden “An-yang beyi” (An-yang-hu) Hoten’deki meşhur Gomati manastırında gelişmekte olan Mahâyâna mezhebinin nazariyesini tahsil ettikten sonra rahip olmaya karar verdi. Tsü-k’ü sülalesinin Çin’de kalan mensubları Taoist kültürünü çevresine girdiler veya Muddha dininden Taoism’e avdet ettiler. Milâdi 685’de Tsü-k’ü beyi Chi-lie Honan’da Lao-Tse’nin bir heykeline kendi eli ile ithâf cümlelerini yazdı.

Milâdi 518’de batı memleketlerine seyâhat eden Sung-yün, uçurumlar arasında yükselen yalçın zirveler ve “kum yığınlarını” aşarak “Tuh-kiueh’hun” tesmiye ettiği ve Lou-lan’da yaşayan bir kavmin şehirlerine vardı. Beal “Tuh-kiueh’hun”ları Doğu Türklerinin “Tieh-Lei” kolu olduğunu söylüyor fakat Prof Togan bunların Küke-nor T’u-yü-hunları olduğunu zannediyor.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 314)

Tuh-kiueh’hunların başkenti sıcak ve hoş bir memlekette idi. Yazılar ve âdetleri, Tabgaç’ların kine benzerdi. Sanat uslübleri de muhtemelen Tabgaçlarınkine müşâbih idi. Ancak Tuh-kiueh hun’ların memleketini Lou-lan’da terkettikten sonradır ki Sung-yün “Hu” lara benzemeyen bir Buddha tasvirine rast gelmiş (“Hu” kelimesi o tarihte Hiung-nu kavimleri için kullanılırdı; Beal, Hu kelimesini, “Tatar” diye terceme edioyr). Bundan çıkarılacak ma’nâ Sung-yün’un Tabgaç sanatı tasvirlerini Hu’ların tasviri olarak gördüğüdür. Tarım havzasının güney yolunu ta’kib eden altıncı yüzyıl yolcusu Hun, Türk ve Tibet tesirlerinden Lou-lanı ancak geçince ayrılıyordu ve Hind İran sanatı tesirleri hissedilmeğe başlandığı yen bir kültür çevresine girmiş bulunuyordu.

Wu-hui ve Ngan-chou’nun önderliğinde on bin Tsü-k’ü ailesi, Tabgaç memleketinden Doğu Türkistan'a, Lou-lan ve Turfan’daki Tsü’k’ü ülkelerine kaçmışlardı. Yüzyıl sonra Tsü-k’ü’lerin ahfadı Kök-Türkler büyük bir imparatorluk kurdular (bk. Bölüm A/7) ve tekrar Ho’si’ye girdiler. Biladi 545’dene itibaren Kök-Tür kler ecdadlarının şehirleri olan Chang-ye ve Ku-tsang’a mükerreren hücum ediyordu. Yedinci yüzyılda Çin nâmına Gök-türk beyleri Kansu’yu idare ediyordu. M. 705’de Kül-Tigin, sanat merkezi Tun-huang’de Çin’e galib geldi. Batı Türklerinin “Sha-to” kolu Barköl civarındaki yurdlarından sekizinci yüzyılda Tibetliler tarafından çıkarıldıkları vakit Batı Kansu’ya yerleştiler. Çin’de muhtelif sülâleler kuran (Geç Tang 923 – 936, Geç Tsin 936-947, Geç Han 947-950) bu Türk milletinin Batı Kansu’da da ahfâdı kaldı.

3-Kansu’da Uygur Kaganlıkları ve Beylikleri

Uygurlar Hiung-nu’ların ahfadından sayılırlardı. De Groot Uygur’ları milâddan evvel 177’de Hiung-nu konfederasyonunun bir boyu olan Hô-kut’lar ile ilgili sayardı ve böylece kültür ve sanat bakımından bozkırdan gelmekte idiler. Han devrinde Tarım vâdisinin kuzeydoğu sınırlarına yakın hami bölgesinde yaşamakta idiler ve belki de o zamanlarda bile Doğu Türkistan’ın Budist medeniyeti ile temâsa geçmişlerdi. Milâdi 546’dan itibaren Türk’lerin Tölüs (T’ie-lie) boyunun bir kısmı olarak ve yüksek tekerlekli kağnıları (kao-ch’e) ile tanınan Uygurlar bilhassa Gök-Türk ülkelerine Ordos, Selene (Selenga) ve Orkun havalesinde bulunurlardı. Bununla beraber 605’de Doğu Türkistan’da Turfan’da da Uygurlar vardı. (bk. Bölüm A/8) 742’den sonra Türk dünyasına hakim boy olarak Gök-Türklerin yerine geçtiler ve Doğu Türkistan ile Orkun bölgesindeki Gök-Türk merkezlerini ele geçirip ordu balık şehrini kurdular. Şimdi Türkçe- Moğolca muhtelit bir ad ile “kara harabeler” anlamına Kara-Balgasun denmektedir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 315)

Altıncı yüzyıl ortasında Budizm’i kabul eden Kuzey ve Batı Türkleri gibi Uygurların da sanıldığından daha evvel Buddhis’e intisab ettikleri anlaşılıyor. Milâdi 627'de tahtta bulunan Uygur kağanı “Bodhisattav-teg” (bodhisttva gibi) lakabı ile anılırdı. Ordu-balık heykelleri Kushan sanatının tesirlerini gösterir (kagan tasvirlerinde Simhasana şeklinde arslanlı taht). Sogdak’ların Türkler üzerine icra ettikleri tesirin ölçüsü ise şu keyfiyet tezahür eder:

Gerek Türgişler (bk. Smirnova, Türgüş kagan’larının sikkeleri), gerek Uygurlar eski Gök-Türk yazısını bırakıp Soğdak yazısını Türkçe için kullanmışlardır. Soğdaklar Çinliler ile beraber Uygur kağanı Kül Bilge Kağan (685-712) için bir “zengin şehir” (bay balık) inşa etmişlerdi.

Gariptir ki 762’de Uygur hükümdarı Bügü Kagan bir Batı Asya dini olan Mâni dinine Çin’in başkentinde intisâb etmiştir. (bks. Bang-Gabain, “Türkische Turfantexte IV”). Fakat Mâni dinini Çin’e 718’da Ta-mu-she tanıtmışdı. Bu Toharistan Türk Yabgus’nun elçisi gibi Mâni dinini neşreden râhipler Türkler nezdindeki faaliyetleri muhtemelen sekizinci yüzyıldan evvel başlamışlardı; nitekim Bişbalık ve Turfan Basmilleri 720 etrafında Mâni dinine girmişlerdi bile (bk. Bölüm A/7). Yeni bir dini kabul neden bütün kimseler gibi Uygurlar gayret ile eski dinlerinin (Buddhism?) “cin resimlerini” imhâ ettiler (Kara-balgasun yazıtı, Schlegel). Uygurlar direnen Çinlilerden Lo-yang’da Mâni ma’bed’leri inşa etmek müsadesini istihsal ettiler. Kansu’da da bir Türk “Manistan”ı (Mâni manastırı) vardı. Bu manastırda dokuzuncu yüzyılda, Gök-türk yazısı ile bir fal kitabı olan Irk-bitig (bk. Orkun), Kansu Uygur devletinin inkırâzı sırasında kapatılarak mühürlenen bir mabedleri Koço’da idi. (bs. Bölüm A/8 ile B, fasıl I, bölüm 6, alt bölüm C). Al-Nadim, al-fihrist’de, Mâni dininin hamilerine hasrettiği fasılda,

“Taghuzghuz Türk Kaganı”nın (Uyfur hükümdarını Arablar bu isim ile anarlar), İslâm ülkelerinde yaşayan Mânihâiler için din serbestisini taleb ettiğini anlatır”.

Uygurların Tungus kültürü ile de münasebetleri olmuştu. Bir kısım Uygur boyları, Tungus kavimleri ile beraber, Geç Tsin devletinin (Miladi 387-417) Tangut hükümdarının himayesinde yaşadılar. Miladi 661’de, Çin kuvvetlerinin en büyük kısmını teşkil eden 44000 kişilik bir Uygur Ordusu ile Kore’ye yapılan seferde, Uygurların, Kore’nin eski Silla devri kültür ve sanatı ile (miladi V-VI yüzyıllar) temasa gelmiş oldukları tahmin edilebilir.

Milâdi 608’de Uygurlar Gök-Türk birliğini terk ile Çin himâyesini kabul edince yükselmekte olan T’ang medeniyetinin çevresine girmişi oldular.

Uygurların mensûb olduğu Tölüs boyları Gök-Türklerle mücâdele esnâsında, M. 604’den beri Ho-si hudûdları geçmekde idiler. Belki Ho-si’ye dördüncü yüzyıldan beri yaşadıkları Ordos’dan geliyorlardı. Milâdi 648’de Tibetli veya Türk kavimlerine mensub oldukları sanılan ve Küke-nor gölü civarında yerleşmiş bulunan Chang-ye’nin (Kan-chou) takriben 90 km. batısında Sien-pi ırkından T’ü-yü-hun’ları kovalayarak memleketlerine yerleşdiler. Milâdi 690 ile 705 arasında tek bir bey emrinde üç Uygur boyu Chang-ye ile Ku-tsang arasına yerleşmişlerdi. Böylece yedinci yüzyılda Uygurlar Kansu’ya ayak basmış bulunuyorlardı. 715’te Uygurlar Kansu’dan Doğu Türkistana giden kervan yolunu Çinlilere kapamışlardı. Tibetliler ise 670’de Çinlileri mağlub ederek Ku-tsang bölgesini işgâl etmişlerdi. 840’da Orkun Uygur İmparatorluğu çökünce Uygurların kaçtıkları sırada Sarı Uygur adını taşıyan bir Uygur boyu Kansu’ya göçtü. Orada hâkim bulunan Tibetliler bunların yeni bir devlet kurmalarına müsâde ettiler. Kansu’daki başlıca Uygur devletinin başkenti Chang-ye (Kan-Chou) oldu. Kısa zamanda kuvvetlenen Sarı Uygurlar Tibetlileri Kansu’dan tard ettiler.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 316)

Çin ise daha yüz sene evvel kuvvetleri gittikçe artan Tibetlilerin ve Orta Asya’ya ilerleyen İslâmiyetin baskısı altında Kansu’yu kaybetmişti bile. Ancak cenûb eyâletlere hükmeden Sung sülâlesi sınırları dışına fazla tel’sir edemedi. Buna rağmen T’ang devri Çin medeniyeti Kansu’nun Çinli olmayan âlimlerini etkisi altında tutuyordu. O bölgede meydana çıkan yüksek sayıda Çin yazmaları bu hususa delil sayılabilir.

Bununla beraber, kendileri aslen Çinli olmayan T’ang’lar devrinde de Türk kültürü Çin üzerine tesir etmişti.

Dokuzuncu yüzyıldan sonra İpek Yolunun başladığı doğu bölgelerinde Altaylar, Tibetliler, Tangutlar hâkim iken, Çinli olmayan milletlerin kültürü yeniden parladı.

Kansu ve etrafındaki başlıca uygur merkezleri şunlardı:

1- Chan-ye (Kan-cho) ya hâkim olan ve zaman zaman diğer mücavir Uygur beyliklerini de himaye dene veya Küce (Kuça) Uygur kağanlığı himayesine gerin Kan-chou Kaganlığı (872-1036)

2- 911’de Kansu’nun başlıca sanat merkezi olan Sha-chou (Tun-huang) de kurulan ve 1026’ya kadar süren Uygur beyliği. Tun-huag eserlerinden 911-1026 devrinde yapılanlar böylece Uygur devrine aittir.

3- 988’den evvel Liang-chou’da kurulan Uygur beyliği

4- 987’den evvel “Holo-ch’un”da (Karahoto ve Etsin-Köl illerinde) kurulan Uygur Beyliği. Burada on dördüncü yüzyıla da ait pek çok Uygur vesikaları bulundu.

5- Moğol devrinde Kan-chou’nun batı doğusunda Sa-li-Weinwu-rh (Sarı Uygur. Bretscheneider (I/205) denirdi ve burada bir Türk hükümdarı olan Bugün Timur hâkimdi.

6- Sung (960-1280) devrinde Ho-pei’de de bir Uygur grubu vardı.

7- “Kara-cang” (Yunnan) da Moğol devrinde Uygurlar vardı.

1020 târihinde Kansu’da ve Nan-sahan bölgesinde Uygurlar ekseriyeti teşkil ediyordu. 1081’de “sarı başlı Uygurların memleketi Hoten ile Tangut ili arasında” idi. (Bretschneider, I/263). Hoten de Sarı Uygurlarla mesmûndu. Kansu Uygur merkezleri hemzamân Doğu Türkistan Uygur merkezleri ile dâimi siyasi ve kültürel bağlar muhâfaza etti.

911’e kadar Tun-huang’in Uygurların elinde olmaması neticesinde kısa bir müddet ayrı kalan Kansuve Doğu Türkistan Uygurları Shachou’nun 911’de Uygurlar tarafından alınması ile birleşmiş oldular. 1001’de Kan-chou ve Kuça aynı Uygur kaganının hâkimiyeti altında bulunuyordu.

Aurel Stein’in işaret ettiği gibi Kansu ve Türkistan Uygurlarının bağları sanat sâhasında da ifadesini bulur. Her iki sanat mektebinde de Tabgaç devri Çin’in,Hindistan’ın ve Batı Türkistan’ın tesirleri müşâhede edilmekle beraber Türk husûsiyetleri aşikârdır.

Sanat eserlerini adayanların portrelerinden anlaşıldığı gibi (Wan-Fohisa, “öy” mağara ma’bed 23’ün uygurca kit’âbeli revakında), Uygurların görünüşü şöyle idi: Vakarlı ve töre kaidelerine riayetkârdılar, geniş yüz ve çekik göz gibi mongoloid çehre hatları vardı. Fakat bu mongoloid hatlara rağmen Uygurların diğer husûsiyetleri kendilerini Çinlilerden fark etmeğe kâfi gibidir. Mesela Hiung-nu’ların “uzun burunları” gibi olan uzun ve gaga burunlu Uygurlar Çin sanatında resmedilen kısa ve geniş burunlar ile tezad teşkil eder. Çinliler, Uygurların “büyük burunlarından, çok kıllı kaşlarından ve gür sakallarından” (Pinks, sahife 56), fakat aynı zamanda “kısa boylarından” bahsederler. Rubruck, “iri-yarı Tangutlara kıyâsen, Uygurlar bizim gibi orta boyludur” demişdi. Gerek Koço’da gerek Kansu’da sarı ve kızıl saçlar, gök gözler, Uygur devrinde resmedilmeğe devam edildi. (Uygur devri Ksitigarbha’sı: Setin, Tarck. Levha 18). Nedense Koço Uygurlarının mongoloid çehre hatlarını beğenmelerine mukabil (bk. Bölüm A/8), Kansu Uygurlarının ideal olarak tasvir ettikleri şahıslar Kafkasyalı husûsiyetler arzetmektedir (Levha XXXII, res 2) Uygur sanatının Kafkas tipinde başka tasvirleri (Levha XXIV, yukarı sol köşedeki rahib tasviri ve Le Coq, Chotscho, levha 22 Burkanın solunda diz çökenler) yerli kıyâfetleri giymişlerdir. (Buddhist rahib elbisesi, Kuzey Asya göçebe atlı kıyâfeti, çizme, kenarlı börk, muhtelif eşyâ asmak için, sarkan kayış parçalarının takıldığı Türk kuşağı). Bu tasvirler Wu-sun’lar veya Kırgız Türkleri gibi (bk. Bölüm A/1) Kuzey ve Orta Asya’nın Kafkas tipli eski kavimlerinden intikal eden husûsiyetlere misâl teşkil etmişi olabilir. Şunu da kaydedelim: Çinliler Kansu Uygurlarına “sarı başlı Uygur” demekte idi. (Bretschneider, I/243)

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 318)

Uygurların kurduğu sanat mektebleri ve kullandıkları teknik usuller Kısım B/II de yerinde anlatılacakdır. Şunu kaydedelim ki bir azınlık olan Ho-pei Uygurları dahi kendi Buddhist ma’bedlerini ve heykellerini yaparlardı. (Pinks, s. 113)

Küçük sanatlara gelince, Doğu Türkistan ve Kansu Uygurları ile Ho-pei’deki bir Uygur toplumu maharetleri ile şöhret bulmuştu. K’o-szu denilen, sim ile dokunmuş ipek kumaşlarını, Çin’e, Uygurlar getirmişdi Tel ve ipekle nakşedilmiş atlaslar çok ince tülbentler, pamuklular dokunurdu. Uygur elbiseleri, kuş ve çiçek motifli yerli K’o-suz’dan imal edilirdi. Uygur mamulâtı çizmeler de muşhurdu. Uygurlar gümüş, altın ve tumbak işçiliklerinde de ün kazanmışlardı. Kalem veya savat işi tezyinatlı kılıçları pek tanınmıştı. Kuyumcuları ve yeşim taşı işçileri de maruftu. Bütün bu Uyfur mamûlatı Çin’e de ihrâc edilirdi.

Pink’in Kansu Uygurlar hakkındaki yeni eseri Koço Uygur dıvar resimlerindeki mâhiyeti anlaşılmayan yüzü peçeli şahıslar ile Suriyeli sanılan sarıklıların da (lev Coq, Chotscho, levha 28) Kansulu Uygurlar olduğunu farz ettirebilir. Filhakika Sung-pei-meng-lu’ya göre Kansu Uygurları ipek sarık sarardı ve Ho-pei Uygurları “Taoisler gibi” siyah giyer ve yüzlerine peçe takardı. (Pinks, s. 113)

Kansu Uygur hanımları Koço Uygur hanımları gibi yüksek topuzları üzerine, “boğtak” denen şeker külahı şeklinde Osmanlı devrinde de görülen hotoz giyerdi.

Çin kaynaklarına göre Kanchou kaganı ve Çinlilerin “gök hatunu” (Pinks, s.112) diye hâkanını terceme ettiği eşi çok katlı bir sarayda yaşardı. Kaganın vezirinin uzun ve omuzlarında dalgalanan saçları vardı. Saray erkânı çoklukla Budist râhiplerden müteşekkildi.

Uygur kültürü bilhassa doğu Asya kavimlerini etkiledi. Orkun yazıtlarında Milâdi 735 etrafında “Kitay “ denilen ve müslüman dünyası ile Orta-Çağ Avrupasının “Hitay” diye andığı ilin halkı olan Kitanlar, kısa bir süre Kan-chou Uygurlarının tesirine girmişdi. 917’de bunlar uygur yazısını kabul ettiler ve bir müddet sonra bıraktılar. Fakat Tarım’da da Kitanlar yine Uygur tesirini hissettiler.

Yukarıda Uygur’ların Geç Ts’in devri (387-417) Tangut sülâlesinin hâkimiyetinde bulundukları kaydedilmişti. Tangut boyları da Ordu-balık uygurlarına çobanlık etmişlerdi. Milâdi 982’de Wang-yen-te bir Uygur hatununun “Ho-lo” nehri üzerindeki sarayının harabelerinin nasıl, eskiden Uygur’lara çobanlık etmiş olan Tangut’ların koyun sürülerin otlak olarak kullanıldığını anlatır. E. Pinks’e göre, Wang-yen-te’nin Ho-lo nehri dediği Etsin-Köl olabilir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 319)

1028 ile 1036 arasında Tangut’lar Uygurların Kan-chou kaganlığını, Liang-Chou’yu ve başka merkezlerini işgal ettikten sonra Yuanho’nun muzaffer ordusu Tun-huang’a doğru ilerleyince Budist râhipler kıymetli yazmalarını duvarla ördükleri mağaralara sakladılar. Aurel Stein vâsıtası ile meydana çıkarılan bu yazmalar arasında, D. Ross tarafından tedkik edilen birçok Türkçe yazma da bulundu.

Gâlip Tangutlar mülâyim davrandılar. Hatta kültür sâhasında, Uygurların rehberliğine müracaat ettiler. Kansu’daki müteaddid manastırlarından, Uygur râhibleri 1067’de Tangut’ların başkenti Nig-hia’ya ve K’ai-feng’e dâvet edildiler. Budist kültürü tedris ettiler.

Tangutlardan bir kol olan Birmanlar da böylece Kansu Uygurlarının tesirlerini ikinci elden almış oldu. Birmanların kurduğu mukaddes bir Budist şehri olan Pagan’a Nesturi dinden Kerait Türkleri vardı. Yünnan’daki Uygur kolonisinden Mâsıruddin ve askerlerinin resimleri de bir Pagan manastırında mevcuddur. (Esin, “Birmanyada”)

Kansu’daki Uygur râhipleri de Moğol devrinde buna müşabih faaliyette bulundular. Moğol sülalesinin Budizmi kabulüne amil oldular Moğolların bügüne kadar kullandığı Uygur yazısını onlara öğrettiler. 987’den evvel bir Uygur beyliğinin bulunduğu ve 1067’de Kansu rahiblerinin davet üzerine giderek çalışdığı bir merkez olan Kara-hoto'da (Kansu’dan kuzeye doğru giden yol üzerindeki Etsin-Köl vadisinde, Kan-chou’nun takriben 256 km. kuzeyinde), Kozlov ve Hedin, 1290 ile 1366 arasında yazılan eserler arasında da birçok Uygur yazmaları buldular. Bunların bir kısmı resimli idi.

Moğol İmparatorluğu'nun Doğu bölgesinde, M. 840'tan evvel Uygurların başkenti olan eski Ordu-balık’ı (Moğol deri Karakurum), 1253’de Rubruck’un ziyeret ettiğinde, el’an Buddhist mabedleri manastırları inşâ eden ve heykellerle resimler yapan Buddhist Uygur râhiblere rastlamıştı. Uygur râhibleri safran rengi elbiseler giymişlerdi. Bu keyfiyet Ligati’nin kaydetmiş olduğu Tun-huang Uygur râhibleri ile Lamaism arasında bir râbıta mevcûdiyetine işaret edebilir. Resim bölümünde anlatılacağı gibi Çin kaynaklarında araştırma Hambis ve Ch’en Yüan ile Sino-Tarcica adlı eserinde Moğol devrinde Çin’de çalışan birçok Türk sanatkârların isimlerini veriyorlar (bs. Kısım B, bölüm III/6)

Kansu ve yakılarında Moğol devrinde Türk kültürünün devam ettiği yazmalarda ve sanat eserlerinde görülür. Nan-Shan bölgesinde Ta-hisi nehri üzerinde kâin Wan-fo-hsia’da “öy” 23’de IV-XIV yüzyılları âit tarihler taşıyan duvar resimlerinde Aurel Stein, Moğol devri Uygur harfleri ile yazılı birçok kitabeler kaydetmiştir. Stein tarafından Tu-huang’in XI sayılı ma’bedinde bulunan yine Uygur türkçesi ile yazılı 1351 târihli bir kitâbede Shou’lan adlı bir Uygur râhibine Avalokitesvara’ya itlâf edilecek bir “öy”ün inşâsı için altın, ipek, pirinç, tahta ve boya tedârik eden Moğol hânedanına mensub Hsi-nin kralı Sulaimân ile oğlu Ya-han-sha’nın medhiyesi yapılmaktadır. XI sayılı “öy”, Çagatay hânedânı M.1326’da İslamiyeti kabûl ettikden sonra önemini kaybeden Tun-huang’da, sonradan bir önceki “öy” dür. Fakat Burkan dini Sarı Uygurlar arasında yaşadı. Institut Vostokovedeniya’nın Leningrad kolunda Malov ve diğerlerinin getirdiği Sarı Uygur eserleri arasında 1647’de basılan Altun Yaruk metni vardı. Nan-shan bölgesinde Kan-chou ve Su-chou’da, Sarı Uygurlar bugün bile sûtraları Türkçe okurlar.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 320)

4- Tarım Havzasına Doğu'dan Giriş

Chang-ye’den (Kan-cho) Batı'ya doğru giden yolcu Mao-mei’yı sağında ve su-chou’yu solunda bırakarak kuzeybatı istikametinde ilerler. Uygur türkçesinde “kof” anlamına gelen Göbi Çölü'ne muvâzi olan nehirleri vadileri ve bir dağ yolu zirveleri kar ile örtülü K’ien-lin silsilesi boyunca gider. Nan-shan dağlarının son silsilesi olan K’ienlin’in adı muhtemelen Hunlardan kalmadır.

Çin ceddi aslen Mao-mei’dan Sha-chou, Tun-huang ve Su-lo-ho nehrinin mansabına kadar doğu-batı istikametinde uzanıyordu. Doğu Türkçesi ile “ming öy” (Bin Ev) denilen Bin Buddha mağaraları C’ien-fo-tung, Tun-huang’in 16 km. güneydoğusundadır. Su-ho-lo nehri üzerinde takriben Kan-chou’nın 480 km. kuzeybatısında ve Tun huang’in 109 km. kuzeydoğusunda bulunan An-his Tarım’a giden Kuzey ve Güney yollarının kavşağındadır. Resimlerinde Türkçe kitâbelerde bulunan Wan-fo-hsia mağaraları (On bin Buddha vâdisi) Ah-hisi’nin 3 km. kuzeyindedir.

An-hsi’de yolcu Doğu Türkistan’ın kapısına varırdı. Tarım havzası deniz sathından biraz aşağıdır. Kuzeyinde T’ien-shan dağları ve güneyinde Kun-lun silsilesine müvâzik altın Tağ ile Kara-kurum yükselir. Havzanın ortasını kurumuş Lob Gölü'nün tuzlu kumları ile Takla-Makan Çölü teşkil eder. Tarım nehri ve tabilerinin havzadan dolaşa dolaşa meydana getirdikleri vâdilerden geçen kervan yolu üzerinde sanat merkezleri kurulmuştu (harita)

Tarım havzasının ahalisine gelince bunların muhtemelen tedricen oralara yerleşmiş muhtelif ırktan göçebe kavimlere mensup oldukları umûmiyetle kabul edilmektedir. Türklerden evvelki devirde Tarım havzası şehirlerinde kullanılan lisanların her halde yazılı dillerin Hind Avrupai ve İrâni grupa dahil bulundukları tesbit edilmiştir (Tohar, Saka, Doğdak). Hoten ve lou-lan şehirleri Kuşan İmperatorluğu kültür tesirleri çevresinde bulunmakta idiler.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 321)

5- An-hsi’den Kâşgar’a Güney Yolu

Batı’ya gidecek yolcu An-hsi’den Tarım havzasına birkaç yol ihtiyar edebilir. Batı istikametinde devamla kurumuş büyük Lob tuz gölü kenarından Tarım havzasının merkezindeki Takla-Makan çölüne doğru döner. Tun-huang’in 320 km. batısında Lob Nor üzerindeki Lou-lan şehri (Shanslan) etrafında birçok tarih-evveli arkeolojik mevki’ler ve Eski Taş Çağ’ından itibaren kalan o bölgenin en eski bakiyeleri bulunur. Lou-lan’da porto-Türk Tsü-k’ü Hunları (bk. Bölüm a/2) ile Batı Türk’leri ve Uygurlar da yerleşmişdi. Milâdi 513’de Tarım’ın güney yolunu takib eden Sung-yön’un Lou-lan şehrini geçtikten sonra güneybatı istikametinde Burkanların artık “Hu” tipinde tasvir edilmediği intibahın almış olduğu yukarıda kaydedilmişti. Bu devirde Hiungnu’lara el’an “Hu” denildiği anlaşılıyor. Muhtemelen, Sunyün, Tabgaç sanatı bölgesinden çıkmış, Saka ve Kuşan sanatlarının hâkim olduğu bölgeye girmişti. Milâddan evvel 245 tarihinde akdedilen Pataliputra rûhani meclisinin misyonerlik faaliyetleri hakkındaki kararı üzere Gandhara ve Keşmir râhibleri Kun-lun ve Kara-Kurum silsilelerinin geçitlerini aşarak Doğu Türkistan’da Budist merkezleri kurmakta idiler.

Güney yolunu takibeden yolcu Lou-lan’dan sonra Doğu Türkistan’da ilerleyerek daima Güneybatı'ya doğru giderdi. İlk önce Doğu Türkistan’ın en eski Budist abideleri bulunan Miran ve Lob-Nor’a vardı. Güneybatı'ya doğru 40 km. ilerleyince Çarklık, Koyu-mal ve Baş-koyu-mal mevki’lerine gelirdi. Güneybatı istikametinde daha 60 km. gidince Çerçen’e ulaşırdı. Çerçen’den kuzeydoğuya Çerçen nehri boyunca 240 km. kadar ilerlenir ise Şah-Tohtanıng-Köli’ne varılır. Çerçen’den 150 km. Güneybatı’da ise eski Niya’nın bulunduğu mevki’de, Endere vardır. Buradan daha 200 km. Güneybatı’ya giden yolcu Budizmin Doğu Türkistan’a girdiği kapılardan biri ve önemli merkezi olan Hoten’e varır. Mahâyâna Budizmi Hoten’in 250 km. kadar kuzeybatısında bulunan eski Che-chü-chiah’da gelişmişti. Che-chü-chiah’nın yerinde bugün Kargalık vardır. Tsü-t’ü beyi An-yang-hu’nun, beşinci yüzyılda Hoten manastırlarını ziyâret ettiğini söylemiştik. Hoten’de bulunan Saka metinlerinde Vaisravana adlı (Türkçe Basaman veya Kupiri) Kuzey cihetinin “küzetkici” (gözeticisi) ma’buda Türkleri bağlılığından bahsedilir. Eberhard, Vaisravana’ya ibâdet kisvesi altında Türklerin kendi kadim ma’budları Gök-tenri’ye taptıklarını sanmakdadır. Hoten’in civârında birçok tarihi kalıntılar vardır. Hoten’in 21 ve 80 km. doğusunda Ak-terek ve Memoko harâbeleri, kuzeydoğusunda ise Laçın-Ata Mezar, Uluğ Mezar, Uluğ Ziyâret, Farhad-beg Yaylakı, Balavaste, Hadalık, Kuşuk-aste, Darabzan-dong, Kuduk-köl, Kara-Yantak, Mezar Toyrak, Haşa, Nura, Dandan-oluk, Tamögil, Siyalik, ve Sampula adlı yerler bulunmaktadır. Nigâr-hane, Çalma-Kazan, Karasai, Tarışlak, Mezar Tağ, Hitay-öylük, Gök-kum-arış, Ravak, Kine-tokmak, Niya, Suya, Hanguya-Tati harâbeleri Hoten’in kuzeyindedir.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 322)

Hoten’den Kâşgar’a giden yolcu kuzeybatı istikametinde ilerlerken onuncu yüzyılda Budizm tarafından İslâmiyete terkedilen diyarlardan geçer. Burada da birçok tarihi harabelerde Türk-İslam kalıntıları vardır: Hoten’den yüz km. kuzeybatıda Moci ve Togu-cay; ikiyüzelli km. kuzeybatıda Karganlık; üçyüzelli’de Yarkend ve nihayet dörtyüzüncü kilometrede de Kâşgar. Kadim zamanlarda Çin’de Su-le diye tanınan ve mühim bir Budist merkezi olan Kâşgar’a onbirinci yüzyılda, Kâşgari (Kaşgarlı Mahmut) “Berkan” adını verirdi. Kâşgari (“Ajun beği”) Alp-Er-Tunga’nın (İran edebiyatında Afrâsiâb) başkentini Kâşgar olarak gösterir. İslâmiyet Orta Asya’ya geldiğinde Kâşgarlı Hakanlı sülalesi dahil ekseri Türk hükümdar sülaleleri kendilerinin Alp-er tunga ahfâdından bilirlerdi. Kâşgar Doğu Türkistan’ı kuzeyden ve güneyden kat’eden iki ana yolun kavşak noktası ve Batı Türkistan’ın da kapısıdır.

6- An-hsi’den Kaşgar’a Giden Kuzey Yolu ve Tarım Havzasında Hun Devri

Tarım havzasının kuzey kısmı kültürünün Kuzey Asya ile bağlar arzeden çok hususiyetleri vardır. İpek Yolunun kuzey kısmı boyunca rastlanan duvar resimlerindeki zırhlar giyinmiş, kurt başlı, ejder vücudlü tös (keçe veya kumaşdan tasvir) elinde tutan, bazen Kafkas ırkı tipindeki şahıslar T’ien-shan dağlarının ötesinde veya yamaçlarında yaşayan atlı kavimlerin tasvirleri idi. Wu-sun’lar Türkistan’ın batısında Issık Köl etrafında ve Narin vâdisinde yaşıyorlardı. Kansu’dan ve Orkun bölgesinden hareket eden ve T’ien-shan geçitlerini aşarak Milâddan evvel ikinci yüzyılda akın eden Hiung-nu’lar Samarkand’a kadar “Yirmi altı hükümdarlığı” zabtettiler. Hun İmperatorluğu Kuzey (Orkun ve Ordos) ile Batı (Türkistan) kısımlarına ayrıldıktan sonra (Milâddan evvel takriben 36), Batı Hunların Shan-yü’su Tsi-kit’in Talas civarında bir müstahkem şehri vardı. Doğu Hun’larının Türk olduğunu düşünen Franke, Doğu Türkistan’ın kadim zamandan beri Hun devrinde Türkleştiği ve Türkistan ismini de hakkettiği neticesine varır (Geschicte, cild I, s. 329) Hun grupları büyük ölçüde Turfan kuzeyinde, Bogdo-ula dağlarına ve Turfan havzasına yerleşerek o yerlerde tarımla iştigale başladılar.

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 323)

Huyen’ler Hami’de; Yüe-pan’la Hami’nin 120 km. kuzeydoğusunda Barköl’da ve Kuça’nın kuzeyinde yaşarlardı. Çin orduları, seferlerinde Anhsi’den Hami’ye, kuzeydoğu istikametinde giden 256 km. lik yoldan ilerleyerek Türkistan’a hücüm ederlerdi. Çin’in ilk hedefi Orta asya Hunlarının ve sonra Türkler’in ülkeleri olan Han devrinde Çinliler’in “Kiu-she” dediği ve T’ang devrinde de “Kao-ch’ang” adı verdikleri bugünkü Turfan havzası idi. Han ve T’ang orduları kumandanları Milâddan evvel 137’de Hunlara karşı ve Milâdi 640’da Türklere karşı kazandıkları galebelerinin menkıbesini, Barköl’de aynı kaya üzerine nakşettirmişlerdir.

Hu’yen Hunlarından sonra, Hami bölgesine Tölös (Tie-le) Türkleri, Han devrinde iskân edilmişti. Böylece Turfan’ın kuzeyindeki bölge, çok eski zamanlardan beri Hunlar ve Türklerle mesmun olduğundan Orta Asya Türk sanatının ilk eserlerinin orada bulunması mümkindir.

An-his’den Hami’ye mesâfe kuzeybatı istikametinde 256 km. kadardır. Hami’nin 32 km. Cenûb-doğusunda bulunan Ilı-köl ile Aratam, onbeşinci yüzyılın başlarına kadar Buddhist Türk kültür merkezleri olmağa devam etmişlerdi. Kuzey-Kuzeybatı’ya doğru 240 km. kadar daha ilerlenirse, en aşağı Hun devrinden beri o bölgenin başkenti olan ve beş şehrin birleşmesinden vücuda gelen Bişbalık’a varılır (bk. Chavannes, Documents: Kin-man). Guçen’in güneybatısında bulunan Bişbalık harabeleri, Aurel Stein tarafından meydana çıkarılmış ve az tedkik edilmiştir. Bir Rus heyeti de Bişbalık’da hafriyat yapmıştır.

Turfan vâdisinin 40 km. batısında, Han devrinde Turfan bölgesinin başkenti olan Yar-hoto vardır. Etrafındaki sarp yamaçlardan adını alan Yar-hoto (yar: türkçe sarp, yamaç, yarık; hoto: moğolca, şehir) sonraları başlıca Uygur merkezlerinden biri olmuştur (bk. Bölüm A/8) Hami’den 320 km. batı’ya giden yolcu, Çinli kaynaklarına nazaran asgari Milâddan evvel 60 tarihinden beri mevcûd olan, fakat T’ang istilasından sonra bütün Turfan eyâleti gibi, Kao-ch’ang adı verilen şehire ulaşırdı. Uygur devrinde Kao-ch’ang’a Türkler Koço diye ad verdi. Grünwedel, Koco ile Kuşan’ın aynı şehir olduğunu söyler. (İdikut, s. 5). Onuncu ve Onüçüncü yüzyıllar arasındaki Arab yazarları ise Kuşan’ı, Türklerin en büyük hükümdarı “Togozguz Kagan’ının” başkenti sayarlar. (o devirde, Arablar Uygur kaganına bu unvanı verirlerdi.) Koço’nun bugünki adı Kara-hoca’dır ve eski şehrin harabeleri bulunduğu yere “İdikut-şehri” veya “Dakianus şehri” derler. Grünwedel’in araştırmalarına göre Koço’nun en eski harâbesi Ma’bed “v” dir. Bu ma’bedde artık kullanılmayan ve dıvarın içine örülmüş heykeller bulunmuştur. Turfan’ın proto-Türk Tsü-k’ü hükümdarlarının başkenti muhtemelen Koço idi: ma’bed “M” onlar tarafından inşa edilmişdir. (bk. Franke, Temelinschrift).

(Emel Esin Türk Kültür El Kitabı Cilt: II Kısım: Ia 1972 (Bukan ve Mâni Dinleri Çevresinde Türk Sanatı “Doğu Türkistan ve Kansu’da” Sanat Merkezleri ) Sayfa: 324)

Ho-si Tsük’ü devletinin inkirazından sonra Ngan-chou ve Wuhui’nin önderliğinde onbin ailenin çölü aşarak Tsü-k’ü’lerin Lou-lan ve Turfan’daki ülkelerine göç ettiği bölüm A/2’de anlatılmıştı. Milâdi 444’de, Ngan-chou tarafından, veya onun hâtırasına, bir Maitreya ma’bedi inşa edilmişti. (bk. Grünwedel, İdikut, ma’bed M.). Bu ma’bedin kitabesinden Ngan-chou’nun Turfan’da Buddhism’e yaptığı hizmetler yad edilmektedir. Tsü-k’ü Hunlarının Turfan kolu da Ho-si kolu gibi, düşmanları tarafından mağlub edilerek Miladi 460’da sürüldüler. Galib gelen Juan-juan’lar, Doğu Türkistan’da iktidara geçtiler. Turfan Tsü-k’ü’leri Altaylara: İrtiç, Etil ve Tuna bölgelerine ve diğer istikametlere dağıldılar. Yüzyıl sonra, Altay silsilesinin güneyinde **“tulga şeklindeki Altın Dağ”**da yaşayan millet Göktürk adı altında zuhur etti. Göktürk’lerin Turfan Dsü-k’ü’leri ile karabeti hakkındaki Çin kaynaklarına verdiği bilgiyi efsaneler de onaylar. Nitekim Türklere adını veren kahramanın ceddinin bir işi kurt tarafından Tsü-k’ü merkezi bulunan Turfan civarında bir mağaraya saklanılmış olduğu anlatılır.

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 1. Bölüm 1- Kansu’ya Kuzey'den Giriş
2- Kansu Hun Devletleri
3-Kansu’da Uygur Kaganlıkları ve Beylikleri
4- Tarım Havzasına Doğu'dan Giriş 5- An-hsi’den Kâşgar’a Güney Yolu
6- An-hsi’den Kaşgar’a Giden Kuzey Yolu ve Tarım Havzasında Hun Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 2. Bölüm 7- Tarım’da Batı-Türk Devri 8- Doğu Türkistan’da Uygur Devri

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 3. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler
1- Mimari Örnekler

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 4. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 2- Heykeller

Burkan ve Mani Dinleri Çevresinde Türk Sanatı 5. Bölüm Sanat Eserlerinden Örnekler 3- Resim

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+81
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.