Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 10 Nisan 2015 - 11:56
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 15:07
Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri

Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri

ÇAĞATAY KOÇAR

Sovyet basınında son zamanlarda çıkan makalelerde Türk düşünürlerinden Yusuf Has Hacib, Farabi, Beyruni, İbn Sina, Ali Şir Nevai gibi alimlerin İslam dinine nisbeten münasebeti ve onların ateistik motifte eserler yazdıkları doğrusunda fikirler ileri sürülmekte. Konumuza girerken bu doğruda yazılan makalelerden ve eserlerden misal vererek başlayalım. “Özbekistan Madaniyatı” isimli gazetenin 6 Temmuz 1979 tarihli sayısında Q. Aripov ve S. Hasanov’ın “Nazariy Qollanma” yani “Nazari Faydalanma” başlıklı makalesinde, “Orta Asya mütefekkirlerinden Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib, Abu Nasır Farabi, Abu Ali İbn Sina, Ali Şir Nevai gibi düşünürlerin İslam ideolojisine münasebeti, ateistik motifteki eserlerinden örnekler verilmekte ve onların ateistik fikir yürüttükleri ileri sürülmekte.

“Özbek Ansiklopedisi”nin 1. cilt 253. sayfasında Ali Şir Nevai doğrusunda yazılan maddede, güya onun, “Cnennet ve cehenneme yani öbür dünyanın rahatı veya azablarına şüphe ile bakar”, diyerek kayd edilmekte. Yine “Özbek Ansiklopedisi”nin 1. cilt 59-60. sayfalarında Abu Ali ibn Sina hakında yazılan maddede, “Mantık İbn Sina eserlerinde ilmi bilimin metodu sıfatında dini akidelere karşı çıkılmakta. İbn Sina’nın felsefi fikirleri kendinin materyalistik meyillerinin zenginliği, ileri fikirleri öne sürüş ile hükümran İslam dünya bakışına objektif şekilde zıd edi”, denilmekte.

Taşkent’te çıkmakta olan “Gülistan” isimli aylık mecmuanın 1980 yılının Aralık sayısında Umar Qulmuradov’ın “Akl takazası” isimli makalesinde Abu Ali İbn Sina’nın İslam dini talimatlarına karşı fikir yürüttüğü, materyalistik ve ateistik meyilleri doğrusunda fikir ortaya atılmakta.

Son bir misal daha vererek bu mütefekkirlerin dini düşüncelerinden kısaca örnekler verelim.

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 651)

Taşkent’te çıkmakta olan “Yaş Leninçi” yani “Genç Leninci” isimli gazetenin 1980 yılının 22 Temmuz günü yayınlanan sayısında, “Ortaçağ şeraitinde İslam hükümran ideoloji olduğu için her şekilde ilmi fikirleri ileri sürüş fakat önce Allahın hal edici “faaliyetini” kabul etmek vasıtasında icra edilirdi. Şunun için İbn Sina hem materyalistik ve ateistik gayelerini dini perde arkasında ileri sürmeye mecbur oldu”, diyerek kayıt edilmekte.

Şimdi biz Ali Şir Nevai, Abu Ali İbn Sina, Abu Nasır Farabi, Beyruni ve Yusuf Has Hacib’in dini-felsefi düşüncelerinden örnekler vererek bu düşünürlerin tam İslam dinine hizmet ettiklerine kısaca değinelim.
ALİ ŞİR NEVAİ’NİN DİNİ DÜŞÜNCESİ

Nevai dini bütün bir Müslümandır. Dinin emrettiği ödevleri yerine getirmeyi amaç edinmiştir. Vakfiye’sinde, gönlündeki iki muradı açıklarken, İslamın beş şartından dördünü yerine getirmekte olduğunu, beşincisi olan haccı henüz kendisine nasip olmadığını şu satırlarla anlatıyor:

“Birisi bu durur kim, çün kişige ebedi devlet ve sermedi sa’adet ve hayat çeşmesinin nüvidi ve necat menziling ümmidi, İslamnıngbiş sütunlık zatü’l-imadıga hiç iş netice birmes. Evvel kelime-i tevhid durur. Şükr kim anı “elif” dik canım arasıda nakş itipmin. İkinci salat-ı hamse durur. Bihamdi’llah kim anı “hi” zihnim ara sebt kılıpmın. Üçüncü ramazan otuz künining rüzesi durur. Şükrü lillah kim anı “lam” dik kalkimde yaşurupmın. Törtünçi zekat durur. Canım nakdi ol Tingrige zekat kim könglümge nisabga yitkünçe, mal zahire kılmağı miylin salmadı ve nisabga yitken mal zekatın ayırgunça ilikimde kalmadı. Bişinci hac durur ve ol bi özri müyesser bolmayın”.

Nevai bu duygusunda çok samimidir. Nevai, ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı 210 beyitlik mesnevide İslam dininin esaslarını, şartlarını ve kurallarını birer birer açıklamaktadır.

Nevai Nakşbendi tarikatındandır. Piri ve mürşidi de Abdu’r-Rahman Cami’dir. Nevai gönülden bağlandığı bu tarikatın büyüklerine karşı derin bir saygı besler. Bunları, özellikle tarikatın büyük pirlerinden olan Hacı Bahaü’d-din-i Nakşbendi’yi tasavvufla ilgili eserlerinin hemen hepsinde saygı ile anar (1- Agah Sırrı Levend, “Ali Şir Nevai” Hayatı, Sanatı ve Kişiliği, 1. Cilt. Ankara 1965, s. 230, 233, 238, 239.)

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 652)
BEYRUNİ’NİN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Beyruni’nin eserlerinde inançlı bir Müslüman’ın ifadeleri, kelimeleri ve samimi duygularıyla sık sık karşılaşırızç. Çoğu zaman dini bir girişle eserini başlatıp Allah’a hamd, Peygamber’ine salavat, Müslümanlara dua eder; eser boyunca yeri geldikçe ya dini bir açıklama, ya da dindar bir kişiye yaraşır kelimelerle dini heyecanından kopmaz; güzel, samimi, veciz dualarla eserini bitirir.

Beyruni, Müslüman için ilmin üstünlüğünü belirtmekle kalmıyor, ona taklit yoluyla değil, araştırma yoluyla ulaşılmasını salık veriyor, ilimsiz, marifetsiz, tefekkürsüz ibadeti eksik buluyor.

Beyruni, İslami inanç ve ibadetlere kuvvetlice bağlı olduğu kadar; ayetlere, hadislere düşkün, fakih ve müfessirlere saygılı, dünya hırs ve kaygılarından uzaktır.

Beyruni’nin kendi dini olan İslamiyet hakkında yazdıkları, onun bu dini çok iyi anlayabilmiş olduğunu göstermektedir. Eserlerinden kur’an-ı Kerim’i, Tefsir ve Hadis kitaplarını, İslam Tarihi, Mezhepler, Fıkıh, Tasavvuf, Kelam, Felsefe vb. alanlardaki kitapları incelemiş olduğu her vesileyle belli olmaktadır.

Eserlerinde ayet ve hadislere çok sık tesadüf edilebilen Beyruni’nin onlara karşı özel bir ilgi ve sevgisi bulunduğunu, ayetleri tefsir için hatta cebirle ilgili bir kitabında bile buna imkan bulabilmesinden anlıyoruz.

Beyruni, İslamiyet’in bir yapı özelliği olarak dinle devletin birleşmesinin beşeri hayatın en iyi şekilde gelişmesine sebep olacağına inanıyordu. (2- Dr. Güney Tümer, “Biruni’ye Göre Dinler ve İslam Dini”, Ankara 1975, s. 57, 59, 61, 137, 138, 139.)

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 653)
FARABİ’NİN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Farabi’ye göre Allah birdir ve her şeydir; bütün varlığın dayanağı ve sığınağı odur. Lezzetlerin en üstünü de akıl lezzetinden başka değildir. Bu sebepledir ki insan, bedene ait lezzetlerden akıl lezzetlerine yükselmek zorundadır. Akıl lezzetlerinin en üstünü de memnun edilmiş olan nefsin (aklın) Allah’ını, Rabbı’nı bilmesidir. Farabi’nin Allah’a isnat ettiği sıfatlar da İslam felsefesinin özelliğini taşır: Allah’ın faslı, cinsi, haddi yoktur. O’nun sonradan olması, temeli, ortağı, karşıtı düşünülemez. Allah, mevzu, araz ve dokunan bir şey değildir. O zahirdir. Herşeyin ilk başladığı varlıktır. Her şey onundur. Onda çokluk bulunmaz. O zatiyle her şeye nailo lur. O her şeyi zatiyle bilir. Zatiyle her şeyi bilerek her şeyle beraber olur. O’nun zatı bölünemez. Allah vardır. Yokluğu kabul edilemez. Hasılı, Allah, ilk sebeptir. Yani sebeplerin sebebidir. Hiçbir şey onun gücü dışında kalamaz.

Görülüyor ki Farabi, İslam’ın Allah’ından felsefecilerin diliyle söz etmiştir. Başka bir deyimle Allah’ı tavsif etmekte de Kur’an’la felsefeyi uzlaştırmaya çalışmıştır.

Farabi’nin sisteminde Peygamberlik felsefesi de önemli bir yer tutar. O, bu konuda da Peygamberle filozofu ulaştırmaya ve birleştirmeye çalışmıştır. Farabi, hiçbir zaman Hz. Muhammed’in Hak Peygamberi olduğunu inkar etmemiştir.

Farabi, Tanrısına şöyle yalvarmaktadır:

“Sen öyle bir Tanrısın ki sendenbaşka asla tapacak yoktur. Ey eşyanın illeti! Yerin, göğün nuru! Bana Fa’al akıldan bir geyz ihsan et; ikram ve in’am, lutuf ve ihsan sahibi olan zat-ı ecell ve a’la! Nefsimi hikmet mnurlariyle paklaştır (3- Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, “İslam Düşüncesi Hakkında Araştırmalar”, Ankara 1972, s. 44, 45, 49.). (4- Prof. Dr. Cavit Sunar, “İslamda Felsefe ve Farabi”, Ankara 1972, s. 57, 69.).

İBN SİNA’NIN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Dünyaca tanınan büyük Türk düşünürü İbn Sina on yaşında Kur’an’ı ezberlemiş nadir kişilerdendir. O Allaha inanırdı, mesela şu sözler ile bunu ispatlayabiliriz;

“Bu hale son derece sevindim. Allaha şükrederek secdeye kapandım; fakirlere sadaka dağıttım”.

İbn Sina’nın “al-Hidaya”si, mantık, tabiiyat ve ilahiyettan bahis olup, İslam fikir tarihinde en çok şerh ve tahşiye edilmiş eserlerden biridir.

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 654)

İbn Sina’nın din felsefesinde Farabi ve “İhvan al-Şafa”yı tamamladığını görürüz. Düşünür imanın akıl yanında tamamlayıcı bir rolü olduğunu da kabul eder. İbn Sina Peygamberlere feylesoflardan daha çok yer verir. O, son derecede hassas olan bazı insanların başkalarının idrak edemeyecekleri çok ince münasebetleri kavradıklarını, hadiseleri önceden gördüklerini söyler ve Peygamberleri böyle insanlardan telakki eder. İbn Sina kudsi kuvvete sahip olan Peygamberi feylesoftan üstün sayar. Bu itibar ile İbn Sina’nın din felsefesi şeriat ile hikmet arasında birincisi lehine daha kuvvetli bir uzlaşma telakki edilir.

İbn Sina’nın tasavvuf görüşüne geldiğimizde, o “al-İşarat”ın sonundaki “Makamat al-arifin” adlı asılda tasavvufa ulaşmakta. İttisal yolu ile ilahi aleme ulaşan insanlar ariflerdir, der. Bunlar mantık ve ilim yolunu aşarak hakikat ile temasa gelen sofilerdir. Düşünür, burada ariflerin yüksek makamlarında ulaştıkları derecelerden bahsederken, tamamen tasavvuf zevkine başvurmakta.

Düşünürün “al-Hikmat al-maşrikiya”sı, “Şifa” ve “al-İşarat” gibi, mantık, tabiiyat, riyaziyat ve ilahiyat kısımlarını ihtiva etmektedir (5- Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken, “İslam Ansiklopedisi”, cilt 5/2, s. 807, 808, 809, 819, 820.).
YUSUF HAS HACİB’İN DİNİ DÜŞÜNCELERİ

Büyük filozof Yusuf Has Hacib İslam dininin bütün şartlarına riayet eden ve dini itikadında samimi bir kişidir. O bunu eserinde şöyle ifade eder:

“Hamd, şükür, minnet ve sonsuz medih o büyüklük sahibi ve tam kudretli padişah olan Tanrı azze ve celleye mahsustur. O yeri, göğü yaratmış ve bütün canlılara rızkını vermiştir. O neyi diledi ise, yaptı ve neyi dilese, yapar. Yef’alü’llahü ma yeşa ve yahkümü ma yürid. Yine insanların en iyisi, peygamberlerin seçkini ve Tanrının büyük resulü Muhammed Mustafa ile onun arkadaşları olan aziz ve muhterem ashabına sayısız selam ve sena olsun. Rızvanu’llahi’aleyhim ecma’in”.

Yusuf Has Hacib Tanrıya olan inancını şöyle dile getirir:

“Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Tanrının adı ile söze başladım. Kadir ve bir olan Tanrıya çok hamd ve binlerce sena olsun; onun için fanilik yoktur. Kara yer ile mavi göğü, güneş ile ayı, gece ile gündüzü, zaman ile zamaneyi ve mahlukları o yarattı. Bütün bu yaratılmış olanlar ona muhtaçtır; muhtaç olmayan yalnız Tanrıdır; onun eşi yoktur”.

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 655)

Büyük düşünür Yusuf Has Hacib, Peygamberi över ve bu doğruda şunları yazar:

“Esirgeyen rabbim halkın en seçkini ve insanların en iyisi olan sevgili Peygamberi gönderdi. O karanlık gecede halka meş’ale idi; etrafa ışık saçtı ve seni aydınlattı. O sana Tanrı tarafından gönderilen davetçi idi; sen bu sayede doğru yola girdin, ey yiğit” (6- Prof. Dr. Reşid Rahmeti Arat, “Kutadgu Bilig”, Ankara 1974, s. 1, 12, 14.).

  1. Türk Tarih Kongresine sunduğum “Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri” adlı tebliğimde, önce Sovyet yazarlarının mütefekkirlerimiz hakkında ortaya attıkları iddiaları tahlil ettim, sonra bu düşünürlerimizin dini ve felsefi düşüncelerinden örnekler vererek gerçekte bu alimlerimizin dini bütün islam olduklarını deliller ile ispat ettim.

Sovyet Rusya’da büyük Türk ve islam düşünürleri hakkındabasılan eserlerde onların dini ve felsefi düşünceleri tamamen değiştirilerek gösterilmesi acıklı bir vaziyettir. Çünkü onlar o yerdeki Müslüman Türk halkını dinsizleştirmek için geçmişteki düşünürlerimizin güya ateist olduklarını göstermeye hareket etmekteler. Tebliğimde az da olsa bu durumu izahlamaya çalıştım.

(Çağatay Koçar, IX. Türk Tarih Kongresi, Cilt:II 1981, Bazı Sovyet Yazarlarına Göre Ortaçağdaki Türk Düşünürlerinin Dini Düşünceleri, Sayfa: 656)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+4
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.