Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 14 Mart 2017 - 19:00
Son Düzenlenme Tarihi 14 Mart 2017 - 18:51
BALBAL

BALBAL

JEAN PAUL ROUX

Kesin olarak ne anlama geldiği tartışmalı olan bu sözcük, bize iki şey anlatır: birincisi, öldürülen düşmanı ya da onun ruhlarından birini, ikincisi, galip gelenin ölümünden sonra onun mezarı başına dikilen taşı. Bu taş ise, öldürülen düşman ya da onun ruhunu simgelemektedir. Mezarın başına dikilen balbal her zaman şekilsiz, işlenmemiş bir taştır
ve çok daha farklı bir şey olan ölünün heykeliyle asla karıştırılmamalıdır. Türklerde, mezarların başına taş bloklar dikmenin bir gelenek olduğu, gerek Çin raporlarında, gerekse doğrudan yazıtlardaki metinlerde ifade edilmektedir (Kırgızlar ülkelerine "Türk balbalların ülkesi" demektedir). Arkeolojik buluntular da bunu doğrulamaktadır, örneğin Bugut'taki eski kutsal tapınak (270 dolaylarında) ve bilinen bütün kutsal tapınakların en büyüğü olan lehe Chşotu tapınağı (600 dolaylarında). Çinliler, "Cenaze merasiminin ardından mezarın üzerine taşlar konur ve bir yazı tahtası dikilir. Taşların sayısı, ölenin yaşamı boyunca öldürdüğü düşmanlarının sayısı kadardır" derken, bir başka yerde "Eğer
birini öldürdüyse, bir taş dikilir. Öyle adamlar vardır ki, mezarının başına bu taşlardan yüz, hatta bin tanesi dikilmiştir" derler. Kültigin, Bilge Kağan ve Ongin yazıtlarında balbal sözcüğü birden fazla kez geçmekte, ancak başkaca bir
yorum yapılmamaktadır. Biz bu yazıtlardan, balbalların kahraman insanlar olduklarım, (yalnız düşmanların değil)
bir felaket sonucu Türklerin de balbal olabileceklerini ve ayrıca bu yazgıyı paylaşmış bazı kimselerin adlarım öğreniyoruz. Hızlı bir işlemin söz konusu olduğuna işaret eden açık lama dikkat çekmetkedir: "Cesur olanlarını öldürdükten sonra, hemen balbal yapmaya koyuldum." Bu, öldürme eylemi gerçekleştikten hemen sonra taşın işlenmeye başlandığına işaret etmektedir; ne var ki taş ancak ölü gömüldükten sonra dikilirdi. Hem ayrıca Bizanslılardan kalma kesin belgelere göre, üstelik bunlar teyit edilmiştir de, bu sırada mezarın üstünde tutsak düşmanlar idam edilebilirdi. Gerek idam ederken, gerekse balbal dikerken amaçlanan şey, eski düşmanın galip gelene öldükten sonra da hizmet etmeye devam etmesini sağlamaktır. Diğer taraftan ise, bir kimse adam öldürmüş birini ya da onun ailesini öldürmeyi başardığı takti rde, köle olma tehlikesinden kurtulmaktaydı. Bilge Kağan zehirlenmiş bir biçimde ölüm döşeğinde yatarken, düşmanını ve onun tüm aile fertlerini idam ettirmek suretiyle intikam almıştır.

Diğer Türk halklarına ilişkin pek fazla belgeye sahip değiliz, ancak îbn Fadlan tarafından aktarılan belge, balbal dikme
geleneğinin sadece Moğolistan'ın kuzeyi ile sınırlı olmadığını kanıtlamaktadır. Gerçekte kendisi, bir Oğuzun bir kim-
seyi öldürdüğünde, ölünün heykeli olarak nitelendirilen ve mezarın üstüne dikilen bir şeyi yonttuğunu aktarmaktadır.
Ayrıca heykellerin sayısının öldürdüğü düşmanların sayısına eşit olduğunu da belirtmektedir. Taşın yerini tahtanın
alması sonucu, daha önce geniş alanlarda yaygın olarak bulunan balballar günümüze ulaşamamıştır. İranlı şair Ne-
simi, Kıpçak bozkırlarında yere dikili ahşap direklerin sayısının deniz kıyısındaki otlar kadar sık olduğunu belirt-
mektedir. Demek bu arkeolojik kanıtların binlercesi vaktiyle tüm Orta Asya'da dağınık olarak bulunuyordu.

JEAN PAUL ROUX, ESKİ TÜRK MİTOLOJİSİ, BİLGESU YAYINCILIK, 1.BASKI - 2011, s. 45-47

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+19
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.