Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 01 Temmuz 2015 - 11:20
Son Düzenlenme Tarihi 05 Ağustos 2017 - 23:05
BAKSICILIK VE KAZAKİSTAN’DA TÜRK  HALK İNANÇLARI

BAKSICILIK VE KAZAKİSTAN’DA TÜRK HALK İNANÇLARI

Dr. Yaşar KALAFAT

Türk halk inançlarının bilinmesi, Türk estetiğinin felsefesinin, Türk hamasetinin kısaca Türk kimliğinin bilinebilmesi itibariyle özel önem arzetmektedir. Kastedilen Kültürel Türklük olup geniş kapsamda bir kimliğin ifadesidir. Türk halk inançlarının irdelenmesi ise Tengricilik, Kamizm, Baksicilik gibi Türklerin içerisinde doğup gelişmiş inançların irdelenebilmesi ile mümkündür. Bu inanç alemleri, Türklüğün Kültür akrabalıklarının tesbiti itibariyle zaruridir. Her vesile ile tesbitler yapılabilmelidir. Biz, kısa seyahatimizde Kazak Baksiciliği hakkında bilgi edinme imkanı bulduk.

Almatı’nın Tolgar bölgesi geçmişte Baksi Bölgesi idi. Tolgar Dağı, Tolgar Çayı Basilerin etkinlik gösterdikleri dik yamaçlar arasındaki derin bir vadiden meydana gelmiştir. Buranın havası, suyu, bitki örtüsü, Baksilerin yapacakları tedaviye çok uygundu. Baksiler şifalı ilaçlarını bu ortamda yapıyorlardı.

Sovyetler döneminde yetim bir kız ünlü bir Baksi olur. Çevreden yetim kızları toplayıp onlara Baksi eğitimi yaptırmaya başlar. Sovyet rejimi Baksilere

“Siz halk üzerinde etkilisiniz ya bizim politikimazım,rejimin propagandasını yapan yahut sizin faaliyetinize mani oluruz.”

derler. Baksiler

“biz ruhaniyetle uğraşıyoruz. Siz ruhu inkar ediyorsunuz.”

Diyerek telifi reddederler. İhtilafları büyük ve SSCB yönetimi Baksilerin tesislerini yıktırır ve kutsal sulara dinamit koydururlar.

Baksilerin inancına göre Tolgar’dan alınan su insanın kanını temizlemektedir. Eğitime alınan yetim kızlardan birisi, kadın Baksi olur, bu su ve Tolgar’ın şifalı otları ile Baksi inanç tekniğine göre tedavi ederdi. Şifalı sular gözelerden çıkar. Baksiler suyu ne zaman ve nasıl alacaklarını bilirlerdi.

Modern psikoloji eğitimi görmüş Tschiminova Fatıma Sagimbekovna, Baksi tedavi tekniğinin parapsikoloji ile ilgili olduğunu kendisine de Büyükannesinden Baksilik geçtiğini, hastalarına uyguladığını tedavide bu vasfından yararlandığın söylemektedir. T. Fatima Sagimbekovna’ya göre her insanın farklı anatomisi vardır. Baksiler tedavilerien bu gerçeği yansıtmasını bilen kimselerdir. Bunlar Kur’andan yararlanan Müslüman kimselerdir. Baksilerin tesislerini yıkan Sovyetler onların tedavi gereçlerini de yağmaladılr. Tolgarlarda iki farklı çatışma oldu. Bunlardan ilkine Tolgar’ın zengin biryer olması Baksilerin buradan gelir sağlamaları gerekçe olarak gösterildi. İkinci çatışma inançlar arasında oldu. Tolgar’da ve birçok yerde Baksiler İslamiyete sahip çıkarlar, kendilerinin Müslüman olduklarını söylerler ve öyle bilinirlerdi. İslamı temsil ederlerdi. Prestijleri Hristiyan misyonerlerini rahatsız etti. Geçmişteki mücadele sadece ateistlere karşı olmadı, aynı zamanda Hrıstiyanlara da karşı oldu.

Tolgar’d SSCB döneminden evvel de Baksiler hakimdi. Burası “Yedi Su” bölgesi ve ilçesi de Yedisu Reyonudur. Yedisu bölgesi aynı zamanda Almatı’nın eski ismidir.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 49)

Tolgar Çayı ile ilgili bir de efsane var. Oldukça yeniye benziyor. Suyun karşı tarafına sevgilisine ulaşmak isteyen birisi bu köprüyü yapmıştır. Köprünün her basamağında bir niyet dileyebiliyorsunuz. Köprünün 3 basamağı var.

Kazakistan’da aynı zamanda psikolog olan, diplomalı ve muayenehanesi olan resmen hasta kabul eden çok baksi var. Baksi bir anne veya babadan Baksilik yeteneğinin geçmesinde erkek evlatların şansı daha fazladır. Baksilik ailenin bütün evlatlarına değil onların içerisinden birisine geçebilmektedir. Bazen Baksi bir ebeveynin bu gücü, araya bir iki nesil girmiş olmasına rağmen, yeni kuşaklarda tekrar çıkabilir. Baksicilik sadece eğitimi veya sadece genlerle oluşmamakta her ikisi de fonksiyoner olmaktadır. Baksiler arasında erkek Baksi daha etkili iken, Baksi olmada, genlerle geçen Baksilir de, sadece eğitimle alınan Baksilikten daha etkilidir.

Baksilikle İslamiyetin aynı kefeye konulması, Hristiyan misyonerlerin karşısına Baksiliğin ciddi bir mukavemetle çıkabilmesini sağlıyor. Müslüman olmadan evvel de Allah’ın birliğine inandıklarını ifade ediliyorlar. Baksiler kendilerine Müslüman olmadan evvel de Allah’ın birliğine inandıklarını ifade ediliyorlar. Baksiler kendilerini Müslüman olarak tanıtıyorlar. Onlara göre Müslümanlık Baksi inançlarını da içeriyor. Bir Baksi “Hristiyanlık ile Müslümanlık arasında inanç çalışması vardır” derken Baksilikle Hristiyanlık arasındaki inanç ihtilafını kastediyor.

Hıristiyan misyonerleri, Togar’daki Baksi telkini ile tedavi yapılan çalıların bulunduğu yerlere, kendi haçlarını dikmişlerdir. Bu tahtadan yapılmış haçın uzun olan gövde kesiminde yanlamasına eğik vaziyette ikinci bir tahta çıta vardır. Tolgar Dağındaki Kutlu Baksi Adak Ağacı’na halk çeşitli niyetler için şerit bez parçaları bağlarken, hıristiyan misyonerleri de ağacın hemen yanına haçlarını dikerek açıktan rekabet başlatmışlardır. Bu rekabet 100 yıldır devam etmektedir. Burada etkinlik gösterenler Hristiyan Provoslov mezhebindendirler. Provoslov inançlı Hristiyanlara göre Tolgar eski bir Hristiyanlık merkezi ve Tolgar dağı da Hristiyanların kutsal dağı idi.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 50)

Baksi inancının dua uygulamasına göre, duayı yöneten Baksi’nin komutu üzerine duaya katılanlar halka oluştururlar. Ellerin her ikisi de boş olmalıdır. Gözler kapatılmalı, kollar parmaklar açık vaziyette baştan yukarı doğru kaldırılmalıdır. Herhangi bir kötülük düşünmemelidir. Zihin tamamen boşaltılmalıdır. Bu esnada katılanlar başlarının üzerinde beyaz bir bulut görürler. Ellerinin iynelendiğini hissederler. Daha sonra Baksinin talebi üzerine katılanlar birbirinin ellerini tutarlar. Sonra rahatladıklarını hissederler ve sonra ellerini tuttukları insanlar için niyet tutarlar.

  1. Fatima Sagimbekovna, insanların çizgi ve hayal güçlerinden hareketle onların karekterlerini, kuşkularını, ruhı sorunlarını hatta bedenı rahatsızlıklarını söyleyebilmektedir. Bunun için katılımcılardan hayalı bir hayvan resmi çizmelerini istemekte, gerçekte olmayan bu hayvan resminden hareketle o şahsı tanıtmaktadır.

  2. Fatima Sagimbekovna, çizeceğimiz resimlerden hareketle bize, bizi tanıtacağını açıkladığı toplantıda bir salonda hepimizi bir masa etrafında topladı ve “Hayalinizde gerçekte olmayan bir hayvanı canlandırın ve onun resmini çizin” dedi, resimler çizildi. Resim sahipleri isimlerimizi resimlerimizin köşesine yazdık. Kağıtlarımız toplanıldı ve masanın üzerinde sırayla dizildiler. T. F. Sagimbekovna kağıtlara bakarak şu açıklamaları yaptı.

“Nur: çok şey yapabilir. Mezotik enterasan bir yapısı var. Kişiliği çok zengindir. Yakın gelecekte istediklerini elde edebilecek ciddi bir insandır. Olayları ciddiye alır. Enformasyonu hemen kullanmak başarı olur”.

“Hüseyin, özel hayatında durgunluk olmuş geçmişe dönmek istiyor. Sessiz kalmayı yeğler önemli sorunları analiz eder. Geçmişe dönme konusunda ciddi bir karar olmalıdır. Belki de geleceğe yönelmelidir. Böbreklerinde taş var.

“Müjgan: insanları kolay tanır. Bilgilidir. Kendi üzerinde çok çalışmış. İstediği noktaya gelebilir. O’nu çevresi doğru anlamış. O herşeyi kendisine saklamayı başarmış. Ayağını çok zorlamasın.

“Alaettin: Cemiyet insanıdır. İletişimi kolaydır. Hoş görülü heyecanlı bir tiptir. Kendini sigortalamayı bilir. Çok fikirleşir, Problem çözme yeteneği vardır. Burada oturur aklı başka yerdedir. Entelektüel potansiyeli vardır. Heyecanlanmamalı.

“Reşat: Yaratıcı, esnek,nazik bir karekteri vardır. Maksadı anlamayı bilir. Yaptıklarını önemsemez, ancak yaptıkları gelecekte hatırlanacak. Kendisine kaplıca suları gerekli sanıyor. Bir yol var kapanıyor. Zamanla o yol açılacak.

“Nurten: Çocukken bir heyecan geçirmiş bunu zaman zaman hissediyor. Yumuşak bir karekteri var. Enformasyonu geniş. Sevgisini sonuna kadar gösterir”.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 50)

“Yaşar: Çok şeyler söyleyen ve anlaşılan bir insan el kabiliyeti yazı yeteneği var. Eli ile dokunsa onu daha iyi anlar Etki altında bırakır. Yaratıcı yeteneği var. Her fırsatta yazar. Ağır ve doğru karar verir. Kendini çok önemsemez çevresi ona daha çok değer verir. Başına ilkin sıcak su sonra soğuk su dökmelidir. Biraz dinlenmesi yararına olur. Yorulunca yüzünü yıkasın başını sıvasın”.

Kazakistan’daki Türk Halk İnançları

Kazakistan’da kaldığımız kısa, süre zarfında halk inançları derlemeye çalıştık. Bu münasebetle zahmet edip bize kadar gelen Sinderhan Muradava (78 yaşında Narinkov doğumlu okula gitmemiş) Ana’ya ve bizi kızının evinde köyünden gelerek kabul eden Ahıska Türklerinden Ali Paşa Veyseloğlu’na teşekkürler ediyoruz.

Sinderhan Muradava’nın verdiği bilgiye göre, Kazakistan’da halk çocuk edinme konusunda “Verirse Allah Verir” inancı vardır. Çocuğu olmayan Anne adayını yakınları Baksi’ye götürürler. Baksi bebek isteyen anne adayına okur ve üfler. “Tututu” yapar efsunlar. Baksi geline “demsaladı” efsunlardı Baksiler gezen dolaşan kimselerdir. Kutsal yerlerde dolaşır, kutsal mezarlarda sabahlarlar. Bunlar geline “tomar” yazarlar. Daha ziyade “boy tomarı” yazarlar. Yazılan tomarlar deriye sarılırlar. Gelin tomarı almadan, takınmadan evvel yıkanıp temizlenmesi gerekir.

Düşük yapan anne adayının düşük yapmasının önlenilmesi için, devenin yününden yapılmış iplik ile düşme sancısının başladığı anda kadının eteğinin ön kısmını dikerler. Bu işlem üç gün üst üste yapılır. Bu uygulamayı Baksi yapabildiği gibi gün görmüş yaşlı hatunlar Kelam-ı Kadim okuyarak da yapabilirler.

Hamile hanıma Kazaklar Juktu (Yüklü) derler. Aşeren kadına Jerik (Yerik) denir. Ekşi gıda maddelerine yerikleyen kadının daha ziyade kız çocuğu olacağına inanılır. Oğlan doğuracak anne adayının canının tatlı gıdalara erikleyeceğine inanılır. Ekşi gıdaları çok arzılayan kadınların doğuracağı kızların çok haşın-hırçın olacağı inancı vardır. Aşeren annenin isteği karşılanmaz ise bebeğinin sol veya sağ yanağında bir çukur oluşur. Buna Tıriği (Kan bağan) denir.

Kazak Türklerinde eskiden erkek evlat istenirdi “Erkek çocuk aileyi idame ettirir, ailenin çatısıdır” denilirdi. Şimdi kız çocuk istenmektedir. Kızlar aileye daha bağlı olmakta ve “kız evlat berekettir” denilmektedir.

Kazak Türklerinde doğacak çocuk ile ilgili bazı inançlar vardır. “Bala ana karnında ilk depresende ana kimi görürse bala ana benzer” diye inanılır. Hamile hanım bu döneminde, huysuz hastalıklı ve sarhoş kimselere kesinlikle bakmamalıdır. Doğacak çocuğun kız veya erkek oluşunu Alla (Allah) tayin eder.

Kazak Türklerinde doğan çocuğun göbeyi temiz bir bıçakla kesilir sonra bu bıçak yıkanır ve toprağa gömülür. Gömülme yeri olan Onbaşağa’nın altı seçilir (evin sağ eşiğinin altı) sonra eşik yıkanır. Kesilen parçanın bıcağa gelen kısmı aşağıya doğru diğer ucu yukarıya gelecek tarzda gömülür. Bu esnada anne kesilen yere bakmamalıdır. Bakması halinde başka çocuğunun olmayacağına inanılır. Kesilen yer 7 gün sonra kurur düşür. Bu düşen parça atın çal (Yele) ına takılır. Böylece çocuğun aygır gibi cesur ve atik olacağına inanılır. Çocuk erkek değil de kız ise, bu kuruyup düşen parça biye (Kısrak) nin yelesine takılır. Bu suretle kızın sakin ve uysal olacağına inanılır.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 51)

Kazaklarda konuşurlarken aniden birisi hapşırsa diğerleri dürüst ayıttınız (doğru söylediniz çok yaşayın) derler.

Çocuk dünyaya gelince müjdeyi doğumu ilk gören çocuklar verir. Çocuklar müjde isterler. Süyünsö (müjde) olarak at verilir yok ise para verilir.

Kazak Türkleri halk inançlarına göre anne ve bebeği doğumdan sonra 40 gün dolmadan güneş görmemeli, eşiğin dışına çıkarılmamalıdır.

Bebek dünyaya gelmeden bebeğin giysi türünden hazırlığını Kazak Türklerinde erkek tarafı yaparken Uygur Türklerined bu hazırlığı kız tarafı yapar. Kazaklarda doğumdan sonra “görümlük” yapılır. Bu münasebetle koyun soyulur. Düğün toyu gibi doğum toyu yapılır. Kelam-ı Kadim okunur hamd edilir, hayır dua edilir. Bu toya “Şıldehana” denir. Çocuğun ismini imam koyar ve bu esnada kulağına ezan okunur. Ziyarete gelenler “görümlük” diye bilinen bir hediye getirirler. Gelenler ilkin hediyelerini vermelidir. Bebek ve anne daha sonra ziyaretçilere gösterilir. Bebeğin nazardan korunması için yüzü kapalı (örtülü) tutulur ve şapkasına baykuş tüyü takılır.

Kazakistan’da anneyi ve çocuğunu karaiyelerden, Şaytan (Şeytan) dan korumak için Adrasban otu evin muhtelif yerlerine, damına köşe bucağına konur; yakılır, tususu tutulur. Bir şeye uğrayan ana ve balası mollaya götürülüp okutulur.

Bala Kırkından çıkınca balaya kına yakılır. Bu uygulama banyosunun suyuna kına katılarak yapılır. Bununla amaç sosumak (diksinme yi önlemektir. Böylece çocuğun görünmeyenlerin korkutmalarına karşı korunacağına inanılır.

Kazakistan’da uyuyamayan çocuklar için kur’an sözü ile (ayet) suf-suf (üflemek) yapılır. Tumor bağlanır. Ayağına basamayan yürümesi geciken bebekler için tutsav kesilir. Bebeğin ayakları siyah beyaç alaca bir iplikle bağlanılır. Bu ipi hayvanın kalın bağırsağına üç defa sürülmesi gerekir. Bu ipi büyük yaşlılar bıçakla keserler. Bu bıçağa ot sürülür. Daha sonra mal kesilir ziyafet verilir, hayır işlenir.

Kazak Türklerinde sünnetin 3-5 ve 7 yaşlarında yapılmasına özen gösterilir. Sünneti molla yapar. Sünnette yemek verilir. Ancak kirvelik müessesi yoktur. Sünnet merasiminde, sünnet yapılmadan evvel çok bir ata bindirilir ve ilgili köylere dolaşarak daveti çok yapar.

Kazakistan’da geçmişte kızlar 18-20 yaşlarında evlenirlerken şimdi evlenme yaşı genel olarak 25’dir. Erkekler ise 20-25 yaşlarında evlenirler. Bu yaşlarda evlenmeyen kızlara karı kız (yaşlı kız) denir. Yaşlı kız (oturgan kız) saygı toplardı. O’nun ileride iyi bir evlilik yapacağı umulurdu. “Oturgan kız iyi evlilik yapar” diye bir inanış vardır. O, kısmetinin açılması sabrını gösteren kızdır. Büyükler onun için “Allah bahtını açsın imanlı adama varsın” diye dua ederlerdi. “Şimdi evlilikte ölçüler değişti. Şümdi damat adayının zengin olması, arabasının olması aranılıyor. Biz büyükler için önemli olan gençlerin aralarında anlaşmalarıdır”.

Kazak Türklerinde gençlerin evlenme istekleri geçmişte onların jenge (yenge) lerine, yengelerin de anne ve babaya durumu açmaları şeklinde olurdu. Daha sonra büyüklerin adayı araştırmaları dönemi başlardı. Bu tarz bir evlilikte yuva kuvvetli olurdu. Şimdi gençler kendi başlarına hareket ettikleri için ayrılmaların sebebi burada aranılmaktadır.

Kazak Türklerinde gelin veya damat adayında terbiyelilik, imanlılık, büyüklerine saygılı olmak aranılmaktadır. Serbest kızlara “Ruslaşmış” kız denilmektedir. Bu tür kızlar köklü Kazak ailelerde gelin olarak tercih edilmezler. Bu aileler Rus aileye kızlarını gelin olarak vermezler. Damadın Müslüman olması şartı aranır. Müslüman kızın ailesi ve kendisi de saygın olmalı. Eskiden Kazak anne oğlunu yanına alır çevredeki evleri dolaşır, gelin adayını bizzat görür, adaydan içmek için su ister onu kontrol eder, incelerdi. Evlilik yöntemi olarak eskiden “Kız Kaçırma” yok iken şimdi uygulanmaktadır. Başlık parası alınır, çeyiz hazırlanır. Evlilikte Kazaklar yakın akraba evliliği yapmazlar; 7 ata sayarak evlenirler. Amca ve dayı çocukları kardeş sayılırlar onlarla evlenilmez.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 52)

Kazak Türklerinde it uluması kötü haber emaresi olarak bilinir. Bir köpek kurt gibi ulur ise, muhtemel kötü haberden korunmak için “Huday Kut Kara Gör” Allahım bizi koru denilir.

Kazak Türklerinde sınsa (Ayna) kırılacak olsa o gün alide kavga çıkacağına inanılır. Böyle hallerde kırılan ayna parçası ev sahibinin başı etrafında 3 defa dolaştırılıp atılır. Bu uygulama aynanın dışında kırılan şeyler için de yapılır.

Ülgen (Yıldız) akarak aşağıya inse, Yamanlıgu (kötülüğe) işaret eder. Böyle hallerde “Yamanlık olmasın yahşılık (iyilik) olsun**”** diye temennide bulunur, dua edilir.

Ölüm habercisi olduğuna yorumlanan rüyalar vardır. Sinderhan Muradava bir gün rüyasında (cüsünde) iki burkutun yanyana otururlarken yılanın gelip burkutlardan birisini koltuğunun altından soktuğunu görmüş, ertesi gün Sinderhan’ın eri (eşi, beyi) ölmüştür. Öleceğini anlayan kimse uzaklardaki yakınlarının da gelmesini onları da görmeyi ister ve onlar geldikten sonra ölür, şeklinde bir inanç vardır.

Taziyeye gidenler “töbe töbe töbe, Allah başka yamanlık verme” derler. Cuma günleri ekmek pişirilir, sofra açılır selpek yapılır ve ikram edilir. Ölüm olayını çevreye diğer yakınları duyururlar. Ölümün olduğu gün ölü evindeki bütün yemek ve kımızlar dökülürler, dışarıya atılırlar. Çadırda hiçbir yiyecek kalmaz bunlara “kan dolmuştur” inancı vardır. Ölüm evine ölenin yakın akrabaları at veya yiyecek getirirler. Başsağlığı dilenirken “İmanlı olsun, sonu hayırlı olsun, toprağı torga (hafif, yumuşak) olsun, balalarına huda yahşılık versin” denilir.

Kazak Türklerinde ölümün 3 günlüğü, 7 günlüğü ve yıllığı yapılır. Yakınları 4 gün yas tutarlar 1 yıl sonra yaşdan çıkılır. İnanca göre ölünün ervahı (ruhu) 40 gün gitmez. Bunun için 40 gün Cırag (mum) yakılır ve öldüğü yere konulur. Cuma günleri helva ve şelpek yapılır. Ölünün ruhu için Kelam-ı Kadim okutulur. Ölünün giyeycekleri muhtaç durumdaki yakınlarına verilir. Kız balanın 8 yaşına kadar, oğlan balanın da 12 yaşına kadar günahsız olduğuna inanılar.

Sinderhan Muradova ve Ali Paşa Veyseloğlu ile temasımızı Alaettin Korkmaz bey sağladılar. Koşuşturma dolu 5 günde bu imkanı başka türlü elde edemezdik. Sinderhan Muradava ile birlikte Maygül Kazdurgonava hanımefendiyi de tanıma fırsatı bulduk. Ses sanatçısı olan Kazdurganova bize “Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur” parçasını lütfedip okudular; hakikaten çok nefis bir sesleri var. Almata’lı bir sanatçımız 1992’de Ankara’da bulunmuş, Sayın Cumhurbaşkanımızla tanışmış ve kendisine bir plaket verilmiş. Çok samimi bir hanımefendi idi. Bizi Sinderhan’ın neve (torun) si tanıştırdı. O’na da teşekkür ediyorum.

Ali Paşa Veyseloğlu’na bizi damadı Tıp Doçent’i Tevfik Hasımoğlu (Kurdiyev) götürdü. Bizi evinde kabul edip bize çok jestler yaptı. Ali Paşa Veyseloğlu Ahıska Türk Kültürünün Kazakistan’da yaşayan efsanesi durumundadır. O’nunla da halk inançları konusunda söyleştik.

Ahıska Türklerinde erkek evlat daha makbuldur. Miras itibariyle bu önem artar. Yaygın bir söze göre, “Oğlu Varın Özü Vardır Kızı Varın İzi Vardır”. Oğlan çocuğunun vatanı düşmana karşı koruduğuna inanılır. “Allah vergisi olarak hesap edilir”. Kız çocuğu için de “Kızlar evin zihnetidir” denilir.

Ahıska Türklerinde aile içi sorumluluk itibariyle anneye ve babaya bakmak ailenin küçük oğlunun görevidir. Ölen ağabeyinin dul eşini almak iyi karşılanmaz. Böyle evlilik yapan erkekler aşağılanır. Emmioğlu ve dayı kızı gibi akrabalarla evlilik yapılabilir. Yedi göbek sayarak evlilik yapma şartı yoktur. Yakın akraba evliliği “vicdana bağlıdır, vicdana kalmıştır” denir. Çok yakın akraba ile evlilik ayıp sayılır.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 53)

Doğacak çocuk için “süte çeker” denir. Helal süt emmiş çocuğun iyi ve hayırlı insan olacağına inanılır. “say Çekmiş” tabiri ile babaya çekmişlik anlaşılır. Çocuklar Süte ve Soya çekerler. Soy-Sop helal süt emmişlik güzellikten önce gelir. Oğullarına gelin adayını aileleri seçerler sonra gençlerin kanaati alınır. Çoğunlukla gençler büyüklerin sözünden çıkmazlar. Ailenin korunmasının önemine inanırlar. Ahıska Türklerinde ailenin reisi babadır.

Ahıska Türklerinde göbeği kesilen bebeğin göbek parçası, o ailenin temelinin altına gömülür. Yeni doğmuş çocuğun müjdesini buluğa ermemiş kız ve erkek çocuk verirler. Ailede çocuğa ismini dedesi veya ninesi verir. Ezan sağ kulağına ismi verilirken değil, dünyaya geldiği zaman verilir.

Ahıska Türklerinde doğumdan sonra gelinin Kırkı doluncaya kadar erkek ve kadının aynı yatakta yatmaları doğru bulunmaz. Bu süre zarfında taraflar yakın durmamalıdır. Doğum yapmış kadını Al basmasın diye eşikte bir mum veya ateş yakılır. Bu ateşin şeytan ve cin türünden varlıkların gelinin odasına eşikten geçerek girmesine mani olacağına inanılır.

Kazakistan Ahıska Türklerindekına sadece geline ve gelinin yengelerine yakılır. Nazardan korunmak için “Nazar Duası” yazdırılır. Bu dua çocuğun boynuna asılır. “Nazar Taşı” ise çocuğun göğsüne veya omuzuna dikilir.

Çocuk evden çıkınca, ilk okula başlarken, sabahları annesi onun ardından üç ayetel kürsü okur. Çocuğunu kapının eşiğine kadar uğurlar.

Ahıska Türklerinde sünnet toyu mümasili bir uygulama yapılır. Sünnet yapılması için yaşın belirli bir sayıya tekabülü aranılmaz. Ancak Yahudilere benzemesin diye 3. Yaşında sünnet ettirmekten kaçınılır. Sünnetin imkan nisbetinde erken yapılmasına çalışılır. “Kurdardı” denilir. Ayrıca “Hayır Sünneti” yapılır. Zengin kimse fakir fukaranın çocuğunu Sünnet ettirerek Allah’ın rızasını kazanmaya çalışır. Sünnetlerde mevlüt okutulur.

Ahıska Türklerinde evlilik yaşı kızlar için 18 ve oğlanlar için ise 18 yaşdan yukarıdır. Evlenecek çiftlerden erkeğin yaşı kızın yaşından büyük olmalıdır. Evlendirilecek kıza damat adayı için kanaati sorulur. Sorma işini kızın annesi veya kızın arkadaşı üstlenir. Kızların kısmetlerinin açılması için Allah rızasına hayır hasanat verilir. Erkek çocuk evlenmek istiyor ise, arzusunu ablasına söyler, o, annesine; annesi de oğlanın arzusunu babaya iletir. Damatta aranılacak vasıflar arasında nesli, soyu sopunun temiz olması vardır. Onun atasına, babasına bakılır. Ahlaklı ve kişilikli olması aranılır. Ahıska Türkleri Rus damada kesinlikle kız vermezler. Kazak Türklerine de pek vermek istemezler. Ahıska Türkleri karşılıklı kız kardeşleri ile evlenirler. Erdel usulu vardır.

Ahıska Türklerinde it uluması, kaza bela habercisi olarak kabul edilir. Keza horozlar ilk akşamdan ötünce uğursuzluk olarak kabul edilir. Vakitsiz öten horozun başı kesilir. Ölümlerin üstü örtülüdür. “Ölümü bir Allahu taali bilir her bir nefes sayılıdır. Nefes bitene kadar hayata kimse müdahale edemez canı kimse alamaz” inancı vardır. “Ecel yaklaşınca ölecek kişi de akıl durulur ölecek kimse mahzunlaşır bu tür kimselere yıldızı düşmüş denilir. Her insanın bir yıldızının olduğuna, yıldızı düşen kimsenin öleceğine inanılır."

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 54)

Ahıska Türklerinde “rüyaların gerçek yorumunu evliya ve embiyeler bilirler” diye inanış vardır. Hanımların rüya yorumları herşey olup bittikten sonra ben onun rüyasını görmüştüm şeklindedir. Ölen birisi için yakınları teselli edilirken daha evvel ölmüş sevilen bir kimseden hareketle “Evladım yanına aldı” denir. Ayrıca “Allah sevdiği kulunu yanına alır” deyi teselli edilir. Ölüm haberi için “Kara haber” denir. Kimse, kendisi tarafından söylenmesini istemez “neden benden duymuş olsun ki” denir.

Ahıska Türklerinde ölünün ardından yapılan ve muayyen günlere tekabül eden uygulamalara “Anmalar” denilir. Bunlardar 7’sinin yapılmasından özenle kaçınılır. “Ölünün yedisini Hristiyanlar yapar” denilir. Ölünün döşeği ve elbiseleri yakılır veya 1-2 gün içerisinde fakirlere verilir. (Kıram’da Tatar Türkleri özellikle ölünün 9 unu yapmaktan, bugünün Rusların anma günü olduğu için kaçındıklarına şahit olmuştuk. Ahıska Türkleri ise ölünün 7 inci günü anma uygulamalarından bugünün Hristiyanlara ait olduklarından bahisle kaçınmaktadırlar. Anadolu da 7 ve 9 un yapıldığı yerler vardır).

Ahıska Türklerinde yas 3,7 ve 40 gün sürer. Çok yas tutmak İslama aykırıdır. Yasda ısrarlı davranmak Allahu Taalaaya isyan sayılır. Ölümde ağlanılır ancak, beyit yakmak üstünü başını yırtmak yoktur. Ölünün adına onun namazlarını geriye kalanlar kılamazlar. Ölünün adına kurbanı kesilir. Bu kurbanın etinin %100 fakire verilir. Ölü adına hacca gidilmez. Bir diri bir diri için hacca gidebilir ancak vekalet alacak kimsenin hacı olması gerekir.

Kazakistan’ın Ahıska Türklerinde, can başka ceset başkadır can Allah katındadır. Cna her Cuma günü gelir evini dolaşır ev halkının durumlarına bakar. Ölünün ardından 40 gün Yasin okunur. Sonra 40 duası verilir. Büyük hayır hasanat 52. gününde verilir. Buluğa ermemiş çocukların cennetlik olduklarına inanılır. Bunların cennetin kapısında annelerini babalarını beklediklerine inanılır.

Ahıska Türkleri ile ilgili yaptığımız Türk Dünyasının muhtelif yerlerinden derlemeleri evvelce yayımlamıştık. Bu defa Kazakistan’dan da bir arada vermek istedik. Ahıska veya Kazak Türkleri halk inançlarını bu derece dar bir alana sığdırmak elbette mümkün değildir. Büzüm yapmak istediğimiz, her defasında da açıkladığımız gibi sadece halk inanç tesbiti değil, sosyal yapının inanca dayalı hususlarına dair enstantaneler, kareler yakalamaya çalışmaktır.

Kurmangazinin 75. yılından verilen iki bölümde 25 ayrı eser sergilendi. Kapanış Baycan’ın “Türkistan Oritaryası” ile yapıldı. Kurmangazi’nin ruhuna dua edildiğinde bütün salon toplu halde amin niyetine “Hurra” dediler. Sahnede 20 dombra solda 20 topuz sağda çalanıyordu. Arka fonda orkestranın diğer elemanları vardı. Orkestra elemanlarından 1 bayan 1 bay şeklinde millı kıyafetle düzenlenmişti. Açılış konuşmasında da dua edilmiş ve topluca amin denilmişti. Kompozitörler de millı kıyafetli idiler.

Almatı’daki son günümüzde Tolgar’da bir piknik yaptık. Ziyafeti Alma Hatun ve iki oğlu verdiler. Anne ve oğulları ev sahibi olarak kusursuzdular. Almagül Krovboyeva ve oğulları bize dombra çaldılar. İlyas Aytınbekar masa beyliği yaptılar. Cumaali Gökbörü, Kazakistan Tv.sine Türk büyükleri serisini yapmıştı. Bize Türk İstiklal Marşını Kazakça okudu. Tarih Fakültesi Dekanımız Kemal Kartivar yaptığı konuşmada; “Çin Devlet Başkanı Çin Meclisinde bir konuşma yaparken Çince olduğu söylenilen 6 dile çevriliyor. Ancak bu taktirde anlaşılabiliyor. Biz Türkler aramızda konuşunca anlaşıyoruz ancak yazınca anlaşamıyoruz. Bu bize Rusların hediyesi, dipyerek alfabe birliğinin önemini vurguladılar.Kazakistan’da bulunduğumuz her an Prof. Turan Yazgan ve onun vakıf hizmetlerinin övgüsünü dönledim.

Bahuhan Derinbat hoca, bize yaptıkalrı 3 Mayıs Türkçülük kısaca anlattı. Programın tamamı “Mete Han’dan Mustafa Çokay’a Türk Büyükleri” idi.... Türkistan geçmişte Türk Dünyasının merkezi idi gelecekte de öyle olmalı. Atalarımız Türkistan’dan çıkıp dünyaya yürümüşlerdi. Gelecekte de öyle olacak, dediler. Böylece ziyafetin kaymaklı pastasını da yemiştik.

Halk inançları ve Gök Tanrı İnancı konusunda aynı metodu izlememize rağmen Şakir ibrayev’in eserlerinden temin edemedik. Muhtar Avezof ve Dünya edebiyatı Uluslar arası İlmı Teorik Konferansına (28-30 Eylül 1998) davet almamıza rağmen Almaatı’dan ayrıldığımız için doğal olarak katılamadık.

(Dr. Yaşar Kalafat, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Ocak 2000, Baksilik ve Kazakistan’da Türk Halk İnançları, Cilt. XXXVIII, Sayı. 441, Sayfa. 55)

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+22
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.