Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 08 Ağustos 2017 - 19:30
Son Düzenlenme Tarihi 08 Ağustos 2017 - 19:30
AVRUPA HUNLARI

AVRUPA HUNLARI

Rukiye ÖZTÜRK

  1. yüzyılın sonunda Avrupa’nın ufkunda görünen Hunlar, İç Asya’dan batıya gelen Türk soylu kavimlerdendi. Hunlar 370 – 375’de İdil nehrini geçip batıya Karadeniz’in kuzeyi istikametinde harekete başlamıştı. Bununla, tarihte “Kavimler Büyük Göçleri” adı ile bilinen muazzam hareketler başlamış oluyordu; bunun neticesinde de Kafkaslar’ın ve Karadeniz’in kuzeyinden başlayarak, hemen hemen bütün Batı Avrupa’daki kavimler yer değiştirmişler ve “Batı Roma İmparatorluğu”nun çökmesini hazırlayan darbeler birbirini takip etmiştir. M.S. 433 tarihinden sonra da Avrupa Hunları’nın başında Attila bulunacaktır. Attila’nın Hun imparatorluğu, batıda Ren nehrine, doğuda Kafkaslar’a kadar uzandığından, Karadeniz’in kuzeyindeki sahada bu Türk-Hun İmparatorluğunun bir parçasını teşkil etmiştir. Hunlar Alanları yendikten sonra Grek ve Roma tarihçileri Hunlara ilgi göstermeye başlamış ve bu ilgi Attila’nın iktidara gelmesiyle doruğuna erişmiştir. Bu olaydan sonra Bizans ve Roma tarihçileri Hunlarla yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Yunanca kaynaklarda, Hunların adının standart yazılışı Ounnoi’dur. Latince metinlerde çoğu kez önüne bir h harfi eklenmekte, dolayısıyla Huni,Hunni,Khuni yazılmaktadır ama yer yer Unni, hatta Ugni yazılışına da rastlanmaktadır.

Hunların kökeniyle ilgili Ammianus “Hunlar donmuş okyanusun ötesindeki Maiotia bataklıklarında yaşardı.” demektedir. Strabon Hunların Grek-Baktria krallığının doğusunda olduklarını söylerken, tarihçi Plinius adı
geçen krallığın Hunlar tarafından yıkıldığını kaydeder. Roma dünyasıyla temaslarından önce, Hunların
Azak’ın doğusunda, Güney Rusya bozkırlarında, hatta daha da doğudaki İskitya ülkelerinde yaşadıkları
önermesine karşı çıkılamaz. Hun hücumuna ilk uğrayanlar, Don boyunda göçebelik eden ve yaşam biçimleri bir çok bakımdan Hunlara benzeyen Alanlardı. Daha sonra Hunlar Don ırmağı ile Dniester arasında uzanan sahada yerleşmiş bulunan Ostrogot hakimiyetine son verdiler. 363-373 yıllarında Kafkasya üzerinden Ermenistan’a hücum ederek, Doğu Roma İmparatorluğunun Mezopotamya eyaletine akınlar yapan Hunlar; Urfa’ya kadar ilerlediler. Hunlar Doğu Anadolu’ya yaptıkları akınlardan sonra yeniden Kuzey Kafkaslar’a ve aşağı İdil boyuna dönmüşlerdir. Ostrogotlar
kesin olarak Hun hakimiyetine alındıktan sonra taarruzlarını İtil’den Kuban tarafına kadar genişleten Hunlar, Dnieper sahillerinde beklemekte olan Vizigotlara karşı ansızın saldırıya geçtiler. Vizigot kralı Atanarikh kendisine
bağlı kütlelerle batıya doğru kaçtı. (375) Bu harekatn neticesi olarak Hunlar’ın önünden büyük bir korku ile kaçan çeşitli kavimler, birbirlerini yaşadıkları coğrafi sahalardan çıkararak, Roma imparatorluğunun kuzey eyaletlerini alt
üst ettiler. Böylece Galya, İspanya, Kuzey Afrika’ya kadar tesir eden ve Avrupa’nın etnik çehresini değiştiren kavimler göçü başlamış oldu. 378 başlarında Tuna’yı geçerek Trakya’ya doğru ilerleyen Hunlar Bizans’ı
zayıflatmak için bölgede baştan başa yağma hareketinde bulundular. Hunlar önünden kaçarak Tuna sahilinde toplanan ve Doğu Roma topraklarına yerleştirilen Vizigotlar, ortaya çıkan çeşitli huzursuzluklar nedeniyle isyana mecbur kaldılar. Bizans ordusuyla harbe başlayarak onları mağlup ettiler. Bu muharebeye Hun akıncıları yardımcı kuvvet olarak katılmışlar ve Bizans ordusunun perişan edilmesinde büyük bir rol oynamışlardır. 380 yıllarında Pannonia bölgesinde görülen Hunlar, akınlarına devam ederek Dalmaçya’ya kadar ilerlediler. Bu dönemde Hunların lideri Balamir idi.

Hunlar Roma İmparatoru Thedosias I’in ölüm yılı olan 395’te yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki cepheli idi: Hunlardan bir kısmı Balkanlardan Trakya’ya ilerlerken, daha büyük sayıda diğer bir kısım Kafkaslar üzerinden
Anadolu’ya yöneltilmişti. Bu cephede Hunlar Suriye’ye kadar ilerlediler.

Gerçekleştirilen bu akınlar, planlı olmuştur. Bu durum Roma İmparatorluğu kadar Sasaniler’i de telaşlandırmış ve korkuya sevk etmiştir. 400 yıllarına doğru toprakları güneyde Tuna’ya, kuzeyde Transilvanya’nın yüksek kesimlerine, batıda ise Sarmatlar’ın arazisine kadar uzanmış olan batı kanadı, Başbuğ “Uldız” idaresinde batıya doğru Hun
baskısını daha çok arttırdı.

Uldız Attila’nın Roma seferine kadar takip edilecek Hun dış politikasının esaslarını belirlemiştir. Buna göre doğu Roma devamlı baskı altında tutulacak, Batı roma ile ise iyi münasebetler devam ettirilecekti. Çünkü Bizans’ın Hun nüfuzuna alınması ilk hedefi teşkil ediyor, buna karşılık Batı roma topraklarına tecavüz ederek huzursuzluk çıkaran barbar kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanı oldukları için Batı Roma ile müşterek hareket gerekiyordu. Uldız’ın Tuna Nehri civarında görünmesi ile ikinci kavimler göçü başlamış oluyordu. Bu sıralarda Karpat dağları havzasında büyük bir korku başladı. Hunlar çembere aldıkları bu sahada gün geçtikçe ilerliyorlardı. Hunlar Tuna ve Tisa havzasının fethine bugünkü Romanya arazisinden başlamışlardı. Uldız aşağı Tuna bölgesine girince orada yaşayan Sarmatların binlercesi Bizans arazisine girdi. Hunlar, küçük Karpatlar bölgesinin fethine uşakları Ostrogotları gönderdiler ve bu olay orada da bir dehşet havası yarattı. Zira Ostrogotların ardından her cephede Hun atlıları
ilerliyordu. Bunun neticesinde dünyanın o zamana kadar görmediği bir panik yaşandı. Batı Roma İmparatorluğu o zamana kadar rastlamadığı bir insan seli ile karşılaştı. Buradan kaçan kavimlerin bir kısmı kuzey Afrika’ya kadar
ilerlediler. (401-402) Uldız 405 yılında Tuna’yı geçerek Trakya’ya akın yaptı ve Bizans üzerindeki Hun baskısının devam ettiğini gösterdi. 409’da tekrarladığı bu seferle, Bizans ile olan münasebetler iyice bozularak yanına gelen Bizans elçilerini, güneşin battığı yere kadar her tarafı feth etmekle tehdit etti. Bizans imparatoru II. Theodosius (408-450) ise, artan Hun tehlikesi karşısında başkenti müdafaa için büyük bir gayretle 413 yılında tamamlanan surları inşa
ettirdi.

422 yılı Avrupa Hunları tarihinde yeni bir devrin başlangıcı gibidir. Bu senede Hun hükümdar ailesine mensub dört kardeşten (Rua, Muncuk, Aybars, Oktar) biri olan Rua, imparatorluk makamını işgal ediyordu. Rua Hunlara tabi kavimleri ve ordusunu gizli faaliyetler ile isyana teşvik eden ve mültecileri geri vermeyen Bizans’a karşı 422 yılında Balkan seferine çıktı. Bir varlık gösteremeyen Bizans’ı yıllık 350 libre altın vergi vermeye mecbur ederek bir çok ganimetle geri döndü. II. Theodosius’un Roma’ya hakim olmak gayesiyle İtalya’ya ordu ve donanma sevk etmesi üzerine gençlik yıllarında Hunların yanında rehin olarak bulunan ve onları çok iyi tanıyan meşhur Aetius yardım istemek için Rua’ya geldi. Rua 60 bin kişilik bir ordu ile İtalya’ya girdi. Hunlar bu yardımın karşılığında Pannonia’nın bir kısmını devralmışlardır. Bu sıralarda orta Tuna boyu ve Tizsa havzası tamamiyle Hunların hakimiyeti altına girmiş bulunuyordu; buraları artık Hunların kuvvet merkezleri olmuştu. Bu suretle 5. yüzyılın ortalarına doğru, Orta Avrupa’dan başlayarak, Doğu Avrupa istikametinde büyük bir Hun konfederasyonu teşekkül etmiş bulunuyordu.

434 yılında Rua ölünce,Attila kardeşi Bleda ile tahta çıktı. İki kardeşin müşterek hakimiyeti yedi yıl kadar sürdü. Attila, kardeşi Bleda’nın 441’de ölmesi ile iktidarının zirvesine ulaştı. Büyük askeri ve idari dehası sayesinde
Attila bütün Hun kavimlerini sıkı bir kontrol altında birleştirmiş ve devrin en kuvvetli devletini Hun imparatorluğunu kurmuştur. İdil ve Ren nehirleri arasında yaşayan türlü Hun kavimlerinden başka bu geniş sahadaki 45 kadar
muhtelif kavim de Attila’nın idaresi altında bulunuyordu. 440’dan itibaren Attila Bizans’a karşı baskıyı artırdı. Böylece 1.Balkan seferi Singidunum(Belgrad) ve Naissus(Niş) üzerinden Trakya’ya doğru gelişirken, Batı Roma’nın ara buluculuğu neticesinde hızını kesti. Aetius bundan böyle Theodasius’un anlaşma şartlarına riayet edeceğini garantilemek üzere kendi oğlunu Hun sarayına rehine olarak göndermişti. Bu sefer sonunda tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçmiş, daha geri hatlardaki tahkimat yıktırılmış, Balkanlarda Hunlara karşı durabilecek
mukavemet yuvaları kaldırılmıştır.

447 yılına yaklaşıldığında Attila’nın Doğu Roma politikasının daha sertleştiği görülmekteydi. 2. Balkan seferine çıkan Attila’nın emri ile Hun ordusu bugünkü Büyükçekmece civarına kadar geldi. İstanbul’u kuşatmak için Attila’nın önünde hiçbir engeli kalmadığını gören Bizans onu Gelibolu’da durdurmak istediyse de yapılan savaşta mağlup olarak geri çekildi. Theodosius bir elçi göndererek sulhu temin etmeye muvaffak oldu. Yapılan anlaşmaya göre Bizans harp tazminatı olarak 6000 libre altın ödeyecek, yıllık vergi 2100 libre altın olacaktı. Bu anlaşma ile kararlaştırılan vergiler Bizans’ı özellikle mali bakımdan içinden çıkılmaz bir duruma düşürdü. 448 yılında Hun dış siyaseti değişmekte idi. Batı Roma ile hesaplaşmak isteyen Attila hazırlıklara başladı. İki yıl kadar süren Hun siyasi ve askeri hazırlığı tamamlanınca Attila ilk diplomatik taarruzunu Roma’ya yöneltti.

Bir zamanlar kendisiyle evlenmek istediğini bildiren III. Valentinianus’un kızkardeşi Honoria’yı zevceliğine kabul ettiğini bildirdi. Çeyiz olarak da Honoria’nın hissesine düşen imparatorluğun yarısı ile imparatorluğun idaresinde söz hakkı istedi. 451 başlarında Orta Macaristan’dan batıya doğru harekete geçen Hun kuvvetlerinin mevcudu 90-100 bini Türk, bir o kadar da Germen ve İslav olmak üzere 200 bin kişi kadardı. Ren nehrini aşarak Galya’ya giren Hun
orduları önce Metz ve Rheims’i zapt ederek Oricans şehrine vardı. Aetius kumandasındaki Roma ordusu da aynı yere vardı. Attila Orleans şehrinin muharasını bırakarak, Türk harp taktiğine de daha elverişli olan Katalaunum sahasına çekildi. İki ordu 451’de karşılaştı, savaşın sonunda iki taraf da ağır kayıplar verdi. Attila istediklerini büyük ölçüde elde etti. Vizigotlar, Franklar ve diğer Cermen kavimlerinden oluşan Roma ordusunu dağıttı. Roma ordusunun asker ihtiyacını karşılayan barbarları bertaraf etmek için Galya’ya girdi., buraları tahrip ederek Roma’yı müttefiksiz bıraktı. Aradan bir yıl geçmeden İtalya’ya sefer hazırlığına girişti. 452 yılında 100 bin kişilik ordusu ile Aquileia’yı zapt etti. Batı Roma imparatorluğunu kati surette kendisine bağladı. Ordusu ile birlikte başkentine dönerken Jordanes’in bildirdiğine göre 453 yılında İlkido ile evlendiği gece ağzından burnundan kan boşalmak suretiyle 60 yaşında iken öldü.

Attila’nın ölümünden sonra Hun bayrağı altında toplanan çeşitli kavimler ard arda ayaklanarak istiklallerini kazanmak istediler. Hun imparatorluğunu derhal çözülmeye başlamış ve her yandan tehlikeler belirmişti. Bundan başka Hun büyükleri arasında da mücadele patlak vermişti. Attila’dan sonra tahta büyük oğlu Ellak geçmişti. Fakat Hun
büyüklerinden bir çoğu onu tanımak istemedi. Hunlara karşı ayaklanan Gepid kralı Ardarik ile Ellak arasında
Pannonia’da yapılan bir meydan muharebesinde Hunlar yenildiler bu savaşta Ellak ölü düştü. Attila’nın hayatta
kalan diğer iki oğlundan biri olan Dengizik 468 yılında Bizanslılarla yapılan bir savaşta Bizanslılarca esir alındı. Attila’nın üçüncü oğlu Hernak kendisine tabi bazı Hun kavimleri Tuna- Dniester sahasında kalmıştı. Bu Hunlar bir müddet Balkanlar’a Bizans arazisine akınlarda bulundular.Bunlardan bazıları Bizans hizmetine girerek Justinian’ın İran Harplerine katıldılar ve büyük yararlılıklar gösterdiler. Azak Denizi çevresindeki Hunların, Utigur ve Kutrigur adıyla bir Bulgar zumresi teşkil etmiş oldukları anlaşılıyor. Bunun yanında Hunlar Macarların ortaya çıkmasından da mühim bir unsur olmuşlardır. Grek bu Bulgarlar ve gerekse Transilvanya’daki Akaçerilerin 552’den sonra Don
boyunca gelmeye başlayan Avarlarla mücadeleye tutuştukları ve Avar hakimiyetini tanımış olmaları mümkündür.

RUKİYE ÖZTÜRK, GREK VE LATİN KAYNAKLARINA GÖRE İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA ASKERİ KÜLTÜR (M.Ö.V.YY –M.S.VI. YY ), S. 16-21

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+23
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.