Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 26 Mart 2016 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 21 Ocak 2017 - 12:28
ANADOLU

ANADOLU

Besim Darkot

Bugün Türkiye’nin Asya kıtasındaki topraklarına verilen bu isim orta çağdan itibaren, bazan bir idari bölge, bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası, zamanla değişerek başlıca şarka doğru genişlemiştir.

Anadolu adı henüz taammüm etmeden evvel, hemen hemen aynı saha için Küçük-Asya tabiri kullanılıyordu. Bu tabir de zamanla sahasını şarka doğru genişletti. Umumiyetle Asya adı iptidada Ege denizi şarkında mahdut bir sahaya hasredilmiş iken daha Herodot zamanında (M.Ö. V. asır) şimdiki Asya’nın bütün malum kısımlarına teşmil olunmuştu. İşte bu büyük Asya’nın garp kısmına – evvela yalnız Kızılırmak (Halys) garbında kalan yerlere ve bilahare Karadeniz ile Akdeniz arasında uzanan bütün yarım adaya Küçük Asya denmiştir (Strabon, Cydnus = Tarsus çayı mansabı ile Amisus = Samsun şehri arasında çekilen bir hattın garbında bulunan sahaya Asya yarım adası der) Romalılar Asya’ya ayak bastıkları vakit, bu tabir Bergama kıralının kendilerine ferag ettiği araziden, yani Ege bölgesinin bir kısmından ibaret bir sahaya münhasırdı. Bilahare Roma fütuhatı şarka doğru genişledikçe bu isim de sahasını büyüttü. Bu devirde aşağı Asya (yarım ada kısmı) ve yukarı Asya (geri kalan saha) tabiri kullanıldığı gibi (Appien) Toros dağları da taksimata esas tutulup, Toros7un berisinde kalan Asya ve Toros ardı Asya gibi tabirler de meydana çıktı.

Şarki Roma imparatorluğuna ait Asya’daki arazi Constantin VII. Porphyrogenetos (913-959) tarafından, thema adı verilen, on dört idari bölgeye ayrıldığı sırada, şimdiki iç Anadolu’nun garp tarafında tesis edilen thema’ya, Bizans’a nazaran şarkta (Anatolos) bulunduğu için, Thema Anatolica adı verilmişti (bununla eraber, Mesopotamya ve Suriye’ye nazaran, bu thema garpta kalmakta idi.) Thema Anatolica, garpta şimdiki Eskişehir civarında başlıyor, cenupta Toros dağlarının garp kısmına ve Konya’ya kadar uzanıyordu. İşte bu idari bölge adı, sonradan garp eserlerine Anatolia (Anatolie, Anatolien) şeklinde geçtiği gibi, bundan muharref olarak, bazı eser ve haritalarda Natolia şeklini de almıştır. İbn Hordazbeh, Anatolos kelimesini al-Natolus şeklinde kaydeder; İdrisi’de Natos kelimesine rastlanır (trc. Joubert, Geographie d’Idrisi, II, 305) Türkler ise, bunu Anadolu tarzında telaffuz etmişlerdir. Bununla beraber, bu tabirin büsbütün başka bir menşei olması ve XI. Asırdan itibaren yarım adaya yerleşmiş olan türkler tarafından verilmiş bulunması ihtimali üzerinde de durulmuştur (bk. P. De Tchihatcheff, Asie Mineure, I, 9)

Araplar ve umumiyetle islam alemi, Asya’daki şarki Roma imparatorluğu topraklarına Rum (memalik-i Rum) derlerdi. Bizans devrinde Karadeniz ile Akdeniz arasındaki yarım adaya,bizzat Bizanslılar tarafından, Küçük-Asya (Asia minor veya) ve bunun nisbeten küçük bir kısmı da Thema Anatolica olarak zikredilirken, islamlar hepsine birden Rum demekte idiler ve kayda değer bir nokta da şuasıdır ki, haçlı seferleri sırasında islam alemi ile temas eden hıristiyan müelliflerden bir kısmı Rum kelimesinden alınma Romanie tabirini kullanıyorlardı. Bütün bu müddet zarfında Anadolu tabiri, yarım adanın ancak mahdut bir kısmına münhasır kalmıştı.

Şarki Roma imparatorluğu yerine kaim olan Selçuki devleti, kendine ait araziyi idari bölgelere ayırırken, eski thema’lardan farklı bir tarz tatbik etti. Bu suretle Anadolu tabiri o sırada idari bir mefhum olmaktan çıktı, fakat coğrafi bir tabir olarak, baki kaldı. 1329-1339 seneleri arasında (Selçuki saltanatını takip eden beylikler devrinde) burada dolaşmış olan arap seyyahı İbn Batuta, Anadolu tabirini küçük Asya yarım adasının orta-garp kısmı için kullanır.

Kanuni Süleyman devrinde eyalet teşkilatı tanzim edilirken, kısmen eski Thema Anatolica’ya tekabül etmek üzere, fakat ondan çok daha geniş bir Anadolu eyaleti tesis olundu. Vezirlerden birine verilen bu büyük eyaletin merkezi ilk önce Ankara iken, sonra Kütahya’ya nakledildi. Anadolu eyaleti şimalde, garpta ve cenupta Karadeniz Marmara ve Ege denizleri ile Akdeniz kıyılarına kadar uzanıyor (garpta Kapudan Paşa’ya has olan arazi müstesna) iç taraflarda ise, karaman, Sivas ve Trabzon eyaletlerine mücavir bulunuyordu. XVII. Asır sonlarında eyalet şu on dört sancağı ihtiva etmekte idi. Kütahya, hüdavendigar (bursa) Karasi (Balıkesir) Saruhan (Manisa) Aydın, Menteşe (Muğla) Teke (Antalya) Hamid (Isparta) Karahisar-ı Sahib (Afyon Karahisarı) Ankara, Kangırı (Çankırı) Kastamonu, Bolu ve Sultanönü (Eskişehir) XVIII. Asırdan sonra bu taksimat bazı tadillere uğradı; daha 1864 (1281)’te eyaletler lağvedilip, vilayetler tesis olunmadan evvel, bu büyük Anadolu eyaleti yerine Hudavendigar, Saruhan; Aydın, Ankara, Kastamonu eyaletleri kaim oldu. Hakikatte Anadolu kelimesi, idari saha dışında bırakılarak beraber, bu sefer coğrafi bir mefhum mahiyetini alarak, kökleşiyor ve sahasını genişleterek, Küçük-Asya tabiri ile beraber, memleketin bütün yarım ada kısmına teşmil ediliyordu. Muhtelif coğrafya kitaplarında Küçük-Asya (Asiya-i şagir asiya-i şugra) ile aynı manada kullanılan Anadolu’nun şark hududu bazan Fırat nehri, bazan Fırat ve Ceyhan arasındaki su bölümü hattı, yahut daha şematik bir şekilde, Karadeniz kıyısında, Trabzon’dan veya Çoruh nehri ağzından Akdeniz dahilinde İskenderun körfezine doğru çekilen bir hat ile tarif ediliyordu (Cihannuma’ya İbrahim Müteferrika tarafından ilave edilmiş olduğu anlaşılan satırlarda, Küçük Asya hududu da hemen hemen bu suretle tarif olunmuştur)

Fakat Anadolu’nun, bir coğrafi mefhum olarak, genişlemesi, bu kadarla kalmamıştır; osmanlı İmparatorluğu yerine milli vahdet esasına dayanan bir devlet kaim olunca, yukarıda söylenen hududun ortasında bulunan ve evvelce Cazirat al-ulya ismi ile yadedilmiş olan araziye, yerli coğrafya kitaplarında ve umumi tedrisat sahasında, bir müddet, “şark vilayetleri” şeklinde, müphem bir ad verildikten sonra, nihayet şarki Anadolu ve daha sonra cenub-i şarki Anadolu gibi tabirler ortaya çıkmış, ve bu suretle Anadolu tabiri yalnız Küçük-Asya yarım adasına değil, fakat yarım adayı kıtaya bağlayan dağlık geniş berzaha, nihayet bu berzahın şarki Toroslar dışında kalan ve Suriye ile Irak’a bakan sath-ı mailine de teşmil olunmuştur: Anadolu adının, Asya’da Türkiye devletine ait bulunan toprakların tabii ve beşeri vahdetini tebarüz ettirecek bir şekilde, şarka doğru genişletilmiş olmasını ilmi nokta-i nazardan, haklı gösterecek bir vakıa daha vardır; daha evvel şarktaki bu mıntakaları tevsim hususunda kullanılmış olan tabirler, bugünkü coğrafi realitelere uymadığı gibi, esasen hiçbir zaman muayyen hudutlar ile tahdit edilmemiş ve umumiyet ile birbirlerine karıştırılmışlardı (bk. Birinci coğrafya kongrası, İstanbuy, 1941) Bundan başka, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını iki tarafında kalan arazinin gerek tabii yapılış, gerek beşeri ve iktisadi hususlar bakımından birbirinden farklı olmadığı göz önüne getirilecek olursa şarki Trakya veya Paşaeli denilen bölgeyi de coğrafi nokta-i nazardan Anadolu’ya ait bir parça şeklinde telakki etmek tabii görülür. Türkçe yeni coğrafya eserlerinin bir kaçında bu son bölge garbi Anadolu’nun bir kısmı şeklinde mutalaa edilmek suretiyle Anadolu mefhumu zımnen bütün Türkiye topraklarına teşmil ediliş bulunmaktadır. Anadolu’nun coğrafyası ve tarihi için bk. mad. TÜRKİYE.
İ.A. Anadolu Maddesi, Besim Darkot , Cilt 1

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+13
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.