Yükleniyor...

Cihan Oktay

Tasarımcı/Tarihçi

Yazı Hakkında

Amerikan Belgeleri ile “Açılım”

Amerikan Belgeleri ile “Açılım”

"Cumhurbaşkanı Adayı Nasıl Ortaya çıktı?" başlıklı bir önceki yazımda, Brookings Enstitüsü ve Atlantik Konseyi (Atlanthic Council) isimli, "düşünce kuruluşlarına" (think-tank), ufak bir değinme yapmıştık. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için, CHP - MHP ve diğer 14 meclis dışı partinin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, bu düşünce kuruluşları tarafından nasıl ortaya çıkarıldığını, kimlerin desteklediğini ve bu zatın kimlerle ortak paydası olduğunu açıklamaya çalışmıştık.

Bu yazım da, merkezleri genellikle Amerika’da bulunan, düşünce kuruluşlarının, "Açılım" sürecine etkilerini ve faaliyetlerini, bu düşüncelerin ve faaliyetlerin neresinde olduğumuzu açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle, şunu belirtelim, 2009 yılının 13-15 Nisan tarihleri arasında, Washington’da bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıyı Amerikan Atlantik Konseyi (ACUS) düzenledi ve “toplantı, bir sivil toplum girişiminin bir parçasıdır, hiçbir ABD ya da Türk yetkililer katılmadı.” açıklaması yapıldı. Confidence Building between Turks and Iraqi Kurds"> Yani uzun lafın kısası, birileri üzerine vazife olmayan işlere girişmişler. Ama toplantıdan çıkan sonuçları bir rapor haline getirip ilgili devletlerin hükümetlerine iletmişler. Bildiğiniz gibi, Türkiye’de o yıllarda (2009), AKP hükümeti görev yapmaktaydı. Bunu buraya not düşüyorum ki, rapor bizim elimize gelmedi, bundan haberimiz yoktu denilmesin. (Not: toplantıya, o zamanlar gazeteci olup ileride, MİT Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği yapacak olan kişi de katıldı)

Toplantıya, yaklaşık 15 Iraklı Kürt iş adamı, sivil toplum kuruluşları, ticaret odaları ve üniversitelerin temsilcileri davet edilmiş. Türkiye tarafından ise, davet edilmesi düşünülen kesim, üniversiteler, düşünce kuruluşları temsilcileri (think-tank), iş adamları ve bazı milletvekilleri. US analyst Phillips: Kurdish opening is a Turkish democracy initiative", Today’s Zaman, 17 Eylül 2009">

Toplantı sonunda yayınlanan raporun altında, ABD Atlantik Konseyi kıdemli üyesi ve aynı zamanda Columbia Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Amerikan Üniversitesi öğretim görevlilerinden, David L. Phillips imzasını görmekteyiz. Confidence Building between Turks and Iraqi Kurds">

2009 Nisan ayında, Amerikan merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi liderliğinde düzenlenen bu toplantıda yayınlanan, "Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven İnşaası" adlı rapor, David Phillips’in Türk-Kürt ilişkileri üzerine yayınladığı ilk rapor değildir. Kendisi 2007 Ekim ayında, "PKK’nın silahsızlandırılması, Tasfiyesi ve Reentegrasyonu" adlı araştırma raporu, Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi (National Commitee on American Foreign Policy) tarafından yayınlanmıştır.

[caption id="" align="alignleft" width="469"]ABD’de bulunan Atlantik Konseyi üst düzey yöneticilerinden ve “Türkler ve Iraklı Kürtler arasında güven inşası” isimli raporun direktörü olan David L. Phillips[/caption]

ABD’de bulunan Atlantik Konseyi üst düzey yöneticilerinden ve “Türkler ve Iraklı Kürtler arasında güven inşası” isimli projenin direktörü olan David L. Phillips’i biraz yakından tanıyalım.

David L. Phillips şu anda, Columbia Üniversitesi Enstitüsü, İnsan Hakları Araştırmaları, Barış inşası ve Haklar Programı direktörü. Phillips, daha önce Birleşmiş Milletler Sekreterliği’nde kıdemli danışman ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda, bir dışişleri uzmanı ve kıdemli danışman olarak çalışmış.

Harvard Üniversitesi, Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’nde, misafir araştırmacı olarak görev almış. Kolombiya Üniversitesi, Uluslararası Çatışma Çözümü Programı yönetici direktörü, Amerikan Üniversitesi’nde Çatışma Önleme ve Barış inşası programı direktörü, New York Üniversitesi, Siyaset Bölümü’nde Doçent ve Viyana Diplomasi Akademisi’nde profesör ünvanına sahip.

Phillips’in içinde olduğu kurum ve kuruluşlar saymakla bitmiyor. Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations, CFR), Önleyici Eylem Merkezi’nde (Council on Foreign Relations’ Center for Preventive Action) üst düzey üyesi ve müdür yardımcısı, ABD Atlantik Konseyi’nde ve Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (Center for Strategic and International Studies, CSIS) kıdemli araştırmacı, European Centre for Common Ground yöneticisi, Oslo Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nde proje direktörü, İnsan Hakları Vakfı (Congressional Human Rights Academy, CHRA) başkanı ve Elie Wiesel Vakfı direktörü.

Phillips aynı zamanda, New York Times, Wall Street Journal, Financial Times, International Herald Tribune ve Foreign Affairs gibi ünlü gazete ve dergilerde yazılar yazmaya devam ediyor. biyografisi, ek olarak da bu bağlantıya bakılabilir">

Bu zatın yaptıklarını daha fazla ilerletmeden toplantı hakkında birkaç önemli not düşmemiz gerekiyor. Burada bazı önemli sorular akla geliyor. Türkiye tarafında, toplantıya kimler katıldı? Toplantıda neler konuşuldu? AKP hükümeti bu toplantılara ve raporlara nasıl tepki verdi, verdi mi? Bu toplantı ve raporlardan sonra Türkiye’de neler değişti?

"Toplantı, bir sivil toplum girişiminin bir parçasıdır, hiçbir ABD ya da Türk yetkililer katılmadı.” açıklamasına rağmen, Odatv’nin 27 Ağustos 2009 tarihli haberine bir göz atalım. Haber başlığı "O toplantıya kimler katıldı?". Haberin detayları şu şekilde:

"Odatv.com’un ulaştığı bilgilere göre toplantıya Türkiye adına davet edilenlerden biri hariç hiçbiri "aktif gazeteci" değil. Ya da o sırada değildi. İsimleri sayalım: Star Gazetesi’nden Nuh Yılmaz: SETA Vakfı’nda Başbakan Danışmanı İbrahim Kalın'a Washington'dan rapor veriyor. George Mason Üniversitesi’nde Doktora yapıyor. Sabah Gazetesi’nden Ömer Taşpınar: Aslen Brookings ve National Defense Üniversity'de görev yapıyor. Başbakan’ın oğlu bir yıl önce stajyeriydi. Radikal ve Referans’tan Cengiz Çandar: Kuzey Irak ve Kürt meselesini en iyi bilen toplantıdaki "TEK" kanaat önderi. *Aslı Aydıntaşbaş: O sıralarda Akşam’da yazmaya başlamamıştı. Hatta aynı günlerde Rum Lobisinin desteklediği Wilson Center’da bir de konuşma yaptı. Davetiyelerde "Sabah Gazetesi Eski Ankara Büro Şefi" yazıyordu."* O toplantıya kimler katıldı?", Odatv, 27 Ağustos 2009">

İlginç bir bilgi de, SETA’da (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Washington direktörü olarak çalışan, Star Gazetesi yazarı Nuh Yılmaz, daha sonra, Milli İstihbarat Teşkilatı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne atandı. Star gazetesi yazarı Nuh Yılmaz MİT’e transfer oldu", T24, 15 Ağustos 2013">

Sözü daha fazla uzatmadan, David Phillips imzalı iki rapora göz atalım. Çünkü bu ilişkiler Mustafa Yıldırım’ın deyimiyle tam bir örümcek ağı gibi, "sivil örümcek"!

Sözü geçen raporlar, MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle, soru önergesine konu edilmiştir. Oktay Vural’ın verdiği 4 Eylül 2009 tarihli soru önergesi ve yazılı cevap https://twitter.com/oktayvural/status/508314478128017408/photo/1"> şu şekilde:

[caption id="" align="aligncenter" width="753"]Oktay Vural’ın verdiği 4 Eylül 2009 tarihli soru önergesi[/caption]

24 Ağustos 2009 tarihli, T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama ise şu şekildedir:

"No: 144, 24 Ağustos 2009
Son dönemde Washington merkezli bir düşünce kuruluşu adına hazırlanan bir rapor hakkında ABD’de düzenlenen bir toplantıya atfen Bakanlığımızı da hedef alan bazı iddiaların kamuoyunun gündemine getirildiği görülmektedir.
Bahsekonu toplantıya Türkiye’yi temsilen herhangi bir katılım olmadığı gibi toplantıyı düzenleyen grubun Türkiye’de Bakanlığımız tarafından ağırlanması da sözkonusu olmamıştır. Türkiye’nin dış politikasının dış unsurların yönlendirmesiyle sevk ve idare edildiğinin ima edilmesi, Türkiye’nin yüksek çıkarlarını her alanda savunmak için büyük bir özveriyle çalışan ve köklü bir geleneğe sahip olan Bakanlığımız mensuplarını derinden yaralamıştır.
Siyasi partilerimizin demokratik eleştiri hakkını kullanırken daha sorumlu davranmalarını; ülkemizin itibarına ve ulusal çıkarlarımıza zarar verecek davranış ve beyanlardan kaçınmalarını bekliyoruz." 144 nolu açıklama">

Gelin bundan sonra raporların içeriklerine göz atalım. 2007 Ekim ayında Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi (National Commitee on American Foreign Policy) tarafından yayınlan “PKK’nın silahsızlandırılması, Tasfiyesi ve Reentegrasyonu” adlı araştırma raporunun 2. sayfasında, kurumun kısa bir tarihçesi ve amaçları sıralanmış:

*"Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi, Profesör Hans J. Morgenthau ve arkadaşları tarafından 1974 yılında kurulmuştur. Amerikan çıkarlarını tehdit eden çatışmaların çözümüne odaklanmış, kâr amacı gütmeyen bir örgüttür. Bu doğrultuda Ulusal Komite, Amerikan dış çıkarlarının partiler üstü bir bakış açısı ve gerçekçi ve politik bir bakış açısıyla tanım ve beyanını yapar, ilerletilmesine yardımcı olur.
Amerikan dış politika çıkarları şunları içerir:

  • ulusal güvenliğin korunması ve güçlendirilmesi;
  • siyasî, dinî ve kültürel çeşitliliğin değer ve uygulamalarına bağlılık gösteren ülkeleri desteklemek;
  • ABD’nin gelişmiş ve gelişmekte olan dünya ile ilişkilerini geliştirmek;
  • insan haklarını geliştirmek;
  • gerçekçi silâhsızlanma anlaşmalarını teşvik etmek;
  • nükleer ve diğer konvansiyonel olmayan silâhların yayılmasına mani olmak; ve
  • açık ve küresel bir ekonomiyi teşvik etmek.
    Ulusal Komite, bilgilenmiş kamuoyunun, demokratik toplum bir için hayati olduğuna inanarak, Amerika’nın yüz yüze kaldığı her türlü güvenlik sorunlar üzerine eğitim programları sunmayı taahhüt eder ve iki ayda bir çıkarılan Amerikan Dış İlişkileri İlgi Alanları (American Foreign Policy Interests) dergisinin de dahil olduğu çeşitli yayınlar basmaktadır."*

Görüldüğü gibi Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi, Amerikan çıkarları doğrultusunda kurulmuş, Amerika’nın dış dünyada karşılaşabileceği çatışmaları aşmak için fikir üretmek için kurulmuş bir örgüttür. Bu raporları bu şekilde değerlendirmek gerekir.

2007 tarihli ilk raporun birinci bölümü, bir özet ve sunuş içermekte, raporun amacı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) silahsızlandırılması, terhis edilmesi ve topluma kazandırılması (STT) için öneriler sunmak ve Türk Kürtleri arasında PKK’ya verilen desteği arttıran politik ve sosyoekonomik şartları incelemek” olarak belirtiliyor. Yine aynı paragrafta ***“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hareket etme kararlılığı konusunda baskı atındadır. Yine de Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı askerî harekâttan kaçınmalıdır, bu operasyonların ciddi geri tepmeleri olur. Askeri operasyonlar, Türkiye’nin demokratik gelişiminin altını oyar, Türkiye Kürtlerini radikalleştirir ve hem Birleşik Devletler ile Türkiye arasındaki ilişkileri kötü etkileyecek, hem de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi adaylığına gölge düşürecek bir felaketi beraberinde getirir.”* denilerek Kuzey Irak’a askeri operasyon yapılmaması açıkça dile getirilmekte.

Biraz daha Türkçeleştirecek olursak, Kuzey Irak’a ya da PKK’ya karşı herhangi bir askeri operasyonda Amerika ile ilişkilerimiz bozulacak, 1959 yılından beri kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği’ne girme şansımızı zora sokacak!

Özet kısmında ise dikkat çekici bir paragraf var:

"PKK meselesi, sopa-havuç oyunlarını gerektirecektir. Uluslararası kamuoyu, finans ve propaganda alt yapılarını hedef alarak, PKK üzerindeki baskısını arttırabilir. Avrupa Terörle Mücadele Grubu (The Europen Counter Terrorism Group), PKK’yı besleyen kanunsuz gelirlerin araştırılmasına öncülük edebilir. Terörist eylemlerin finanse edilmesini engellemek için kurulmuş olan BM Anti-Terörizm Komitesi (UN Counter-Terrorism Comittee) de, AB ve PKK’nın paravan organizasyonlarına müsamaha gösteren diğer BM üyesi ülkelerden fonlamayı kesmeye yönelik olarak bu organizasyonların hareketlerinin kendisine rapor edilmesini isteyebilir. Avrupa’da nefret aşılayan ve şiddeti körükleyen PKK yayınlarının lisansları da geri alınmalıdır. "

PKK’yı besleyen kanunsuz gelirlerin araştırılması, PKK’yı finanse eden devletlerin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği içerisinde faaliyetlerinin kısıtlanmasınun ucu kimlere dokunur, bunları az çok tahmin ediyoruz. 1984-2007 arasında PKK’nın kullandığı silah ve patlayıcı menşei listesine bakmak isteyen, Hürriyet’in, 19 Temmuz 2007 tarihli, "İşte PKK’nın silahlarının listesi" adlı haberini okuyabilir. İşte PKK’nın silahlarının listesi", Hürriyet, 19 Temmuz 2007">

Kaldı ki, aynı raporda PKK’nın finans durumunu şu şekilde açıklıyor:

"PKK finansını, Türkiye’de yaşayan Kürt iş adamlarını, cinayet, kaçırılma, fidye ve mülkiyet tahrip etme gibi olaylarla korkutup, tehdit ederek aldıkları “devrim vergisinden” sağlıyordu. Aynı zamanda PKK, Avrupa’da bulunan, Kürtlere ait bütün iş yerlerinden haraç kesiyordu. Bunlara ek olarak, Kürt İşverenler Derneği, Kürt-İslam Hareketi, Kürt Kızılayı gibi kültür dernekleri ve bilgilendirme merkezleri aracılığıyla, Kürt diasporasından gönüllü finansman elde edildi. Bu organizasyonlar, PKK’nın gelirlerini yükseltti ve alt şirketler üzerinden, İsviçre, Britanya, İsveç, Belçika, Danimarka ve Kıbrıs’ta para transferleri gerçekleştirildi. PKK, operasyonlarını uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ve mali şantajla da destekledi. 1998’de, İngiltere hükümeti, PKK’nın Avrupa’da satılan uyuşturucunun %40’ından sorumlu olduğunu iddia etti. Gelirlerin tavan yaptığı dönemde, PKK’nın yıllık geliri, 500 milyon dolar civarıydı. Türk yetkililer ise, 2005 yılında bile PKK’nın yıllık gelirinin hala, 150 milyon Dolar olduğunu iddia ediyor. Dışişleri makamları bu gelirin; PKK’lı yöneticilerin sadece teröristlik değil, aynı zamanda "hayatta kalma, güç ve para" kaygısı taşıdıklarını gösterdiğini belirtiyorlar. "

Raporda sadece Türkiye hükümetine değil, Kürdistan Bölgesel Hükümeti için de bazı öneriler sunulmakta:

"Kürdistan Bölgesel Hükümeti, müzakere masasına dahil edilmemiş olsa da, anlaşmayla biçimlendirilmiş yükümlülüklere destek vermek için kendi başına hareket edebilir. Buna göre, PKK’nın etkinliğini baltalamak için gerekli adımlar şunlar olmalıdır;

  • Kandil bölgesindeki PKK kontrol noktalarını, KBH kuvvetlerinin denetimine geçirmek;

  • Hava yolcuları ile Erbil üzerinden PKK’ya transfer edildiği söylenen para akışını engellemek;

  • Mahmur Kampı’nda ikamet edenleri Türkiye’ye iade etmek; ve

  • Irak Kürdistanı’nda PKK şiddetine göz yuman grupların (ör. Demokratik Çözüm Partisi) faaliyetlerini kısıtlamak"

[caption id="" align="alignright" width="396"]Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesut Barzani[/caption]

Phillips, eğer bu adımlar atılırsa, Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesut Barzani’nin, Türkiye tarafından karalanmasına bir son verilmesini istiyor. Bunun yerine, diplomatik pazarlıklar için doğrudan ilgilenecek özel bir temsilci ayarlamalı diyor. Türkiye hükümeti ise Mesut Barzani ile doğrudan görüşerek araya özel bir temsilci sokmasına gerek bırakmıyor.
Talih kuşu

Raporda ilgi çeken bir diğer bölümde Phillips, Türklerin çoğunun, Kerkük’ün, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlanmasının, Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına sebep olacağına, bunun da Türkiye’deki Kürtlerin ayrılıkçı düşüncelerini tetikleyeceğini, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü tehdit etmesinden korkuyor, diyor ve hemen ekliyor: "Endişe duymalarına gerek yok. Kürtler karaya hapsolmuş bir ‘Büyük Kürdistan’dan’ çok, Avrupa’nın bir parçası olmayı yeğliyor. Dahası Türkiye, istikrarlı, seküler ve Batı yanlısı bir Irak Kürdistanı ile git gide daha da istikrarsızlaşan ve İslamize olan bir Irak arasında, kullanışlı bir tampon olduğunu fark edecektir."

Phillips’in düşüncesine göre, Türkiye’nin Irak Kürdistanı ile iyi ilişkiler kurması aynı zamanda petrol taşımacılık ücretleri, su hakları, inşaat anlaşmaları, petrokalkınma sözleşmeleri ve sınır ticaretinden elde edilen ekonomik geliri arttıracak, bunun sonucunda, Türkiye’nin başına bir talih kuşu konacaktır!

Ancak bunun böyle olmadığı ve olmayacağı çok açıktır. Irak, dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ve tümüyle büyük küresel firmaların elinde. İngiliz Independent gazetesi Irak’ın işgali öncesinde yaptıkları gizli petrol anlaşmalarını açıklayarak durumu gözler önüne sermişti. Aşağıdaki görsel Irak’taki yabancı petrol şirketleri", Hürriyet, 19 Nisan 2011"> bunun bir özetidir:

[caption id="" align="aligncenter" width="750"]İngiliz Independent gazetesi'nin yayımladığı, Irak'ın Petrol Sanayisi ve sömürgeci şirketler arası paylaşımı[/caption]

Su hakları ise çok daha karmaşık bir konu ve tüm dünyada artan içilebilir temiz su kaynağı sıkıntısı bunu ileride çok daha hayati bir konu haline gelecek. Bu konu ile ilgili de çok daha çarpıcı bilgiler var. Mesela, yaklaşık bir ay önce, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, AB direktiflerine uyumlu yeni bir "Su Kanunu"nun hazırlandığını açıkladı. Buna göre su kaynaklarımız, şirketlere ve kişilere ücreti karşılığında 49 yıla kadar kiralanabilecek! Suyun bedelini kurul belirleyecek", Milliyet, 2 Ağustos 2014">

Kendi su kaynaklarımızı dahi koruyamayan, şuna buna peşkeş çeken bir zihniyet, Irak’ta su haklarını koruyacak!

[caption id="" align="alignleft" width="495"]Teröristlerin, Habur sınır kapısından girerken karşılanması[/caption]

Neyse, konumuza dönecek olursak, Phillips, PKK’nın yarattığı sorunlar savaş alanında çözülemez, barış isteniyorsa PKK için “Af çıkartılmalı” diyor. Bu af, safhalar halinde olmalı 2002’den sonra katılanlara teklif edilmeli şartını ortaya koyuyor.

Tesadüf eseri, AKP hükümeti, Türk Ceza Kanunun, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçlarında etkin pişmanlık” başlığını içeren 221. maddesi yeniden düzenlendi. "Etkin pişmanlık" hükümleri oluşturuldu. Habur kapısından giriş yapan teröristleri bizzat milletvekilleri karşıladı, seyyar masalar kuruldu ve gönüllü avukatlar, hemen orada PKK’lıların aftan yararlanmalarını sağladı. 34 PKK’lı Habur Sınır Kapısı’ndan girip teslim oldu", Milliyet, 19 Ekim 2009">Bu gönüllü avukatlar arasında, CIA Stratfor Belgelerinde "TR 705" kodu İşte CHP’yi karıştıran Sezgin Tanrıkulu belgeleri", Odatv, 13 Ekim 2013"> verilmiş olan CHP’li Sezgin Tanrıkulu da bulunmakta. PKK avukatı CHP’de görev aldı", Aktif Haber, 26 Aralık 2010"> PKK avukatlarından konu açılmışken, bir diğer CHP’li Hüseyin Aygün’ü de yazmamak olmaz. Avukat Hüseyin Aygün bey, 7 askerin şehit olduğu Reşadiye saldırısını planlayan PKK’lı Süleyman Şahin’in, 2005’te öldürülen babası Hasan Şahin için İçişleri Bakanlığı’nı 16 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum ettirmişti. CHP listesinde PKK avukatı", Habervaktim, 11 Nisan 2011">

Rapora devam edecek olursak, 8. sayfada, "134 PKK üst düzey yöneticisi için Interpol’un haklarında düzenlediği "kırmızı bültenler" af ayrıcalığını vermeyeceğinden, bulundukları ülkede sığınma hakkı başvurusunda bulunabilirler." diyor ve ekliyor; "Türkiye, şu an için PKK ile pazarlığa oturmayı reddetmektedir. O halde, meşru ve uygun bir muhatap ihtiyacı vardır."

AKP Hükümeti’nin bir zamanlar, PKK’yı muhatap alıp almayacağı kararsızlığı, artık yerini terörist başının tutuklu bulunduğu yerden, meydanlara mesajlar vermesi ile çok farklı bir boyuta bıraktı.

Bu arada bugün "PKK’yı yasallaştıran" yasal düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru süreci doldu. Yani CHP-MHP, vatansever – milliyetçi görünen milletvekillerinden 110 imza çıkmadı. Böylece PKK, artık yasal yollarla devlet karşısına oturabilecek.

Gelinen noktayı en iyi özetleyen cümle ise, yine raporu hazırlayan David Phillips’in, 21 Mayıs 2013 tarihinde Huffingtonpost’ta yazdığı köşesinde, tüm ülkelere "Terör Listesinden PKK’yı çıkarın” Remove the PKK From the Terror List", Huffington Post, 21 Mayıs 2013"> tavsiyesidir. İleriki günlerde atılacak ilk adım budur. İŞİD’e karşı savaştığı söylenen PKK, bu bağlamda Avrupa devletlerinde imaj tazeliyor.

Bunun yanında Phillips, tüm bu sürecin başarılması halinde, AKP hükümeti başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülü’nü alabileceğini söyledi.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+7
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.