> Alevler içinde, oklandı Memiş...." /> > Alevler içinde, oklandı Memiş...."> > Alevler içinde, oklandı Memiş....">
Yükleniyor...

Tarihçi

Bot/Robot

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 12 Kasım 2017 - 18:00
Son Düzenlenme Tarihi 12 Kasım 2017 - 18:29
AKINCI MEMİŞ

AKINCI MEMİŞ

Onbir yaşında akıncı Memiş

Adı, tarihe, destana geçmiş.

"Kornam başkasına ağamı" demiş,

Alevler içinde, oklandı Memiş.

Küçük Memiş erkenden uyanmıştı. Yatağında bir iki döndü, tekrar uyuyamıyacağını anlayınca kalktı, giyindi, kendi kendine:

  • Varıp kahveyi bir güzel temizliyeyim dedi Ustam gelince hoşuna gider...

Memiş, on yaşında, kimsesiz bir çocuktu. Üç yaşındayken babası savaşa gitmiş bir daha dönmemişti, Anası da geçen yıl ölmüştü. Köyün kahvesinin sahibi Hasan ağa, zavallı çocuğun sahipsiz kaldığım görünce yanma aldı. Memiş geceleri kahvenin arkasındaki küçük odada yatıp kalkıyor, gündüzleri de müşterilere hizmet edip Hasan ağaya yardım ediyordu.

O sabah, Memiş kahveyi süpürdü, sildi, bahçesini suladı... Güneş yükselmeye başladığı zaman bütün işi bitirmişti. Biraz sonra Hasan ağa kahveye geldi, etrafa. bakındı, kuyudan su çekmekte olan Memiş’e seslendi:

  • Hey Memiş... Bu sabah çok erkencisin, bakıyorum temizlik yapmışsın, eline sağlık pek güzel olmuş.

-Sağ ol ağam, kaç gündür gözüme uyku girmez, gün doğmadan uyanıyorum, boş duracağıma işe yarayayım dedim...

Hasan ağanın kaşları çatıldı, dikkatle Memiş’e baktı:

  • Gel buraya. hele...

Memiş ürkek ürkek yaklaştı...

  • Buyur ağam.

  • Bir derdin mi var, neden uyuyamazsın? Senin yaşında çocuk, başını yastığa koydu mu, pestil gibi sarılıp, uyur gider... Konuş bakalım...

Memiş’ln yüzü kıpkırmızı olmuştu, dolu dolu gözleriyle önüne baktı, sesi titriyerek:

  • İçimi bir dert yakar ağam, dedi. Mihaloğlu Ali Bey akıncı toplarmış, bizim köyden de akıncı yazılmak için hazırlanan delikanlılar var. Onlarla gidemediğim için üzülür dururum...

Hasan ağa, Memiş’ ın simsiyah, kıvırcık saçlarını okşadı. İhtiyar adam heyecanlanmıştı:

  • 10 yaşına yeni bastın tosunum, dedi, biraz daha büyü; seni ben götürüp akıncı yazdıracağım...

Memiş, birden dikleşti, göğsünü şişirdi:

  • Ben akıncı olmak istiyorum, dedi... Babam da bir akıncı yiğidiydi. N’olursun beni Mihaloğlu Ali Bey’in akıncı ocağına yazdır. Aklım erdiğinden beri akıncı hikâyeleri dinlerim, akıncı yiğitlerinin kahramanlıklarına özenir dururum. Köyden gidenlere katılamazsam kahrımdan ölürüm ağam...

İhtiyar Hasan ağanın gözleri karşıda uzanan ovaya dalmıştı:

  • Belki de haklısın oğul, dedi... Akıncılık ateşi kanı sardı mı yaşa bakmaz. 200 yıldır Türk gençlerini çeken tılsımdır akıncılık... Tarihimize şan vermiş, her savaşın, her zaferin öncüsüdür akıncılar. Bir ünlü kılıcın, bir sancak beyinin etrafına toplanıp, kartallar gibi hür, zaferden zafere koşar akıncılar...

Hasan ağa konuşurken Memiş yerinde duramaz olmuştu. Birden atıldı, ihtiyar adamın boynuna sarıldı:

  • Akıncı olmak istiyorum ağam, n’olur kırma beni diye haykırdı, ağlamaya başladı.

Hasan ağa Memiş’in küçük vücudunu, göğsüne bastrdı içini çekti.

  • Gözünün yaşını görmemis olayım, dedi... Hadi yüzünü yıka da muhtarın yanına varalım, akıncı gidecek gençlerin yanına adını yazdırır, sonra yol hazırlığı yaparız.

Küçük Memiş sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı. Hasan ağanın ellerini öptü, öptü. Sonra çılgın gibi bahçede koşup, otların üstünde taklalar attı...
* * *

Memiş ertesi günü, köy gençleriyle beraber yola çıktı. At sırtında 3 gün süren yolculuktan sonra Mihaloğlu Ali Bey’in kalesine vardılar. Orada başka köylerden gelmiş gençler de vardı, fakat hepsinin en küçüğü Memiş’di. Köylü gençlere temiz elbiseler, güzel papuçlar verildi. Yaşlarına göre guruplara ayrılıp, koğuşlara yerleştirildiler. Her yeni gelene bir yaşlı akıncı ağalık edecek, gençler ağalarından gerekli bilgiyi öğrenip yetişeceklerdi. Memiş kaleye ilk geldiği gece gene uyuyamadı... Bu sefer de sevincinden gözüne uyku girmiyordu... Küçük çocuğun hayatının bu önemli döneminde geçirdiği uykusuz geceler, sonradan onda alışkanlık haline geldi. Memiş çok heyecanlandığı veya çok sevindiği zaman geceleri uyuyamıyordu.

Artık, Memiş için çok mutlu günler başlamıştı. Her gün yeni bir şeyler öğreniyor, bileğini, vücudunu kuvvetlendiriyordu.

İlk zamanlarda "Çok küçük, çok cılız" diye onu at uşaklığına ayırmak isteyen kalenin akıncılarağası, çok çalışkan olduğunu görünce, bundan vazgeçmişti.

Memiş, zekâsı, çalışkanlığı ile 16-18 yaşlarındaki gençlere denk bir gelişme gösteriyordu.

Aradan bir yıl geçti. Memiş, yay, ok, kılıç, kalkan, hançer, mızrak ve kalkan kullanmasını öğrendi.

Kalede yılını dolduran gençleri akıncı birliğine katmak için yapılan sınava. girdi ve kazandı.

On bir yaşındaki küçük akıncıya Mihaloğlu Ali Bey, kılıç, kalkan verdi... Memiş, artık beyin ordusunda savaşa gitmek hakkını kazanmıştı.

O yılın sonunda Fatih Sultan Mehmet'in buyruğuyla, Transilvanya akını başladı. Bu akına, kırkbeş bin kişilik bir kuvvet ayrılmıştı. Devrin en ünlü akıncı beylerinden Mihaloğlu Ali Bey, Mihaloğlu Iskender Bey, Evranosoğlu Hasan Bey, Evranosoğlu İsa Bey, Malkoçoğlu Bâli Bey ve daha yedi büyük akıncı beyi, Transilvanya akınına katılıyorlardı.

Kalede sefer hazırlıkları 27 gün sürdü. 28 inci günün sabahı, Mihaloğlu Ali Bey’in onbin akıncısı ovada toplanmıştı. Hepsi dillere destan olmuş akıncı kıyafetlerini giymişlerdi. Başlarında samur veya kaplan derisi kalpaklar, al kadifeden, inci, mercanla işli külâhlar. Kalpakların ve külâhların önüne altın suyuna batırılmış, turna, tüyleri takılmış. Düğmeleri, mercan, zebercet ve elmastan bürümcük gömlekler, en kıymetli kadifeden veya çuhadan altın sırma işlemeli yelekler, kısa şalvarlar. Ayaklarında, topukları gümüş ve altından ceylân derisi çizmeler, baldırlarında, sırma işlemeli tozluklar... Ellerinde kaplan kuyruğundan kamçılar, omuzlarında birer çift kara kuş ve kartal kanatları. (Bu kanatlar özel olarak hazırlanır, akıncılar akına giderken takarlardı. At üstünde dolu dizgin giderlerken, kanatlar heybet ve haşmetle açılırdı.)

İşte böyle giyinmiş, yaşları 20’yi aşmayan 10.000 yiğit kıymetli eğer takımları vurulu, alınlarına turna telinden sorguçlar takılmış, cins atlarının üstünde beylerini bekliyorlardı. Küçük Memiş en ön sıralardan birinde idi. Şahane akıncı kıyafetiyle, gökten inmiş bir melek gibi güzeldi... İri atının üstünde çocuk vücudu küçücük görünüyordu ama siyah gözlerindeki Şahin bakış yanında sıralanan yiğitlerinkine denkti.

Güneş bir mızrak boyu yükseldiği zaman Mihaloğlu Ali Bey kaleden çıktı. Küçük bir tepenin üstüne varıp, akıncılarına baktı. Yıllardır düşmana kılıç sallayan, akınlarından zafersiz dönmiyen koca yiğidin göğsü kıvançla kabardı. Sesi dalga dalga yükselerek gürledi:

  • Arslanlarım, koç yiğitlerim, başı eğilmez, bileği bükülmez şehbazlarım, varacağınız uğraş mübarek ola...

Ova 10.000 yiğidin sesiyle uğııldadı...

  • Sağ ol, var ol beyim.

Mihaloğlu Ali Bey tepeden indi, atını yola sürdü... Akıncılar muntazam sıralar halinde hareket ettiler.
***

Transilvanya akım 2 ay sürdü. Akıncılar zaferden zafere koşuyorlardı. Nihayet, Transilvanya Prensi İstefan Bateri, kuvvetleriyle dağlık bir bölgede sıkıştırıldı,

Akına katılan Türk Beyleri, bu bölgeyi çevirdiler. Türk akıncıları, Prens İstefan’ın bulunduğu yaylaya açılan bütün boğazları kesmişlerdi. Aralarında bir savaş kurultayı kurdular. hep birlikte, en geniş geçitten saldırmaya karar verdiler. Bu saldırının ilk günü Prens’in kuvvetleri büyük yenilgiye uğradı. Fakat Prens İstefan, yaralı ve çok güç durumda olduğu halde teslim olmuyordu. Karanlık basınca akıncılar gecelemek için savaşı durdurdular.

Mihaloğlu Ali Bey, akıncılarıyla sağ kanadı tutuyordu. Gece başlarken akıncılarını geri çekti. Yaralar sarıldı. şehitler gömüldü, atlar sulandı, temizlendi... Düşman tarafında hiç bir hareket yoktu, yalnız gece yarısından sonra yaylanın bir kaç yerinde ateş yaktılar..

Mihaloğlu Ali Bey yiğitlerinin konakladıkları bölgenin gerilerine gözcüler çıkarılmasını emretmişti... Memiş'in gözüne o gece gene uyku girmiyordu. Savaş heyecanı benliğini sarmıştı. Gözcülerle gitmek istemişti, ama ağası bırakmadı:

-Küçük vücudun çok zora geldi, boyundan büyük işler becerip az mı düşman kılıçladın, gece bile uğraş istersin, seni aslan yavrusu seni, yat uyu biraz bakalım, dedi...

Fakat Memiş uyuyamadı... Yavaş yavaş kayaların arasında yürüdü, tepeye çıktı. Otların üstüne uzandı, gözlerini karanlıklara dikti. Çok mutluydu; artık gerçek bir akıncı olmuştu. Ağasının yanında, düşmana ok savurmuş, kılıç sallamıştı. Atının üstünde en önde rüzgâr gibi uçuyor, düşman arasına dalıyordu.

Akıncılar arasında 11 yaşındaki Memiş'in adı anılmaya başlamıştı. Herkes bu küçük yiğidi sevip sayıyordu. Memiş bir ara çok uzaklarda karanlığın kıpırdadığını fark etti. Sanki küçük küçük ışıklar görmüştü, sonra bu ışıklar birden yok olmuştu. Yerinden fırladı, biraz daha yukarıya tırmandı. Vadide karanlık kıpırdamaya devam ediyordu.

Küçük akıncının içine şüphe düştü. Kayaların arasından güçlükle vadiye inmeye başladı... Bir ara kulağına fısıltı halinde konuşmalar geldi, bir kütüğün arkasına sinip bekledi... İşte o zaman sürünerek yaklaşan Macar askerlerini gördü.. Memiş’in vücudu önce buz gibi oldu, sonra ateş gibi yandı:

  • Bir baskın bu diye mırıldandı, Bey’e haber vermeliyim...

Memiş yıldırım gibi geri döndü... Acelesinden kayaların arasında düşe kalka, dizlerini, avuçlarını parçalamıştı. Ama heyecanından hiç bir acı hissetmiyordu. Nefes nefese Mihaloğlu Ali Bey’in yanına varıp gördüklerini anlattı... Biraz sonra bütün yiğitler sessizce hazırlandılar. Yavaş yavaş dağa doğru çekilmeğe başladılar. Günün ilk aydınlığı belirirken öncü giden haberciler geri döndü; bir de esir getirmişlerdi. Esirden durum öğrenildi; Macar Kralı. Temeşvar Kontunu Prens Istefan’ın yardımına göndermişti. 20.000 kişilik düşman kuvveti, Türk akıncılarının, Transilvanya Prensini sıkıştırdıkları bölgeyi sarmıştı. Mihaloğlu Ali Bey, akıncılarını süratle geri çekip, dar geçitten kurtarmağa çalışıyordu.

İskender Bey’in Evranosoğlu Hasan Bey’in, İsa Bey’in, Malkoçoğlu Bâli Bey’in durumdan haberi yoktu. Memiş’in içini dayanılmaz bir ateş sardı. Binlerce Türk yiğidi dar boğazdan baskına uğrayacaktı. Düşman baskınından ağalarının, ağabeylerinin haberi olmalıydı.

Küçük akıncı daha fazla duramadı. Silâhlarını kuşanıp, akıncı kanatlarını taktı, atına atladı, hayvanı kayaların arasından ovaya doğru sürdü. Boğazı yıldırım gibi geçti, Evranoğlu Hasan Bey’in akıncılarının yanına vardı. Ağzından köpükler akan atını durdurup, haykırdı:

  • Geride Macar kâfiri baskına hazırlanır. Tez Beyinize haber verin.

Savaşın her türlü durumuna karşı hızla harekete geçmeye alışık olan akıncı yiğitler hemen toparlandılar. Onlar haberi birbirlerine duyururlarken, Memiş atını kayaların arasına sürdü.

Malkoçoğlu Bâli Bey, tepenin karşı tarafını tutmuştu. Malkoçoğlu akıncılarının yanına varması için Memiş’in düşmanın içinden geçmesi lâzımdı. Bu da ölüm demekti. Küçük akıncı o anda yalnız baskın haberini Bâli Bey’e iletmeyi düşünüyordu, Belinden ipekli kuşağını çözdü, Azık torbasındaki kavı çıkarıp çaktı; kuşağını tutuşturdu. Yavaş yavaş alev almaya başlıyan kuşağı kılıcına taktı. Sonra kılıcı sırtına doğru salladı. Omuzlarına takılı akıncı kanatları birden alev aldı. Artık düşmanın arasına atılabilirdi.

Savaş narası atarak atını sürdü. Bâli Bey’in akıncılarının bulunduğu kayalıklara alevden bir kuş gibi uçtu. Küçük Memiş, kılıcının ucunda alev alev yanan kuşağı durmadan sallıyarak tehlike işareti veriyordu. Bâli Bey’in gözcüleri alevler içinde gelen atlıyı gördüler, işaretini anladılar. Fakat düşman nöbetçileri de, karargahlarını aşan Türk atlısının peşine düştüler. Memiş’in atı korkmuş ve gemini azıya almıştı. O hızla kayalara, tırmandı, ayağı tökezlendi, Memiş’i sırtından fırlattı. İki akıncı yiğit, çocuğu kurtarmak için yanına koştukları zaman Memiş, son nefesini vermek üzereydi. Küçük vücudunun yarısı yanmıştı. Sırtında 5 ok saplıydı. Gözlerini güçlükle açtı:

  • Ma... Macar...lar... ba... baskın... diyebildi.

Onu kucağında tutan yaşlı akıncı yeisten sesi titreyerek konuştu:

  • Seni görünce Bey’e haber ettik, kâfiri karşılamaya hazırız yavrum...

Memiş’in alevden kararmış dudaklan gerildi, yanık yüzüne mutlu bir gülümseme yayıldı, sonra başı yavaşça kaydı. Onbir yaşındaki akıncı Memiş ölmüştü. Biraz sonra günün ilk ışıkları küçük şehidi okşarken, düşman askerleri hücuma geçtiler. Ama Türk akıncıları uykuda değildi. Baskından haberleri olduğu için oklar sadakta değil, yayda, kılıçlar belde değil, eldeydi.

13 Ekim 1479 günü, Türklerce «Kélle Sahrâsı» diye anılan Maros Vâdisinde akının en büyük meydan muharebesi yapıldı. Macarların son gücü de yok edildi. Macarların baskını başarıya, ulaşsaydı, Türk akıncıları Maros Vâdisinde yok edileceklerdi.

Düşman pusuya yatıp, baskına gelmiş.

Onbir yaşında akıncı küçük Memiş,

"Komam baskına ağalarımı" demiş.

Ateşle, okla şehit, kahraman Memiş.

TÜRK TARİHİNDE ÇOCUK KAHRAMANLAR, NURAN ŞENER, TÜRK TİCARET BANKASI - MİLLİYET GAZETESİ, S. 5-12

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+20
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.