Yükleniyor...

Yazı Hakkında

Yayınlanma Tarihi 07 Mayıs 2015 - 14:00
Son Düzenlenme Tarihi 29 Nisan 2016 - 13:55
Abaka Han'ın Anadolu Seferi

Abaka Han'ın Anadolu Seferi

Sultan Baybars’ın Moğollar karşısında kazanmış olduğu başarı Anadolu halkını büyük bir sevince boğmuştu. Ancak Moğolların uğradığı bozgundan Muineddin Pervane’nin gönderdiği Seyfeddin Erbeği adli elçi vasıtasıyla haberdar olan Abaka Han derhal büyük bir orduyla harekete geçti ve Erzincan-Divriği yoluyla Elbistan’a ulaştı. Muineddin Pervane de III. Gıyasettin Keyhüsrev ve vezir Fahreddin Ali ile birlikte Abaka Han’ın yanına gitti. Savaş meydanini gezen ve Moğol kumandan ve askerlerinin cesetlerini gören Abaka Han çok üzüldü. Ölüler arasında Selçuklu kumandan ve askerlerinin olmadığını fark edince öfkelendi ve Memlûk sultanıyla işbirliği yaptığını söyleyerek Muineddin Pervane’yi azarladı. O her ne kadar Memlük sultanının gelişinden kesinlikle haberi olmadığını söyledi ise de o sırada orada bulunan Emir İzzeddin Aybeg onu yalanlayarak Sultan Baybars ile sürekli haberleştiğini ve Anadolu’ya gelmesi için teşvik ettiğini söyledi. Abaka Han bütün öfke ve gazabına rağmen Suriye’de bulunan Sultan Baybars’a karşı bir sefere çıkmaya cesaret edemedi ve bir mektup göndererek hakaretlerde bulundu. Daha sonra Elbistan’dan Kayseri’ye hareket etti ve şehrin yağmalanmasını ve halkın kılıçtan geçirilmesini emretti. Bunun üzerine şehrin âlim ve büyükleri Abaka Han’ı ziyaret ederek halkın itaatkâr olduğunu ve bu olayda hiç bir günahı bulunmadığını söylediler ve ancak bu yalvarıp yakarmalar sayesinde onu umumî bir katliamdan vazgeçirdiler. Fakat yine de şehir yağmalandı ve Kadı Celâlettin Habib ve diğer bazı ileri gelen kişiler şehit edildiler. Abaka Han Kongurtay Noyan’ı Anadolu’nun idaresiyle görevlendirip Azerbaycan’a döndü. Muineddin Pervane ile vezir Fahreddin Ali’yi de yanında götürdü. Yol boyunca uğradığı bütün şehir ve kasabaların yağma edilmesini ve Türkmenlerin öldürülmesini emretti. Veziri Şemseddin Cüveynî ona halkın günahsız olduğunu söyleyip sefaatte bulunduysa da binlerce Müslümanın öldürülmesine mani olamadı. Binlerce esirle beraber Bayburt’a vardığı sırada yaslı bir zat “Ey yeryüzünün sultanı! Düşman senin ülkene girdi fakat tebeana dokunmadı. Sen ise düşmanına karşı harekete geçtiğin halde tebeayi esir aldın ve öldürdün. Acaba senden önce hangi hükümdar böyle bir harekette bulunmuştur?” diyerek Abaka Han’ı zor durumda bırakmış, neticede yüzbinlerce esirin serbest bırakılmasına vesile olmuştur. Abaka Han dönüşte Muineddin Pervane’nin mallarının müsadere edilmesini ve Şebinkarahisar gibi iktalarinin da geri alınmasını istedi. İlhanlı hükümdarlarının yazlık merkezi olan Aladağ’a varınca Pervane yargılandı. Öldürülen Toku ile Todavun noyanlarin karılarının feryat ederek ağlamalarından etkilenen han bazı Moğol kumandanlarının ısrarı karşısında idam edilmesine karar verdi. Gökçe Noyan adli Moğol kumandanı Muineddin Pervane’yi yakınlarıyla birlikte götürüp idam etti (676/1277). Muineddin Pervane taht kavgalarının devam ettiği ve Moğol baskı ve zulmünün arttığı, devlet nüfuz ve otoritesinin sarsıldığı bir dönemde mahirane siyasetiyle ülkeyi 15 yıl boyunca idare etmeyi başarmıştır. Pervane’nin öldürülmesinden sonra ülkede huzur kalmamış, Moğollar malî baskılarını daha da şiddetlendirmişlerdir. Bu yüzden Anadolu halkı Pervane dönemini daima büyük bir özlemle yâd etmiştir. Bununla beraber şurası da unutulmamalıdır ki, o Moğollara iyi ilişkiler kurma konusunda ne kadar başarılı olmuş ise Sultan Baybars’ın Anadolu seferiyle ilgili tereddüt ve cesaretsizlikleriyle hataları yüzünden de o derece başarısızlığa uğramıştır. Bu hataları hem kendisi hem de devlet için pahalıya mal oldu. O, şahsi ihtirasları aklına galip geldiğinden kendisine rakip saydığı değerli devlet adamları, kumandanlar ve sultanları tasfiye etmekten de çekinmedi. Hulasa, Muineddin Pervâne, meziyet ve kusurlarıyla bir devrin kurulusuna ve çöküşüne sebep olan meşhur bir sima olarak tarihteki yerini almıştır. Bazı kaynaklar o dönemdeki meşhur âlim ve şeyhlerin birbiri ardından ahirete intikaliyle Anadolu’nun sahipsiz kaldığını ve basa gelen felâketlerin bunun sonucu olduğunu kaydederler. Anadolu’nun manevî koruyucuları arasında ilk sırayı işgal eden büyük mutasavvıf Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî’nin 17 Aralık 1273’te ölümünden birkaç ay sonra büyük bilgin Sadreddin-i Konevî de vefat etmiş ve bu iki büyük feyiz kaynağından mahrum kalan halk çektikleri sıkıntıyı buna bağlamıştır.

+1 Beğeni ziyaretçilerin beğenme sayısı

Tüm Zamanlar

Tüm zamanlar görüntülenme
+14
İstatistikler 2019 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır.