Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Tarihsel temellere göre Anadolu’da Türk varlığı

Erkan-ı Harbiye-i Umumiye
Kaynak: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/handle/11543/2013
Tarihsel temellere göre Anadolu’da Türk varlığı
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

’nun Türklüğü meselesi geçmişten bugüne birçok ateşli tartışmalara konu olmuş ve bu tartışmaların çoğu bilimsellikten uzak, taraflı, kötü niyetli kuruluş ve kişiler tarafından sistemli şekilde yürütülmüştür. Genellikle Avrupa merkezli ve üzerindeki Yunan, Ermeni veya başka etnik toplulukların gayelerine hizmet etmek amacıyla bilimi çarpıtarak ortaya atılan yanlı görüşler bu konu üzerinde birçok Türk’ün dahi çarpık düşüncelere kapılmasına neden olmuştur. Çeşitli Türk bilim insanları dahi Batı amaçlarına kasıtlı olarak veya bilmeden hizmet ederek Türklerinin genetik olarak eski Türklere benzemediği, günümüz Türk dünyası ile alakasının olmadığı, ’da etnik bakımdan hiç Türk’ün yaşamadığı gibi fikirleri içinde yaymaktadır. Buna ek olarak yine bu görüştekilerin savunduğu bir diğer düşünce ’da Türklerden başka yaşayan her etnik topluluğun atalarından aldığı gen köklerini çok iyi muhafaza ettiği, ancak kültür olarak az sayıdaki yönetici Türk unsurun bu toplumları zorla Türkleştirdiği, asimile ettiği yönündeki hayli komik iddialardır.

Öncelikle bu iddia sahiplerinin kendilerini ve hedef kitlelerini kandırmak adına bilimsel bir araştırmayı kılıf olarak kullandığını hatırlatmak gerekir. Nasıl mı? Genetik biliminin son yıllarda gösterdiği gelişme her geçen gün kendini iyiden iyiye hissettirmektedir. Bu doğrultuda ’de yapılan çeşitli köken araştırmaları olmuş ve raporlar halinde medyaya ve halka sunulmuştur. Bunların ekseriyeti araştırma dahilindeki insanların etnik kökeni, anadili vs. sorulmadan yapılmış ve çıkan sonuçların tamamının ’deki Türklerin genetiğini temsil ettiği ilan edilmiştir. Herkesin bildiği üzere ’de irili ufaklı birçok etnik azınlık bulunmaktadır. Ve araştırmaların özellikle ’nin en kozmopolit şehri olan İstanbul’da, nedense Türklerin değil, Türk harici Balkan, Kafkas veya Doğu ve Güney Doğu bölgesinden gelenlerin yoğun oturduğu semtlerde yapıldığı konusunda ciddi bir şüphe vardır (Buradan Kafkas, Balkan veya Doğu ve Güney Doğu bölgelerinden gelenlerin Türk olmadığı şeklinde bir sonuç asla çıkarılmamalıdır. Tüm bu bölgeler Orta ve Batı gibi yüzlerce yıllık Türk yurtlarıdır. Burada asıl kastedilmek istenen kesim bu bölgelerin Türk harici diğer etnik gruplara mensup olan sakinleridir). Nedense bu araştırmaların hiçbiri Türk nüfusu yoğun ’nun içlerinde, Çanakkale-Balıkesir hattından Adana-Mersin hattına kadar olan Yörük şehirlerinde, Karadeniz’in illerinde veya ’nun herhangi bir yerindeki Türk nüfusunun baskın olduğu yerlerde yapılmamaktadır. Araştırmaya konu olan millet Türk milletidir ancak Türk milletine bakılmadan yapılan bir araştırma söz konusudur. Kaldı ki bu araştırmaların kapsamı bir milletin köklerinden bahsetmek için çok zayıftır. Çünkü araştırmalara tabi tutulan kişi sayısı birkaç yüz veya birkaç bin kişi ile ifade edilmektedir. Özetle bilimsel bir yolla yapılan araştırmaların usulü doğrudur ancak araştırmaya tabi tutulan kesimler bilinçli olarak istenilen bir sonucu ortaya çıkarmak için seçilmiş bir hedef kitledir. Ve bu yollarla yapılan araştırmalardan çıkan sonuçlara göre Türklerinin %1 ile %5 arasında Türk olduğu, geri kalan oranın ise ’da hakimiyeti kurulmadan önce bulunan Rum, Ermeni vs. etnik grupların asimile edilmiş torunları olduğu şeklinde bir görüş savunulmaktadır.

Genetik araştırmalar şu ana kadar saydığımız sebeplerle bütün bir Türklüğünün ne olduğunun ispatı yönünde henüz yolun çok başındadır. Ne zaman araştırmalara tabi tutulan kişi sayıları milyonlarla ifade edilir, araştırmalar tarafsız bir şekilde etnik Türkler arasında yapılırsa o zaman daha gerçekçi sonuçlar çıkacaktır. Ancak bugün ülkemizdeki Türklerin tamamının genetik sonuçları elde edilse dahi, kesin bir sonuca varmak için kıyaslama yapılacak eski Türklerin, örneğin; Hunların, Göktürklerin ve diğer Orta Çağ dönemi Türk devletlerinin toplumlarının genetik özelliklerini yine binlerce örnekle araştırıp bilmek gerekir. Şu an için birkaç kurgan örneği dışında bu ihtimal de çok uzakta durmaktadır.

Ancak mesele sadece genetik biliminin meselesi değildir. ’nun Türklüğü meselesinin çok derin tarihsel kökleri vardır. Türklük aynı zamanda büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız’ın da belirttiği gibi bir soy ve kan meselesi olduğu kadar bir şuur ve ahlak meselesidir. Bir kültür meselesidir, dil meselesidir. Türk olan bir kimsenin annesinden, babasından Türkçe öğrenmiş olması gerekir, yani konuştuğu anadilinin Türkçe olması gerekir. Günlük yaşantısında, yeme içme adetlerinde, kullandığı atasözlerinde, Türk kültüründen unsurların bulunması gerekir ve bu konular üzerinden değerlendirilince ’da tartışılmaz bir Türk yoğunluğunun olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Kültürü, dili, yaşantısı ile Türk olan bir toplumun birkaç bin kişilik yönetici sınıf tarafından asimile edilmiş milyonlarca insanın torunları olduğunu ileri sürmek mantıkla uyuşmayan bir durumdur. Çünkü asimilasyon için sadece yönetici sınıf olmak yetmez, çoğunluk gereklidir. Çin ve Hindistan gibi kalabalık coğrafyalarda hakimiyet kuran Türk topluluklarının neredeyse hepsi yönetici oldukları halde yüzyıllar içinde yerli unsurun kültürünü ve dilini alarak asimile olmuşlardır. Bu başka milletlerin tarihinde de böyledir. Çoğunluk olan azınlığı asimile eder.

Genetik araştırmaların ’daki Türk varlığıyla ilgili şimdilik yeterli ve kesin açıklamayı yapamadığı bir dönemde elimizdeki en gerçekçi veri tarih biliminin ve kültürün bize sunduklarıdır. ’ya Türklerin gelişiyle ilgili çeşitli teoriler vardır ancak biz tarihçi çevrelerin ittifak ettikleri ve teoriler arasından en geç dönemi kapsayan ların ’ya gelişini ele alırsak bu ve sonrasındaki süreçte ’ya milyonlarla ifade edilen Türk göçleri olmuştur. İlk aşamada Sultan ’ın Malazgirt zaferinden sonra Doğu ve Orta birkaç yıl içinde yüz binlerce Türkmen’in uğrak noktası haline gelmiş, çeşitli bölgeler beyler arasında taksim edilmiş ve yüz binlerce Türkmen ’ya yerleşmiştir. ları zamanında ve Horasan’dan Türkmen göçleri sürekli olarak devam etmiş, gerek yerleşik Türk nüfus ’nun iç kesimlerinde kasaba ve şehirlere yerleşmeye başlamış gerekse konar-göçer Yörük-Türkmenler Orta bozkırlarını doldurmaya başlamışlardır. 13. Yüzyılda eski dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ’ı da Moğol istilası kasıp kavurmuş ve bu dönemde de kalabalık bir dalga Türk nüfusu İran üzerinden ’ya gelerek sığınmıştır.

12. ve 13. Yüzyıllarda süregelen bu göçler aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bizim toplum hafızamızda canlı kalmayı başarmıştır. ’nun köylerinde ve şehirlerindeki yaşlılarımız, bazen aile büyüklerimiz bizlere Horasan’dan geldiğimizle ilgili çeşitli rivayetler aktarmaktadır. Bu büyüklerimiz çoğunlukla Horasan’ın neresi olduğunu bilmez, ancak öyle bir yerden geldiğimizle ilgili rivayetleri büyüklerinden dinledikleri için sözlü kültür yoluyla bizlere aktarırlar. Bu durum o dönemin zorlu ve büyük göçlerinin toplum hafızasında nasıl canlı kaldığının güzel bir örneğidir. dönemi sonlanırken da artık iyice Türk kimliği kazanmış durumdaydı. Halil İnalcık hocanın aktardığına göre 14. Yüzyılın henüz başında ’nun bozkırlarında, dağlarında ve kasabalarında neredeyse her yer Türklerle dolmuş ve Türk harici nüfus kalmamıştır ve Ermeni, Rum nüfus şehir merkezlerinde toplanmıştır. Ancak şehir merkezlerinde de kalabalık bir Türk nüfusu mevcuttur. Yine Halil İnalcık hocanın aktardığına göre yalnızca Tonguzlu (Denizli) civarını 200.000 çadır Türkmen konak tutmuştu ve Batı Karadeniz’in ’a komşu olan uçlarında 100.000 çadır kadar Türkmen konaklamaktaydı (Devlet-i Aliyye C.1). 14. Yüzyıl başlarında ’ya deniz yoluyla Alanya’dan ayak basan ve Antalya, Burdur, Isparta, Denizli, İzmir, Balıkesir, Bursa, Aksaray, Kayseri, Sivas ve daha başka şehirleri gezen Faslı gezgin İbn Battuta da seyahatnamesinin bölümünde gezdiği her şehirde Müslüman Türkmen mahallelerinin olduğundan ve bu şehirlerin beylerinin ve yöneticilerinin Türkmenler olduğundan bahsetmektedir. ’ya gelen Türkmen kitlelerinden haberdar olmak için bakılabilecek başka bir kaynak Ermeni tarihçi ve keşiş olan Edessalı Mateos’un (Urfalı Mateos) 952 ila 1128 yılları arasında ay ve yıl vererek yazdığı kroniğidir.

Henüz zamanında kümbetleriyle, mezar taşlarıyla, kaya resimleriyle, cami ve medrese süslemeleriyle ve daha birçok iziyle ’ya Türklüğün damgasını vurmuş bu kalabalık kitleler daha sonra birdenbire ortadan kaybolmuş değillerdir. Tabi ki Türkler tarafından fethedildiği sırada ’nun çeşitli yerlerinde yaşayan Rum ve Ermeniler de bir anda kaybolmuş değildir. Bu milletler Osmanlılar çağı boyunca genelde kırsal alanları terk ederek şehir ve kasaba merkezlerine çekilmişler, yüzyıllar boyunca dinlerini serbestçe yaşayıp, dillerini ve kültürlerini devam ettirmişlerdir. O dönemde toplumların başka dindeki toplumlara karşı bugünden çok daha kapalı bir tavır sergilediklerini düşündüğümüzde bu toplumlarla Müslüman Türkler arasında komşuluk ilişkileri olmakla birlikte tam bir ayrım söz konusuydu. ’nun büyük şehirlerinin tarihlerini incelediğimizde oturum planının millet sistemine göre ayarlandığı net bir bilgidir. Osmanlı döneminde millet kelimesinin bugünkü anlamıyla kullanılmadığını da bilmekteyiz. Milletler daha çok farklı din ve mezhepleri belirtmekteydi. Örnek olarak; Müslüman Milleti( için ekseriyeti Türkler), Rum Milleti, Ermeni Milleti, Yahudi Milleti gibi. Bu durum farklı toplulukların genellikle birbiriyle karışmasını engellemiş, ancak tahmin edilebileceği üzere az miktarda Rum ve Ermenilerden Müslümanlaşarak Türkleşmiş, Türklerden ise Hıristiyanlığı seçerek Rumlaşmış yahut Ermenileşmiş olanların olma ihtimali de mümkündür. Ancak sebepleriyle belirttiğimiz üzere bu oranın milyonlarla ifade edilecek kadar yüksek olmadığı çok açık şekilde belli olmaktadır.

Türkler ’nin kuruluşundan sonra devletin imparatorluğa dönüşmesiyle sadece ’da kalmamış imparatorluğun fethettiği neredeyse her coğrafyaya ulaşmış ve yerleşmişlerdir. Ancak Balkanlar’ın bazı bölgeleri hariç genelde yeni gittikleri çoğu yerde azınlık olarak kalmışlardır. Bugün hala Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Irak, Suriye gibi bir çok ülkede bölgesel olarak ciddi bir Türk nüfusu vardır.

Peki bugün yaklaşık olarak 84 milyon kişinin vatandaşı olduğu ülkemizin farklı milletlere göre nüfus dağılımı ne durumdadır? Öncelikle Türklerin geldiği dönemde ’daki iki kalabalık gruptan biri olan Ermenilere bakacak olursak yüzyıllar boyunca nde sadık millet olarak adlandırıldıktan sonra Rus emperyalizminin maşası haline gelerek Doğu Karadeniz ve Doğu bölgelerinde büyük bir Türk kıyımına girişmişlerdir. Yerel Türk halkın da bu kıyıma cevap vermesiyle iki taraftan da büyük sayılarda ölümler olmuştur. Ancak bu bir soykırım değil karşılıklı bir çatışmadır. Ermenilerin çıkardıkları olaylar ve onlara karşı alınan tavır hakkında Yusuf Halaçoğlu ve Sina Akşin gibi tarihçilerin değerli çalışmaları bulunmaktadır. Doğu ’da birçok Ermeni çıkan isyanlara destek olmuş ve sonuç olarak da İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1915 yılında bugün ’nun dışında kalan bölgelere tehcir edilmişlerdir. Bu yaşananların sonucunda ’da Ermeni varlığı neredeyse kalmamış, Ermenilerin birçoğu gönderildikleri bölgelerden zamanla Avrupa, Rusya ve ABD’ye gitmiştir. Bir kısmı da bugün doğu sınırımızda bulunan Ermenistan’da yaşamaya devam etmektedir. İstanbul dışında kalan Rumlar ise cumhuriyetimizin ilk yıllarında Yunanistan’la karşılıklı yapılan mübadele ile ’dan gönderilmiştir. İstanbul’dakiler ise daha sonraki dönemlerde Yunanistan’a ve çeşitli Avrupa ülkelerine yerleşmişlerdir. lar ve Osmanlılar zamanında ’da yaşayan Ermeni ve Rumlardan çok azı bugün ’da bulunmakta ve nüfusu içinde çok düşük bir oranı temsil etmektedirler.

Ülkemizdeki Türk dışı nüfusu oluşturan asıl topluluklar Müslüman olan azınlıklardır. Bunlar imparatorluğun dağılma sürecinde Balkanlar’dan ve Kafkaslardan gelenlere ek olarak Güney Doğu, Doğu ve Doğu Karadeniz’in bazı bölgelerinde yerleşik bulunanlardır. Güney Doğu ’nun bazı yerlerinde Arap ve Kürt nüfus yaşadığı gibi buraların yerli Türk nüfusu da azımsanamayacak kadar çoktur. Yine Doğu bölgesinde bazı şehirlerde Kürt nüfus çoğunluktayken bazılarında da Türk nüfus çoğunluğu oluşturmaktadır. Bunun dışında Balkan kökenli olan Arnavutlar ve Boşnaklar gibi Kafkas kökenli olan de ’nun çeşitli yerlerine yaşayan, Osmanlı’nın yıkılma sürecinde gelen Müslüman azınlıklardır ve çoğunluğu oluşturdukları bir şehir bulunmamaktadır. Sayıları birkaç milyonla ifade edilebilir.

Genel bir toparlama yapacak olursak bozkırlarında, dağlık alanlarında, şehirlerinde, deniz kıyısı bölgelerinde ve her bir ucunda, Türk, Türkmen, Yörük, Tahtacı, Tatar, Azerbaycan Türkü ve daha bir dizi farklı adla anılan Türklerin, Türk boylarının yaşadığı bir Türk ülkesidir. Net sayılar vermek zor olmakla birlikte, kimsenin kimliğini yok saymadan söylenebilir ki nüfusunun büyük bir bölümünü dili, yaşantısı, adetleri, oyunları, çalgıları, ezgileri ile Türklerin oluşturduğu açıkça ortadadır.

Ve bu durum üzerinde farklı hedefleri bulunan hiçbir kişi, kuruluş ve ülkenin değiştiremeyeceği bir gerçekliktir.

Kaynakça
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıf öğrencisi ve aynı üniversitede bulunan Turan Halklarını Araştırma Topluluğu’nun yönetim kurulu üyesidir. Orta Çağ Türk Tarihi, Türkistan Tarihi ve Azerbaycan Tarihi üzerine araştırmalar yapmakta ve 4 yıldır Kırıkkale Tanrıdağ Türkçüler Derneğinde bu konular üzerine eğitim konferansları vermektedir.
Benzer içerikler

Cehalet Boyunu Geçmiş

Açıkça itiraf etmek gerekirse, ben ömrüm boyunca bu kadar cehaletin dibinde yaşayan bir insan daha

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın