Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Büyük bir Türk tarihçisi: Hüseyin Nihal Atsız

Atsız
Büyük bir Türk tarihçisi: Hüseyin Nihal Atsız
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Atsız Bey, cumhuriyet tarihimizin bir dönemine damgasını vurmuş Türkçü münevveri, yüreklerde yer eden şiirleriyle hiç unutulmayacak bir şair, Türklüğün her dönemi hakkında bilgisi ve fikirleri olan büyük bir Türkolog ve tarihçidir. Eserleri nesillerdir Türk gençlerinin zihinlerini aydınlatan bir ışık kaynağı olmuştur. Onun şiir, roman, fikir yazıları alanlarında olduğu gibi tarih alanında da çok değerli çalışmaları vardır ve bu eserlerinden günümüzde hala güvenilir kaynaklar olarak yararlanılmaktadır. Atsız’ın eserlerini okuyan bir kişi Türk tarihi hakkında çok fazla şey öğrenecek, bununla kalmayıp Türk tarihini sevip, benimseyecektir. Türk tarihine hayranlığını ‘’ Türk tarihinin içinde yüzüyorum. Diyebilirim ki her günüm 27 asrın içinde geçiyor’’ sözlerinden bile kolayca anlayabildiğimiz Atsız Bey daha henüz gençlik yıllarında Türk tarihi alanında çalışmalara başlamak için kollarını sıvamıştır.

1926 yılında İstanbul Darülfünunu’nun Edebiyat Fakültesine ve aynı üniversitenin Yüksek Muallim Mektebine kaydolan Atsız, eğitiminin başlangıcından bir hafta sonra askere alınmış ve İstanbul Taşkışla 5. Piyade Alayında er olarak vatani hizmetini tamamladıktan sonra 1927’de eğitimine devam etmeye başlamıştır. 1928’de henüz üniversite okurken fakülteden arkadaşı ile birlikte hazırladıkları ‘’ Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri’’ adlı çalışma Türkiyat Mecmuasında yayınlanmıştır. Başarılı bir öğrencilik geçiren Atsız mezun olduktan sonra ’nün dikkatini çekmiş ve 25 Ocak 1931’de Türkiyat Enstitüsü’ne asistan olarak kabul edilmiştir.

1932’de Ankara’da Birinci Türk Tarih Kongresi toplanmıştır. Bu kongreye katılanların genel görüşlerinden farklı bir görüş belirten Zeki Velidi Togan, Türk Tarih Cemiyeti Genel Sekreteri tarafından hiçbir şey bilmemekle suçlanmış ve ‘’Zeki Velidi beyin Darülfünun’daki kürsüsü önünde talebe olarak bulunmadığıma çok şükrediyorum’’ sözleriyle küçük düşürülmeye çalışılmıştır. ’in bu sözleri üzerine Atsız yedi arkadaşıyla birlikte ona bir protesto telgrafı çekmiş ve şunu söylemiştir; “Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz”. Atsız’ın tepkisi bununla kalmayıp o dönemde çıkartmakta olduğu Atsız Mecmua’da ‘’Darülfünunun Kara, Daha Doğru Bir Tabirle Yüz Kızartıcı Listesi’’ başlıklı bir yazısı yayınlanmıştır. İşte bu tepkiler ’in düşmanlığını kazanmaya yetmiştir. Kısa süre sonra , Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olunca 13 Mart 1933’de Atsız Mecmua’daki yazısı bahane edilerek asistanlık görevine son verilmiş, dergisi kapatılmış ve Malatya Ortaokulu’nda Türkçe öğretmeni olarak görevlendirilmiştir. Bundan bir ay geçmeden Edirne Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak tayin edildi. Edirne’de görev yaptığı dönemde bu sefer de Orhun dergisini çıkarmaya başladı ve bu dergide Türk Tarih Kurumu’nun liselerde okutulması için hazırladığı 4 ciltlik tarih kitabındaki yanlışları tespit edip bildirdiği için vekalet emrine alındı ve görevinden uzaklaştırıldı. Orhun Mecmua da bir önceki dergisiyle aynı kaderi yaşayarak Bakanlar Kurulu kararı ile yayın hayatına son verdi.

Atsız Bey bir süre çalışmadıktan sonra 9 Eylül 1934’te İstanbul’daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulunda Türkçe öğretmenliğine tayin edildi. 4 yıl burada çalıştıktan sonra yine görevinden uzaklaştırıldı ve Özel Yüce Ülkü Lisesi’nde çalışmaya başladı, 1939’da bu okulun kapanması ile de Boğaziçi Lisesi’nde görev yapmaya başladı. 1943 yılından itibaren yeniden çıkarmaya başladığı Orhun dergisinde 1944 yılında devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na Türkiye’de faaliyet gösteren ve Milli Eğitim Bakanlığı içinde kollanan komünistler hakkında iki açık mektup yayınladı. Bu mektuplar ülke içinde büyük bir hareketliliğe sebep oldu ve Atsız Bey birçok Türkçü tarafından haklı bulunup desteklendi. 7 Nisan 1944’te dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından görevine son verildi ve yine aynı bakanın kışkırtmalarıyla açık mektuplarda adı geçen komünistlerden olan Atsız’a hakaret davası açtı. Bu davayla gelişen ikinci duruşmanın Ankara’da yapıldığı gün olan 3 Mayıs 1944’te, Atsız’ı destekleyen Türkçü gençlerin komünizm karşıtı sloganlarla Ulus Meydanı’na yürüyüşüne polis tarafından sert şekilde bir müdahaleyle karşılık verildi ve bu olayın devamında Atsız ve dönemin Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu gibi önde gelen Türkçülerine karşı devlet tarafından bir takibat başlatıldı. Devamında tarihimize ‘’ Irkçılık – Turancılık Davası ’’ olarak geçen hadiseler yaşandı ve çok sayıda tutuklamalar oldu. [1] Atsız Bey için büyük çilelerle geçen bu dönem 31 Mart 1947’de tutuklu bulunan bütün Türkçülerin beraatiyle son buldu.

Devlet hizmetinde uzun süre çalışamadıktan sonra 25 Temmuz 1949’da Süleymaniye Kütüphanesi’nde tasnif heyetinde uzman olarak işe başladı. 21 Eylül 1950’de Haydarpaşa Lisesi’nde tekrar öğretmen olarak çalışmaya başladı. Ankara Atatürk Lisesi’nde 4 Mayıs 1952’de verdiği ‘’ Devletimizin Kuruluşu ’’ adlı konferansta Türkiye’nin kuruluşunun 1040 yılında Dandanakan Savaşı ile olduğunu savunduğu için 13 Mayıs’ta görevinden alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki eski işine atandı. Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1 Nisan 1969’da kendi isteği ile emekli oldu. 1964’ten vefatına kadar olan süreçte büyük zorluklara rağmen yayınladığı Ötüken Dergisi’nde 1967’de, komünistlerin ve Kürtçülerin özellikle doğu illerimizde yürüttükleri gizli faaliyetleriyle ilgili çıkardığı yazı serisinden dolayı 1973 yılında 15 ay hapse mahkum edildi. Sağlık durumunun uygun olmadığına dair sağlık raporuna ve yaşının ileri olmasına bakılmaksızın hapse konuldu. Ancak iki buçuk ay hapis yattıktan sonra Türkçü aydınların ve yüzlerce Türkçü üniversite öğrencisinin başlattığı imza kampanyasının etkisi ile Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından cezası affedildi. Fikir ve görüşlerini açıkça ifade etmekten hiçbir dönemde çekinmediği için sürgünler, hapis cezaları ve hatta işkencelerle geçen mücadelelerle dolu hayatına 11 Aralık 1975’te geçirdiği kalp kriziyle veda etti.

Atsız Bey’in akademik kariyerinin henüz başlarından itibaren görüşleri yüzünden bu kadar haksızlığa uğraması şüphesiz ki Türk tarihçiliğini de olumsuz etkilemiştir. Remzi Oğuz Arık onun hakkında; ‘’kaderin darbesini yemeseydi, muhakkak ki, Türk tarihinin ilim alanında abideleşmiş bir rüknü olurdu’’ demiştir. [2]Atsız, elinden akademide çalışma fırsatı alınmasına karşılık Türk tarihi ile ilgili çalışmalar yapmaktan geri durmamış ve hayatının sonuna kadar sayısız makale yazmış, kaynak çevirileri yapmış ve kitaplar yayınlamıştır.

Onun tarih alanında yayınlanan bazı önemli eserleri; Türk Ansiklopedisindeki Yazıları, Türk Tarihinde Meseleler, Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler, Oruç Bey Tarihi gibi önemli eserlerdir. [3] Her türlü siyasi engellemeyle karşı karşıya kalmışsa da onun sadece tarih alanında bile yazdığı eserler ve yayınladığı makalelerin kitap haline getirilmiş toplamaları bugüne dek yüz binlerce satmış, milyonlarca okunmuş ve onlarca kez tarih araştırmalarına kaynak olmuştur. Bugün eserleri hala okunmakta ve kaynak olarak değerini korumaktadır.

Atsız Türk tarihine bir bütün olarak bakar. Ona göre Türk tarihinin bütün hanedanlıklarını ayrı ayrı birer devlet gibi kabul etmek hatalıdır. Çünkü böyle bir bakış açısı Türklerin istikrarlı bir devlet kuramadığı, sürekli olarak devletlerini yıkıp yerine farklı devletler kurduğunu gösterir. Halbuki Atsız’a göre ortada sürekli yıkılan devletlerden ziyade yönetici sülalenin değiştiği ve bu yüzden farklı adlarla anılan bir Türk devleti vardır. Bu devletin içinde yaşayanlar yine Türklerdir ve aslında sadece bu Türk ülkesini yönetenler değişmektedir. İşte bu görüşünün bir sonucu olarak Türkiye’nin kuruluşunu 1040 yılındaki Selçukluların kuruluşu olarak kabul etmiş ve bir çok siyasi eleştiri almıştır. Atsız’ın bu fikrine göre Türk tarihi iki temel başlıkta dönemlendirilir. Birisi Anayurttaki Türk tarihi diğeri ise Yabancı İllerdeki Türk tarihidir. Yabancı illerdeki Türk tarihi Çin, Hindistan, Doğu Avrupa, Mısır gibi ülkelerde Türklerin yönetici olarak belirli dönemlerde hüküm sürdüğü ancak zamanla hakimiyetlerini kaybettikleri yerlerdeki Türk hanedanlıklarının tarihidir. Anayurttaki Türk tarihi ise 11. Yüzyıla kadar Kırım’dan Mançurya’ya kadar olan büyük bir coğrafyada devam etmiş 11. Yüzyıldan sonra ise İran, Azerbaycan, Anadolu, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir anayurt kurulmuştur. Bu sebeple Anayurttaki Türk tarihi iki temel ayak üzerine kuruludur. Bu iki temel ayağın dönemlenmesi ise şöyledir:

Doğu Türkeli: Sakalar (M.Ö. 7. yy – M.Ö. 3. yy), Kunlar / Hunlar (M.Ö. 3. yy – 216), Siyenpiler (216 – 394), Aparlar / Avarlar (394 – 552), Gök Türkler ( 552 – 745), Dokuz Oğuzlar – On Uygurlar (745 – 840), Uygurlar (840 – 940), Karahanlılar (940 – 1123), Karahıtaylar (1123 – 1207), Sekizler / Naymanlar (1207 – 1218), Çingizliler (1218 – 1370), Aksak Temürlüler (1370 – 1500), Özbekler ( 1500 – 1920).

Türkiye: Selçuklular (1040- 1249), İlhanlılar (1249 – 1336), Büyük Beylikler (1336 – 1515), Osmanlılar (1515 – 1922), Cumhuriyet (1923 – …) [4]

Tabi ki Atsız’ın ömrünün, Türkistan Türkleri’nin Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsız devletler kurduklarını görmeye ne yazık ki yetmediğini, yetseydi Doğu Türkeli tarihine artık Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ı da ekleyebileceğini, yine Azerbaycan Cumhuriyeti’nin de Türkiye yani Batı Türkeli tarihinin içinde sayılacağını vurgulamak lazımdır.

Atsız tarihin kendisini kavram ve anlam olarak millet ve milletin ruhu için çok değerli bir kaynak olarak görür. Atsız’a göre tarih şuuru bir milletin savunma silahıdır [5] ve tarih şuuru bulunmayan veya zayıf olan bir millet güçsüz ve yenilmeye mahkum bir millettir. Bu yüzden Atsız tarihimizin kahramanlarına ve büyük zaferlerin olduğu günlere yüksek bir önem verir.

Bu büyük zaferlerin ve Türk tarihinin kahramanlarının, yurdun dört bir yanına gösterişli heykelleri yapılmalı, onlar okullarda her yaştan Türk çocuklarına iyice öğretilmeli, isimleri ve hatıraları sürekli olarak yaşatılmalıdır. Böylelikle Türk milletinin geçmişine ve atalarına duyduğu sevgi, bağlılık ve hayranlıkla birlikte manevi gücü her zaman yüksek olacaktır. Atsız’a göre Türk milleti geçmişindeki büyük kahramanları, büyük zaferleri, eski düşmanlarını ve dostlarını çok iyi bilmeli ve geçmişte içine düştüğü hataları da iyi tahlil ederek geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlemelidir. Çünkü bir milletin kökü geçmişe dayanır, kültürü, yaşantısı, adetleri hep binlerce yıllık geçmişten, maziden gelerek bugüne kadar ulaşır.

Sonuç olarak Atsız büyük bir Türk tarihçisi olmasının yanında tarihe büyük bir bağlılığı ve saygısı olan bir mefkure adamıdır. Onun tarihçiliğini ve tarihle ilgili fikirlerini anlamak için sadece yaptığı kaynak çevirilerine, tarihi kategori edişine, Türk tarihiyle ilgili yazdığı makalelere bakmak yetmez. Çünkü Türk tarihini Atsız’ın romanlarında, şiirlerinde, fikir yazılarında ve kaleme aldığı her şeyde bulmak mümkündür. Böyle bir durum ise ancak hem roman yazarı, hem şair, hem bilim insanı hem de dava adamı olan Atsız Bey gibi nadir şahsiyetlerde görülür. Yazıyı Büyük Atsız’ın Toprak Mazi adlı şiirinden küçük bir bölümle bitirelim; ‘’ Mazi ırkın yarattığı coşkun bir seldir, Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir. ‘’

Kaynakça

[1] -Detaylar için bakınız; 3 Mayıs 1944 Türkçülük Davası, altayli.net – Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları

[2] -Murat Yılmaz, Nihal Atsız’ın Tarih Algısı ve Türk Tarihi Hakkındaki Görüşleri, altayli.net Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları

[3] -Eserlerinin tam listesi için; Murat Yılmaz, a.g.e.

[4] -Murat Yılmaz, a.g.e.

[5] -Demet Yener, Tarih, Kültür ve Kahramanlar: Hüseyin Nihal Atsız, millidusunce.com

*Hüseyin Nihal Atsız, Türk Ansiklopedisindeki Yazıları

* Hüseyin Nihal Atsız, Türk Tarihinde Meseleler

* Hüseyin Nihal Atsız, Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar

* Hüseyin Nihal Atsız, Atsız Mecmua, sayı: 16, Maziyi İnkar Edenler, Darülfünun ve Milli Tarih Kongresi

* Hüseyin Nihal Atsız, Orkun, sayı:29, Tarih Şuuru

* Murat Yılmaz, Nihal Atsız’ın Tarih Algısı ve Türk Tarihi Hakkındaki Görüşleri, altayli.net

* Demet Yener, Tarih, Kültür ve Kahramanlar: Hüseyin Nihal Atsız, millidusunce.com

* TDV İslam Ansiklopedisi, Hüseyin Nihal Atsız Maddesi

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıf öğrencisi ve aynı üniversitede bulunan Turan Halklarını Araştırma Topluluğu’nun yönetim kurulu üyesidir. Orta Çağ Türk Tarihi, Türkistan Tarihi ve Azerbaycan Tarihi üzerine araştırmalar yapmakta ve 4 yıldır Kırıkkale Tanrıdağ Türkçüler Derneğinde bu konular üzerine eğitim konferansları vermektedir.
Benzer içerikler

Cehalet Boyunu Geçmiş

Açıkça itiraf etmek gerekirse, ben ömrüm boyunca bu kadar cehaletin dibinde yaşayan bir insan daha

Kasım-ı Kamberalp Meseli

Ağzından kaymak köpük saçaraktan, tozu dumana kataraktan, baştan ayağa gök tere bataraktan, bir alay yoldaşını

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın