Türk Destanının Tasnifi II- Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan

0
334

Umumiyetle Türklerde destan devri yani hayata destanı devirlerde yaşayan milletlerin gözüyle
bakmak ve muasır büyük hadiseleri destan şekline çevirerek yaşatmak zamanı, tabiîdir ki geçmiştir. Başka milletler gibi Türk milleti de asri içtimaî ve siyasî umdelere tapmaktadır.

Bütün cihanın efkâr‐ı umumiyesinde ise iktisadî ve içtimaî umdeler artık tamamıyla hâkim olmuştur. Bugün dünyada akıl ve mantığı bütün sınıfların ve zümrelerin hürriyetini hâkim bulundurmak isteye “demokrasi” ile amele sınıfı namına yapılan terörle bütün diğer sınıfları imha ederek sınıf diktatörlüğü yerleştirmek ve bütün insanların iktisadî ve içtimaî hayatım bu sınıfın (zümrenin) kurduğu veya kuracağı disipline ateş ve demirle icbar etmek isteyen
“komünizm,” mücadele halindedir.

Komünizm tehlikesine karşı mücadelede demokrasinin zayıflığını bahane edinerek meydana atılan “Faşizm”in alacağı yol karanlık ve şüphelidir. Cihanşümul bir şekil almak için bugün daha’ çok demokrasi sistemine düşman kesilen ve onu ezmek için müstakbel bîaman düşmanı komünizmle ittifaka hazır olduğunu gösteren Faşizm mektebi müthiş ihtiras ve müfrit şovenîzmden mülhem olmaktadır. Fakat bu hareket de millî değildir. Bu da bir “İnternasyonal” şovenizm’dir. O Avrupa’da sanayiin inkişaf ve buhranları esasında zuhur edeceği muhakkak olan çarpışmaları daha fazla alevlendirecek ve güçleştirecektir. Onun ileriki rolü yalnız budur.

Üç cereyanı temsil eden Briand, Stalin ve Musolini gibi tipler zahiren millî gürünmekle beraber şüphesiz internasyonal kuvvetler ve zümrelere istinat etmektedir. Bir millî destan kahramanı “Demâvend” tepesine çıkıp ta milletine “ben bugün atımı nallattım; üzerinde seğirtip kılıcımı kanla lâl yapacağım” [1] dediği zaman o milletin. Bütün efradı, sınıfları, aristokrasisi ve proleteryası ona taparak heyecanla “evet” sen cihan kahramanısın ve biz de köleleriniziz
Sana inanıyoruz; hayatımız sana merbuttur.” [2] diye bir ağızdan bağırmak zamanı Avrupa için geçmişse bizim için de geçmiştir. Bizde de zamanın kahramanları, medeniyet âleminde hâkim içtimaî umdelerden birinin müntesibi bulunmak lüzumunu duyuyorlar. Fakat Avrupa’da sınıflar çok uzun sürecek olan mücadelelerine tutuşurlarsa, kim bilir belki “eski millî destanlar” Türk ve Çin gibi milletlerin ‘ İşine yarayabilir.

[1] Firdevsî’nin Şehnamesinden.
[2] Aynı eserden.

Bugünkü ahval ve şerait eski Türk destanlarını tasnif etmeğe ve bunları millî terbiyeye esas edinmeğe birçok cihetten müsaittir. Fakat müsait olmayan bazı enfüsî cihetleri de vardır. Onun en mühimi de millî benliğimizi, mazimizi anlayış hususunda bir istikrarın daha husule gelmemiş olmasıdır. Biz biliyoruz ki Homer, Firdevsî, Lönnort eserlerini tertip ettikleri zaman Yunan, İran, Fin milletlerinin mazileri hakkında, doğru veya yanlış olmakla beraber, bütün millet efradının inandığı bir tasavvur, taslak vardı, hele İranlıların tarihi yalnız kendileri için değil diğer komşu milletler, meselâ Araplar ve Türkler için bile hatları malûm ve muayyen bir manzume şeklini
almıştı. O tarihin esas hatları Tabari, Sa’âlebî, Hamze’î İsfahanı, Deyneverî, Kuteybe, Firdevsî, El‐Bîrûnî ile Moğol zamanındaki Türk ve İranlı müverrihler ve Neva: gibiler İçin hep birdi. Evet bütün Asya’ya hâkim bulunup bütün şark millelleri bize benzemeğe çalıştıkları bir devirde, yani başkaları İçin moda olduğumuz zamanlarda bizde de tessüs etmiş bir mîlli tarih taslağı vardı. O Türk tarihi Oğuz Handan başlıyor, doğru Çingîz’e ve oğullarına ve sonra Aksak Temür’e
geliyordu. Reşîdüddîn, Hafız Ebru, Uluğ Bey, Mîrhond,Hondmîr, Şeref eddîn Yezdî, Nasrullâhi, Muhammed ibn Velî, Ebülgazi gibi müelliflerin kabul ettikleri bu taslak Şems‐i Gâşanî’nin yazma destanına esas olmuş ve halk içindeki Şifahî destanlara da tevafuk etmiştir. Benim küçük kütüphanemde “Türklerde milli tarih telekkisi” dosyası vardır. Türklerde millî tarih yazan yahut o yolda düşünen fikir sistemlerini toplamaya çalışıyorum. Bugüne kadar topladığım mevat pek de memnuniyet verici değildir. Hatta bu evraka bakılırsa mîlletimizin edebiyatını, fikrî hayatını yaşatan münevverlerin arasında milletin mazisi hakkında tebellür etmiş bir fikir yoktur denilebilir.

Milletimizin münevverine mazisini oldukça muntazam bir şekil vererek anlatmak yolunda hizmeti dokunan bir zat Fransız Yahudisi Leon Cahun’dur. Gerek “Asya tarihine methal” inde ve gerek Lav isse ve Rambaud tarihindeki hülâsasında bu zat Türkleri medenî teşebbüsten mahrum bilmekle beraber kahraman gösterdiğinden fikirleri herkesin hoşuna gitmiştir.
Türkçe tercümesiyle garp Türklerinden Necibasım Bey meşgul olduğu gibî, Ufa’da da aslen şimalî Kafkasya Türklerinden olan Ceneral Şeyh Alinin kızı Meryem ve oğlu Davut meşgul olmuşlardır. Ve el yazısı halinde birçok adamlar tarafından okunmuşur. Leon Cahun’un
eserinden ilham alan münevverlerden Ziya Göalp muhtelif ilk makalelerinde, Akçura oğlu Yusuf Çingiz tarihine ait Türk Yurdu mecmuasında neşrettiği konfranslarında, şimdiki Londra sefiri Ferit Bey umumî Türk ideolojisine ait, müstear atla neşrettiği risalede ve daha diğer birçok zevat oldukça doğru bir nazar telkini yolunda çalışmışlardı. Fakat bu nazar da
taamüm edip yerleşmemiştir. Hatta Leon Cahun’ü Türklere ilk tanıtan Necibasım bey sonradan tamamen başka fikirler söylemiştir. Meselâ Türk Yurdu mecmuasında (1340 sayı 2) “Anadolu’da Türk satvetini kıran Moğollar’dır. Moğol istilâsı Anadolu’yu maddeten ve manen geri gütürdü. Türkler hâlâ âli Cengiz oyununu unutmamışlardır. Yıldırım Bayazıt Anadolu’nun birliği lüzumunu anladı. Demirleng çıkmasaydı Anadolu birliği ve İstanbul fethi yarım asır
evvel olacaktı” diyor. Keza yine aynı yıl Türk yurdu mecmuasında (sayı 4‐5} Sadri Maksudi Bey dîyor ki: “Temür Kıpçak Türklerini, Toktamış’ı ve Türkiye sultanı Bayazıd’ı mağlûp etti; Türklük bundan pek çok kaybetti. Temür’ün galebeleri Türklük için bir tahribat oldu. Kıpçak Türkleri’ni istiklâline mezar hazırlayan Temür olduğu gibi küçük Asya Türklerini de tehlikeye
düşüren bu Türk’tü”.

Acaba Osmanlılar elli yıl önce yürüyüp, Avrupa’nın o zamanki uzun harplerle meşgul
olmasından istifade ederek, hatta bütün Avrupa’yı fethetseler ne kazanırlardı. Rönesans yine olurdu. Böyle istilâlar Ba‐yazıt’tan birkaç asır önce birkaç defa yapılmıştı, onlardan birşey kazanmamış, kaybetmiştik. Vaktiyle Hun ve Avarların, Peçeneklerin hareketlerinde olduğu gibi Bayazıt da muvaffak olup Atilânın alamadığı Paris’i fethetse bile oraya götürdüğü Türkler merkezî Avrupa kavimleri arasında kaybolup giderdi. Rusların kuvvetlenmesi Temür’den
değil, Avrupa deniz ticaretinin şarkî Avrupa’yi stilâsından, Novgorot ve Moskova gibi Rus
şehirlerinin ticaret merkezleri halini almasından ileri gelmiştir. Mademki Türkçülük dava ediliyor, ne için Çin hududundan Akdeniz’e, Pişaver’den Moskova’ya kadar bütün Türk Ellerini birleştiren Temür için değilde Temür’ün istihlâf ettiği İlhanlı devletinin vilâyetlerine (Sivas ve Malatya’ya) tecavüz eden bir Anadolu Beyi için ağlanıyor? niçin Bayazıt, Anadolu’nun o zaman Temüre iltica ve iltihak eden diğer beyliklerine tercih ediliyor? Temür ve oğulları garbı Türkistan’ı Kıpçak’tan ve diğer yerlerden getirdikleri Türkler’le iskân ettiler. Yalnız Semerkant’la
Cızah arasında 49‐000 kilometre yeri İskân edip Türkleri zira‐ata alıştırdılar. O güne kadar Farisî konuşan garbî Türkistan şehirlerini Türkleştirdiler. Güzel Türk mimarîsini semalara çıkardılar. Türk edebiyatını yükselttiler. Türk mimarîsi ve minyatürcülüğü İstanbul’dan başlayıp bütün Asya İslâm âlemi için numune oldu. Bunlar mademki Türkçüdürler, niçin bu zatın Sivas’ta boğdurduğu 4000 Ermeni için matem tutuyorlar(1) ve neden Osmanlı vakanüvislerinin ve
saray dalkavuklarının ahiren neşrettikleri “Ali Cengiz oyunu”na ve Tîmurlenk’le alay eden anekdotlarına kıymet veriyorlar? Niçin Anadolu’da ve bilhassa Azerbaycan’da Çingiz ve Temür’ün yaşayan ananelerine ehemmiyet verilmiyor?

Türk destanı yaşadığı zaman Türklerin kafasında yerleşmiş olan mîllî tarih manzumesini kıran Suriye ve Mısır ülemasıdır, Fatih devrinde bile Çağatay medeniyeti âşıkı olan Osmanlıları yoldan çıkaran hattâ Kazan Türklerine bile tesir eden onlardır. Çingizi “cehennemi” , Temürü
“fâsık hatta kâfir” diye Türk tarihinden sümek isteyen Kazanlı müverrih “Şahabeddin Mercanı” halk içinde yaşayan Çingiz ve Temür des‐tanlarına isyan ediyor, ve bunlara istinat edip tarih yazanları tel’in ediyor. Ona göre “Temür” “kesmek ve kırmaktan, zulüm ve gadirden başka bir şey bilmeyen hunhar, zalim ve fasiktir. O Padişahı İslâm olan Bayazıd’ı mağlup etti.
Onun hiç bir amelînde kâr‐ı hayrı yok. Bütün hayatını sefk‐i de‐ma’, gareti emvali nâs, ihlâk‐i hars ve nesil île geçirmiş ve kendi fisku fücurunu kâ‐seleyslere methettirmiştir. Bu sözlere inanmayanlar Bedreddin al Aynî, Şeyh Şahabeddîn İbn Haşer al “Asklânî, Şemseddîn Secavî, ve İbn Şalına emsali huffaz ve ulemayı nizam ı Harameyn ve Mısır ve Şam ve Rum ve Irak tesanif‐i muteberlerinden görsünler, buna da kanaat etmezlerse Ah‐med İbn Arabşahın kitabın mütalâa etsinler”. “Hafızüddin bezzazı Timur‐i a’recîn küfrüne fetva vermiştir.”

Türklerin millî tarih telekkisini ve millî destanını kıranlardan biri de Safevîlerdir. Bunlardan Türk
destanı yerine Türkler arasına Şi’a ve İran destanını sokmuşlar, Çengizîlere düşman olduklarından onlara ait menkıbelere karşı (meselâ Horasan’da) ilânı harp etmişlerdir. Neticede İran Türklerinde millî Türk tarihi telekkisi namına bir şey kalmamış denilebilir.

(1) Mehmet Ata Bey, Hammer tarihi tercümesinde (c. 2. s. 44) Sivas’ta öldürülen Ermeniler hakkında bu dört bin Ermeninin Sivası ehl‐i islâmla birlikte müdafaaları bu milletin daha o zaman muhabbet ve vazife‐i vataniyye hissinde iştirak Itrini isbat eder” diyor ve bunu “ittihad‐ı Osmaniyyenin kemal‐i husulü için bir vesika‐i cedide add” ediyor, Bu müellife göre Sivas’ın nüfusunun az olması da o Temür katl‐i amının halbuki katl‐i âm filân burada kat’iyyen vaki olmuş değildir) neticesi imiş.

Türk destanının bel kemiği Oğuz ve Moğol ananeleridir. Yaşayan destanın en kuvvetlisi ve
zengini Moğollar devrine aittir. Moğollara, Çingiz, Temür, Toktamış ve Bayazıda karşı noktayı nazarları, eski Türk destan telakkilerine göre doğrulmadıkça millî destan enkazını umumî Türk mikyasında tasnif müşkül olacaktır. Yalnız bu mu? Destanlardaki bazı tafsilât, tarihlerini bugün Avrupa ve Çin menbalarından öğrenmekte olduğumuz Hun, Gök‐Türk ve Karahanlılara aittir. Halbuki bunlar bizim kafalarımızda daha muntazam bir silsile halinde yerleşmemiştir. Maamafi ben, destanın bugün kabilolan tasnif şekilleri hakkında mutalealarda bulunmanın zamanı olduğunu zannediyorum.

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Atsız Mecmua, Yıl: 1, Sayı: 2, Sahibi ve Müdürü: H. Nihâl, 15 Haziran 1931, s.3-6

Leave a reply