Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Fatih

Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed'in İtalyan ressam Gentile Bellini tarafından yapılmış bir tablosu, 1480. Victoria and Albert Müzesi, Londra
Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed'in İtalyan ressam Gentile Bellini tarafından yapılmış bir tablosu, 1480. Victoria and Albert Müzesi, Londra
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Fatih Sultan Mehmed, Türkiye padişahlarının en büyüklerindendir. Tarihimizin parlak bir çağında başa geçmiş, kahramanlığı, zekâsı azmi ve gücü ile devletimizi dünyada birinci duruma çıkarmış ve otuz yıl kadar süren padişahlığı zamanında Türkiye’ye en kutlu çağlarından birini yaşatmıştır.

Babası İkinci Murat’ın ölümünden sonra tahta oturduğu zaman, henüz yirmi yaşlarında bir gençti. Fakat bu yirmi yaşlarındaki gencin kafası en çetin işleri başaracak kadar olgundu. Otuz yıllık bir zaferler ve başarılar çağı bunu dünyaya gösterdi.

Fatih’in padişah olduktan sonra ilk büyük zaferi İstanbul’un alınması ile başlar. Ataları bu işin ardından koşmuşlar, başarı kazanamamışlardı. O büyük adamların başaramadıkları işi yapmayı, bu genç gözüne kestiriyor, bunun için gereken gücü kendisinde buluyordu. Bizans imparatorunun, Rumeli Hisarı’nı yapmaktan vazgeçmesi ve vergi kabulü için gönderdiği elçiye verdiği ağır karşılıkta şöyle demişti:

“Anadolu kıyıları İslâm olduğundan, Rumeli kıyıları ise, sizler orayı koruyamadığınızdan benimdir. Efendinize deyiniz ki şimdiki padişah daha öncekilerin yapamadığını yapacaktır. Atalarımın istekleri bile benim gücümün yettiği yere yetişemezdi. Sizin gibi elçiler gelirse diri diri derilerini yüzdürürüm.”

Bu sözler boş bir övünme değildi. Genç Fatih, gerçekten bu işi yapabilecek kadar büyüktü. Bunun için hazırlandı, planlar tasarladı. Doğu Roma İmparatorluğu’na son verecek olan savaşa başladığından elli üç gün sonra maksadına ulaştı. Türk ordusu 29 Mayıs 1453’te İstanbul’a girdiği zaman tarihin bir çağı bitiyor, yeni bir çığır açıyordu.

İstanbul’u Türklüğe ebediyen kazandıran Fatih, bu büyük işten sonra, milletimizin ve devletimizin geleceği için birçok savaşa girişti. Bazan kumandanlarını gönderiyor, bazan da ordularının başında savaşarak zaferleri kendisi kazanıyordu. Fakat Fatih, yalnız zaferler kazanmakla kalmıyordu. O kadar büyük, o kadar güçlü idi ki bir yumrukta haritadan devletleri siliyordu.

Doğu Roma İmparatorluğu’ndan sonra Fatih’in gücü önünde yıkılan devletler Sırp ve Bosna krallıkları ile Trabzon Rum ve Ceneviz’in Karadeniz İmparatorluklarıdır. Bunlardan çöküntüye ilk uğrayan Sırp krallagı oldu. Fatih’in orduları bu ülkeye yaptıkları üç savaşın sonuncusunda. 1459’da Sırbistan’ı yok ettiler. İki yıl sonra, Bizansın doğu kolu olarak Karadeniz’de yaşamakta bulunan güçlü Trabzon Devleti de Türk ordularına boyun eğmek mecburiyetinde kaldı. 1463’te Bosna krallığı da aynı sonunca uğradı. İstanbul’un zaptında Türk ordusuna güçlük çıkaran Cenevizliler ise bunu pek ağır ödediler. 1475’de Karadeniz’e açılan Türk donanması, Cenevizli İtalyanlar’ın elinde bulunan limanları az zamanda zaptederek Kırım’ı Türkiye’ye ekliyor ve bu İtalyan İmparatorluğu’nu Karadeniz’in sularına gömmüş oluyordu.

Fatih, bir yandan haritadan devletleri silerken, bir yandan da Türkiye’yi genişleten ve güçlendiren diğer birtakım zaferler kazanıyordu. Ondan en çok yumruk yiyen İtalyanlar olmuştu. Ulu padişah, Cenevizli ve Venedikli İtalyanları karada ve denizde her savaşta yeniyor, onların kolunu, kanadını kırıyordu. Cenevizliler’in elinden 1461’de Amasra’yı, bir yıl sonra Midilli adasını almış; Venedikliler de Mora’yı ve Ağrıboz adasını Türk İmparatorluğu’na bırakmak zorunda kalmışlardı. Onun zaferler ardında koşan orduları, bundan başka, Romenleri vergiye bağlayan ve Türkler’e her zaman düşmanlık yapmış olan Arnavutlar’ı, Arnavutluk’un sarp dağlarında tepeleyen savaşlar da yapıyordu.

Fatih, bu zaferleri ile Türk düşmanlarını ezerken, Anadolu Türklüğü’nün birliğini tamamlamak için de vuruşuyordu. Onun çağında bu birlik iyice kurulmuş, ayrıca kurduğu birlik için büyük bir tehlike olarak belirlenen Akkoyunluların güçlü beği Uzun Hasan da 1473’te yere serilmişti.

Büyük Fatih, tarihimizin sayfalarına geçirdiği bu kadar zafere çok önemli bir tanesini daha ekleyecek, İtalya’yı da alacaktı. 1480’de donanma göndererek Napoli Krallığı’na ait bulunan Otrant Limanı’nı aldırmıştı. Eski Roma İmparatorluğu’nun Doğu’daki çürümüş kolunu bir yumrukta yıkan Türk padişahı, Batı’daki birlik halinde bulunmayan bölümü de elbette yutacaktı. Çizme korku içinde idi. Çünkü Fatih’in ne demek olduğunu biliyorlardı. Fakat Tanrı onları yalnız korkutmakla bıraktı. Koca padişah hastalanıp ölünce, tarihin en güzel sayfalarından biri tamamlanmadan kaldı.

Bu ölüm haksız ve yersiz gelmişti. Tanrı bu büyük hükümdara bir iki yıl daha ömür verseydi, dünya başka bir şekle bürünecekti. O, bunu yapacaktı. Yıllarca önce İstanbul’u zaptedip at üzerinde büyük bir alayla şehre girdiği zaman, genç fakat büyük Fatih, askerlerine şöyle demişti:

“Şu parlak zaferi kazandığımdan dolayı Tanrı’ya şükrediyorum. Fakat Tanrı’ya ayrıca yakarıyorum ki bana Hıristiyanlığın merkezi olan eski Roma’yı almak için de güç versin. İşte o zaman ölürsem gözlerim mesut kapanır!”

Ölüm bu isteği yerine getirmedi. Halbuki bu büyük padişah gözlerini mesut kapamaya layıktı. Belki de
Tanrı onun büyüklüğüne yakışmayan kusurlarından dolayı bunu kendisinden esirgemişti.

Fatih, yalnız büyük bir kahraman ve büyük bir asker değildi. Devlet adamı, şair, bilgin, kanuncu ve siyasî idi. Çok sertti. Savaşlardan önce hazırlık buyurur, seferin nereye olacağını söylemezdi. Böyle bir hazırlığın sebebinin nereye olacağını söylemezdi. Böyle bir hazırlığın sebebini soran bir kazaskere büyük bir kızgınlıkla “eğer sakalımdan bir kıl hazırlığın sebebini bilmiş olsaydı onu çıkarıp ateşe atardım!” diye bağırmıştır. Zaten bu kadar kahraman, bu kadar asker, bu kadar büyük devlet adamı ve çok sert olmasaydı, öldüğü zaman arkasında Avrupa’nın en güçlü devleti olan Türkiye’yi bırakamazdı.

Kaynakça
Makale yazarı :
Nejdet Sançar
Bibliyografya :
Kaynak :

Irkımızın Kahramanları, Aylı Kurt Yayınları, İstanbul, 1943

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Yılbaşı gecesi bir konuşma

1933 Yılbaşı gecesi, Ankara Palas salonunda Atatürk’ün katılımlarıyla kutlanırken, saat 24’den sonra, Millî Eğitim Bakanı

Fuad Köprülü

Mehmed Fuad Köprülü, 1890 yılında İstanbul’da doğdu. İsmail Faiz Bey’le Hatice Hanım’ın oğludur. IV. Mehmed

Kelimelerin manaları nerededir?

Biz hâlâ bugünkü hakikate asla uymayan kurûn-ı vustâ mefhumlarıyla düşünürüz. Hiçbir neticeye varmayan bütün münakaşalarımıza

Erzurum Kongresi

Efendiler, bildiğiniz gibi, Erzurum Kongresi 1919 senesi Temmuzunun 23üncü günü pek gösterişsiz bir mektep salonunda

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku