Generic selectors
Sadece birebir eşleşmeler
Başlıkta ara
İçerikte ara
Yazılarda ara
Sayfalarda ara

Rus Çarlığı’nın Türkistan’ı işgali

Turkestan. Kaynak: Wikimedia Commons'tan Özgür medya deposu
Rus Çarlığı’nın Türkistan’ı işgali
Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Rusların Türkistan’a olan ilgisi aslında Hanlığı’nın yıkılmasıyla başlamıştır. yıkılmış ve çeşitli hanlıklara bölünmüştür. Bu hanlıklar batı modelli ve kalabalık orduları olan Ruslar için kolay lokmalar olmuştur. Henüz 16. yüzyılın sonlarında Ruslar Kazan Hanlığı’nı ve Türkistan’ın daha kuzeyindeki bir başka Türk Hanlığı olan Hanlığını işgal etmişlerdir. Kazan’ın düşmesiyle birlikte Ruslar Türkistan’ın kilidini de açmış oluyorlardı. Bu tarihten sonra Rusların Türkistan ilgisi daha da arttı. 17. Yüzyıl boyunca çeşitli seyyahlar, tüccarlar ve din adamları ile bölgeyi tanıdılar, keşifler yaptılar ve bilgi topladılar. Bunu yaparken bir yandan da Türkistan’ın kuzeyinden doğuya doğru işgale giriştiler. ya’yı boydan boya işgal edip doğuda Büyük Okyanus’a ulaşmışlardır.

Rusların Türkistan’ı işgali arzusunun ilk büyük tasarlayıcısı ve uygulayıcısı 1. Petro’dur (Deli Petro). Onun Türkistan’daki Türk bozkırına hakim olma isteği bilinmektedir. Nitekim, steplerin Rus kontrolünde bulunmasına büyük ehemmiyet veren Petro, İran seferinden dönerken Astrahan’da A. G. Tevkelev’e şöyle demiştir:

“Her ne kadar Kazaklar ile Kırgızlara güvenmek mümkün değil ise de, onların memleketini mutlaka himayemiz altına sokmak zorundayız. Zira Kazak ve Kırgız bozkırları, bütün Asya’ya açılan en önemli kapıdır”. [1]

Bu ülkü doğrultusunda Ruslar Türkistan üzerine hücuma geçmişlerdir.

Rusların saldırıları coğrafi konumdan kaynaklı olarak ilk Kazak topraklarına oldu. 19. yüzyılın ilk yarısında Orta Cüz ve Büyük Cüz’ün Kuzey kısmı Rus hakimiyetine girmişti. Ardından Küçük Cüz de Rus hakimiyeti altına girince Ruslar Kazak topraklarına yerleşmiş oldular. Rusların Kazak topraklarını ilhak etmesi Türkistan Hanlıklarına giden yolların kapılarını açmış oldu. Bundan sonra Ruslar tüm siyasi ve askeri çabalarını hanlıkların işgal sürecine çevirdiler. [2]

Ruslar Kazak bozkırını işgal ettikten sonra Türkistan’da bağımsız olarak Özbeklerin Hive, Buhara ve Hokand hanlıkları kalmıştı. Bu hanlıkların arasında bir birlik olmamasının üstüne bir de zaman zaman birbirleriyle savaş halindeydiler. Ruslar hem bu durumu fırsat olarak gördüler hem de ele geçirdikleri Kazak bozkırındaki beylerden kendi yanlarına çekebildiklerini sürekli olarak bu hanlıklar üzerine saldırttılar. Zaten aralarında çekişen hanlıklar bir de bu saldırılar, yağmalar ve tacizlerle iyice zayıf duruma düştüler ve artık Türkistan’ın kalbi olan verimli Maveraünnehir Rus işgaline hazır bulunmaktaydı.

19. yüzyıla gelindiğinde durum böyleydi. Türkistan’ın kuzeyinden gelen bu büyük tehdit artık Türkistan’ın kalbine kadar dayanmıştı. Bu sadece Türkistan’da bulunan Türkler için değil Hindistan gibi dev ve zengin bir sömürgesi bulunan Birleşik Krallık için de büyük tehdit oluşturmaktaydı. İngilizler bu dönemden itibaren Türkistan’daki son kuvvetler olan ve Ruslarla aralarında tampon bölge oluşturan hanlıkların aralarını düzeltme girişimlerinde bulundu. Çeşitli subaylarını Türkistan’a yolladı ve ara buluculukta başarılı da oldular. Ancak bu sürekli olarak böyle sürmemiştir. İngilizlerin Hindistan genel valisi Afganların hanlığına büyük haksızlıklar yaparak bölgede büyük tepki çekti ve Afganlar isyan ettiler. İngilizler bunun karşılığında Afganistan’ı işgal etseler de ancak bir yıl kadar dayanabildiler. Hem bu yenilgi hem de Avrupa’da Rus yayılması ve başka meselelerden dolayı İngilizler tüm ilgilerini Türkistan’dan çekmek zorunda kaldılar ve Türkistan kaderine terk edildi.

Bütün bu gelişmelerin üzerine 1856’da Rusların birleşik Osmanlı-İngiliz-Fransız ordularına karşı Kırım Savaşı’nı kaybetmesi, Rusların Akdeniz’e inme politikasının önüne bir set çekmiş ve Avrupanın büyük güçleri ve Osmanlı, Rusların Avrupa’daki ilerleyişini durdurmuştur. Kırım Harbi’nden mağlup çıkan, Avrupa ve Orta Doğu’da yayılması durdurulan ve prestiji büyük bir darbe yiyen , yeni Çar 2. Aleksander’in (1855-1881) önderliğinde ekonomik, eğitim ve askeri sahalarda köklü reformlara girişti fakat Avrupa devletleri ile rekabet edemeyeceğini anlayınca, artık kendisi için tek yayılma sahası olarak Asya’yı görmeye başladı. [3] 2. Aleksander’in bu yeni çıkış yolu Türkistan’daki hanlıklar için felaketle sonuçlanmıştır. Yaklaşık 25 sene içinde hepsi birer birer düşmüş ve Türkistan tamamı ile Rusların kontrolüne girmiştir.

Ruslar teknoloji ve sayı olarak çok daha üstün ordulara sahip oldukları Türkistan hanlıklarına karşı giriştikleri işgali dünyadan gizleyememiş ve dünya kamuoyuna diğer emperyalist devletler gibi çeşitli bahaneler üretmişleridir. Rus hükümeti, ’nın Asya’da yayılış sebeplerini hariciye vekili Prens Gorçakov vasıtasıyla dünya umumi efkarına 3 Aralık 1864’te şöyle açıklamak ihtiyacını hissetmiştir: “’nın Orta Asya’da karşılaştığı durum, hiçbir sosyal organizasyonu olmayan, yarı-vahşi ve göçebe halklar karşısındaki bütün medeni devletlerin problemleriyle aynıdır. Bu tip durumlarda daha medeni olan devletler kendi sınırlarını ve menfaatlerini müdafaa etmek zorunda kalmışlardır. Hudut bölgesinde huzursuzluğu yaratan gruplar cezalandırıldıktan sonra kuvvetlerimizi geri çekmek mümkün olmamıştır. Verilen ceza çabuk unutulmuş ve geri çekilmemiz bir nevi zayıflık addedilmiştir. Çünkü Asyalılar, görünür ve hissedilir kaba kuvvetin haricinde hiçbir şeye hürmet göstermemişlerdir. Onun içindir ki, biz, şu iki şıkdan birini seçmek durumunda kaldık: Ya verdiğimiz bütün emekler, elde ettiğimiz ticari menfaatler ve sınır boylarında kurduğumuz emniyet tertibatlarını unutup her şeyden vazgeçecektik veya bu vahşi Orta Asya memleketlerinin derinliklerine yürüyecektik. bu ikinci şıkkı tercih mecburiyetinde kaldı, tıpkı Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Amerika’da, İngiltere’nin Hindistan’da, Fransa’nın Cezayir’de ve Hollanda’nın kolonilerinde yaptıkları gibi”. [4] Rusların bu konuda tavrı çok açık ve netti; vahşiler olarak değerlendirdikleri ve uygar dünyanın bir parçası olmadığını düşündükleri Türkistan Türklerinin vatanlarını işgal ederek her türlü kaynağını sömürmek. Bu giriştikleri işgali zaten dünyada bu sömürüyü yapan diğer emperyalist devletleri örnek göstererek normalleştirmeleri, hiçbir kaygılarının olmaması sömürgeler çağının emperyalist devletleri için tipik bir davranıştır. Ancak Ruslar’ın hesaba katmadıkları bir nokta bulunmaktaydı. Türkistan’ın Türk toplulukları o dönemin şartları içerisinde bölünmüş, güçsüz düşmüş, fakirleşmiş bulunsalar da, milattan önceki tarihlerden bu yana devlet kurma ve yönetme kabiliyeti olan, savaş mesleğinde ustalaşmış, sanat ve bilim alanlarında çok önemli şahsiyetleri bağrından yetiştirmiş yüksek bir kültürün torunlarıydı. Ve Türkistan Türkleri bağımsızlık için ilerleyen yıllarda çok büyük çapta ayaklanmalara, saldırılara ve isyanlara girişeceklerdi.

Türkistan’da Rus işgali çok sert ve kanlı oldu. Kuşatma ardından ele geçirdikleri bir çok şehirde katliam ve yağma yaptılar. Özellikle son yendikleri hanlık olan Hive Hanlığı’nın başkenti olan Hive şehri düştüğünde bu şehirdeki Özbek ve Türkmen ahalinin bir çoğu katledildi. Ancak Rus İşgali sadece bununla kalmadı. Orta Asya Türk devletlerinin işgalini tamamlayan Rusların ilk işi buralarda idari sistemi değiştirmek oldu. Ruslar bu değişikliğe Türkistan’a doğru ilerlerken ilk işgal ettikleri Başkurtların memleketi ile Kazakistan’da başladılar. Orenburg’u merkez edinen Ruslar, orada kurdukları genel valilik ile Kazakistan ile Başkurdistan idare sistemlerini yeniden düzenlediler. Eskiden veraset yoluyla başa gelen Başkurt ve Kazak liderlerini Ruslar tayin etmeye başladılar. Bu tayinleri yaparken Ruslar, mümkün olduğu kadar kendilerine uşaklık yapacak şahısları tercih ediyorlardı. Zaten uzun yıllar devam eden istilalar esnasında Ruslar, Türkleri manen ve maddeten perişan etmişlerdi. şimdi ise iş başına getirdikleri kukla ve tatbik ettikleri şiddet idaresine ilave olarak almaya başladıkları ağır vergiler ile, Türklerin bir daha bellerini doğrultamayacak kadar ezilip fakirleşmelerini sağlayacak bir siyaset takibine giriştiler. [5]

Türkistan’ın bütün hanlıklarını ele geçiren Ruslar son nokta olarak gözlerini Hive Hanlığı’nın güneyi ile İran arasında dağınık boy teşkilatlarıyla yaşam süren Türkmen topraklarına çevirdiler. Türkmenler üzerine bir dizi saldırılar yaptılar ve bazılarında yenildilerse de teknoloji ve sayı gücünü kullanarak Türkmen hafif süvari ordularının gücünü kırmayı bildiler. Rusların Türkmenler üzerinde uyguladıkları politikalar da Türkistan hanlıklarının yaşadıklarından farklı olmadı. Buna basit bir örnek olarak 1873 yılında Rusların Yomut Türkmenleri üzerine yaptığı bir seferi kazanmaları sonrasında yaptıkları vahşete tanık olan Amerikalı Gazeteci MacGhan’ın aktardıklarıdır:

ın evde kullandıkları malzemelerle dolu yüzlerce araba dağınık bir şekilde düzlüğe yayılmıştı… Bu Rusların insafına ve acımasına oldukça güveniyorlardı. (Ancak) onlar, Cossacklar tarafından ele geçirilip, kesildi. Her yerde, arabaların arasında, mızrak ve kılıç darbeleriyle kanlı ve korkunç görünen cesetler vardı. Daha kötüsü, eş, sevgili ve kardeşlerinin ölü cesetlerinin etraflarını sardığı kadınlar, … arabaların altında sorgulayan gözleri ve korku dolu yüzleri ile bizi seyrediyordu … Fakat bunlardan en kötüsü, ebeveynlerinin öldürüldüğü küçük çocukları görmekti. Bunlardan bazısı tekerler etrafında ağlayarak sürünüyor; diğerleri hala arabalarda oturtup çocuksu merakla parlayan gözleriyle bizi seyrediyordu; bir küçük kız kikirdeyerek General Golvatchoff’un tuğuna gülüyordu. ” [6]

Kaynakça

[1] – Prof. Dr. Mehmet Saray, Rusya’nın Türkistan’da yayılması, Türkler Ansiklopedisi C.18, s.972 (2002, ANKARA) 

[2]Ebru Uygun, İngiliz Gazetesi ‘’Levant Herald’’ a Göre Rusların Türkistan’ı İşgal Siyaseti (1859-1878) s.12 (2017, ORDU)

[3]Prof. Dr. Mehmet Saray, Rusya’nın Türkistan’da yayılması, Türkler Ansiklopedisi C.18, s.978 (2002, ANKARA)

[4]Prof. Dr. Mehmet Saray, Rusya’nın Türkistan’da yayılması, Türkler Ansiklopedisi C.18, s.980 (2002, ANKARA)

[5]Prof. Dr. Mehmet Saray, Rusya’nın Türkistan’da yayılması, Türkler Ansiklopedisi C.18, s.984 (2002, ANKARA)

[6]Yrd. Doç. Dr. Memet Yetişgin, Rusların Türkmen Topraklarını İstilaları, Türkler Ansiklopeisi C.18, s.1041 (2002, ANKARA)

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Kırıkkale Üniversitesi Tarih Bölümü son sınıf öğrencisi ve aynı üniversitede bulunan Turan Halklarını Araştırma Topluluğu’nun yönetim kurulu üyesidir. Orta Çağ Türk Tarihi, Türkistan Tarihi ve Azerbaycan Tarihi üzerine araştırmalar yapmakta ve 4 yıldır Kırıkkale Tanrıdağ Türkçüler Derneğinde bu konular üzerine eğitim konferansları vermektedir.
Benzer içerikler

Uluğ Sultan

Kalonoros’un fethinden dönüyorlardı, zafer kazanmanın sarhoşluğu vardı üstlerinde. İntikâllerini bile ağır adımlarla ve gevşek yapmaktaydılar.

Sultanahmet ve Fatih Mitingi

15 Mayıs 1919’da İzmir’in İşgali üzerine Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti tarafından düzenlenen, Trakya-Paşaeli Müdafaa-i

Kasım-ı Kamberalp Meseli

Ağzından kaymak köpük saçaraktan, tozu dumana kataraktan, baştan ayağa gök tere bataraktan, bir alay yoldaşını

Türk’ün Ata Sporu Güreş

Koşay Han, Molla İzzet, Koca Yusuf, Recep Kara, Ali Gürbüz gibi çayır güreşinde dünyaya nam salmış Türk pehlivanlar olduğu gibi bugün minderde de Yaşar Doğu, Hamza Yerlikaya, Rıza Kayaalp, Taha Akgül, Cenk İldem, Mehmet Özal gibi dünyaya rüşdünü ispat etmiş, başarılı isimlerle Türk’ün güreş geleneği dünyaya adını duyurmaya devam etmektedir.

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın