Atsız Mecmua’da “Köycülük”

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email

Köycülük konusunu büyük bir ilgi ve ciddiyetle ele alan yayın organlarının başında şüphesiz 1931’de çıkan gelmektedir. Şöyle ki, her ayın 15’inde çıkan ve özellikle , köycülük gibi ana konular üzerinde duran mecmuada genellikle ilk yazılar köycülüğe ayrılmıştır. kısa yayın hayatı boyunca köycülük konusuna en çok önem veren ve bunu işleyen dergilerin başında gelmiştir. Mecmua köyün herşeyin temeli olması gerektiğini, “yurdumuzun ve milletimizin büyümesi ve yükselmesi, köylerimizin büyümesine, artmasına ve yükselmesine” bağlı olduğunu, köylerimizin kurtuluşunun yine köylerimize bağlı olduğunu ve birinci vazifemizin köylerimizi kurtarmak ve yükseltmek olması gerektiğini savunmuştur. Çünkü onlara göre “Büyük iye’yi köyler yaşatacak, köyler yükseltecektir”.

Dergide genellikle köycülük konulu yazılar Bozkurt, , , gibi isimler altında ya da imzasız olarak yayımlanmıştır. Derginin sahibi ve müdürü olan Hüseyin Nihâl (Atsız), her türlü medeniyet ürününün öncelikle köylerde uygulanmasını istemiş ve 1931 tarihli bir yazısında da şunları söylemiştir:

“Köy evleri kerpiç harabeler halinde iken iye’de şehirler yapılamaz…. Köylerde elektrik yapılmadan şehirleri elektriklemek doğru değildir. Köylerde milli zevkimize göre bir köy mimarisine uygun programlı bir imar başlamadan büyük şehirlere büyük binalar yapmak caiz değildir. Köylere radyo vermeden şehirliye radyo dinletmek haramdır. Gübreli çirkefler köy sokaklarını bataklık yaparken, büyük şehirlerin kanalizasyonuna para harcamak yerinde olamaz. Köy mektepleri mahdut yerlerde ve kerpiç damlar altında bulunurken şehirlere ve hatta kazalara süslü ve büyük mektep binaları yakışamaz…Bir yerde sıhhi bir müessese açmak niyetinde isek bunda da herşeyden önce köylünün ihtiyacını düşünmeliyiz…”

Atsız bu yazısıyla aslında köylerin birinci plana çıkarılmasını istemiş ve “hiçbir yerde Efendinin binasından önce hizmetçilere mesken” yapılmadığını söylemiştir. Herkesi bu konuda düşünmeye çağırdığı ve bunun herkes için bir borç olduğunu ifade ettiği yazısını:

“..mademki köylüyü herşeyden üstün sayıyor ve bizim bütün muvaffakiyetlerimizin kaynağı tanıyoruz, onu kendimizden çok düşünmek, kendimize yani şehirlerimize birşey yapmadan önce onun ihtiyaçlarını dindirmeğe çalışmak borcumuzdur”

şeklindeki ifadeleriyle bitirmiştir. “Halka tapalım ve dediklerini yapalım” tarzındaki sloganlar ile yola çıkan dergi, bu bağlamda herkesi ama öncelikle gençleri halka gitmeye çağırmış ve gençlere şu tavsiyelerde bulunmuştur:

“elinizde değnek, sırtınızda azık torbanız, ayağınızda çivili ayakkaplarınız ve gönlünüzde, memleketinize ve hemşehrilerinize sunacağınız sevginin bitmez tükenmez kaynağı, yalnız veya arkadaşlı, saatlerce, günlerce yürüyünüz”

1930’lardaki mevcut durumun, inkılâbı yapanların meydanı yarım aydınlara bırakması sonucu ortaya çıktığını savunan Atsız, İstiklâl Harbi ile başlayan aydın-halk ilişkisinin de, aslında inkılâpların bitimiyle birlikte sona erdiğini, “aydının kendi alemine döndüğünü” ve onların herşeyi kendi arzu ve menfaatlerine göre yorumladıklarını yazmıştır. Görüldüğü gibi Atsız, tüm hareketin temelinde gençleri görmüş ve onların silkinerek inkılâba sahip çıkmalarını, en mühimi de yeni bir gençliğinin yaratılmasını istemiştir. Bütün bu ifadeler ve yaklaşım aslında, tarihinde bir dönüm noktası olarak nitelendirdiğimiz 1930’lu yıllarda Atsız’ın yayın organı vasıtasıyla halka, aydınlara, gençlere yaptığı bir uyarı mahiyeti taşımaktadır. Çünkü o tarih itibarıyla içinde bulunulan günler gerçekten de devlete, rejime ve inkılâplara sahip çıkılması gereken bir dönemdir. Milliyetçiliğin had safhaya ulaştığı, dünyada totaliter rejimlerin popüler olduğu bir süreçte, gençliğini bu rejimlerin etkisinden korumak, onların aydın-halk-köylü topyekün bütünleşmesini ve ’ün koyduğu ilke ve inkılâpların benimsenmesini sağlamak için yapılan bu tarz uyarıların önemi gerçekten büyüktür ve kolay anlaşılabilir niteliktedir.

Dergide H. Nihâl haricinde Reşat Nuri, Hamdullah Suphi, M. Şakir Ülkütaşır, Pertev Nail Boratav gibi kişiler de yazılarıyla yer almıştır. Bu dönem yayın organlarında Notları isimli yazı türü çok yaygındı. Hemen her dergide bu türe geniş yer ayrılıyordu. Nitekim ’da da Reşat Nuri’nin “ Notları” yayımlanmış ve bu yazılar daha sonra olarak düzenlenmiştir.

Kaynakça
Makale yazarı :
Seda Bayındır Uluskan
Bibliyografya :
Kaynak :
Atatürk’ün sosyal ve kültürel politikaları, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara : 2010, s. 110 – 112

Bu makale, yazının sonuna doğru “Kaynakça” ismiyle yer alan kısımda belirtilen yerden alınmıştır. Türkçe Tarih, toplumda farkındalık ve tarih bilinci oluşturmak amacıyla, tarih ve dil ile ilgili bilimsel araştırmaları derleyerek, herkesin kolayca olaşabilmesi için çalışmaktadır. Eğer bu makalenin yazarı veya sahibiyseniz ve kaldırılmasını istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçin; içeriğinizi derhal kaldıracağız. Anlayışınız ve işbirliğiniz için önceden teşekkür ederiz.

Bu içeriği paylaş
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on pinterest
Share on reddit
Share on email
Takip et
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Benzer içerikler

Yeni bir tarih yapacağız!

Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de,bunu bir defa

Türkiye niçin geri kaldı ?

Modern cemiyetin vasıfları şu ölçüler­le tespit edilmektedir: 1) Bu cemiyette halkın çoğunluğunun ihtiyaçları çok çeşitlidir.

Arkeoloji ve Antropoloji,

” Doğanın bugün için giz dolu sinesine gireceği muhakkak görülen insan zekası beklenilen gerçekleri ortaya

Milli Birlik

“Yurttaşlarım, Gördüğünüz bütün o felâketlerden sonra, sizleri o felâkete sürükleyen sebepleri anlamışsınızdır ve o felâketlerden

Dilşâd Hatun

200 YIL ÖNCE TÜRKİSTAN’DA YAŞAMIŞ KAHRAMAN BİR TÜRK KADINI Güzelliği ile birlikte kahramanlıkları da dillere

Türkçe Tarih'e hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Daha Fazla Oku