Anayasa

Türkçede “anayasa” olarak kullandığımız sözcüğün kavramsal kökeni Latince kurmak ya da kuruluş anlamına gelen “constituo” ve “constitutio” sözcüklerine dayanmaktadır. Dünyada ilk kez, yazılı tek bir metinde modern devletin erklerinin (yasama-yürütme-yargı) düzenlenmesi ve insan haklarının devlete karşı korunması anlayışına karşılık gelen anayasalar, 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Öncü anayasal metinlerden olan Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789), “insan haklarının güvence altına alınmadığı ve erkler ayrılığının sağlanmadığı düzenlerde anayasa yoktur” söylemiyle, anayasaya “siyasal iktidarın sınırlanması” gibi bir özgül anlam yüklemektedir. Bu yaklaşım sıklıkla kullanılan bir ayrımı da beraberinde getirir: Anayasalı devlet ve anayasal devlet. Her devletin bir anayasası olabilir; ancak yazılı tek bir metinden oluşan ya da siyasal uygulama ve pratik kurallar spektrumuna sıkıştırılmış, teamüli bir anayasaya sahip olmak, anayasal devlet olmak anlamına gelmemektedir. Anayasallık, devleti, ancak iktidarı sınırlandığı takdirde niteleyen bir sıfattır.[1]


[1]Türkiye’nin Anayasa Gündemi, (der. İbrahim Ö. Kaboğlu), İstanbul: İletişim Yayınları, 2016, s. 24.