Meşruti̇yeti̇n İlanı – Ali̇ Fuat Cebesoy

0
376

Makedonya’da hazırlıklar tamamlan­mıştı. Bir gün dairedeki odama gelen Mustafa Kemal:

— Genel Merkez insiyatifi kaybetmek üzeredir. Vilâyet merkezleri, Genel Merkez’e danışmak lüzumunu bile duyma­ dan harekete geçeceklerdir.

Demişti. İhtilâlin gün meselesi olduğu kanısında idi. Mus­tafa Kemal’in teşhisi doğru idi. İki gün önce Manastır’dan ge­len, bir subay arkadaş da, Manastır’m diğer vilâyetlere ta­kaddüm edeceğini söylemişti. İngiltere Kıralı Edward VII. ile Rus Carı Nikola Il.nin Reval’de buluşup görüşmeleri, jmiilâkattan sonra Makedon­ya’da yapılacak ıslâhat meselesinin ilan edilmiş olması Cemmivet âzaları arasında endişe ve korku yaratmıştı. Avrupa devletlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak kararını verdikleri tahmin olunuyordu. Bu olay, İttihatçıları bir an önce harekete geçmeleri için âdeta zorluyordu.

3 temmuz 1908 de Kolağası Niyazi, halk ve bir miktar as­kerle beraber Resnekle dağa çıkarak isyan bayrağını açtı. Manastır merkezi, kendisini kuvvetle destekleyordıı. Bunu di­ğer ayaklanmalar takip etti. İhtilâle dair ilk haberler İstan­bul’a geldiği zaman lâyık olduğu ilgi ile karşılanmamış, bastı­rılması mümkün mevziî hareketler sanılmıştı. Bununla bera­ber askerî tedbirler alınmıştı.

  1. Nizamiye Tümeni, Niyazi ve arkadaşlarını te’dip için görevlendirildi. Tümen Kumandanı Şemsi Paşa idi. Kurmay Başkanlığını Albay Kavaklı Fevzi (Rahmetli Mareşal Çak­mak) Bey yapıyordu. Şemsi Paşa, 7 temmuz 1908 de Manastır telgrafhanesinden çıkarken, Teğmen Bigalı Atıf (Cumhuriyet Devrinde Çanakkale Milletvekili, Atıf Kamçıl) tarafından ta­banca ile vurulmuştu. Bu haber İstanbul’da bir bomba gibi patladı. Çünkü Şemsi Paşa, İttihatçılara şiddetli darbeler vur­mak vazifesi ile bizzat padişah tarafından oraya gönderilmiş­ti. Bu zat okuma yazması yok denecek kadar az alaylı bir su­baydı. Saraya körü körüne bağlı idi. Hükümdarın emrettiği her şeyi yapmaya hazırdı.

Yaralanan Teğmen Atıf, arkadaşları tarafından kaçırıldı ve bir yerde saklandı. Albay Fevzi, nüfuzunu hükümet le­hine kulanmamış, duruma fiilen müdahale etmemişti. Manas­tır Valisi Hıfzı Paşa’nın nasıl hareket edeceğini bir hayli me­rak ettik. Endişemi Rahmi Bey’e açtığım zaman şu cevabı al­mıştım:

— Hıfzı Paşa hazretleri, İttihadın en muhterem âzalarındandır.

Filhakika son günlerde gizlice cemiyete giren Hıfzı Pa­şa, Şemsi Paşa’nın katli olayı ile fazla ilgilenmedi. Sultan Hamid, Selânik’e bir tahkik heyeti gönderdi. Lâkin 3. Ordu Müşirliği’nde bulunan subaylar, İttihadın üyeleri oldu­ğu için İstanbul ile cereyan eden yazışmalardan vaktinde haberdar olmak ve tahkik komisyonuna harekâtın pek ciddî olduğu kanaatini vermek imkân dahiline giriyordu. İbrahim Paşa’nın yâveri Yüzbaşı Kâzım Nami (Yazar ve Maarifçi Kâ­zım Nami Duru) İstanbul’dan gelen şifrelerin birer suretini Talât’a veriyordu. Babıâli, ikinci bir tahkik heyeti göndermek kararını ver­mişti. Fakat iş işten geçmişti. Niyazi Bey’den sonra Ohri Millî Taburu Kumandanı Kolağası Eyüp Sabri (Cumhuriyet Devrin­de Milletvekili Eyüp Sabri Akgöl), Yüzbaşı Bekir Grabene ve daha bazı genç subayların, birlikleriyle dağa çıkarak istibdat idaresine cephe almalarından sonra Selânik’teki durum bir­denbire önemli bir hal almıştı. Bu arada Binbaşı Enver de biraz geç kalmış olmasına rağmen bir kısım subaylarla bera­ber, hat boyundaki askerleri ayaklandırmak üzere Selânik’i terketmişti.

Saraya telgraflar yağıyor. Meşrutiyet’in.-iadesi kesin_bir lisanla talep ediliyordu. Artık hükümet mekanizması duruma hâkim değildi. Rumeli’de galeyanın son haddine geldiği sırada Sadrazam Avlonyalı Ferit Paşa azledilmişti. Padişahın Ferit Paşa’ya da itimadı kalmadığı anlaşılıyordu. 22 temmuzda sa­daret makamına yedinci defa Küçük Sait Paşa tâyin olundu. Serasker Rıza Paşa’nın yerine Harbiye Nazırı ünvanı ile Ömer Rüştü Paşa getirildi. Kâmil Paşa sandalyesiz nazır olarak ka­bineye girdi.

Manastır ve Havalisi Fevkalâde Kumandanlığına tayin edi­len Müşir Tatar Osman Paşa’nın, Kolağası Eyüp Sabri (Ak­göl) ve Niyazi Bey Ter tarafından dağa kaldırılmış olması Manastır Valisi Hıfzı Paşa’nın, Manastırdaki bütün asker ve halkın ihtilâlcilere katıldığına dair saraya çektiği telgraf, ar­tık tereddüde mahal olmadığına dair padişaha kat’î bir fikir vermişti.

23 temmuz 1908 de önce Manastır ve sonra da Selanik’te meşrutiyet ilân edilmiş, hürriyetin ilk topları atılmıştı. Sultan Hamid, emrivâkii kabul etmiş, Anayasayı yürür­lüğe koymak zorunda kalmıştı. Sonradan öğrendiğime göre, Sarayda toplanan nazırlar, Rumeli’deki emri vakiin, padişah tarafından nsaıl karşılanacağını bilemedikleri için tereddüde düşmüşlerdi. Meşrutiyetin iadesi için mazbatasını yazmağa elleri varmıyordu. Hükümdardan yazmak için müsaade de iste­meğe cesaret edemiyorlardı. Fakat Sultan Hamid». ilişten geçtiğini artık anlamıştı. Meşrutiyetin ilânını kabulden başka çare yoktu.. Zor karşısında boyun eğmişti. Mabeyin İkinci Kâ­tibi İzzet Paşa’ya şu emri vermişti:

—- Halkın Kanun-ı esâsî’yi ilânını arzu ettiği anlaşılıyor. Ben bunun aleyhinde değilim. Kanun-ı esâsînin ilanı benim zamanımda olmuştur. Müessisi benim. Bir müddet meclisin tatiline lüzum hasıl oldu. Gidip Heyet-i Vükelaya bunları söy­leyin. Lüzumlu mazbatanın yazılmasını da irade ettiğimi teb­liğ edin.

İradenin kendilerine tebliğinden cesarete gelen nazırlar, kaleme aldıkları Meclisin yeniden açılmasına dair olan maz­batayı padişaha sunmuşlardı. Selanik’te bayram yapılıyor, meydanlarda nutuklar söyleniyor;

— Yaşasın hürriyet!

Sesleri her tarafı dolduruyordu. O akşam Mustafa Kemal ile beraberdim. Diyordu ki:

— Hürriyet ilân edildi. Peki şimdi ne olacak?

Evet, şimdi ne olacaktı? İhtilâlin lideri ve tatbik edeceği bir program yoktu.

CEBESOY FUAT ALİ, SINIF ARKADAŞIM ATATÜRK, İNKILAP ve AKA KİTABEVLERl, İSTANBUL – 1967, S. 130-134

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku