AHISKA TÜRKLERİ’NİN 14 KASIM 1944 SÜRGÜNÜ

0
1170

İkinci Dünya Savaşı’na kadar askere alınmayan Ahıska Türkleri savaş başlayınca askere alınmış, yaklaşık 40 bin Ahıska Türkü silah altına alınarak cepheye gönderilmiş, kalanlar ise demir yolu inşaatında çalıştırılmışlardır. Aslında, Sovyet rejimi, savaş başlamadan önce 1938-1940 yıllarında, Ahıska ve çevresine on binlerce Sovyet askeri yerleştirerek, hem Ahıska Türklerinin ‘güvenilmez halk’ olduğu mesajı hem de savaş bitiminde uygulamayı planladığı
Ahıska Türklerinin sürgününe ilişkin ipucu vermiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemlerinin en önemli özelliği, Stalin dönemi Sovyet Rusyası’nın Rus olmayan, özellikle de coğrafi olarak stratejik diye nitelendirilebilecek yerlerde
yaşayan halklara duyduğu güvensizliktir.

Ahıska Türklerinin sürgün kararı, resmî belgelere göre, ‘sınır güvenliği’ni sağlamak için alınmıştır. Sovyet otoriteleri Ahıska Türklerine; sürgünün geçici olduğunu, kısa zaman sonra evlerine dönebileceklerini, Alman ordusuna karşı
kendi can güvenliklerinin sağlanması için bunun yapıldığını duyurmuşlardır.

Ahıska Türklerinin bir kısmı buna inanırken diğer bir kısmı sürgün yolculuğu sırasında kendilerinin öldürülmelerinin planlandığını düşünmüşlerdir (Tayfur, 1994: 37). Oysa sürgünün gerçekleştirildiği tarihte Alman orduları geri çekilmekteydi. Aslında Ahıska bölgesi hiçbir zaman Alman işgaline uğramamıştı.

Hiçbir resmî suçlamaya dayanmayan sürgünün gerçek nedeniyle ilgili çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan biri, Stalin’in, Türkiye’nin Almanya’nın yanında savaşa girebileceği ve Türkiye sınırındaki bölgelerde yaşayan
Ahıska Türklerinin Türkiye ile iş birliği yapabileceği endişesidir. Bir diğer gerekçe, Rusya’nın sıcak denizlere inme genel stratejisi çerçevesinde engel olarak görülen Batı ve Güney Kafkasya’daki Türk/Türk dilli/Müslüman halkları mümkün olduğu kadar uzağa taşıma düşüncesinin hayata geçirilmesidir (Cornell, 2001: 171).

Benzer başka bir gerekçe de Stalin’in Türkiye üzerindeki Sovyet etkisini artırarak Boğazları kontrol altında tutma hedefinin yanı sıra Ardahan ve civarını işgal etme planları yapmasıdır. Stalin döneminin en dikkat çekici uygulamalarından biri, Türkiye sınırlarındaki bütün Slav ve Ermeni olmayan halkların sürülerek yerlerine Rusların, Ermenilerin veya Ukrainlerin yerleştirilmiş olmasıdır. Stalin döneminde, 1936 ve 1952 yılları arasında yaklaşık üç milyon insan, yaşadıkları yerlerden Sibirya ve Orta Asya’ya sürülmüşlerdir. Ahıska Türkleri de sürgün halklarından biridir. Ahıska Türklerinin Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürülme emirleri Stalin’in direktifi doğrultusunda İçişleri Bakanlığı Milliyetler Komiseri Lavrenti Beriya tarafından kaleme alınan 24 Temmuz 1944 tarihli kararla duyurulmuş, sürgün 14 Kasım 1944’te gerçekleştirilmiştir.

Ahıska Türkleriyle birlikte az sayıda da olsa Kürt, Terekeme/Karapapak ve Hemşin de sürülmüştür. Ahıska Türklerinin sürgünü, hem Sovyetler Birliği’nde hem de uluslararası kamuoyunda çok az duyulmuştur. Sürgün, 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı gerçekleştirilmiştir. Daha önce bölgeye yerleştirilen Sovyet askerleri, halka iki saat içinde eşyalarıyla birlikte köy meydanında toplanmalarını söylemiştir. Halka, güvenlik gerekçesiyle kısa bir süreliğine başka yerlere nakledilecekleri, bunun kendilerini Alman tehlikesinden korumak için yapıldığı ve bu durumun geçici olduğu söylenmiş, dolayısıyla birçok insan savaştan sonra ana vatanlarına döneceğine inanmıştır.
Bu nedenle, insanlar yanlarına fazla bir şey almadan – zaten buna çok da fazla izin verilmemiştir – evlerinden çıkmışlardır. Köy meydanlarında toplanan halk kamyonlarla istasyonlara götürülüp hayvan taşımacılığında kullanılan yük vagonlarına bindirilmişlerdir. Ahıska Türkleri, insan taşımacılığı için hiç de uygun olmayan vagonlara rastgele bindirilerek kapıları dışarıdan kilitlenmiştir. Orta Asya’ya gelindiğinde Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da daha önce belirlenen yerlerde ve belirlenen sayıda vagon diğerlerinden ayrılmış, tren yoluna devam etmiştir. İnsanların vagonlara planlı olarak bindirilmemeleri, aile bireylerinin birbirlerinden koparak ayrı düşmelerine neden olmuş, sürgünden sonra yıllarca birbirlerine kavuşamamışlardır (Baydar-Aydıngün, 2001: 68; İzzetgil, 2012a: 4).

Sürgünün yapıldığı dönem bölgede kış mevsiminin hüküm sürdüğü dönemdir. Sürgün çok zor koşullarda gerçekleşmiş; insanlar soğuk, açlık ve hastalıkla baş etmeye çalışmışlardır. Vagonlarda ısıtma sistemi ve tuvaletin
olmayışı nedeniyle birçok insan soğuktan ölmüş; geleneksel terbiye çerçevesinde kadınlar aile büyüklerinin yanında tuvalet gereksinimlerini giderememekten ötürü yaşamlarını kaybetmişlerdir. Sürgün yolculuğu sırasında ölen binlerce
insanın büyük çoğunluğunu çocuklar, yaşlılar ve kadınlar oluşturmuştur. Vagon kapılarının günde sadece bir kez açılması, sınırlı miktarda yiyecek ve su verilmesi, temel gereksinimlerinin giderilmesi için çok az süre tanınması,
can kayıplarının binleri bulmasında başta gelen temel etkenlerdir. Yaklaşık 40-45 gün süren yolculuk sırasında ölülerin gömülmelerine bile izin verilmemiş, çoğu insan trenin duracağı ana kadar ölülerini saklamaya, tren durduğunda da
çok kısıtlı bir sürede ölülerini gömmeye çalışmışlardır. Bunu yapmaya fırsat bulamayanların ölüleri, askerler tarafından zorla alınıp rastgele dışarı atılmıştır.

Sürgüne ilişkin değişik kaynaklarda farklı sayılar yer almaktadır. 1926 nüfus sayımında Gürcistan’da 137.921 kişi Türk olarak kaydedilmiştir. Bazı kaynaklarda sürülenlerin sayısı 200 bin civarındadır (Conquest, 1970: 64-65). Sürülenlerin sayısını 150 bin olarak veren kaynak da vardır (Wimbush ve Wixman, 1987). Bir başka kaynağa göre ise 86.500 kişi Ahıska’dan (4 bin Kürt, 10 bin Karapapak ve 72.500 Türk), 8.500 kişi Acara Özerk Bölgesi’nden (4.600
Kürt, 2.500 Türk ve 1.400 Hemşin) sürülmüştür. Birinci grup 14-15 Kasım 1944, ikinci grup 25-26 Kasım 1944 tarihlerinde sürülmüştür (Ossipov, 1994).

18 Kasım 1944’teki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Halk İçişleri Komiserliği’nin (NKVD) kayıtlarına göre sürülenlerin sayısı 92.307’dir. Bunların 18.923’ü erkek, 27.399’u kadın, 45.985’i 16 yaşın altındaki çocuklardır. SSCB Halk İçişleri Komiserliği Özel İskân Yerleri Başkanlığının Mart 1944-Ocak 1946 dönemi çalışmalarına ilişkin raporda, 1945 yılı Ekim ayı itibarıyla ülkede özel iskân rejiminde tutulmak üzere tahliye edilenlerin sayısı 2.230.500 kişi kadardır. Bu sayının 88.800’ünü Türkler, Kürtler ve Hemşinler oluşturmaktadır. Raporun bir başka yerinde ise Türklerin sayısı 81.575 (19.492’si erkek, 25.107’si kadın, 37.047’si 16 yaş altı çocuk) olarak yer almaktadır (Uravelli, 2011: 10-11).

1949 yılında, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının Milliyetler Komiseri Lavrenti Beriya için hazırladığı raporda sürülen Ahıska Türklerinin sayısı 94.955 olarak verilmiş, 17 bin Ahıska Türkü’nün sürgün yolculuğu sırasında öldüğü belirtilmiştir (Bugai ve Kotof, 1994: 15-16). Kaynaklarda, yolculuk sırasında ölenlerin sayısının 15 bin ile 30 bin arasında değiştiği, hatta çoğunluğu çocuk ve yaşlılardan oluşan 50 bin kişiyi bulduğu da ileri sürülmektedir (Khazanov, 1992: 4).

Bu rakamlara, sürgün sırasında yerleşim yerlerinde bulunmayan, adları ve yerleri belirlendikçe sürgün edilen insanlarla, askere alınanlar dâhil değildir. Askerdeki Ahıska Türkleri cepheden döndükten sonra sürgünden haberdar
olmuşlar, yakınlarının bulunduğu yerlere daha sonra gönderilmiş ya da kendi olanaklarıyla ulaşmışlardır (Demiray, 2012: 880). 36

Sürüldükleri Sovyet cumhuriyetlerindeki halklarla uyumlu ve barış içinde yaşayan Ahıska Türkleri, 1989’da, Fergana’da Özbeklerin saldırıları sonucunda yine göç etmek zorunda kalmışlar, âdeta ‘ikinci bir sürgün’ yaşamışlardır. Ahıska Türklerinin bir kısmı Sovyet yetkililerince Rusya, Ukrayna ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist cumhuriyetlerinde hazırlanan yerlere yerleştirilmiş, bir kısmı ise kendi olanaklarıyla, başta yine bu cumhuriyetler olmak üzere, akrabalarının bulundukları yerlere göç etmişlerdir. Bu ‘ikinci sürgün’, zaten dağınık yaşamakta olan Ahıska Türklerini mekânsal olarak biraz daha birbirlerinden uzaklaştırmıştır.

Sovyetler Birliği döneminde ana vatanlarına dönme taleplerini sürekli dile getiren ve birçok girişimde bulunan, ancak sonuç alamayan Ahıska Türklerinin Gürcistan’a dönme istekleri zamanla azalmıştır. Ahıska Türkleri, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki ilk yıllarda, Giriş bölümünde belirtilen nedenlerden ötürü, Türkiye’ye göç etmeyi tercih etmişlerdir. Burada dikkati çeken nokta, Türkiye’yi ana vatanları, Türkiye Cumhuriyeti devletini de sahip oldukları yegâne devlet olarak görmelerinin dışında, yaşadıkları ülkelerdeki kronik ekonomik sorunların ve diğer yapısal sorunların yol açtığı düşük yaşam standardından kurtulmak ve daha iyi koşullarda yaşamak
amacıyla göç edenler olduğudur. Ancak, Rusya Federasyonu’nun Krasnodar bölgesinde yaşayan Ahıska Türklerinin uzun bir süre göç etme özgürlükleri bile olmamıştır. Vatandaşlık statüsünün tanınması nedeniyle pasaportsuz/
kimliksiz yaşamak zorunda kalmaları, sürekli baskılarla ve insan hakları ihlalleriyle karşılaşmaları, buradaki Ahıska Türklerini yeni arayışlara yöneltmiştir. Bu arayışta karşılarına çıkan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD)
göç etme fırsatını değerlendiren on binin üzerinde Ahıska Türkü için yeni bir yaşam başlamıştır. Her ne kadar, ABD’ye göç, çok uzun yıllardır her türlü baskı, şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşan Ahıska Türkleri için insanca yaşamanın bir fırsatı olarak değerlendirilse de, bu göçü ve yeni yaşamı ‘üçüncü sürgün’ olarak nitelendiren birçok Ahıska Türkü de bulunmaktadır.

1944 sürgünü, sürgünü yaşayanlar için önemli bir travma olmuştur. Ahıska Türkleri bu travmayı toplumsal bir acı olarak tanımlamışlar, dikkat çekici bir geniş aile dayanışması sayesinde bu travmayı atlatmayı ve yeni hayatlar
kurmayı başarmışlar, sürgünü ve onun neden olduğu acıları kuşaktan kuşağa bilinçli olarak aktarmışlardır. Bu sürgün, Ahıska Türklerinin Türklük bilincinin korunmasına ve güçlenmesine neden olan en temel unsurlardan biri olmuştur.

Avatar

Leave a reply