ZİYA GÖKALP’IN “LİSAN” ŞİİRİNİ ANAHTAR KELİME YÖNTEMİYLE OKUMA DENEMESİ

0
553

“Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize.

İstanbul konuşması

En sâf, en ince bize.

Lisânda sayılır öz

Herkesin bildiği söz;

Ma’nâsı anlaşılan

Lugate atmadan göz.

Uydurma söz yapmayız,

Yapma yola sapmayız,

Türkçe’leşmiş, Türkçe’dir;

Eski köke tapmayız.

Açık sözle kalmalı,

Fikre ışık salmalı;

Müterâdif sözlerden

Türkçesini almalı.

Yeni sözler gerekse,

Bunda da uy herkese,

Halkın söz yaratmada

Yollarını benimse.

Yap yaşayan Türkçeden,

Kimseyi incitmeden.

İstanbul’un Türkçesi

Zevkini olsun yeden.

Arapçaya meyletme,

İran’a da hiç gitme;

Tecvîd’i halktan öğren,

Fasîhlerden işitme.

Gayn’lı sözler emmeyiz,

Çocuk değil, memeyiz!

Birkaç dil yok Turân’da,

Tek dilli bir kümeyiz.

Turân’ın bir ili var

Ve yalnız bir dili var.

Başka dil var diyenin,

Başka bir emeli var.

Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisânı bir.”

Ziya Gökalp, Lisan’da manzum bir Türkçe tanımı yapmıştır. O, bu tanımı daha önce, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı eserinde, yine Lisan başlığı altında, nesir şeklinde yapmıştı. En son ve en kapsamlı tanımı ise, “Türkçülüğün Esasları” adlı esere bırakmıştır. Bu eserde en uzun bölüm Lisanî Türkçülük bölümüdür. Buna hayatın her alanını kapsayan dilin dinde de kullanılması fikrinin işlendiği, Dinî Türkçülük bölümünü de eklerseniz, bu uzunluk daha da artar. Lisan şiiri için dil konusunda gittikçe artan bu uzunluğu çocukların seviyesine indirme isteğinin kısa bir ürünüdür denebilir. Bir konunun aynı yazar tarafından ileri yaştakiler için nesir çocuk yaştakiler için nazım şeklinde ele alınmasına örnek teşkil eden Lisan şiirinin anahtar kelimeler çerçevesinde yeniden okuma denemesi olan bu çalışmada ulaşılan sonuçları, eserin adından da hareketle, maddeler hâlinde sıralamak mümkündür:

  1. Lisan, İstanbul Türkçesidir. İstanbul Türkçesi Türkiye’nin millî lisanıdır. Bu asla tartışma kabul etmez bir konudur.

  2. Lisan, Öz Türkçedir. Öz Türkçe konusunda ölçü ise, Türk halkıdır. Türk halkının bildiği her kelime Öz Türkçedir. Bu konuda kelimenin hangi kökten geldiğinin herhangi bir önemi yoktur.

  3. Lisan, Türkçeleşmiş Türkçedir. Türkçeye mal olmuş yabancı kelimelerin yerine Türkçe köklerden yeni kelime türetme anlayışından vazgeçilmelidir.

  4. Lisan, müteradif kelimelerin Türkçesini kullanmaktır. Ancak dilde müteradif konusu tartışmalıdır. Müteradif sanılan pek çok kelime müteradif olmayabilir. Bu konuda itiyadı elden bırakmamalıdır.

  5. Lisan, esas itibariyle halk Türkçesidir. Yeni kelimelerin türetilmesinde halk gibi davranmalıdır. Halk ihtiyaç duyduğunda yeni bir kelimeyi dile kazandırmak için hangi yolu izliyorsa, aydınlar da o yolu izlemelidir.

  6. Lisan, yaşayan Türkçedir. Yeni bir kelimeye ihtiyaç duyulduğunda tarihî Türk lehçeleri değil, yaşayan Türkçe esas alınmalıdır. Yaşayan Türkçe konusunda da İstanbul Türkçesi esas alınırsa hem kimse incinmemiş hem de dil zevkinden mahrum kalınmamış olur.

  7. Lisan, gramerden değil, gramer lisandan doğar. Bundan dolayı, Türk dilinin öğrenilmesinde, halkın konuşması, gramer kaidelerine riayet ederek konuşan yüksek kesimin konuşmasından, daha fazla önem taşır.

  8. Lisan, Türk lehçeleri demektir. Ancak Türk lehçelerinden kelime alarak yeni bir lisan oluşturmaya çalışmak doğru değildir. Her biri ayrı bir tarihî seyir takip etmiş olan bu lehçelerden kelime almak İstanbul Türkçesinin güzelliğinin bozulmasına yol açar.

  9. Lisan, Türk dilleri demek değildir. Lisan Türk dili demektir. Türklerin birden fazla dili olduğunu söyleyenler Türklüğe değil başka emellere hizmet etmektedir.

  10. Lisan, Türk birliğinin kurulmasında en önemli amildir. Dil birliği yoksa diğer birlikler de varlığını sürdüremeyebilir. Bu yüzden vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü büyük ölçüde dil birliğine bağlıdır.

KAYNAK: ZİYA GÖKALP’IN “LİSAN” ŞİİRİNİ ANAHTAR KELİME YÖNTEMİYLE OKUMA DENEMESİ, Muhammet Sani ADIGÜZEL, Yrd. Doç. Dr., İstanbul Ü. Hasan Âli Yücel Eğt. Fak.Türkçe Böl.

Avatar

Leave a reply

Daha Fazla Oku