Ziya Gökalp’in Hayatı Ve Malta Mektupları

0
267

İkbal Kütüphanesi, İstanbul 1931‐111 sahife, 75 krş.

Bu eseri Ali Nüzhet Bey neşretti. Baş tarafta Köprülüzade Fuat. Beyin bir takrizini görüyoruz. Bundan sonra merhum Gökalp’in doğduğu tarihî muhit tavsif olunuyor. Ziya Beyin aile muhiti, çocukluğu, feraseti, ilk tahsili, gençliği, arkadaşlarının ve hocalarının tesiri, ilk yazılarından olan Şaki İbrahim destanı, Ziya Beyin İstanbul’a gidisi, dönüşü, ittihat ve terakkiye intisabıyla Genç Kalemlerdeki neşriyatı, Türk Ocağındaki hayatından sonra büyük harp kısaca geçilerek bilhassa mütarekeden sonra Malta’daki hayatı tafsil edilmekte, merhumun Malta’ dan kızları Seniha ve Hürriyet Hanımlara yazdığı mektuplar aynen neşredildikten sonra Malta dönüşü Diyarbekir’deki hayatı ve faaliyetleri tetkik olunmakta ve nihayet hastalık günleri ve Ulu Türk’ün ölümüne ait acı hatıralardan sonra onun umumî tasvirini yapan bir netice ile bağlanmaktadır. Ziya Bey hakkında şimdiye kadar müteaddit tetkik eserleri ve makaleleri yazılmıştır. Bunların en dikkate şayan olanları, Saffeti Ziya Beyin Ziya Gökalp ve mefkûre atlı eseriyle, Edebiyat, zümresinden bir talebenin gayrı matbu tezi. Ziya Gökalp’in ölümünü müteakip biraderi Nihat Beyin İstanbul Türk Ocağında verdiği konferans, Merhumun eski muavini Necmettin Sadık Beyin tetkiki ve nihayet Akçora oğlu Yusuf Beyin Türk Yılında Gökalp’a tahsis ettiği sayfalardır.

Ali Nüzhet Beyin bu yeni eseri, diğerlerine nazaran mühim hususiyetleri ihtiva etmektedir. Bu eserde Ziya Beyin aile hayatına ait şimdiye kadar bilmediğimiz tafsilât vardır. Eseri süsleyen resimlerden büyük bir kısmı da bu meyandadır. Malta mektupları bize göre eserin en büyük servetini teşkil etmekte ve bu filozof ve idealist Türkün en buhranlı zamanlarda bile kendinden çok, milletini, memleketini, ailesini düşündüğünü bir defa daha isbat etmektedir. Bu mektuplarda büyük bir iman ve istikbal ümidi içinde nikbin olan Ziya Bey, kızlarını karşısında tutarak bütün memleket gençliğine hitap etmektedir. Bilhassa refikasına hitaben yazdığı satırlarda maddî ihtiyaçların temini için biricik serveti olan kitaplarının satılmasını tavsiye etmesi ne kadar samimî, ne kadar acı ve ne kadar asildir.

Ziya Beyin vefatından sonra Ankara’da bir Gökalp cemiyeti teessüs etmişti. Bu cemiyet doğdu ve öldü. Bugüne kadar Ziya Bey için bir şey yaptığını işitmedik. Tabutunu taşımak için yerinden oynayan İstanbul, ancak bir iki sene sayılı birkaç gencin teşebbüsüyle mezarı başında anılmasına bile iştirak etmedi. Ziya Beyi doğduğu yerde sevenler ise pek enderdir. Bu büyük ve fedakâr insan niçin bu kadar çabuk unutuldu? Bunun birçok sebepleri olmakla beraber şark istiklâl mahkemesinde bazı hain mahkûmların Gökalp’a sinsi bir kürtçülük izafe etmeleri de amil oldu.

Ali Nüzhet Beyin eseri Ziya Beyi pek iyi tetkik etmemiş olanların düştükleri bu mantıksız ve insafsız şüpheden kurtaracak malûmatı da ihtiva etmektedir. Evvelce Nihat Beyin verdiği konferans ve nihayet Ali Nüzhet Beyin bu eserde Gökalp’in verasetine ve Çermik’li olan ailesine dair verdiği malûmat en kıymetli haberlerdir. Eserin bizce küçük iki noktadaki görüşleri hatalıdır.
Ziya Beyin Diyarbekir’de küçük mecmuayı çıkarırken tafsil edilen hayatında muhitinin kendisine olan soğuk muamelesi meskût geçilmiştir. O sıralarda Ziya Bey Diyarbekir’de fena fikirler besleyen insanların tehditlerine ve soğuk muamelelerine maruz kalmıştı.

İkinci nokta da Ali Nüzhet Beyin her nedense Ziya Beyi en buhranlı zamanlarda ziyaret edenlerden ve ailesini soranlardan birinin de M. Zekeriya Bey olduğunu tebarüz ettirmek istemesidir. Bu bir kadirşinaslık eseri olabilir, fakat herhalde Ziya Beyin ruhu bu duyguda
değildir. Birkaç sene önce ailesini ziyaret edenlerin bir müddet sonra komünist propagandası yapmalarını Ziya Bey hoş görmez ve affetmezdi. Bizim taptığımız en büyük mürşidimiz Ziya Bey hakkında bu kıymetli eseri yazan Ali Nüzhet Beyi kuvvetle tebrik ve her Türk gencinin bu eserden muhakkak bir tane edinmesini tavsiye eder, Gökalpimiz’e rahmet dileriz.

Namık Kemal, Atsız Mecmua, Yıl: 1, Sayı: 6, Sahibi ve Müdürü: H. Nihâl, 15 Birinciteşrin 1931, s. 24-25

Leave a reply