Zabit ve Kumandan ile Hasbihal* – M. Kemal Atatürk

0
309

*Kitabın giriş kısmından bir bölüm

Sofya – 1914

1913 kışında Birinci Tümen subay arkadaşlarına verdiğin konferansların
bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan Subay ve Komutan’ı bu yılın ancak
Mayısında okuyabildim. Bu güzel ve pek değerli eserini okumakta birkaç gün geç kalmış olmakla gerçekten suçlanmayı hak ettim. Ancak eser elime geçtikten sonra da onu birkaç defa okumaktan ve hele bazı bölümlerinin içten gelen derin, etkileyici anlamlarını zihnime yerleştirmekten aldığım zevkin ve edindiğim yararın değerini, aklıma getirdikleri dolayısıyla da sana teşekkür ederek, takdir etmeyi borç bildim.

Önsözünden önceki ifadende, ‘Askeri yetenek ve karakterden, bilimsel
hasletler ve niteliklerden’ söz edeceğini; ‘subay ruhunun moralini beslemeye
hizmet edecek nokta ve durumların araştırılması ve sınanmasıyla’ uğraşacağını; ‘erlere aşılanacak manevi dersleri’ de konu edineceğini; ‘sıkı bir
otorite kurmanın’ öğrenilmesi ve korunması yöntemlerini göstereceğini anladığım anda kitabına âşık oldum. Ve hemen sezdim ki, sen on yıllık askerlik hayatının, içinde yoğrulduğun sıra dışı birçok olayın sana kazandırdığı acı tatlı deneyimlerini, senin vicdanında ve zihninde tam olarak olgunlaşan o tertemiz vatansever düşüncelerini ve duygularını; vatandan ayrı düşmekten doğan kalp yaralarına katarak bizi ağlatmak, bizi utandırmak, alnımıza sürülen kara lekeleri silmek gayret ve görevine davet etmek istiyorsun. Ve gerçekten de önsözündeki, “Önümüzde, acılarım gözümüzle gördüğümüz ve kalbimizle hissettiğimiz, felaketle sonuçlanmış bir savaş vardır” ifadesiyle düşüncelerimize ve duygularımıza bir demlenme alanı açıyorsun.

Ben bu düşünsel keder ve vicdani hüzün ile başlangıç bölümünü takip
ederken, savaşın, “Askerlik sanatının öğrenilmesinde yardımcı olan araçların
en gelişmişi, en gerçeği” olduğunu ve Savaş Hizmetleri Yasası’nın özel bir
maddesini de tanık göstererek; çeşitli rütbelerdeki komuta sahiplerinin iktidar ve yetkinliklerinin artmasına hizmet eden barış zamanının araç ve fırsatları ile, bizzat savaş ve onun koşulları ile gerektirdikleri arasında yaptığın karşılaştırmayı ve bulduğun dağlar kadar farkı onayladıktan sonra, “Ordumuz subaylarının büyük bölümünün savaşta bulunmuş olması dolayısıyla, bunca ateşleri kalbimizi yakmış olan bu son savaş, bize mesleki açıdan yarar sağlamaktan geri kalmamıştır” noktasında durdum ve biraz daha düşündüm.
Senin vardığın bu sonuçlara katılmak ya da katılmamakta, net olmayan bir
yargıya varmanın aczi içinde kaldım. Zihnim belirsiz hükümlerle kararsızlığını gideremeden, gözlerim daha sonraki satırlara aktı. Bir ordunun barışta izlemesi gereken c’iddiyetli çalışma ve bu çalışmayla pekiştirilen bilimsel birikimin, zamanı gelince, başarı sağlayacak biçimde uygulanması için şerefli askerlik mesleğini yürütenlerin sahip olmaları gereken manevi nitelik ve yeteneklere ait sözlerini de müthiş bir darbe takip ediyor: “Ordumuzun son Balkan Savaşı’ndaki kederli yenilgisi acı bir gerçektir. Hayal kırıklığına uğranıldı.” Evet, pek acı bir gerçektir. Fakat senin de anlattığın gibi bu uğursuz gerçeğin bilincine varanlar da vardı. Ve bence bilincine varmamak için ya gafil veya cahil olmak gerekirdi.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Avatar

Leave a reply