Anadolu ve Rumeli’de göçebe hayatı yaşaan Türk kabilelerine verilen umumi bir isimdir. Türkçe “yürümek” fiilinden türeyip, yürüyen, sefere koşan çadır halkı manaların ada gelen bu kelime 1 , daha sonraki devirlerde, bir yerde durmayıp, devamlı yer değiştiren göçebe halkın umumi ismi olmuştur 2 bu ad, Anadolu halk ağzında, cesur, muharip, iyi yürüyen, eli ayağı çabuk; kimse çok doğurgan hayvan ve iyi mahsul veren tarla vs. gibi manaları da ifade etmektedir 3 . Kelime bazı Türk lehçelerinde yöğrük şeklinde geçmektedir 4

Bir çok Avrupalı müellif, Herodot’ta yer alan Ural-Altay bölgesinde avcılıkla yaşayan lyrkes adlı kabilelerin, ilk Yörükler olduğunu ileri sürmüştür. Nitekim, aynı şekilde ilk defa Truva göçebelerinin de yörük olduğunu bildiren bu müellifler, bunların Avrupa’ya Anadolu’dan gittiklerini kabul etmişlerdir 5

Yörük, Cengiz yasasında “yasaklı” olarak isimlendirilerek nöker diye gösterilmiştir: Cengiz yasasına, eski Türk destanlarından geçtiği rivayet edilen yörük, daha sonra Osmanlı Devletinde görüleceği gibi, ordu ehlinin vergilerini veren, seferlere kendi aile ve hayvanları ile katılan, göç ve ikamet hakları tamamıyla hükümdara ve kumandanlığa ait olan asker manasına geliyordu. Bu tarife uyan askerlere Ali Şir Nevayi, “kara Çerig” ismini vermekte idi 6

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 430)

1071’de Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’ya gelen göçebe halk, burada da eski hayat tarzlarını aynen devam ettirmişlerdir: Ancak bunların arasında yörük ismine rastlanmamaktadır: Oğuzların, islamiyeti kabulden sonra Türkmen lekabını almalarını ve Anadolu’ya gelişlerinde diğer göçebe Türk unsurları ile birlikte hareket ettiklerini göz önünde tutan bazı müellifler, “yörük” kelimesi ile “Türkmen” kelimesinin aynı manada kullanıldığına işaret etmişlerdir (M. Fuad Köprülü, Türkiye Tarihi, İstanbul, 1923, s. 146 v.dd. M. Tayyib Gökbilgin ayn. esr. s. 5 vd.) 7 Nitekim Anadolu’da yörük ve Türkmen olarak adlandırılan Türk aşiretlerinin hayat tarzları ve etnik durumları, bu iki isim altındaki aşiretlerin aynı olduklarını göstermektedir. Devrin kaynakları da bunu teyid eder. Aşık Paşa-zade’nin Tevarih-i Al-i Osman 8 ’ında “göçer Türkman ve Tatar” “Göçerevli Türk” ve bir başka yerinde de; “Şimdiki halde Rum’da olan Tatar ve Türkman ol taifedendür” şeklindeki sözlerine bakılarak yörüklerin de bunların arasında yer aldıkları söylenebilir: Nitekim Yazıcıoğlu, Gıyaseddin Keyhusrev (b. bk.)’in Antalya taraflarını fethi münasebetiyle “memleketin sahraları ve bişeleri Eğirdir (Eğridir)’den yörük, evi ile doldu” ifadesi, daha XIII. Asırda bunların Anadolu’ya iyice yayılmış olduklarını göstermektedir 9 XIV. Asrın sonlarına doğru Anadolu’nun hemen her tarafına yayılmış olan bu Türk aşiretleri (Türkmen, Tatar ve Yörükler) önceleri Türkmen, daha sonra da bir kısmı yörük adını almış olup, sonraları, bazan beylerinin, bazan da yerleştikleri bölge veya şehirlerin isimleri ile anılmışlardır. Msl. Mamalu, Danişmendlü, Hasan Develü, Tekirdağ, ofçabolu, Ankara vb. 10 11

Avrupalı müelliflerce yörüklerin Bayezid I. zamanında Rumeli’ye geçtikleri ileri sürülürse de, ilk devir Osmanlı kaynaklarına göre, bu geçiş Osmanlı kuvvetlerinin Gelibolu’ya ilk adım attıkları tarihlerde başlamıştır Geçenlerin sayı da da, fetih hareketlerinin genişlemesiyle gittikçe artmıştır: Nitekim Aşık-Paşa-zade daha 758 (1355)’de Karesi de bulunan bir grup göçer-evlerin Rumeli’ye geçirilerek Gelibolu, civarına yerleştirildiklerini, daha sonra Hayrabolu’yu “yurt edinip gaza ile meşgul” olduklarını bildirmektedir. Evliya Çelebi’de ilk defa Rumeli’ye geçen Süleyman Paşa (Gazi)’nin Anadolu’dan Türk taifelerini sürüp Bulgar serhaddine yerleştirdiği zikredilir.

Murad, I. zamanında Rumeli’ye geçişin daha fazla gerçekleştirildiği görülmektedir: Saruhan’dan Serez taraflarına kalabalık gruplar halinde sevkedilen yörük toplulukları, iskan edildikleri yeni bölgelerde de, yabancı unsurlar arasında bir dayanak noktası teşkil etmişler ve ileri de yapılacak fetihlere yardımcı olmuşlardır. Bu sebeple yörük cemaatlerinin Rumeli’ye geçirilmeleri ve fethedilen yerlerde iskan edilmeleri Osmanlı Devleti’nin umumi bir siyaseti olmuştur.

Yörüklerin (Türkmenlerin) Rumeli’ye geçirilmeleri, Yıldırım Bayezid devrinde daha kesif bir şekilde devam etmiştir. Bayezid I. Bulgaristan ve Dobruca’nın fetihin müteakip, buraya Karedeniz Bölgesinden Tatarları ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirdiği yörükleri iskan etmiştir. Yine Bayezid I. 830 (1400/1401)’da Menemen ovasında kışlayan yörükleri, oradaki tuz gümrüğüne aykırı hareket etmeleri üzerine Filibe’ye sürmüş, böylece Yenişehir ve Teselya’da, 30.000’den fazla Yörük nüfusu toplanmıştır. Bunlar arasında Sarıgör (Paşa) Evrenoslu ve Yenişehir adları altında çeşitli gruplar meydana gelmiştir. Bu arada Kırım’da kalkıştığı mücadeleyi kaybeden Aktar’a bağlı tatarlar da Bayezid I.’e iltica ettiklerinden, beyleri ile birlikte Filibe civarına yerleştirildiler. Bu devirde bilhassa Serez, Filibe ve Üsküb civarının tamamen Türkleştiği görülmektedir: Timur istilasını müteakip, şehzade kavgaları sarısında da Yörükler, kardeşler tarafından birbirlerine karşı kullanılmak üzere kalabalık oymaklar halinde Rumeli’ye sevk edilmiştir.

Murad II. ve Fatih zamanında da yeni açılan yerlere, pek çok göçer nüfus nakledilmiştir: bu devrede, Karadeniz Rum ahalisinin bir kısmının da Rumeli’ye geçirildiği, Dulkadırlı budak bey7in ise, Fatih’in himayesinde maiyetiyle birlikte Vize taraflarına yerleştirildiği görülmektedir. Bu tarihlere kadar 100.000’den fazla aşiret mensubunun Rumeli’ye geçirildiği tahmin edilmektedir. Daha sonra, belli bir yavaşlama göstermesine rağmen, göç ve iskan faaliyeti, XVIII. Asrın sonlarına kadar sürgün usulü ile devam etmiştir. Bu göçler, kısmen istekle, kısmen de mecburi olarak yapılmıştır. 12

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 431)

Yörükler, Anadolu’da Türkmenlerle birlikte umumiyetle Orta, Cenubi ve Garbi Anadolu’da daha kesif bir şekilde görülürler. Anadolu’da bugünkü Sivas Ankara, Bolu, Kastamonu, Balıkesir, Manisa, Kütahya, Afyon; Uşak, İzmir, Aydın, Antalya, Konya, Adana, Hatay; Gaziantep ve Maraş illerinin bulunduğu geniş bir sahaya yayılan Yörükler, değişik isimlerle anılmakta idiler: Büyük gruplar halinde yaşayan bu Yörük cemaatleri, ayrıca kendi aralarında bir çok tali kollara ayrılmakta ve bazan da dağılmaktaydılar: Bunlardan Ankara, Tokat ve Kırşehir bölgesinde yaşayan Ulu-Yörük topluluğu ile daha geniş bir topluluk olan Ankara Yörükleri, orta Anadolu yaylasında yaşamakta idiler. Bu arada, Aydın, Hornaz, Nif, Çeşme ve Bozdoğan havalisinde Karaca Koyunlu, Menteşe bölgesinde Oturak Barza, Güne-Barza, Küre-Barza, İskender Bey, Kayı, Horzum Kızılca-yalınç, Bolu, Borlu, Tefenni ve Ereğli civarında umumi olarak Bulu Yörükleri diye adlandırılan Yörük taifesi yaşamakta idi. Söğüt Yörükleri adı altında bir araya gelen büyük bir Yörük grubu, Bursa’daki Emir Sultan evkafı reayası olarak, Sögüt, Edincik, Balıkesir; Bursa, Bergama, Gönen ve İnegöl’e kadar yayılmışlardır. Daha küçük gruplar teşkil eden, Kara-Keçilü cemaati, Söke ve civarında Buynu-İncelü Türkmenleri Nevşehir ve Aksaray havalisinde, Kayı ve Çoban Yörükleri de Manisa ve civarında dolaşmakta idiler. Oldukça kalabalık bir haneye sahip olan Danişmendlü cemaati de, Aksaray, Kırşehir; aydın ve Adana gibi çok geniş bir sahaya dağılmış bulunuyordu. Biga ve çevresinde yaşayan Ağca-Koyunlu yörükleri ise, daha küçük bir grup teşkil etmekte idiler 13

Yörükler Anadolu’daki dağınık durumlarına karşılık, Rumeli’de daha teşkilatlı ve belli yerlerde yaşamakta idiler: Rumeli’deki yörükler, İstanbul’dan şimale doğru Bender ve Akkerman’a kadar, Tuna’yı takiben Bulgaristan ve Sırbistan hududlarına oradan da Selanik Çatalcası’na kadar yayılmış bulunuyorlardı. Bu geniş saha içinde sekiz grup olarak defterlere kaydedilmiş bulunan bu yörükler, daha sıkı bir zapt u rapt altında tutulmuşlardır. Bunlar; Tekirdağ, Naldöken; Kocacık, Vize, Selanik, Ofçabolu yörükleri, Aktuğ ve Oktav Tatarları adlarını taşımakta idiler.

Tekirdağ (Tanrıdağı ve Karagöz) yörükleri, Rumeli yörüklerinin en kalabalık grubunu teşkil eder. XVI. Asrın sonlarına kadar devamlı artış gösteren Tekirdağ yörükleri, 1543’te yapılan bir tahrirde 328 ocak iken, 1591’de 420 ocağa yükselmiştir. Daha sonra ise göderek düşüş kaydetmiştir: Tekirdağ (Karagöz) yörükleri, bilhassa bu şehrin civarında kalabalık bir halde bulundukları gibi, aynı zamanda, Edirne, Kırkkilese (Kırklareli) Bender, Akkerman, Rusçuk, Tırnova, Razgard, Niğbolu ve Şimali Bulgaristan, daha kalabalık bir şekilde de Kavala, Drama, Demirhisar ve Makedonya’da yerleşmişlerdir 14

Naldöken yörükleri, Rumeli Yörüklerinin en mühim grubudur. Sayıca Selanik ve Tekirdağ Yörüklerinden daha az olan bu grup, 1543’te 196 ocak iken, 1603 tahririnde 243 ocağa yükselmiştir: ancak XVII. Asrın başlarında vukua gelen Avrupa savaşlarında ordu güzergahı üzerinde bulunmaları dolayısıyla 7 yıl gibi kısa bir zamanda 112 ocağa düşmüşlerdi. Bugünkü Bulgaristan’ın hemen her tarafında yaşamış olan Naldöken Yörükleri, bilhassa Eski Zağra, Filibe, Yenice-Zağra, Tatarpazarı, Çirmen, Yanbolu, Kızanlık, Silistre, Varna, Şumnu vs. şehir ve civarlarında dolaşmışlardır (M. Tayyib Gökbilgin ayn. esr. s. 55-64) 15

Üçüncü büyük grubu teşkil eden Selanik yörükleridir. Rumeli’de bütün yörüklerin beyi olan “Yörük beyi” bu şehirde oturduğu için, Selanik Yörükleri de bu şehirde ve çevresinde kalabalık bir halde bulunmakta idiler. 1545’te yapılan bir tahrirde, Selanik Yörüklerinin bütün Makedonya ve Teselya ile Bulgaristan ve Dobruca’da bulundukları görülmektedir. Bunlar da müteakip asırdan itibaren azalmaya başlamışlardır 16

Rumeli’de bir başka Yörük grubu da, Ofçabolu Yörükleridir. Üsküp ile İştip arasında bulunan ofçabolu’dan başka Kosova ve Manastır’da da kesif bir halde yaşayan bu yörük grubu, ilk defa 1566 yılında tahrire tabi tutulmuştur. Bunlara az miktarda Dobruca ve Bulgaristan’da da rastlanmaktadır. 973 (1566)’te 97 ocak olarak tespit edilen bu grup, 1016 (1603)’da 88 ocağa düşmüştür 17

Diğerlerine nazaran sayı bakımından daha az olan Vize Yörükleri, Rumeli’ye ilk gelenlerden olup, fetihlerle birlikte geniş bir sahaya yayılmış ve sonra parçalanmışlardır. 1543 tahririnde 39 ocak olan Vize Yörükleri, 1571’de 41 ocak olarak görülür. Bunlar daha ziyade Dimetoka, Malkara, Hayrabolu, eski-Zağra ve Varna havalisinde yaşamakta idiler: bir ara bu grubun su başısı aynı zamanda çingenelerin ve çingene müsellimlerinin de zabitliğini yapmıştır 18

Rumeli’de sonuncu yörük grubu olan Kocacık Yörüklerinin Murad II. zamanında Ankara civarından Rumeli’ye geçerildiği hakkındaki rivayet pek sarih değildir: Koca Hamza Yörüklerine izafeten bu ismi almış olan Kocacık Yörükleri, 1543 tahririnde 132 ocak iken, 1584’te 179’a yükselmiş, XVII. Asır ortalarına doğru ise, birden bire 18 ocağa düşmüştür. Kocacık Yörükleri umumiyetle, Şarki Teselya, Bulgaristan ve Şarki Rumeli’nin şark kısımları, bütün Dobruca, Bender ve Akkerman taraflarında dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar 19

Osmanlı devleti kurulup, daha ilk fetih yıllarından itibaren ele geçirdiği topraklara Türk nüfusu yerleştirmeye çalışmıştır. Anadolu’ya akın eden göçebe Türk aşiretleri, Anadolu’daki uçlarda Osmanlı Devleti tarafından, kısmen yerleşik hale getirilmişlerdir. Bu Konar-göçerlere yaylak ve kışlaklar tahsis edilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında yörükler, devlet için askeri bakımdan da lüzumlu bir unsur olmuş ve kazanılan topraklarda daha müreffeh bir hayat nizamı kurmuşlardır. Kendilerine bazı imtiyazlar verilmek suretiyle birtakım vazifelerle de mükellef kılınmışlardır.

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 432)

Bayezid I. devrinde teşvik edici tedbirlerle yapılan iskanın yanı sıra, zorla ve sürgün şeklinde yapılan iskanlar da olmuştur. Nitekim Menemen ovasından Filibe’ye sürülen yörükler, bu şekilde iskan edilmişlerdir (yk. Bk.) 1397’de fethedilen, Argos’tan Anadolu’ya 30.000 nüfus nakledilince, bunların yeri süratle konar-göçer unsurlarla doldurulmuştur. Böylece Teselya ile Üsküp civarı kısa sürede Türkleştirilmiştir.

Konar-göçerlerin umumi olarak iskan edildikleri yerler, yaylak-kışlaklar ile eski iskan merkezleri idi. Bu yerlerde kır iskanına giren kom, mezrea, ağıl, mandra, yaylak ve divan gibi dağınık yerleşme tiplerini meydana getirmişlerdir. Yaylakta yaylacılık, kışlakta ise, basit çiftçilik yaparlardı. Zamanla kalabalık yörük toplulukları daha küçük parçalara ayrılarak, birer aile birliği halinde inşa ettikleri evlerde kışlamışlar, yazın ise yaylağa çıkarak klasik çadırlarda yaşayışlarını sürdürmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nde XVII. Asrın sonlarına doğru hadiselerin kesafeti ve idari nizamın sarsılması neticesi, yörük camiasında da büyük karışıklıklar ortaya çıktı. Devlet, bu yüzden yörükler üzerindeki idari otoriteyi sağlamak ve zararlarını önlemek için, onları zorla iskana tabi tutmak mecburiyetinde kaldı. Mecburi iskanın başlıca gayesi, konar-göçer hayat tarzları dolayısıyla bunların yerleşik halka zarar yapmalarını önlemek, harap ve boş olan iskan merkezlerinin imar edilmelerini ve ekilmeyen toprakların işlenmesini temin etmek, devlet tarafından kontrol edilmesi zor olan eşkıya gruplarına ve Suriye’deki Arap bedevilerine karşı bir emniyet unsuru olarak set vazifesi görmelerini sağlamak idi.

1683 Viyana seferinin mağlubiyetle sonuçlanması ile Rumeli ve Anadolu’da geniş ölçüde aşiret hareketleri ve eşkiyalık hadiselerinin kesafet kazanması üzerine, Köprülü-zade Fazıl Mustafa Paşa’nın sadareti zamanında, 1691 senesinde aşiretleri iskan teşebbüsüne geçildi. Rumeli’deki konar-göçerler de “Evlad-ı Fatihan” adı altında yeni bir teşkilata tabi tutulmuş ve bunlardan askeri maksatlarla faydalanılmaya çalışılmıştır: Anadolu’daki yörükler ise, bilhassa Hama, Humus, Rakka ve Haleb bölgelerine iskan edilmek suretiyle, Aneze ve Şammar aşiretlerinin baskınları önlenmeye çalışılmıştır. Bu bölgelere 18 mart 1692 tarihli bir ferman ile Anadolu’nun çeşitli sancak ve vilayetlerinden muhtelif yörük aşiretlerine mensup 70 kadar oymak yerleştirilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise, Belih suyu bölgesi, Harran, Çitili ve Bozabad nahiyeleri, Çar-melik derbendi ve Menbiç ovası, bunların iskan yeri oldu. Bu aşiretlerin yerlerini terk etmemeleri için de, Adana ve Maraş taraflarında derbent mahallerine yörükler yerleştirildi. 1720 yılında da Şam vilayetine bağlı bazı sancaklar Türk nüfusu bakımından takviye edilmek suretiyle iskan yerleri oldu.

Bazı aşiretler de, kendi yaylak ve kışlaklarında iskana tabi tutuldular. 1693 yılında Kayseri vilayetine bağlı Zamantı ve Pınarbaşı yaylaları, 1728’de de Zamantı ırmağı etrafındaki harabe köyler, bu bölgede yaylak-kışlak hayatı yaşayan göçebelere tahsis edildi. Ayrıca Kozan Dağı’ndaki aşiretler Çukurova’ya Orta Toroslardaki kesif yörük cemaatleri İçel’e, Antalya ve Isparta bölgesinde dağınık bir şekilde yaşayan yörükler ise, Taşili yaylaklarına yerleştirildiler. Bu arada Orta Anadolu (Çiçekdağı, Nevşehir)’ya da bu gibi yörük iskanı yapılırken, Teke, Hamid; Beyşehri, Alaiye ve Akşehir yörüklerinin de uygun yerlere yerleştirilmeleri için 1732’de ferman neşrolundu. Ayrıca Halep’ten Garbi Anadolu’ya kadar uzanan Torosların iç ve dış kısımlarında yeni kurulan birçok kasaba ve nahiyelere de çeşitli yörük cemaatlerinin iskanları yapıldı.

Arap aşiretlerinin baskısını ve iskan edildikleri mahallerin hayat tarzlarına uygun olmadığını ileri sürerek Anadolu’ya geçmek isteyen Şimali Suriye’deki bazı yörükler, cezalı olarak Rakka vilayetine yerleştirildiler: Ayrıca İçel ve Alaiye bölgesinde yaşayan yörükler de 1712’den 1741 yılına kadar Kıbrıs adasına sürgün edilmeye başlandılar. Hatta gitmek istemeyenlere cebir dahi kullanıldı.

XIX. asrın ortalarından itibaren yörüklerin iskanı daha düzenli bir şekilde yapılmaya başlandı. Vilayetlerine konar-göçer iskan edilecek valiler, yaylak ve kışlaktaki göçebeler üzerine iskan nazırı tayin ederek onları disiplin altına almaya çalıştılar. Tanzimat’tan itibaren de iskan işi ciddi bir şekilde ele alındı. Boş araziler ve terk edilmiş yerler iskan sahası olarak ayrıldı. Bu şekilde iskan için Bursa, Sivas, Ankara, Konya, Aydın eyaletleri ile mülhakatı seçildi ve muhalefet edenlerin üzerine asker sevki bile kararlaştırıldı. Nihayet, cenup, cenub-i şarki Anadolu’da bazı isyan hadiselerine sebebiyet veren yörüklerin ve diğer aşiretlerin iskanı için tertip edilen Fırka-ı Islahiye, Adana, Halep, Maraş ve Ayintab’ta, yeni kasabalar da kurmak şartı ile pek çok yörük cemaatini iskana tabi tuttu. Bugün Anadolu’da yörüklerin tamamı yerleşik hayata geçmişlerdir. Ancak, eski hayat tarzlarını devam ettiren ve yaylak kışlaklarında göçebe olarak yaşayan bazı unsurlar bilhassa Toroslar’da hala bulunmaktadır 20

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 433)

Yörüklerin isimleri ve onlarla ilgili kanuni hükümler, ilk defa Fatih kanunnamesi’nde yer almış ve buna göre kurulan yörük teşkilatı, idari ve askeri maksatlara cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. 21

Fatih Sultan Mehmed’in kanunnamesi’nde yörüklerin sefere çıktıklarında da her türlü teçhizatı kendilerinin temin etmeler ve avarızdan muaf tutulmaları ve sefere çıkanlarını ertesi yıl çıkmaları kanun haline getirilmiştir 22

Ancak yörüklerle ilgili teşkilat kanunnamesi, Kanuni devri ortalarına doğru tamamlanmıştır. Yörükler, sayıları devamlı değişmekle beraber, hasılatı devletin hazine defterlerinde yazılı ve muayyen birer zeamet beyliklerine, yörükler de seraskerlik adı altında bir takım gruplara ayrılmıtır. Bunların başında, yörüklerin arasından seçilerek bir berat ile tayin edilen Serasker (yörük reisleri) bulunurdu. Böylece hem yörük seraskerleri, hem de zeamet beyi olarak tayin edilen kişiler, devletten herhangi bir aidat yerine sadece kendileri için tayin edilmiş olan yamakların verecekleri parayı alırlardı 23 .

Yörük seraskerlikleri kendi aralarında ocaklara taksim olunmuşlardı. İlk zamanlar yirmi beş kişi bir ocak sayılırken, sonradan ocağın kişi sayısı otuza çıkarılmıştır. Bu ocakların her birinden beş kişi, sefere gitmek veya devlet hizmetini görmek üzere eşkinci olarak ayrılır, ocakta kalan diğer yirmi beş kişi de yamak olurdu. Eşkinci olarak seçilen bu beş kişinin sefer ve divan-ı humayuna hizmet masraflarını, altı aylık süre ile ve ellişer akça olmak üzere yamaklar karşılar, buna mukabil avarız-ı divaniyeden muaf tutulurlardı. Bu yüzden yamaklar için ellici tabiri de kullanılırdı. 24

Hiçbir devirde başıboş bırakılmayan, serkeşlik ettikleri zamanlarda ise, zorla itaat altına alınan bu konar-göçer unsurlar, devletin merkeziyetçi idaresinde daima kontrol altında tutulmuşlardır. Bu disiplin, Fatih’ten sonra tedricen artarak Kanuni zamanında daha sağlam bir şekle girmiştir.

Bu kanuna göre, yörükler, yörük tarzı hayatı devam ettirir ve divan-ı hümayun hizmetini yerine getirirlerse, hayat düzenlerine göre, ayarlanmış olan bir kısım vergileri verirler ve kendilerinden hiçbir suretle raiyyetlik vergisi alınmazdı. Ancak, yörükler tabii hayatlarını bırakır da, zirai hayata geçerlerse reaya kaydolunurdu 25

Yörükleri, yerleşik hayata alıştırmak için yaşadıkları mıntıkalarda köyler, mezraalar ve yurdlardan meydana gelen kazalar kurulmuştur. Konar-göçer hayata uygun olan bu kazalar, yörükler için cazip bir hale getirilmiştir. Bu kazalarda, yörüklerin kazai meselelerini hal için bir kadı tayin edilmekte ve bu kadılar vasıtasıyla, yörüklerin sahip oldukları hayvanların tahrirleri ile sefer esnasında orduda ikmal ve nakliye işlerinde vazife alacak olanların isimleri ve kira bedelleri de tespit edilirdi.

Anadolu’da bu şekilde kurulan bir çok yörük kazası vardı. bunlar arasında Konya ovasında Esb-keşan ulusunun, birbirinden ayrı Eski-il, Bayburt ve Turgut adını taşıyan üç kazası; Ankara havalisindeki yörüklerin Yörükan-ı Ankara kazası; Kütahya Yörüklerinin ise, Bozkuş ve Kılcan adında iki müstakil kazaları, Aydın ve civarında yaşayan Karaca-koyunlu yörüklerinin Karaca-koyunlu kazası; Bolu’da Taraklı-Borlu yörüklerinin Yörükan-ı Taraklı Borlu kazası, Kastamonu’da Araç yörüklerinin Yörükan-ı Araç kazası; yine Kütahya sancağı dahilinde yaşayan Selendi yörüklerinin Yörükan-ı Selendi kazası vb. sayılabilir.

Rumeli’de geniş bir sahaya yayılmış olan yörükler ise, devlet tarafından çok sıkı bir disiplin altına alınmış olup, hukuki bakımdan da hususi bir nizama bağlanmışlardır. Anadolu’daki yörüklerin aksine, savaşların daha sık cereyan ettiği Rumeli’de bunlardan askeri maksatlarla faydalanılmaya çalışıldığı için teşkilatları disiplinli tutulmuştur: kendilerine orduda tayin edilen vazifelere karşılık bazı imtiyazlar ve haklar da tanınmıştır. XV. Asır ortalarından itibaren tam manasiyle muntazam bir askeri sınıf haline gelmişlerdir. Uzun savaşlar dolayısıyla diğer askeri sınıflarda ortaya çıkan gerileme, bunlarda da görülmeye başlanmıştır. Ancak devlet Rumeli yörüklerine, XVIII. Asırda Evlad-ı Fatihan ismini vererek, itibarlı bir duruma getirmiş, 1243 (1827/1828)’te ise, bunlara “Asakiri Mansure” talimi yaptırılmaya başlanmıştı.

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 434)

Yörüklerin vergi sistemleri hayat tarzlarına uydurularak zirai vergiden muaf tutulmuşlardır. Bu arada Rumeli’deki savaşlar dolayısıyla, yörüklükten çıkıp reaya olmak isteyenlere engel olunmuştur. Teşkilatın muhafazası gereği buradaki yörüklerin (eşkinci ve yamaklar) birer sebep ve bahane ile yörüklükten vazgeçerek, doğancılık, taycılık, çeltikçilik, tuzculuk, yağcılık, kürecilik ve hatta müsellemlik gibi ordunun diğer vazifelerine yazılsalar bile, eşkincilik ve yamaklıklarının baki kaldığı berat sahibi olsalar da bu durumdan ayrılamıyacakları kanuna bağlanmış, yani eşkinci oğlu eşkinci, yamak oğlu da yamak olur kaydı esas alınmıştır. Buna mukabil Anadolu’da (kısmen de Rumeli’de) yörüklükten çıkıp çift tutmak sureti ile reaya olanlara müsaade olunmuştur. Bu vaziyette de ağnam ve çift resmi vermek mecburiyetinde kalmışlardır. Nitekim, konar-göçer tarzda yaşayıp, zamanla çift ve çubuk sahibi olan yörüklere, bir tımara yerleştikleri ve bir sipahiden toprak alarak ziraat yaptıkları takdirde, öşür ve salarlık resminin dışında, tam çift için 12, yarım çift için de 6 akça vergi tarh edilmiştir. Diğer taraftan resm-i ganem olarak da, iki hayvandan bir akça alınması kanunnamelerde yer almış, böyle olanlara “yörüklükten çıktı” denilmiştir. Yörükler her ocaktaki beş eşkinci nöbete gittikleri takdirde ise koyun resmi vermezlerdi 26

Orduda yardımcı kuvvet olarak vazife alan yörükler, Rumeli’nin ele geçirilmesi sırasında yayalar teşkilatının kurulması ile daha sistemli bir vazife görmeye başladılar. Kanuni Süleyman devrinden itibaren, bunların daha ziyade imar ve muhafaza hizmetlerinde kullanıldığı görülmektedir. Bulundukları coğrafi mevki itibarı ile çeşitli hizmetler gören yörükler, sahillerde gemi malzemesi temini ve gemi yapımında, derbendlerde ve ana güzergahlarda yol emniyeti, tamir, muhafaza köprü inşası ve menzillere zahire toplanması ve korunmasında, madenlerde, ordunun nakliye işlerinde ve devletin kalelerinin onarımlarında istihdam edilmiştir 27

Şimdi de eski Türk hayat tarzı, töre ve ananelerini canlı bir şekilde yaşatan ve devam ettiren yörükler, folklorla ilgili zengin malzemeye sahip olup, değişik Türk şivelerini konuşurlar: dini inançlar ve adetlerinde eski Türk dinini bakiyelerini de kısmen muhafaza etmişlerdir; bir kısmı şi’ilik tesirinde kalmışlarsa da, sünni müslüman olanlar daha çoktur. Hayvancılık ve buna bağlı olarak kendi hayat tarzlarının ihtiyacı olan meslekleri çok iyi bilirler. Ormanlık bölgelerde daha ziyade tahtacılıkla uğraşırlar: Kısmen tarımla uğraşanlar da görülür 28

Kadınları elbise dikmek, sepet yapmak, keçe, kilim ve halı dokumak gibi çeşitli işlerde mahirdirler: Umumiyetle keçi kılı ve koyun yününden yapılmış çadırlarda yaşarlar . 29

Bugün bilhassa Orta ve Cenub-i Anadolu’da yörük adını taşıyan birçok köy bulunmaktadır 30

Yörüklerin el sanatları ve hususiyle giyim ve kuşama ait zengin çeşitli dokuma ve örme işleri ile örf ve adetleri bir takım araştırmalara konu olmuştur. 31

Bibliyografya:

Yörülerle ilgili tafsilatlı bibl. İçin bk. M. Tayyib Gökbilgin;

Rumeli’de Yürükler, Tatarlar ve evlad-ı Fatihan (İstanbul, 1957);

Faruk Sümer; XVI. Asırda Anadolu, Suriye ve Irak’ta yaşayan Türk aşiretlerine umumi bir bakış, İktisat Fakültesi Mecmuası, XI, 518-522;

Ali Şir Nevayi, Mahbubu’lkulub (İstanbul, 1289); s. 22 vd.;

Ömer Asım Aksoy, Gaziantep Ağzı (İstanbul, 1946); III, 778 v.dd.;

Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbend Teşkilatı (İstanbul, 1967) s. 33, 36, 48, 51;

Vahid Çabuk, Fırka-ı Islahiye, İskenderun-Payas, Türk Kültürü (Ankara, 1976), XIV, 291-298;

Yusuf Halacoğlu, Fırka-ı Islahiye ve yapmış olduğu iskan, T D (İstanbul, 1973);

XXVII, 1-8; İlhan Şahin, Yeni-İl kazası ve Yeni-il Türkmenleri, 1548-1653 (Edebiyat Fakültesi Tarih Seminer Kütüp., basılmamış doktora tezi);

Kamil Su, Balıkesir civarında Yörük ve Türkmenler (İstanbul, 1938) Neşet Çağatay, Osmanlı İmparatorluğunda maden işletme hukuku, D.T.C.F.D (Ankara, 1942);

II, 123 vd.; M. Nuri, Nata’ic al-vuku’at (İstanbul, 1294) I, 146 vd.;

Abdurrahman Vekif, Tekalif Kavaidi (istanbul, 1328), I, 38 vd.;

42, Ö. Lütfi Barkan, Çiftçi sınıfların hukuki statüsü, Ülkü Mecmuası, sayı 49, s. 34 vd.;

Ayn. mll., Osmanlı İmparatorluğu’nda bir iskan kolonizasyon metodu olarak vakıflar ve temlikler, VD (Ankara, 1943), II, 279-286; İbrahim Gökcen 16. Ve 17. Asır sicillerine göre Saruhan’da Yörük ve Türkmenler (İstanbul, 1946);

Hamit Zübeyr Koşay, Türkiye Türk Düğünleri, üzerine mukayeseli malzeme (Ankara, 1944);

Hikmet Çevik Tekirdağ Yörükleri, (İstanbul, 1971) (VAHİD ÇABUK)

(İ.A. Yörükler Maddesi, Vahid Çabuk , Cilt 13, s. 435)

  1. H. Kazım Kadri, Büyük Türk Lugatı, İstanbul, 1943, IV, 834
  2. Ş. Sami, Kamus-ı Türki, s. 1560
  3. Türkiye’de halk ağzından söz derleme dergisi, İstanbul, 1947, III, 1556, 1560
  4. Tuhfatü Al-Zekiyya Fi’l-Lugat-it Türkiye, çeviren Besim Atalay, İstanbul, 1945, s. 200 vd.
  5. M. Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de yürükler, tatarlar ve evlad-ı fatihan, İstanbul, 1957, I, v.dd.
  6. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1971, I, 106, 291, 345, Ali Şir Nevayi, mahbubü’l-kulub İstanbul, 1289, s. 22
  7. Insert your note here.
  8. istanbul, 1332, s. 56, 74
  9. S. Çetintürk, Osmanlı imparatoluğunda yörük, sınıfı ve hukuki statüleri, D.T.C.F.D. II, 107 v.dd.; F. Sümer, Oğuzlar, Ankara, 1972, s. 172 v.dd., 357
  10. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr. s. 7 vd.
  11. Ahmed Refik, Anadolu’da Türk aşiretleri İstanbul, 1930; bk. fihrist
  12. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 13-18; C. Orhonlu, osmanlı İmparatorluğunda aşiretlerin iskanı, Türk Kültürü Araştırmaları, Ankara, 1976, XV/1-2, 268-271; M. Münir Aktepi, XIV. Ve XV. Asırlarda Rumeli’nin Türkler tarafından iskanına dair, T M, X, 304-312
  13. İlhan Şahin; osmanlı İmparatorluğu’nda konar göçer Aşiretlerin Hukuki Nizamları, Türk Kültürü, Ankara, 1982, sayı 227, s. 285-294; M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr. s. 16 vd.; S. Çetintürk, ayn. mak., s. 107-110; A. Refik, Anadolu’da Türk Aşiretleri İstanbul, 1930, tür. Yer.
  14. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 64-74
  15. Insert your note here.
  16. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 74-78; Ahmed Refik, ayn. esr., tür. Yer.
  17. Ayni Ali risalesi, s. 42; M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 78-81
  18. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 82-86
  19. T. Gökbilgin, ayn. esr., s. 90-94
  20. Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğun’da Aşiretlerin İskanı, Türk Kültürü Araştırmaları, Ankara, 1976, XV/1-2, 269-288; ayn. mll., Osmanlı İmparatorluğun’da Aşiretlerin İskan Teşebbüsü, İstanbul, 1963, tür. Yer.; M. Münir Aktepe, ayn. mak., T M, X, 304-310; Ö. Lütfi Barkan, Osmanlı İmparatorluğun’da bir iskan ve kohonizasyon metodu olarak sürgünler, İktisat Fakültesi Mecmuası, İstanbul, 1951, XI, 525-569; İstanbul, 1953, XV, 209-237; M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr. s. 12-59; A. Refik, ayn. esr. tür. Yer.
  21. Ö. L. Barkan, XV, ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda zirai ve mali ekonominin hukuki ve mali esasları, Kanunlar, İstanbul, 1945, s. 393; Abdülkadir Özcan, Fatih’in teşkilat kanunnamesi ve nizam-ı alem için kardeş katli meselesi, T D. İstanbul, 1982, XXXIII, 7 not I, Salahaddin çetintürk, ayn. mak, s. 111
  22. Ö. L. Barkan, ayn. esr. göst. Yer.
  23. s. Çetintürk, ayn. mk., göst. Yer.; Ö.L. Barkan, ayn. esr., s. 260 vd.; A. Refik, ayn. esr., s. VI
  24. Ö. L. Barkan, ayn. esr., s. 260 vd.; S. Çetintürk, ayn. mak., s. 106 vd.; A. Refik, ayn. esr., s. VI; M. Zeki Pakalın, Tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, İstanbul, 1955, III, 640 vd.
  25. S. Çetintürk, ayn. mak., göst yer.; Ö. L. Barkan, ayn. esr., göst. Yer.; A. Refik ayn. esr., göst. Yer.
  26. M. Tayyib Gökbilgin, ayn. esr., s. 19-50; S. Çetintürk ayn. mak. S. 112-115; İlhan Şahin, ayn. mak., Türk Kültürü, XX, 285-294; Ahmed Refik, ayn. esr., s. 49 vd. 60 vd., 77
  27. Çetintürk, ayn. mak. S. 111 vd.; İlhan Şahin, 1638 Bağdad seferinde zahire nakline memur edilen Yeni-il ve Haleb Türkmenleri T D, İstanbul 1980/1981, XXXIII, 227-236; Ahmed Refik, ayn. esr., tür. Yer.
  28. bk. İ A, mad. TAHTACI
  29. krş. E I, mad. YURUKS
  30. bk. Köylerimiz, Ankara, 1968, s. 587 vd.; F. Sümer, Oğuzlar, s. 172 vd.
  31. bk. Ali Rıza Yalgın, Cenupta Türkmen oymakları, İstanbul, 1931/1932, I, 15 vd.
Avatar

Leave a reply