YOĞ – EMEL ESİN

0
282

Kök-Türk devrinde Türklerin «yoğ» (cenâze) merâsimine Çinliler «Kubbeli otağ altındaki tabut» adım verirdi. Çünki Türk geleneğinde ölen kimsenin cesedi, kubbeli otağ altına konarak, otağın etrâfında at koşdurulurdu. Otağın kapışma gelince matem tutanlar yüzlerini ve kulak­larını bıçaklarlardı. Matem işareti olarak saç da kesilirdi. «Kökuluk» (tütsü) kullanılır, çından ağacı ve «yug yıpar» (tütsülü matem meşalesi) yakılırdı. Kadîm Sir-deryâ göçebelerinde olduğu gibi, Uluğ Kem vâdîsinde Tuva bölgesinde bulunan Kök-Türk atalar tapmaklarında, cesedi yakmak merâsiminin, künbedli otağ şeklinde bir tahta köşk içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kubbeli köşk ile «yug» merâsiminin başka husûslarına, H. 121/738’de ölen «Kür Şûl» (Köl Çor) münâsebetile Tabarî de işâret eder. Kök-Türklerde hükümdar, at üstünde olarak, kendine âid eşyâ ve altın, gümüş, kürk gibi değerli hediyeler ile, yakılırdı. Kırgızlar da cesedleri yakmakda idiler. Daha sonra, ilk bahar veya son baharda, küller gömülür, bir tapmak yapılarak, veya «bengü taş» (ebedî taş) denen bir kaya üzerine, ölenin kendisi ve savaşları tasvîr edilir ve ağıt yazılırdı. Orkun vâdîsindeki Kök-Türk beylerinin tapınakları, Tuva’da bulunan Kök-Türk devri ata tapınakları gibi âbidelerde, bu âdetlerin ka­lıntıları görülür. Kızlasov’a göre bu tapmaklar ve heykeller, yüksek mertebeli kimselere mahsus idi ve diğerlerinin mezarlarına, ölünün tas­viri olarak, bugün Kırgızların «tulı» dediği büyük kuklalar konmakda idi. Taştık mezarlarında da böyle kuklalar çıkdığım Birinci bölümde kaydetmişdik. Kızlasov «tulı» kelimesinin Talas’daki Batı Türk mezarla­rındaki kitâbelerde geçdiğine dikkati çeker. Uzakda ölenlere de «bengütaş» dikildiği kitâbelerden bilinmektedir. Ölenin tasviri etrâfında yakın­ları ve maiyetinin de heykelleri bulunduğunu Köl Tigin âbidesinde görmekdeyiz. Ölenin heykeli veya resmi dışındaki tasvirler, belki kadîm de­virde kurban edilen insanların yerini almakda idi. Mezar sâhibinin ha­yatta iken öldürdüğü insanlar sayısında, mezar etrafına, taşlar veya hey­keller dikildiğini ve bunlara «balbal» dendiğini bilmekdeyiz. Kızlasov, mezar kitâbelerinden, mezar yanındaki heykellerin çoğunun öleni temsil ettiği ve «balbal» ların ancak kesik baş şeklinde tasvîr edildiği neticesi­ne varmışdır.. Fedorov-Davidov ise, mezar heykellerine, diğer bir Türkçe kelime ile «sın», «sın-taş» denmesi gerekdiğini işâret etmekdedir. «Bal­bal» lara mümâsil şekilde, Kök-Türk devri mezarlarında görülen koç heykelleri (lev. X L III/d) ile at ve geyik resimlerinin (lev. X LIII/a) kur­ban merâsimi hâtırası olduğu hakkmdaki düşüncelerimizi kaydettik. Kök-Türklerde de, kadîm Chou’larda olduğu gibi, kurban kesilen koç (ve atların) başları sırıklara çakılır ve mezar etrâfına dikilirdi. Koç heykel­leri ve geyikli taşlar bu kurbanları belki anmakta idi.

Graç’ın araştırmasına göreen basit Kök-Türk devri Türk mezar­ları ise, üstüvânî bir çukur idi. Buraya, cesed, veya «tulı» (ölenin tasvîri olan kumaşdan kukla), ve ölenin atı gömülüyordu. Mezarın üstüne yığılmış taşlardan bir kubbe şekli yapılıyordu (bugün, bu kubbe şeklin­de tümsekli mezarlara «kurgan» denmektedir). Bazı mezarların dört köşesinde, kitâbe taşları, veya «sın» ar dikilmişdi.

EMEL ESİN, İSLÂMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK KÜLTÜR TÂRİHİ VE İSLÂMA GİRİŞ (TÜRK KÜLTÜRÜ EL-KİTAB I, II, CİLD l/b ’ DEN AYRI BASIM, EDEBİYAT FAKÜLTESİ MATBAASI İSTANBUL 1978, S. 104-105

Avatar

Leave a reply