Türkler Hangi Irktandır? – H. Nihal Atsız

0
653

Son zamanlarda bazı gazete ve mecmualarda Türklerin mensup olduğu ırk hakkında bazı yazılar
çıktı. Bunların hülâsası şudur: “Türkler Sarı Moğol ırkından değil, beyaz aryani ırkındandır.” İlim yolu ile söylenmek îstenen ve fakat objektif esaslara isnat etmeyen bu hükümler hakkında düşündüklerimizi bugün bilinen şeyleri söylemek istiyoruz:

1— Bugün insan zümreleri artık renklere göre değil, dillere göre tasnif olunuyor. Eskiden beyaz ırk namı
altında toplanan Aryanîlerle Sâmîlerin birbirinden çok uzak olduğu, keza eskiden sarı ırktan sayılan Türk ve Moğollarla Çinlilerin hiç bir ırkî yakınlığı olmadığı artık bugün herkes tarafından kabul edilmiştir.

2— Eskiden Türkler, sarı ırkın Ural—Altay zümresinden sayılır ve bu zümreye Türkler, Moğollar, Tonguzlar. Finler ve Macarlar sokulurdu. Bugün Fin ve Macarların yakın akrabalığı îsbat olunmuş ve hatta
Fin, Eston, ve Macarlardan mürekkep bir Fin— Ogur zümresi teşekkül etmişse de Türk, Moğol ve
Tonguzların bunlarla akrabalığı ispat olunamamıştır.

3— Diğer taraftan Türklerle Moğolların bir asıldan geldiği kat’î surette isbat olunmuş ve Tonguzların bu
zümreye iltihakı için, muvaffakiyetli mesaiye başlanmıştır. Hat‐ta şimdiye kadar sadece Türk
sayılan Çuvaşların da Türklükle Moğolluk arasında olduğu anlaşılmıştır. Türkler ve Moğollarla Aryanîler
arasında ise şimdiye kadar hiç bir yakınlık gösterilmemiş ve îsbata çalışılmamıştır. Türker’in Aryanî ırkından olduğu hakkındakî yanlış düşüncelerin niçin kabul edilmek istendiğini bilmiyoruz.

Bu telekki bazan o kadar garip şekiller aldı kî, Kürtler hakkında bir seri makale neşreden bir zat, kendisine göre saydığı bir takım delillerden sonra “Kürtlerin de Türkler gibi Aryani ve Türk cinsinden olduğunu” ilân etti.

Bu mes’eleyi yalnız hissî düşüncelerin mahsulü de telakki edemeyiz. Vahşi Moğollarla akraba olmamak
için, Turanlılık inkâr ediliyorsa, Çingenelerin de mensup olduğu Aryani ırkına girmek hislerimizi daha
çok incitmez mi? Moğol, ne kadar medeniyetsiz ve barbar olursa olsun, hiç olmazsa hakiki bir askerin meziyetlerine maliktir.

Halbuki, Türk‐Moğol akrabalığı bugün ilmî bir hakikattir. Bunların tarihleri ve kanları o kadar
birbirine karışmıştır ki, ayrı ayrı tetkik edilmelerine imkân yoktur. Aynı adı taşıyan bir kabilenin yarısı
Türkçe, yarısı Moğolca konuşuyor. Hatta bazan tarihin bîr devresinde Türkçe konuştuğu halde bir zaman
sonra Moğolca konuşan ve yahut her iki dili birden kullanan kabileler görüyoruz. Netekim, Çingiz Han
Moğollaşmış bir Türk’tü. Aksak Temür ise, Türkleşmiş bir Moğol’du.


Tarih tetkîkatı ilerledikçe, Türklerin ve Moğolların barbarlığı hakkındaki telakkilerin çok mübalağalı
olduğu meydana çıkıyor. Bunların yaptıkları fütuhatın da büyük medeni neticeleri olduğu anlaşılıyor.
Türklerin Aryani sayılması neticesinde meydana çıkan telakkilerden biri de Hititlerin Türk olmasıdır. Bunu ileri süren nazariyeciler Türklerin Anadolu da ki eskiliklerini isbat etmek ve bir veraset hakkı bulmak istiyorlar. Şüphesiz hissi cihetten bunu hepimiz isteriz. Fakat ortadaki daki hakikat şudur:

Hititlerin âbideleri okunmuş ve bunların Türk değil, Aryan oldukları anlaşılmıştır. Hititlere intisap için Aryaniliği kabul ise, bizim için çok tehlikeli bir yoldur. Bîr defa ırkımızın antropolojik hususiyeleri hiç de Aryanîlere uymaz. Hatta bizim antropolojik hususiyetlerimizi inkâr ederek Anadolu Türkü’nü eski Yunanlıların bekayası dîye göstermek isteyenlere faydalı bir zemin hazırlamış oluruz. Bugünün ilmî hakikatlerine dayanarak, düşüncelerimizi şöyle hulâsa edebiliriz:


Türkler için yabancı kavimlerin medeniyetine sahip çıkmaya lüzum yoktur. Bizi bizzat kendi yarattığımız
medeniyeti tamamen meydana çıkarabilirsek vazifemizi yapmış oluruz.


Bugün medenî bîr millet olarak yaşamak için, İsa’dan önceki asırlarda bir medeniyet yaratmış olmaya lüzum yoktur. Netekîm, bugünkü Avrupa milletlerinin hiç biri böyle eski bir medeniyete sahîp değillerdi. Garbın medeniyette şarka üstün gelmesi 16’ncı asırda başlamıştır. Eğer bilmediğimiz vesika ve deliller
mevcut da bunlara müstenit yeni ve orjinal bir tez müdafaa edilmek isteniyorsa, şüphesiz bunun da yeri
gazete sütunları değildir. Böyle yazılar gençlerimizin ve henüz Türk tarihi ile yakından ve derinden alâkadar olmayan kardeşlerimizin fikirlerini bulandırır. Mazimize karşı, itimat hislerini azaltır. Mevcut hakikatlere de şüphe ile bakmasına sebep olur.


Bunun için Türk yavrularına gayet açık olarak söylemeliyiz ki: “Senin ataların çorak topraklarda, sert
iklimlerde ve kalabalık milletlerin arasında yaşadığı için, mükemmel asker olmuş ve ömrü tabiatla ve
milletlerle savaşarak geçmiştir. Buna rağmen fırsat bulduğu zaman yüksek medenîyetler kurabilmiştir.
Fakat askerlikte kazandığı yüksekliği henüz medeniyet sahasında göstermeğe vakti olmamıştır.”


Bu halde, bizim anamız olan ırkın adı nedir? Buna Altay veya Turan ırkı diyorlar. Biz bu ana ırktan
türeyen ve sonra onun ayrıldığı şubelerden birini teşkil eden bir koluz. Aryani olmadığımız ise, Şarkî
Türkistan’da bulunan resimler ve elde edilen Türk heykelleri ile de meydana çıkmıştır. Bu resimlerden
mühim bir kısmı Alman âlimleri tarafından neşredilmiştir. Onlarda, Türk, Çinli, İranlı ve Hintli
simaları gayet karakteristik bîr surette birbirinden ayrıdır. Bu mukayese de Aryani olmadığımıza son ve
müsbet bir delil teşkil eder,

H. Nihal Atsız, Atsız Mecmua, Yıl: 1, Sayı: 1, Sahibi ve Müdürü: H. Nihâl, 15 Mayıs 1931, s. 4-5

Leave a reply

Daha Fazla Oku